Başvuru, mahkûmiyet kararında başvurucunun suç işlemeye eğilimli bir kişiliğe sahip olduğundan söz edilmesi, tarafsız mahkemece yargılama yapılmaması, çok kısa aralıklarla belirlenen duruşma tarihlerinde yargılama yapılarak savunma hakkının kullanılamaması, hazırlık soruşturmasının usulüne aykırı gerçekleştirilmesi ve ceza miktarının belirlenmesine ilişkin takdir hakkının kullanılmasında hukuka aykırı davranılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir.
Başvuru; mahkûmiyet kararında başvurucunun suç işlemeye eğilimli bir kişiliğe sahip olduğundan söz edilmesi, tarafsız mahkemece yargılama yapılmaması, çok kısa aralıklarla belirlenen duruşma tarihlerinde yargılama yapılarak savunma hakkınınkullanılamaması, hazırlık soruşturmasının usulüne aykırı gerçekleştirilmesi ve ceza miktarının belirlenmesine ilişkin takdir hakkının kullanılmasında hukuka aykırı davranılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkindir. Başvuru 30/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu olayların geçtiği tarihlerde Sarıkamış ilçesinde serbest avukat olarak çalışmaktadır. Olay günü sabahı başvurucunun başkalarıyla tartışması sonucu kavga etmesinin ardından şikâyetini dile getirmek için Sarıkamış Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) geldiği ve bundan sonra Cumhuriyet savcısına yönelik başvuru konusu olayın gerçekleştiği iddia edilmiştir. Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli sıfatıyla başvurucunun ifadesi alınmıştır. Başvurucu ifadesinde hakkındaki müsnet suçlamalarla ilgili olarak düzenlenen üç ayrı tutanakta belirtilen savcı B.ye yönelik hakaretlerde bulunduğunu kabul etmiş ancak tehdit, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve yaralamaya teşebbüs suçlamalarını reddettiğini bildirmiştir. Başsavcılık 16/6/2009 tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle Sulh Ceza Mahkemesine sevk etmiştir. Sarıkamış Sulh Ceza Mahkemesi, 16/6/2009 tarihindeki sorgusunun ardından başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Başsavcılığın 19/6/2009 tarihli iddianamesi ile başvurucu hakkında hakaret, tehdit, adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve yaralamaya teşebbüs suçlarından kamu davası açılmıştır. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 19/6/2009 tarihli kararıyla soruşturma aşamasında Sarıkamış Asliye Ceza Mahkemesi (Mahkeme) hâkimi H.K.S. tanık olarak dinlendiğinden davaya bakamayacağı gerekçesiyle davaya bakmaya hâkim H.P.Y.nin görevlendirilmesine karar vermiştir. Mahkemenin 19/6/2009 tarihli tensip duruşmasında delillerin toplanıp kamu davasının açılmış olması ve tutuklama kararında tutuklama nedeni olarak gösterilen sebeplerin ortadan kalkmış olduğu gerekçesiyle başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. İddianamenin ve duruşma gününün bizzat tebliğine rağmen başvurucunun katılmadığı Mahkemenin 16/9/2009 tarihli ilk duruşmasında bir kısım tanıklar dinlenmiş ve müştekinin davaya katılma talebi kabul edilmiştir. 14/10/2009 tarihli duruşmada zorla getirme yazısına rağmen hazır edilemeyen başvurucunun başka bir olay nedeniyle kasten yaralama suçundan tutuklanması nedeniyle ceza infaz kurumunda bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucunun katıldığı 18/11/2009 tarihli duruşmada ise tutuklama ve sonrasında tahliye kararını veren hâkim H.P.Y. adliyede yaşanan olayların tanığı olmasını gerekçe göstererek davaya bakmaktan çekinilmesine karar vermiştir. Bu konunun değerlendirilmesi ve uygun görülmesi hâlinde başka bir hâkimin görevlendirilmesi bakımından dosya Kars Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 2/12/2009 tarihli kararıyla davadan çekinme koşullarının gerçekleşmediğini ve davanın taraflarınca da hâkimin tarafsızlığını tehlikeye düşürecek bir ret sebebi ileri sürülerek hâkimin reddi isteminde bulunulmamış olması gerekçeleriyle talebi reddetmiştir. Bu defa 16/12/2009 tarihli duruşmada iddianamenin okunmasından önce başvurucu söz alarak Sarıkamış Adliyesi hâkim ve savcılarının taraflı olabileceklerini ve adil yargılamayı etkileyebileceklerini düşündüğünü belirtmiştir. Tarafsız bir yargılama yapılması amacıyla öncelikle Sarıkamış Adliyesi dışında başka bir mahkemeye davanın naklinin sağlanması talebi hakkında üst mahkemenin yapacağı değerlendirmeden sonra savunma ve delillerini bildirmek istediğini beyan etmiştir. Davanın nakli talebinin değerlendirilmesi ve bu konuda karar verilmek üzere dosya yeniden Kars Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Kars Ağır Ceza Mahkemesinin 11/1/2010 tarihli kararıyla davanın nakli talebinin yasal şartlarının oluşmadığından reddine, başvurucunun talebinin "hâkimin reddi istemi" olarak değerlendirilerek bu doğrultuda gereğinin takdiri için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Davanın nakline ilişkin başvurucunun ileri sürdüğü iddianın hâkimin reddi istemi olarak değerlendirilmesi ve buna göre işlem yapılması yönündeki karar sonrasında mahkeme hâkimi H.P.Y. 25/2/2010 tarihli yazısında hâkimin reddi isteminin kabulüne karar verilmesi gerektiği yönündeki görüşünü belirterek, davaya bakmaya başka bir hâkimin görevlendirilmesi isteğinde bulunmuştur. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 10/3/2010 tarihli kararında, hâkim H.P.Y.nin dava konusu olaylar nedeniyle tanık sıfatıyla dinlenmediğini ve sadece olayları görmüş olmasının da kanunda sayılan hâkimin reddini gerektirir bir neden olarak gösterilemeyeceğini açıklamış, ancak yargılamanın her türlü kuşkudan uzak kalması ve hâkimin bu konuda tereddüt göstermiş olması nedenleriyle hâkimin reddi istemini kabul ederek davaya bakmaya hâkim H.Ö.nün görevlendirilmesine karar vermiştir. Mahkemenin 7/4/2010 tarihli duruşmasına katılmayan başvurucunun savunması alınmak üzere zorla getirilmesine karar verilmiş ve duruşma 8/4/2010 tarihine ertelenmiştir. Belirtilen günde başvurucu, iddianamenin okunmasından önce söz alarak davaya katılan B. ve duruşma hâkimi H.Ö.nün aynı adliyede görev yapıyor olmalarından dolayı aralarında yakınlık olduğunu bu nedenle yargılamanın adil ve tarafsız olamayacağı kuşkusuyladuruşma hâkimini reddettiğini bildirmiştir. Başvurucunun bu konudaki beyanlarını yazılı olarak belirtmek üzere kısa bir süre istemesi nedeniyle duruşma 9/4/2010 tarihine ertelenmiştir. Mahkemece 9/4/2010 tarihli duruşmada başvurucunun reddi hâkim talebi ve bu konudaki dilekçesinde belirttiği hususların hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek sebeplerden olmadığı kanaatiyle "hâkimin reddi isteminin" reddi görüşüyle birlikte ret talebi değerlendirilerek bu hususta bir karar verilmek üzere dosya Kars Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Kars Ağır Ceza Mahkemesi 26/4/2010 tarihli kararında, hâkimin reddi isteminin haklılığının bulunmadığı ve sanığın davayı uzatmaya yönelik haksız bir tutum ve davranış içerisine girdiği kanaati ile reddi hâkim isteminin reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu 11/5/2010 tarihli iddianamenin okunduğu duruşmada müdafi talebinin bulunmadığını ve savunmasını bizzat yapacağını bildirmiştir. Başvurucu usule ilişkin savunmasında, olay tarihinde avukat sıfatıyla adliyede bulunduğunu ve avukatların görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı soruşturmanın Bakanlığın iznine tabi olduğunu, ancak bu usule uyulmadan soruşturma yapıldığını belirtmiştir. Ayrıca savcı F.K.nın tarafsız bir soruşturma yapmadığını ispata yönelik olarak da Bakanlığa yaptığı şikâyetlerden bahsederek "şikâyetinin işleme konulmamasına" ve "işlem yapılmasına yer olmadığına" şeklindeki Bakanlık kararlarının iptali istemiyle Ankara ve İdare Mahkemelerinde açtığı davaların devam ettiğini açıklamıştır. Öncelikle bu davaların söz konusu yargılama için bekletici mesele yapılmasını talep etmişse de Mahkeme ara kararında başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir. Sonrasında başvurucu davanın esasına ilişkin savunmada bulunmuş ve dinlenilmesini istediği tanıklar dinlenilmiştir. Mahkemenin 3/6/2010 tarihli duruşmasında ise başvurucunun başka bir suç nedeniyle tutuklu olduğu dönemde yokluğunda dinlenen ve yeniden dinlenilmesini talep ettiği tanıklar başvurucu huzurunda dinlenilmiştir. Mahkeme 15/6/2010 tarihli kararıyla başvurucunun kamu görevlisi katılan (Cumhuriyet savcısı) B.ye karşı görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçlarından mahkûmiyetine, diğer suçlardan beraatine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:"...Sanığın suça konu eylemini olayın oluşunda bir dahli ve kusuru olmayan görevi başındaki kamu görevlisi olan katılan Cumhuriyet Savcısına karşı, kamuya açık adliye koridorunda vatandaşların da bulunduğu mesai saatleri içerisinde gerçekleştirmesi, sanığın eyleminin rızası dışında sona ermesi, suça konu küfür ve tehditlerin uzun süre devam etmiş olması, eylem nedeniyle kamu gücü ve otoritesini temsil eden Cumhuriyet Savcısı nezdinde kamu otoritesinin sarsılmış olması gibi nedenler gözönünde bulundurularak sanığın eylemleri için öngörülen seçenek cezalardan hapis cezası tercih edilmiş ve alt hadden uzaklaşılmak suretiyle hüküm kurulmuştur.Sanığın yargılamaya konu olayı gerçekleştirdiği günün sabahı, sanık ve tanık beyanlarıyla sabit olduğu üzere başkaları ile tartışarak kavga etmesi, olay esnasında Hükümet Konağının önünde kavga ettiği şahısların akrabası olan [Y.] ile küfürleşmesi ve adliyede []ye parmağını sallamak ve “sen görürsün, seninle uğraşacağım” şeklindeki hakaret ve tehdit anlamı taşıyan eylemlerde bulunması yine sanığın yargılamaya konu olay olduktan sonra Sarıkamış Cumhuriyet Savcılığının 2009/705 soruşturma nolu dosyasından tutuklu olduğu dönemde yokluğunda dinlenen tanıklara soru sorulmasına dair talebinin değerlendirilmesi amacıyla getirtilen mezkur soruşturma dosyasına ilişkin evrakların incelenmesinde; sanığın soruşturmaya konu olayda silahla nitelikli yaralama suçundan dolayı tutuklanmış olması gözönünde bulundurularak sanığın suç işlemeye meyilli bir kişiliğe sahip olduğu kanaatine varılmıştır.Sanığın hukukla ilgili avukatlık mesleğini yapıyor olması nedeniyle görevi başındaki Cumhuriyet Savcısına karşı işlenecek suçların yaptırımını en iyi bilebilecek kişilerden olması, katılana karşı yapmış olduğu tehdit ve kendince de ikrar edilen hakaret niteliğindeki sinkaflı sözlerin ağırlığı, eylemini sürdürmekteki ısrarı, eylemine rızası dışında başkaları tarafından son verdirilmesi ve suç işleme kastındaki kararlılığı, suça meyilli kişiliği gözönünde bulundurularak sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememizde bir kanaat oluşmamış, duruşmadaki pişmanlık beyanı samimi ve inandırıcı bulunmayarak sanığa verilen hapis cezasının ertelenmesine ve ceza hükmünün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin karar vermek gerekmiştir....Sanık yargılama aşamasında avukat olarak görev yaptığını, olay günü mahkemelerdeki duruşmalara avukat olarak katılmak için adliyeye geldiğini, olayın görevi başındayken gerçekleştiğini bu nedenle yargılanmasının Adalet Bakanlığının iznine tabi olduğunu savunmuş ise de olay sabahı sanığın çarşı içerisinde iki kişiyle tartıştığı bu nedenle nöbetçi Cumhuriyet Savcısı olan katılan tarafından tartışmanın diğer tarafları ile birlikte ifadesinin alınması için adliyeye çağrıldığı, adliye önünde sanığın daha önce tartıştığı kişilerin oğlu olan şahısla tartıştığı hatta karşılıklı küfürler ve tehditler edildiği, bunun üzerine sanığın şikayetini dile getirmek için katılan Savcısına başvurduğu ve yargılamaya konu olan olayın bundan sonra ceryan ettiği tüm dosya kapsamının değerlendirilmesi ile sabittir. Bu haliyle de sanığın yargılamaya konu olaylar esnasında bir avukat olarak değil bir yakınan olarak bulunduğu ve göreviyle hiçbir ilgisinin bulunmadığı anlaşılmakla savunmasına itibar edilmemiş ve herhangi bir izne gerek olmaksızın doğrudan soruşturulmuş ve yargılaması yapılmıştır.Sanık yargılama aşamasında iddianameyi hazırlayan Cumhuriyet Savcısı [F.K.] ve eşi olan Hakim [N.K.] hakkında suç duyurusunda bulunduğunu ancak Adalet Bakanlığının soruşturma izni vermediğini, iddianameyi hazırlayan Savcısı ve Hakim olan eşi ile aralarında husumet olduğu bu nedenle soruşturmanın tarafsızlıkla yapılmadığı iddiasında bulunmuş ise de ceza yargılamasında Cumhuriyet Savcılığı makamının tarafsız olmak gibi bir yükümlülüğünün olmadığı yine ceza yargılamasında Cumhuriyet Savcısının reddi hususunda bir müessesenin olmadığı, kaldı ki bahsi geçen Cumhuriyet Savcısı ve Hakim aleyhine yapılan şikayetin de Adalet Bakanlığınca işleme konulmadığı da göz önünde bulundurularak bu itirazına itibar edilmemiştir..." Başvurucu ve katılanın temyiz istemi üzerine anılan karar Yargıtay Ceza Dairesinin 19/9/2013 tarihli kararı ile onanmıştır. Nihai karar başvurucuya 29/5/2014 tarihinde tebliğ edilmiş olup 30/5/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. Diğer taraftan UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden bireysel başvuru konusu olan karar sonrasında başvurucunun; soruşturma savcısı F.K. hakkında başka bir olay nedeniyle Bakanlığa yaptığı şikâyetin işleme konulmamasına karar verilmesi üzerine Ankara İdare Mahkemesinde açtığı davanın 22/12/2010 tarihinde reddedilerek kesinleştiği, ayrıca başvuru konusu soruşturmaya ilişkin şikâyeti nedeniyle Bakanlığın işlem yapılmasına yer olmadığı yönündeki kararı üzerine Ankara İdare Mahkemesinde açtığı davanın da 3/11/2010 tarihinde reddine karar verildiği ve temyiz üzerine Danıştay Beşinci Dairesinin 27/3/2014 tarihli kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Yetkili hâkim veya mahkeme, hukukî veya fiilî sebeplerle görevini yerine getiremeyecek hâlde bulunursa; yüksek görevli mahkeme, davanın başka yerde bulunan aynı derecede bir mahkemeye nakline karar verir.(2) Kovuşturmanın görevli ve yetkili olan mahkemenin bulunduğu yerde yapılması kamu güvenliği için tehlikeli olursa, davanın naklini Adalet Bakanı Yargıtaydan ister." 5271 sayılı Kanun’un maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Hâkimin davaya bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir. (2) Cumhuriyet savcısı; şüpheli, sanık veya bunların müdafii; katılan veya vekili, hâkimin reddi isteminde bulunabilirler." 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:"(Değişik: 23/1/2008-5728/331 md.) Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır..."