1. Hukuk Dairesi 2011/41 E. , 2011/2227 K. "" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine vekili, davalı adına kayıtlı olan... Köyü 2055 parsel ile, Hazine adına kayıtlı ... Köyü 774 parsel sayılı taşınmazların zeminde aynı yer olduğunu, mükerrer tapu kaydı oluştuğunu, Hazine adına kayıtlı taşınmazın kadastrosunun daha eski tarihli olup, davalı adına sonradan oluşan kaydın hükümsüz bulunduğunu ileri sürer…
**1. Hukuk Dairesi 2011/41 E. , 2011/2227 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen davada; Davacı Hazine vekili, davalı adına kayıtlı olan... Köyü 2055 parsel ile, Hazine adına kayıtlı ... Köyü 774 parsel sayılı taşınmazların zeminde aynı yer olduğunu, mükerrer tapu kaydı oluştuğunu, Hazine adına kayıtlı taşınmazın kadastrosunun daha eski tarihli olup, davalı adına sonradan oluşan kaydın hükümsüz bulunduğunu ileri sürerek, mükerrer... Köyü 2055 parsel tapusunun iptali ile Hazine adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazı ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan satış ile iyiniyetli olarak edindiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ikinci kadastronun hükümsüz olduğu ve iyiniyetin de korunamayacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi ...’in raporu okundu. Düşüncesi alındı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp, düşünüldü. -KARAR- Dava, mükerrer kadastro sebebiyle çekişme konusu 2055 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının 4721 Sayılı T.M.K.'nun 999.maddesi ve 3402 Sayılı Yasanın 22.maddesi hükmü uyarınca kütükten terkini isteğine ilişkin olup, mahkemece yapılan araştırma ve uygulama neticesinde, gerçekten de 2055 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin 1960 tarihinde yapıldığı ve mükerrer kadastro olduğu saptanark Kadastro Yasasının 22.maddesi hükmü gözetilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Ancak, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). ... Medeni Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız el atmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Bilindiği ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne varki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır.