Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesine dayanılarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 26/8/2019 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde, yargılama sürecindeki dava dosyalarında ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden elde edilen bilgi ve belgelerde yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1979 doğumlu olan başvurucu, Diyarbakır Yenişehir Belediye Başkanlığı (Belediye) bünyesinde çeşitli alt işveren şirketler (şirket) nezdinde işçi olarak çalışmakta iken 31/12/2016 tarihinde başvurucunun iş akdi feshedilmiştir. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle Belediye ile şirket aleyhine 30/1/2017 tarihinde dava açmıştır. Diyarbakır İş Mahkemesine (Mahkeme) sunduğu dava dilekçesinde başvurucu, iş akdinin feshine gerekçe olarak Belediye ile şirket arasındaki ihalenin bitmesinin gösterildiğini, buna mukabil kendisinin esasen Belediyenin çalışanı olduğu gözetildiğinde fesih işleminin haksız olduğunu ileri sürmüştür. Davalı Belediye cevap dilekçesinde; usule ilişkin olarak husumet itirazında bulunduğunu, esasa ilişkin olarak ise darbe girişiminden sonra ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında kamu çalışanları ve hizmet alım personeline yönelik, güvenlik nedeniyle birtakım tedbirler alındığını, bu kapsamda millî güvenliğe karşı tehdit oluşturduğu tespit edilen örgütlerle irtibatı olan personele yönelik ilişik kesme yoluna gidildiğini ve tekrar sözleşme imzalanmadığını belirtmiştir. Mahkeme, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık), İl Emniyet Müdürlüğüne (Emniyet), Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine müzekkere yazarak başvurucu hakkında bilgi/belge toplama yoluna gitmiştir. Bu kapsamda Başsavcılıktan gelen müzekkere cevabında; Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde başvurucu hakkında kamu davası açıldığı, davanın Mahkemenin 2012/493 esasına kaydedildiği, başvurucu yönünden 18/3/2011 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği belirtilmiş ve ilgili karar gönderilmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinden gelen cevabi yazıda ise 2012/675 Esas sayısı üzerinden yürütülen yargılamaya ilişkin kararlar gönderilmiştir. Başvurucu hakkında 18/3/2011 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığı kararının ilgili kısmı şu şekildedir:"Adana (CMK.Mad.ile Yet) Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından PKK terör örgütü mensuplarının tespitine yönelik yapılan soruşturma kapsamında Şiyar kod [A.K.]nın ... numaralı telefonunun adli dinlemesi sırasında 2006 tarihinde düzenlenen iletişimin tespiti tutanağında Şiyar Kodun ... sayılı telefon hattı ile yaptığı görüşmede karşı tarafta bulunan şahıstan telefon kontörü talep ettiği, o şahsın da bu talebi yerine getireceğini belirttiği,... sayılı hattın şüphelilerden Abdulaziz ALKAN adına kayıtlı olduğu, şüpheli Abdulaziz ALKAN'ın alınan beyanında söz konusu hattı diğer şüpheli H.Ü.nün kullandığını belirttiği, şüpheli H.Ü.nün alınan beyanında şüpheli Abdulaziz ALKAN'ı doğrulayarak söz konusu hattı kendisinin kullandığını belirttiği, böylece şüpheli Abdulaziz ALKAN'ın atılı suçu işlemediği anlaşıldığından;Şüpheli hakkında atılı suç nedeniyle kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA..." Mahkeme 5/2/2019 tarihli kararı ile davanın reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Diyarbakır CBS ye yazılan müzekkere verilen cevabi yazı ile davacının hakkında Diyarbakır Ağır Ceza mahkemesine kamu davası açıldığı mahkemenin 2012/493 esas sayısını aldığı ve şahıs hakkında 18/03/2011 tarihli ek takipsizlik kararı verildiği yönünde cevap verildiği görüldü. Diyarbakır Ağır ceza mahkemesinin 2012/675 esas sayılı ve 2012/420 karar sayılı dava dosyasında terör örgütü propagandası yapmak suçundan yargılandığı ve kovuşturmanın ertelenmesine karar verildiği görüldü. İl emniyet müdürlüğüne yazılan müzekkereye 09/05/2018 tarihli cevabi yazı ile davacının PKK terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmekten, işlem gördüğü Diyarbakır CBS 2011/323 soruşturma no 2011/25 karar sayı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına şeklinde cevap verildiği görülmüştür. Diyarbakır yenişehir belediyesi kültür ve sosyal işler müdürlüğünün 19/01/2018 tarihli dilekçesi ile dava konusu işin belirli süreli iş sözleşmesi olduğu işle başlama tarihi 01/01/2016 olduğu ve iş sözleşmesinin sona ereceği tarih olan 31/12/2016 olduğu görülmüştür.Yargıtay Hukuk dairesinin 2018/769 esas ve 2018/5990 sayı 07/03/2018 tarihli onama kararı ile Yargıtay Hukuk Dairesinin 2017/19203 esas ve 2017/5147 sayı 28/03/2017 tarihli kararında Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan KHK'ler dikkate alınarak yasal yetki nedeni ile iş akdinin fesh edilmesi halinde 4857 sayılı iş kanunu 18 ve devamı maddeleri uyarınca geçersizlik koşullarının aranmayacağı yönündeki benzer onama kararları da incelenmiştir.22/11/2016 tarihinde 29896 sayılı Resmi Gazete de yayımlanan 667 Sayılı Olağanüstü Hal kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye dayanılarak davacının sözleşmesinin fesh edilerek işlerine son verilmesine karar verilmiş olduğu anlaşılmış olduğundan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir." Başvurucu, karara karşı istinaf talebinde bulunmuş; derece mahkemesi tarafından yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını, kararın usul ve esas açısından kanuna aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi 27/6/2019 tarihli kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şu şekildedir:"Bu kapsamda yapılan araştırma neticesinde ise davacı hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/323 E - 2011/25 sayılı, yasadışı PKK terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek isnadından dolayı ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı bulunduğu, başkaca bir soruşturma ve kovuşturmanın bulunmadığının bildirildiği anlaşılmıştır.Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/323 E - 2011/25 sayılı, yasadışı PKK terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmek isnadından dolayı ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararının incelenmesinde, PKK terör örgütü mensuplarının tespitine yönelik yapılan soruşturma kapsamında, başkaca bir telefonun adli dinlenmesi sırasında, davacı adına kayıtlı hat ile kurulan iletişimde davacı adına kayıtlı hatta bulunan şahıstan Şiyar kod [A.K.]nın telefon kontörü talep ettiği ve o şahsında bu talebi yerine getireceğini belirttiği anlaşılmakla her ne kadar adını kayıtlı hattın davacı dışında başkaca bir kişi tarafından kullanıldığı yönündeki beyanlar üzerine soruşturma boyutuyla davacı hakkında ek kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararı verilmiş ise de somut içerik itibariyle davacı yönünden şüphe içerdiği ve bunun ileride açılması muhtemel alacak davasında haklılığı ayrıca değerlendirilmek üzere davalı işveren yönünden geçerli neden oluşturduğu, kararda bir isabetsizlik bulunmadığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanaat ve sonucuna varılarak yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun 6100 sayılı H.K.'nın 353/1-b(1) maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir." Nihai karar 25/7/2019 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/8/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili Mevzuat İlgili mevzuat için bkz. Berrin Baran Eker [GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-B. Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/10/2007 tarihli ve E.2007/16878, K.2007/30923 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davalı işveren, davacının geçmişten gelen sabıkası ve özellikle yasadışı örgütle bağlantısı nedeni ile güvenlik önlemi olarak iş sözleşmesini feshetmiştir. Bu fesih Alman Hukukunda ve Alman Federal Mahkemelerinde şüphe feshi olarak adlandırılmaktadır. Böyle bir fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir. Davacının geçmişte yasadışı örgüt üyesi olması, davacının görev yaptığı bölgede terör olaylarının artması ve demiryolu ulaşımının da hedefte bulunması, davalı işveren açısından iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güvenin sarsıldığı, elverişli objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin bulunduğu anlamına gelmektedir. Davacının iş sözleşmesinin feshinin geçerli nedenle yapıldığı kabul edilmelidir. Davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulü hatalıdır." Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/11/2018 tarihli ve E.2015/22-2715, K.2018/1720 sayılı kararı şöyledir:"... şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphe mevcut olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerektiğinden, somut uyuşmazlıkta davacının sabit olan, doğruluk ve bağlılığa uymayan nitelikteki eyleminin şüphe feshi teşkil etmediği de açıktır..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 26/11/2018 tarihli ve E.2018/11097, K.2018/25472 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Taraf iradesine öncelik verilmesi sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir...Yani, yargılamada esas olan, dava malzemelerinin taraflarca toplanması ve mahkemeye sunulması olarak tanımlayabileceğimiz 'taraflarca hazırlama (getirilme) ilkesi' dir. Bu ilkenin geçerli olduğu davalarda, dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiş olup; hakim, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. Diğer yandan, kamu düzenini ilgilendiren davalarda, irade serbestisinin ve taraf iradesine tanınan üstünlüğün bir sonucu olan 'taraflarca hazırlama ilkesi' yerine, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin uygulanması esastır. Kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda; hâkim, davanın ispatı için gereken bütün delillere kendiliğinden başvurur; taraflar da yargılama bitinceye kadar delil gösterebilirler. Bu davalarda bir bakıma, dava ile ilgili olguların hazırlanmasında, tarafların yanında, hakimin de görevli olması söz konusudur.Bu açıklamalar karşısında kamu ya da özel hukuk tüzel kişiliği de olsa işçinin terör örgütleri ile irtibatının bulunması halinde bu durumun hem kamu güvenliğini hem de özel güvenliği tehdit edeceği açıktır. Bu nedenle davalı tarafın cevap dilekçesi ile davacının iş akdinin .../... bağlantısı bulunduğuna dair kuvvetli şüphe duyulması sebebi ile feshedildiğini belirttiği görülmekle; eldeki davada taraflarca hazırlama ilkesi yerine istisnai nitelikteki kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanması gerekmektedir." Yargıtay Hukuk Dairesinin 24/4/2018 tarihli ve E.2018/3002, K.2018/9593 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Davacının iş akdi, hakkında .... Savcılığı tarafından bylock kullanıcısı olduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış olması, hakkında yurt dışı çıkış yasağı ve adli kontrol kararı verilmesi akabinde, davalı işyerinin faaliyet alanı bakımından stratejik önem taşıyan durumu gözetilerek çalıştırılmasında sakınca bulunduğu gerekçesiyle İş K. 25/II e-h-ı maddeleri gereğince haklı neden iddiasıyla feshedilmiştir. İlk Derece Mahkemesi ise feshin şüphe feshi olduğu ve davalının özel durumu gözetilerek geçerli nedene dayalı olduğu kabulüyle davanın reddine karar verilmiş olup, davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi taralından da aynı gerekçelerle esastan reddetmiştir....Davacının hakkında derdest bulunan ceza yargılamasında, 'mor beyin' uygulaması kapsamında davacı ...'ın kullandığı telefona ait gsm hattının iradesi dışında bylock IP'lerine yönlendirilmiş olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği gerekçesiyle beraat kararı verildiği, isnat edildiği üzere terör örgütü ile bağlantısı bulunduğunu gösterir aleyhine başkaca somut bir delil de olmadığı anlaşılmakla, 4857 sayılı Kanun'un maddesinin fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4//2019 tarihli ve E.2019/1352, K.2019/7992 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut uyuşmazlıkta davalı işveren tarafından yapılan fesih bildiriminde, fesih nedeni olarak davalı işverene ait fabrikada 04/02/2015 tarihi ve öncesinde davacı ile bir kısım çalışanların işyerinde üretilen rakıları çaldıkları ve çalışan işçilerden ...'in hırsızlık suçuna yardım ettikleri iddiasının feshe gerekçe gösterildiği ve davacının iş akdinin davalı şirkette çalışırken 17/03/2015 tarihinde ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzeri nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2015/257 esas 2015/777 karar sayılı dosyası kapsamına göre davacının hırsızlık olayından mahkum olan ... ile aynı fabrikada çalışıp, işyerinde servis bulunmaması nedeniyle aynı kişinin aracı ile muhtelif zamanlarda iş yerinden ayrıldığı, davacının sırf bu kişinin aracına binmesinin ve araçtaki alkol kokusunu farketmemesinin feshe dayanak yapılamayacağı, rakı dinlenme bölümünde çalışan davacının aynı araçta bulunan ve hırsızlığa konu olan rakının ... tarafından araçta taşındığına ilişkin bilgi sahibi olamayacağı, işverenin davacının bu hırsızlık olayından haberdar olduğu yönündeki şüphesinin makul ve objektif bir şüphe olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken aksi gerekçeler ile reddine karar verilmesi hatalıdır." Yargıtay Hukuk Dairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2012/32147, K.2013/12471 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Somut olayda bir şüphe feshi söz konusudur. Bu tür fesihte, işverenin işçisine karşı duyduğu şüphe, aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açmaktadır. İşverenden katlanması beklenemeyecek bir şüpheden dolayı, işçinin iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğu ortadan kalktığından, güven ilişkisinin sarsılmasına yol açan şüphe, işçinin kişiliğinde bulunan bir sebeptir. Ciddi, önemli ve somut olayların haklı kıldığı şüphe, güven potansiyeline sahip olmaksızın ifa edilemeyecek iş için işçinin uygunluğunu ortadan kaldırdığından, şüphe feshi, işçinin yeterliliğine ilişkin fesih türü olarak gündeme gelecektir.Davalı işyerinde fesih bildirgesinde anılan olayın davacı tarafından gerçekleştirildiği ceza yargılaması sonucunda da ispatlanmamış, davacı hakkında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Ancak davacının kendi kredi kartının sorgulanması ile bilgisi olmaksızın kredi kartından alışveriş yapılan müşterinin kredi kartının sorgulanmasının zamanlama yönünden iç içe geçmesi ve sorgulamanın yapıldığı terminalin aynı olması dikkate alındığında, bu hususun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni ortadan kaldırmaya elverişli bir şüphe olup, davacı ile işveren arasındaki güven ilişkisinin sarsıldığı kabul edilmelidir. Bu durumda davalı işverenin artık işçiyi çalıştırması mümkün değildir. Bu sebeple iş sözleşmesinin feshi haklı sebebe dayanmasa da, feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. İşverence yapılan fesih geçerli nedene dayandığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olmuştur."