11. Hukuk Dairesi 2011/9091 E. , 2011/14618 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/02/2009 gün ve 2007/875-2009/48 sayılı kararı bozan Daire’nin 08.02.2011 gün ve 2009/7298 - 2011/1323 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya
**11. Hukuk Dairesi 2011/9091 E. , 2011/14618 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24/02/2009 gün ve 2007/875-2009/48 sayılı kararı bozan Daire’nin 08.02.2011 gün ve 2009/7298 - 2011/1323 sayılı kararı aleyhinde davalı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Davacılar vekili, müvekkili ...’in dava dışı Göksel Denizcilik ve Ticaret A.Ş.’deki hisselerini devretmesi nedeniyle, bu hisse devrinden önceki döneme ait bilinmeyen bir şirket borcunun ortaya çıkması halinde alıcıların hisse devir bedeline ilaveten fazladan yapacakları ödemeden kaynaklanabilecek zararlarının teminatı olmak üzere bir senet düzenlenmesine karar verildiğini, müvekkili şirket tarafından teminat olarak kullanılmak ve bu hususun hisse devir sözleşmesine yazılması koşuluyla lehtarı davacı ..., kefili diğer davacı ... olan teminat senedinin düzenlendiğini, bu ilişkiyi açıklayan bir de sözleşme imzalandığını, davalı şirketin bu senede dayanarak müvekkilleri aleyhine icra takibi yaptığını, davalı şirket yetkilileri hakkında bedelsiz senedi takibe koymak suçundan yaptıkları suç duyurusuna ilişkin soruşturma dosyasında, şirket yetkililerinin Göksel Denizcilik aleyhine yapılan takip dolayısıyla zararlarının meydana geldiğini, bu nedenle senedi takibe koyduklarını beyan ettiklerini, ancak bu dosyanın İİK’nun 78. maddesi gereğince işlemden kaldırıldığını, teminat için verilen senedin takip konusu yapılamayacağını ileri sürerek borçlu olmadıklarının tespitine, teminat senedi ile buna dayalı takiplerin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davaya konu edilen senede dayalı olarak yapılan icra takibinin kesinleştiğini, davacı ...’e ait taşınmaz üzerine haciz konulduğunu, bu taşınmazlar üzerindeki tasarrufların iptali için açılan davada, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2005/762 Esas, 2006/553 Karar sayılı ilamı ile tasarrufların iptaline karar verildiğini, bu kararın davacı şirket ve Çiğdem yönünden kesin hüküm teşkil ettiğini, 01.12.2000 tarihli pay devir sözleşmesinin 10. maddesinin dava konusu senedin dayanağı olduğunu, söz konusu senedin kambiyo senedi vasfında olduğunun İstanbul 3. icra Mahkemesi’nce hüküm altına alındığını, davanın kötü niyetli olarak açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacılar vekilinin temyiz istemi üzerine Dairemizce bozulmuştur. Bu kez davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Dava, dava dışı Göksel Denizcilik AŞ.’ndeki hisselerin devrine dair 01.12.2000 tarihli sözleşmenin 10. maddesi uyarınca, satıcıların anılan sözleşmedeki taahhütlerinin teminatını oluşturmak üzere davalıya verilen ve davacı şirket tarafından davacı ... lehine keşide edilip, diğer davacı ...’in kefil sıfatıyla imzaladığı, 01.12.2000 keşide tarihli, 29.01.2001 vadeli ve (250.000) TL. bedelli bonoya dayalı olarak, davalı şirketçe davacılar aleyhine girişilen 23.07.2003 tarihli icra takibi dolayısıyla borçlu bulunulmadığının tespiti istemine ilişkindir. Dava konusu bononun davacılarca 01.12.2000 tarihli hisse devir sözleşmesinin teminatını oluşturmak üzere düzenlenip davalıya verildiği dosyaya sunulan belgelerden anlaşılmaktadır. Nitekim davacılar vekilince de bononun bu teminat vasfı nedeniyle icra takibine konu edilemeyeceği iddia edilmiş, davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde ise senedin paraya çevirme koşullarının oluştuğu savunmasında bulunulmuştur. Dolayısıyla işbu davada dava konusu teminat senedinin paraya çevirme koşullarının bulunup bulunmadığı, diğer bir deyişle teminat riskinin oluşup oluşmadığı incelenip değerlendirilmelidir. Burada öncelikle Dairemiz bozma ilamında da açıklandığı üzere, hisse devir sözleşmesinde yer alan taşınmazların üzerinde tesis edilecek ipoteğin de teminat amaçlı olduğu ve bu ipoteğin tesis edilmemiş bulunmasının zarar olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmelidir. Mahkeme kararında belirtilen diğer nedenler de teminat riskinin gerçekleştiği anlamına gelmez ve dava konusu senedi borç senedine dönüştürmez. Ancak davalı vekilince sunulan cevap dilekçesinde, diğer nedenlerin yanında, zararlarının hisseleri devralınan Göksel Denizcilik AŞ.’nce 27.11.2000 tarihinde noterde düzenlenen ve hisse devir sözleşmesinin imzası sırasında kendilerinden gizlenen tahliye taahhütnamesinden kaynaklandığı, hatta bu konuda İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2004/867 E. sayılı dosyasında ayrı bir tazminat davası açtıkları bildirilmiştir. Anılan davada ise davacılar Netel A.Ş. ve Loytaş A.Ş. tarafından, kendilerinden gizlenen bu tahliye taahhütnamesi nedeniyle, gerçekte Göksel Denizcilik AŞ.’nin içinin boşaltılarak kendilerine satıldığı, zira anılan taahhütnamenin konusu olan otelin Loytaş A.Ş.’nce yapıldığı ve Türk Hava Kurumu’nca 16.05.1985 tarihli sözleşme ile 22 yıl süreyle Göksel Denizcilik AŞ.’ne kiraya verildiği, otelin Göksel Denizcilik AŞ.’nin tek malvarlığı olup fiilen kiracısının Loytaş A.Ş., işleteninin de Merit Otel A.Ş. olduğu, Türk Hava Kurumu’nca kira süresinin 16.05.2020 tarihine kadar uzatıldığı, ancak tahliye taahhütnamesi nedeniyle oteli kira sözleşmesinin sona ermesinden önce, 06.09.2004 tarihinde tahliye etmek zorunda kaldıkları bildirilerek, bu nedenle uğradıkları zararın tazmini istenmiştir. Gerçekten de davacı ... ve arkadaşları tarafından, Göksel Denizcilik AŞ.’nin toplam (8.000.000.000) TL. nominal bedelli hissesinden (6.595.130.000) TL. tutarındaki kısmının, 01.12.2000 tarihli sözleşme ile davalı Netel Otelcilik A.Ş. ile üçüncü kişilere devredildiği, anılan sözleşmenin 10. maddesinde, satıcıların işbu sözleşmedeki beyan ve taahhütlerine herhangi bir aykırılığın veya işbu pay devrinden dolayı alıcıların herhangi bir zararının ortaya çıkması veya ileride şirketin bir borç veya yükümlülüğünün doğması halinde, alıcıların bu nedenle uğrayacağı her türlü zararı derhal ödemeyi kabul ve taahhüt ettiklerinin ve satıcıların bu taahhütlerinin teminatını oluşturmak üzere anılan bononun verileceğinin belirtildiği ve sözleşmeye uygun olarak dava konusu bononun davacılarca düzenlenerek davalı şirkete verildiği anlaşılmaktadır. Ancak bu sözleşmenin imzalanmasından birkaç gün önce, 27.11.2000 tarihinde, noterden düzenlenen tahliye taahhütnamesi ile devre konu Göksel A.Ş.’ni temsil eden ve aynı zamanda 01.12.2000 tarihli sözleşme ile hissesini devreden ortaklardan birisi olan Çetin Saraç tarafından, dava konusu otelin 16.05.2003 tarihinde herhangi bir şart ileri sürülmeden tahliye edileceği taahhüt edilmiş, Türk Hava Kurumu tarafından da bu taahhütnameye dayanılarak, Ankara 7. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde açılan dava sonucunda 06.09.2004 tarihinde otelin tahliyesi sağlanmıştır. Bu durumda Çetin Saraç tarafından imzalanan tahliye taahhütnamesinden, aralarında davacı ...’in de bulunduğu hissesini devreden diğer ortakların haberdar olmadıkları söylenemez. Hisseleri devredilen Göksel Denizcilik AŞ.’nin kira süresinin sona ermesinden önce kiracısı bulunduğu oteli tahliye etmesine neden olan bu taahhütnamenin devredenlerce imzalanmasının ise, hisse devir sözleşmesinin 10. maddesinde belirtilen, “satıcıların işbu sözleşmedeki beyan ve taahhütlerine herhangi bir aykırılığın veya işbu pay devrinden dolayı alıcıların herhangi bir zararının ortaya çıkması veya ileride şirketin bir borç veya yükümlülüğünün doğması” anlamına geleceği, dolayısıyla davalı devralan şirketin bu otelin tahliyesi nedeniyle bir zarara uğraması halinde, dava konusu bononun bu zararın miktarı kadar teminat senedi olma vasfının sona erip, borç senedi niteliğine dönüşeceği ve tahsil edilebilir hale geleceği açıktır. Bu durum karşısında mahkemece, davalı devralan şirketin dava konusu otelin tahliyesi dolayısıyla bir zarara uğrayıp uğramadığının, uğramışsa miktarının ne olduğunun incelenmesi, yine bu konuda görülmekte olan İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2004/867 E. sayılı dava dosyası da getirtilerek, anılan davanın sonucunun beklenmesinin veya işbu davanın anılan dava ile birleştirilmesinin gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından, kararın bu nedenle bozulması gerekmektedir. Ancak Dairemiz bozma ilamında anılan şirketin tek malvarlığı olduğu savunulan otelin tahliyesi devir tarihinden önce gerçekleşmediğinden, bu olaydan kaynaklanan zararın da teminat kapsamında olduğunun kabul edilemeyeceğinin ve dava konusu senedin paraya çevrilmesini gerektirir teminat altına alınmış somut bir zararın varlığının ispat edilemediği gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğinin belirtilmesi de doğru olmadığından, Dairemizin 08.02.2011 tarih ve 2009/7298 E.-2011/1323 K. sayılı kararının kaldırılarak, mahkeme kararının yukarda açıklanan gerekçelerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin kabulü ile Dairemizin 08.02.2011 gün ve 2009/7298 E.-2011/1323 K. sayılı bozma kararının kaldırılarak mahkeme kararının yukarda açıklanan gerekçelerle BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin temyiz ilam ve karar düzeltme harçlarının isteği halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 28.10.2011 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava konusu bono hisse devir tarihinden önce herhangi bir borç veya yükümlülüğün çıkması halinde teminat teşkil etmek üzere verilmiştir. Tarafların amacı geçmişte doğan bir borç veya yükümlülük nedeniyle şirketin ödeme yapması halinde bunun karşılanmasıdır. Oysa tahliye taahhüdü nedeniyle şirketin bir ödeme yapması söz konusu olmadığı gibi tahliye taahhüdü nedeniyle şirketin zarara uğraması bir başka davaya konu olabilir ve şirket zararının buna neden olan yöneticilerden tahsili yoluna gidebilir. Oysa davacılar arasında yönetici olmayan ortaklar da bulunmakta olup, onların tahliye taahhüdünü bildiği bir varsayımdan ibaret olduğu gibi yönetici olmayan hisse devreden ortakların devirden çok sonra gerçekleşmesi dahi belli olmayan bir zarardan sorumlu olmaları mümkün değildir. Kaldı ki tahliye taahhüdünün mutlak olarak zarara uğratacağı da bir varsayımdan ibaret olacaktır. Açıklanan bu nedenler ve temyiz bozma ilamında yazılı nedenlerle davalı vekilinin karar düzeltme talebinin reddi gerektiğinden sayın çoğunluk kararına karşıyız.