(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/8084 E. , 2013/12320 K. MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı alacaklı vekili, Antalya 10. İcra Müdürlüğü’nün 2010/17931 sayılı Takip dosyasında yapılan 05.11.2010 günlü haci…
**(Kapatılan)17. Hukuk Dairesi 2012/8084 E. , 2013/12320 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki istihkak davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın açılmamış sayılmasına dair verilen hükmün süresi içinde davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Davacı alacaklı vekili, Antalya 10. İcra Müdürlüğü’nün 2010/17931 sayılı Takip dosyasında yapılan 05.11.2010 günlü haciz sırasında davalı 3.kişi lehine istihkak iddiasında bulunulduğunu belirterek 3.kişinin istihkak iddiasının reddi ile davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Mahkemece: “dava dosyasının 29.03.2011’de takipsiz bırakılmasından sonra dosyanı işlemden kaldırıldığı, davanın üç aylık yasal süresi içinde yenilendiği, ancak davacı tarafın 07.02.2012 tarihli duruşmaya mazeret bildirmeksizin katılmadığı, HMK’nun 150/5. maddesi uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dava, üçüncü kişinin İİK’nun 96. vd. maddeleri uyarınca açtığı “istihkak” davası niteliğindedir. Dava, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin yürürlükte olduğu dönemde 12.11.2010 tarihinde açılmış, ilk kez 29.03.2011’de müracaata kalmış, üç aylık yasal süresi içinde yenilenmiş, bundan sonra 07.02.2012 tarihli oturuma da davacı tarafın geçerli bir mazeret bildirmeden katılmadığı, görülmüş,bBunun üzerine 6100 sayılı HMK’nun 150/5 maddesi uygulanarak davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. 2012/8084 2013/12320 1086 sayılı HMK’nun 409/1, 3, 5, 6. maddesinde: “Oturuma çağrılmış olan tarafların hiçbiri gelmediği veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dava yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir… Yukarıdaki fıkralar hükmü gereğince dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurması üzerine yenilenebilir… İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar açılmamış sayılır ve mahkemece bu hususta kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır. Birinci ve ikinci fıkralar gereğince işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava, ilk yenilemeden sonra bir defadan fazla takipsiz bırakılamaz. Aksi halde beşinci fıkra hükmü uygulanır.“ düzenlemesi yer almaktadır. Anılan madde kapsamında ilk defa işlemden kaldırılmasına karar verilmiş ve sonradan yenilenmiş olan dava (bu) ilk yenilemeden sonra birden fazla takipsiz bırakılamaz. Bir diğer anlatımla 1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde bir dava en fazla iki kez takipsiz bırakılabilir. 6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesinde ise: “…(4) Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. “ düzenlemesi yer almaktadır. Böylece yeni HMK ile basit yargılama usulüne tabi davalarda davanın müracaata bırakılması sayısını kısıtlayan bir düzenleme getirilmiştir. İstihkak davaları da İİK’nun 97/11. maddesi uyarınca genel hükümler dâhilinde basit yargılama usulüne tabidir. Somut olayda çözüme kavuşturulması gereken şey, 1086 sayılı HUMK’nun 409. maddesinin mi 6100 sayılı HMK’nun 320/4. maddesinin mi uygulanacağı konusudur. Yargılama hukuku ile ilgili kurallar genel olarak geriye yönelik uygulanabilir. Ne var ki hukuk sistemimize egemen olan hukuki güvenlik ilkesinin bir gereği olarak geriye yürüyen kuralların uygulanması sırasında kazanılmış haklara dokunulmaması gerekir. Kazanılmış hakkın tanımı, bu konudaki yargı kararlarına ve öğretideki açıklamalara göre “kişinin bulunduğu statüden 2012/8084 2013/12320 doğan, kendisi yönünden kesinleşmiş ve kişisel niteliğe dönüşmüş hak” olarak belirtilebilir. 1086 sayılı HUMK’nun 578. maddesinde bu konuda açık bir düzenlemeye yer verilerek, kazanılmış hakları ihlal etmemek kaydı ile bu kanun hükümlerinin geriye yönelik uygulanabileceği açıkça belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’nda bu konu ile ilgili düzenleme 448. maddesinde yer almaktadır ve bununla, yeni kanun hükümlerinin tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydı ile derhal uygulanacağı öngörülmüştür. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, eski HUMK zamanında açılan davalarda davacı sıfatının kazanılması ile birlikte davayı iki kez müracaata bırakabilme konusunda usuli kazanılmış bir hakkın da doğduğunu, böylece müracaata bırakma süresini kısıtlayan yeni düzenlemenin geriye uygulanamayacağını kabul etmek gerekir. Bu sonuç, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkına da uygun olacaktır. Öyleyse somut olayda davacı alacaklının ilk kez müracaata bırakmadan sonra bir kez daha davayı müracaata bırakma hakkının bulunduğunun kabulü ile 1086 sayılı HUMK’nun 409. maddesindeki prosedürün uygulanması gerekirken 6100 sayılı HMK’nun 150/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi hatalı olmuştur. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı alacaklıya geri verilmesine 17.9.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.