Başvuru, ceza infaz kurumunda rahatsızlanılmasının ardından sevk edilen hastanede meydana gelen ölüm olayına ilişkin süreçte gerekli tedbirlerin zamanında alınmaması ve ölümü takiben etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ceza infaz kurumunda rahatsızlanılmasının ardından sevk edilen hastanede meydana gelen ölüm olayına ilişkin süreçte gerekli tedbirlerin zamanında alınmaması ve ölümü takiben etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 31/5/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. 2020/23072 numaralı başvuru, aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2018/18532 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş olup inceleme2018/18532 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan inceleme sonucu ulaşılan bilgiler ile başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Y.nin Vefatına İlişkin Süreç Başvurucunun eşi Y., uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma ve sağlama suçu isnadıyla hakkında yürütülen soruşturma sürecinde Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/10/2016 tarihli kararıyla tutuklanarak Düzce T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) gönderilmiştir. 18/10/2016 tarihinde yapılan kuruma ilk giriş muayenesinde Y., kurşun nedeniyle sol dizinden ameliyat olduğunu, tansiyon ve bel fıtığı nedeniyle ilaç kullandığını beyan etmiştir. Y.nin fizik muayenesi normal bulunmuştur. Aynı gün Kurum doktoru, hiper tansiyon, miyalji (kas romatizması) ve lumbalji (bel ağrısı) tanısıyla Y.ye ilaç reçete etmiştir. Y.nin 22/11/2016 ile 20/4/2017 tarihleri arasında birden fazla kez olmak üzere gerek Kurum bünyesinde gerekse Kurum idaresince sevk edildiği sağlık kurumunda muayene edildiği ve farklı tanılarla (üst solunum yolu enfeksiyonu, tansiyon, romatizma, bel ağrısı, alerji) adına reçete düzenlendiği anlaşılmıştır. Y. 15/11/2017 tarihinde rahatsızlanması üzerine kurum tarafından Düzce Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Polikliniğine saat 30 civarında 112 Acil ambulansı ile sevk edilmiştir. Hastane tarafından düzenlenen epikriz formunda; Y.nin göğüs ağrısı şikâyetiyle 112 Acil servis aracı içinde getirildiği, tetkiklerinin yapıldığı, tedavi uygulandığı, ilaç reçete edildiği, rahatlaması üzerine kardiyoloji polikliniği önerisiyle taburcu edildiği belirtilmiştir. Ayrıca hastanede görevli doktor S. Kurumun gönderdiği evraka "Şahsın muayene ve tedavi sonrası kardiyoloji polikliniğinde kontrolü uygundur." notu düşmüştür. Y. aynı gün saat 30 civarında Kuruma geri getirilmiştir. Koğuş arkadaşlarının (İ.P., İ.A., O.) beyanına (gerek Kurum idaresi gerekse adli makamların aldığı ifadelerle büyük ölçüde örtüşen beyanlar) göre Y.nin 15/11/2017 günü saat 30'da koğuşa dönmesinden hastaneye sevkine kadar geçen süreç özetle takip eden cümlelerde aktarıldığı gibidir. Y.nin 15/11/2017 günü koğuşa döndükten sonra şiddetli ağrıları devam etmiş hatta kan kusmuştur. 16/11/2017 gününde Y.nin kötü hâlinin devam etmesi üzerine koğuş arkadaşları sabah sayımında Kurum yetkililerine durumu iletmiş, kendilerine sevk yazılacağı söylenmiş ise de aynı gün sevk yapılmamıştır. 17/11/2017 tarihinde arama işlemleri esnasında koğuş arkadaşları Y.nin durumunu Kurum personeline hatırlatmış ve Y. saat 00 sıralarında yürüyerek mahkûm kabul mahalline gitmiş, sonrasında sağlık kurumuna sevk edilmiştir. Koğuş arkadaşları bu süreçte Y.nin ilaçlarını alıp almadığı konusunda net bilgi sahibi olmadıklarını ifade etmiştir. Y.nin Düzce Atatürk Devlet Hastanesine sevk edilmesine dair 16/11/2017 tarihli Kurum evrakına, sevk edilen hastanenin acil ve kardiyoloji polikliniğinde görevli doktorlar muayene tarihini 17/11/2017 olarak işlemiştir. Ayrıca Kurum Müdürlüğü tarafından düzenlenen Tutuklu Teslim-Tesellüm Tutanağı'ndan Y.nin Düzce Atatürk Devlet Hastanesine 17/11/2017 günü saat 15 sıralarında sevk edildiği anlaşılmıştır. Y. 17/11/2017 tarihinde, sevk edildiği Düzce Atatürk Devlet Hastanesinde tedavi altına alınarak tetkikler yapılmıştır. Yapılan tetkikler sonucunda -anılan Hastanenin epikriz raporundan anlaşıldığı üzere- Y.nin aort anevrizma (genişleme/balonlaşma) ve disesiyon (bölünme) tanısı ile kalp ve damar cerrahisi yoğun bakımının olduğu bir sağlık kurumuna ameliyat amacıyla sevkinin uygun olduğu kanaatine ulaşılmıştır. Y. 17/11/2017 tarihinde saat 30 civarında Abant İzzet Baysal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilmiş, aort yırtılması tanısı ile yoğun bakım ünitesine alınarak gerekli tıbbi müdahalenin yapılmasının ardından acil olarak ameliyat edilmiştir. Ameliyat sonrasında entübe hâlde yoğun bakım ünitesine alınan Y.nin tedavisine devam edilmiş ancak durumu kötü seyreden Y. yapılan tıbbi müdahalelere cevap vermeyerek 21/11/2017 tarihinde saat 30'da hayatını kaybetmiştir. B. Ceza Soruşturması Süreci Y.nin vefatının ardından Düzce Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) soruşturma başlatmıştır. Başvurucu; Başsavcılık nezdinde verdiği 30/11/2017 tarihli ifadesinde, açıkça rahatsız olan ve bunu bildiren eşinin gecikmeli olarak sağlık kurumuna sevk edilerek vefat etmesine sebep olduğunu ileri sürdüğü Kurum personelinden şikâyetçi olmuştur. 21/11/2017 tarihli Ölü Muayene Tutanağı'nda Adli Tıp Kurumu bünyesinde klasik otopsi yapılması önerilmiş ve 22/11/2017 tarihinde Adli Tıp Kurumu Ankara Grup Başkanlığı bünyesinde otopsi işlemi gerçekleştirilmiştir.25/4/2018 tarihli otopsi raporunda kesin ölüm nedeninin saptanamadığı ve ihtisas kurulu tarafından inceleme yapılmasının uygun olduğu ifade edilmiştir.16/7/2018 tarihli Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulu mütalaasında ölümün dissekan aort anevrizması, bu nedenle yapılan ameliyat ve gelişen komplikasyonlar (aort yırtılması, kalp tamponadı, akut böbrek yetmezliği, metabolik asidoz) sonucu meydana geldiği ifade edilmiştir. Y. ile aynı koğuşta bulunan şahısların ifadelerine (bkz. § 13) başvuran Başsavcılık olay gününe ilişkin kamera kayıtlarını (giriş-çıkış zamanları itibarıyla aktarılan ifadelerle örtüşen kayıtlar) incelemiş, Y.nin sağlık sürecine ilişkin evrakı temin etmiştir. Bu süreçte ayrıca Kurum idaresinin yaptığı inceleme sonucu düzenlenen 11/6/2018 tarihli araştırma raporunda özetle Y.nin zamanında müdahale ile sağlık kurumuna sevk edildiği, Y.nin ilaçlarını içmeyip biriktirdiğinin anlaşıldığı, Kurum personelinin görevini zamanında yerine getirdiği belirtilerek disiplin soruşturması açılmasına yer olmadığı ifade edilmiştir. Başsavcılık 20/9/2018 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçede; Y.nin ölümünde herhangi bir kimseye kusur atfedilebileceğine dair delil elde edilemediği, takibi gereken herhangi suç unsuru bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına yönelik -Kurum yönetiminin eylemsizliğine vurgu yapmak suretiyle- itirazı Düzce Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 17/4/2019 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu tam yargı davası sürecinde (bkz. §§ 26-29) Y.nin hastaneye geç sevki nedeniyle Kurumun kusurlu olduğunu belirten bilirkişi raporunu yeni delil olarak ileri sürmek suretiyle 18/6/2019 tarihinde yeniden itirazda bulunmuştur. Düzce Sulh Ceza Hâkimliği 26/6/2019 kararı ile itirazın reddine dair daha önce verilen 17/4/2019 tarihli kararın kesin olduğunu belirterek karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Başvurucu 8/8/2019 tarihinde ise yine bilirkişi raporunu esas alarak yeni delil iddiasıyla Başsavcılığa başvuruda bulunmuştur. Başsavcılık 9/1/2020 tarihli kararıyla kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...incelenen dosya içeriğine göre, aynı olayla ilgili olarak İdare Mahkemesinde devam eden davada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı'nca düzenlenen raporda müteveffanın 15/11/2017 tarihinde Kardiyoloji Polikliniğine sevk edilmesine rağmen 17/11/2017 tarihinde hastaneye götürülmesinde ihmal olduğu tıbbi kanaatine varıldığı belirtilmiş ise de, aynı raporun bir önceki cümlesinde mütevaffanın damar yırtığı tipi göz önüne alındığında erken teşhis ve tedavi yapılmış olsa bile hastanın kurtulmasının garanti olmadığının belirtildiği, kaldı ki olay tarihinde kapasitesinin çok üzerinde mahkum barındıran ceza infaz kurumunca ölenin göğüs ağrısı başlar başlamaz 112 Acil Servis ile Düzce Üniversite Hastanesine götürüldüğü, burada müdahalesi ve tedavisi yapılarak kardiyoloji bölümüne sevk edildiği, ölenin kardiyoloji polikliniğinden randevusunun alınıp kardiyoloji bölümüne sevkinin iki gün içerisinde yerine getirildiği, ölenin bu iki gün içerisinde kalmış olduğu ceza infaz kurumunda herhangi bir şekilde acil butonuna dahi basmadığı, ceza infaz kurumunun işleyişi göz önünde bulundurulduğunda normal hastane sevk zinciri dahilinde iki gün içerisinde kardiyoloji bölümüne sevk işlemlerinin tamamlanmasının normal bir süre olduğu, hatta sevk yoğunluğu göz önünde bulundurulduğunda ilgili memurların son derece titiz ve ivedilikle işlemlerini yaptıkları, bu nedenle görevi ihmal veya başkaca bir suçun cezai anlamda unsurları itibariyle oluşmayacağı, tüm bu gerekçelerle aynı olayla ilgili olarak müşteki vekilince ibraz edilen üniversite hastanesi raporunun yeni delil niteliği taşımadığı, Cumhuriyet Başsavcılığımızca şikayet konusuna ilişkin daha önce soruşturma yürütülüp kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği ve kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak yeni delil elde edilmediği ..." Başvurucunun söz konusu karara itirazı Düzce Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 14/7/2020 tarihinde reddedilmiştir. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu 23/3/2018 tarihinde, Bakanlık aleyhine maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemini içeren, hizmet kusuruna -Y.nin sağlık kurumuna nakli konusunda gösterildiği ileri sürülen ihmal- dayalı tam yargı davası açmıştır. Bolu İdare Mahkemesi öncelikle ölümün meydana gelmesinde Kurum personelinin -tıbbi sonuçlar doğuracak şekilde- ihmali/kusuru bulunup bulunmadığının anlaşılması adına bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dâhilî Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Ana Bilim Dalında görevli profesör unvanlı üç akademisyen tarafından düzenlenen 7/5/2019 tarihli raporun sonuç kısmında özetle aort damarındaki yırtığın seyri kötü, ölümcül bir hastalık olduğu, tanı ve tedavide gecikme yaşanması hâlinde her geçen saat ölüm riskinin artacağı, Y. için erken teşhis ve tedavi olmuş olsa bile kurtulacağının garanti olduğunun söylenemeyeceği, bununla beraber 15/11/2017 tarihinde kardiyoloji polikliniği tarafından kontrolü uygun görülmesine karşın 17/11/2017 tarihinde hastaneye götürülmesinin ihmal olduğu yönünde kanaat bildirilmiştir. Aynı bilirkişi kurulu tarafından kusur oranlarının tespitine ilişkin olarak düzenen ek raporda; Y.nin ilaçlarını düzenli kullanmadığının kabulü hâlinde bu durumun aort yırtılmasına zemin hazırladığı ancak yırtılmanın tek sebebinin yüksek tansiyon olmadığı belirtilerek Y.nin 1/3 oranında kusurlu addedilebileceği, aort yırtılmasında teşhis/tedavi gecikmesinin ölüm riskini artırması nedeniyle Kurumun ihmalinin bulunduğu, ihmalin ölüme etkisi ve yırtılmanın tedaviye rağmen yüksek ölüm riskine sahip olduğu hususu birlikte değerlendirilerek idarenin 1/3 oranında kusurlu addedilebileceği ifade edilmiştir. Bolu İdare Mahkemesi zarara ilişkin olarak bilirkişi incelemesi yaptırmış ve 15/1/2020 tarihli kararla davayı kısmen kabul etmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:"...meydana gelen olayda idarenin tutuklu müteveffanın tavsiye edilen polikliniğe geç sevk etme ihmaline bağlı hizmet kusurunun varlığı ve davacının da tansiyon ilaçlarının ya hiç ya da zamanında almamak ve koğuştaki arkadaşlarının tavsiyesiyle tekrar revire çıkmamak eylemiyle gerçekleşen ölüm olayında müterafik kusurunun olduğunun bilirkişi raporuyla ortaya konulduğu gözetildiğinde, müteveffadaki ölümcül hastalığın zamanında kardiyoloji polikliniğine sevk edilse dahi ölüm riskinin sonucunun olacağı hususunun davalı idare lehine yorumlanması yerine davacı lehine yorumlanmasının, yine tutuklu müteveffanın bi hakkın muhtemel tahliye tarihini hesaplamada da ceza yargılamasında lehine olabilecek tüm ihtimal ve durumların kendisine uygulanmasının gerektiğinin hakkaniyete daha uygun düşeceği değerlendirildiğinden ve yaşanan hizmet kusurunun olmasının davacıların zarara uğradığı gerçeğini değiştirmeyeceğinden davacıların maddi ve manevi zararlarının tazmini gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu durumda, maddi tazminat istemleri açısından; davalı idarenin 1/3 (%33) oranındaki hizmet kusuruna dayalı olarak tutuklu müteveffanın bi hakkın muhtemel tahliyesiyle davacılardan her biri için ayrı ayrı hesap olunan destekten yoksun kalınan tazminat miktarlarından aktuerya bilirkişisince hesaplanan tutuklu müteveffaya ceza yargılamasındaki etkin pişmanlık hükümleri uygulanarak bi hakkın muhtemel tahliye tarihine göre belirlenen tazminat miktarları; (eş) için hesaplanan destek tazminatının; 985,74TL’ (çocuk) için hesaplanan destek tazminatı, 865,54-TL, (çocuk) için hesaplanan destek tazminatı, 120,25TL’ye ve bu maddi tazminat miktarlarından 000,00-TL'lik kısmına idareye başvuru tarihi olan 2017 tarihinden itibaren, kalan 971,53-TL'lik kısmına ıslah dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarih olan 2020 tarihinden itibaren yasal faiz hükmedilmesi, fazlaya dair talep ile yine diğer davacı (çocuk) [B.Y. nin] zarara uğradığı ispat edilememiş olduğundan bu davacı yönüyle maddi tazminatın reddine hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.Manevi tazminat istemleri açısından ise, davacılar yakını tutuklu müteveffanın ölümcül bir hastalık sonucu öldüğü tıbben sabit olsa da bu hastalığın ilgili uzman poliklinik olan kardiyolojiye tavsiye edilmesine rağmen geç sevk edilmesi, böylece davalı idarenin ihmale dayalı kusurunun olduğu, bu durumun müteveffanın birinci derece olan kan ve sıhri yakınları olan davacılarda meydana getireceği elem, endişe ve üzüntüye yol açacağı, manevi tazminatın, idari eylem veya işlem nedeniyle duyulan acı, elem ve ızdırabı kısmen de olsa karşılamaya yönelik bir manevi tatmin aracı olması ve manevi tazminatın zenginleşme aracı olamayacağı, ölüm olayında hastalığın etkisi ve müteveffanın da müterafik kusurları hususları birlikte gözetilerek davacılardan eş için takdiren 000,00-TL, diğer davacılar E.Y. için 000,00-TL, yine Y. için takdiren 000,00-TL, B.Y. için takdiren 000,00-TL olmak üzere toplam 000,00-TL manevi tazminata hükmedilmesine, bu manevi tazminat tutarlarına da idareye başvuru tarihi olan 2017 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesi, fazlaya ilişkin manevi tazminat istemlerinin de reddi gerektiği sonucuna varılmıştır..." İşbu değerlendirmenin yapıldığı tarih itibarıyla başvurucu ve Bakanlığın itirazları nedeniyle tam yargı davasına ilişkin uyuşmazlık istinaf incelemesindedir. Başvurucu 2019/18532 numaralı başvuruyu Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/4/2019 tarihli kararını tebliğ aldıktan sonra, 2020/23072 numaralı başvuruyu ise Düzce Sulh Ceza Hâkimliğinin 14/7/2020 tarihli kararını tebliğ aldıktan sonra yapmıştır. İlgili hukuk için bkz. Mete Dursun, B. No: 2012/1195, 18/11/2015; Mehmet Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/6979, 20/5/2015; Necla Özer ve Müslim Özer, B. No: 2013/3782, 21/4/2016; Serfinaz Öztürk, B. No: 2014/18274, 21/9/