Başvuru, ipotek bedelinin güncellenmiş değerinin ödenmesi isteğinin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, ipotek bedelinin güncellenmiş değerinin ödenmesi isteğinin reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 7/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucular 31/12/1994 tarihinde ölen H.K.nın mirasçılarıdır. Başvurucular murisi, maliki olduğu 10 parsel sayılı arsa niteliğindeki taşınmazı 23/10/1984 tarihinde tapuda yapılan resmî senetle 000 TL'ye(eski TL) G.ye satmıştır. Resmî senette satış bedelinin ödenmediği, teminat olarak 15/4/1985 vadeli ve 000 TL bedelli ipoteğin satıcı lehine tesis edildiği şerhi bulunmaktadır. Alıcı G. 11/9/2007 tarihinde ölmüş; geriye mirasçı olarak N., ve S. kalmıştır.A. İcra Takip Süreci G.nin mirasçıları 15/6/2012 tarihli dilekçe ile 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun maddesi uyarınca bedeli karşılığında ipoteğin çözülmesi talebiyle icra dairesine başvuruda bulunmuştur. İcra Müdürlüğü bu talep üzerine başvuruculara ihtarname göndermiştir. Başvurucular 4/3/2013 tarihli dilekçe ile satış bedeli kendilerine ödenmediğinden ipoteğin kaldırılması isteğine itiraz etmiştir. G.nin mirasçıları ipotek alacaklısı olan başvurucuların parayı almaktan ve ipoteği çözmekten imtina etmesi nedeniyle mahkemeye başvurarak depo edilen bedel karşılığında ipoteğin çözülmesini talep etmiştir. Bakırköy İcra Hukuk Mahkemesi 23/9/2013 tarihli kararla ipoteğin çözülmesine karar vermiştir. Hüküm, başvurucular tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi makbul bir sebep ileri sürerek ipoteğin çözülmesine itiraz edildiğinden davanın reddine karar verilmek üzere 31/10/2014 tarihinde hükmü bozmuştur. Bakırköy İcra Hukuk Mahkemesi 25/2/2015 tarihinde bozma doğrultusunda davanın reddine karar vermiştir.B. Bireysel Başvuruya Konu Dava Süreci Başvurucular 24/2/2015 tarihli dava dilekçesiyle 10 parsel sayılı taşınmazın babaları adına kayıtlı iken 23/10/1984 tarihinde G.ye resmî senetle satıldığını ancak satış anında bedel ödenmediğinden murisleri lehine 3,5 TL bedelle ipotek tesis edildiğini bildirmiştir. Başvurucular aradan 28 yıl gibi uzun bir zaman geçmesine rağmen satış bedelinin kendilerine ödenmediğini ve hâl böyle iken G.nin mirasçılarının hakkaniyete aykırı biçimde 35 TL gibi oldukça düşük bir bedelle ipoteğin çözülmesi talebinde bulunduklarını ileri sürmüştür. Başvuruculara göre ipotek bedeli arsanın güncel değeri ve Amerikan doları üzerinden günümüze uyarlanarak kendilerine ödenmelidir. Başvurucular 20/3/2015 tarihli dilekçe ile davanın harca esas değerini 000 TL olarak bildirmiş ve bu değer üzerinden harç yatırmıştır. G.nin mirasçıları 27/3/2015 tarihli cevap ve karşı dava dilekçesiyle ipotek bedelinin güncel değeri ile ödenmesine ilişkin isteğin haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiş ve karşı dava olarak -bedeli icra dairesine depo ettiklerinden- ipoteğin çözülmesine karar verilmesini istemiştir. Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/5/2017 tarihli kararla başvurucuların ipotek bedelinin güncel değeri ile ödenmesi isteğinin reddine ve başvurucular aleyhine açılan ipoteğin çözülmesi istekli davanın kabulüne karar vermiştir. Mahkemeye göre 23/10/1984 tarihli resmî senette açıkça belirtildiği üzere satış bedeli 3,5 TL olup bu borcun ödenmesini temin amacıyla başvurucular murisi lehine kesin borç ipoteği tesis edilmiştir. Hâl böyle iken borçlulardan N. 19/6/2012 tarihinde icra dosyasına 35 TL depo etmiş olup bu miktar, bilirkişi tarafından ayrıntılı ve seçenekli olarak tespit edilen ana para, faiz ve masrafları karşılamaktadır. Başvurucular hükme karşı istinaf talebinde bulunmuştur. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (BAM) 28/9/2017 tarihinde başvurucuların istinaf isteğinin esastan reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Başvurucular, BAM kararını temyiz etmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 12/2/2018 tarihli kararla başvurucuların 33,80 TL olarak gösterdiği dava değerinin karar tarihi itibarıyla geçerli olan 530 TL temyiz sınırının altında olduğunu belirterek temyiz isteğini reddetmiştir. Nihai karar 5/4/2018 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular 7/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükümleri 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veyaolası bulunan herhangi bir alacak, ipotekle güvence altına alınabilir.” 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Alacak sona erince ipotekli taşınmazın maliki, alacaklıdan ipoteği terkinettirmesini isteyebilir.'' 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “Taşınmaz rehninin alacaklıya sağladığı güvencenin kapsamına şunlar girer: Ana para, Takip giderleri ve gecikme faizi, İflâsın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faiz ile son vadeden başlayarak işleyen faiz.Daha önce belirlenmiş olan faiz oranı, sonradan gelen alacaklıların zararına olarak artırılamaz." 2004 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:“Taşınmaz ipotek alacaklısı, yetkili veya taşınmazın bulunduğu yer icra dairesine elindeki ipotek belgesinin akit tablosunun tapu idaresince verilmiş resmi bir örneğini ibrazla alacağın miktarını bildirir ve 58 inci maddeye göre takip talebinde bulunur.'' 2004 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “İpotekle temin edilmiş ve vadesi gelmiş bir alacağın borçlusu icra dairesine müracaatla alacaklısının gaip ve yerleşim yerinin meçhul bulunduğunu veya borcu almaktan ve ipoteği çözmekten imtina ettiğini beyan ederse icra dairesi on beş gün içinde daireye gelerek parayı almasını ve ipoteği çözmesini alacaklıya usulüne göre tebliğ eder. Alacaklı bu müddet içinde gelmediği veya gelipte kanunen makbul bir sebep beyan etmeksizin parayı almaktan ve ipoteği çözmekten imtina eylediği takdirde borçlu borcunu icra dairesine tamamiyle yatırırsa icra mahkemesi verilen paranın alacaklı namına hıfzına ve ipotek kaydının terkinine karar verir. Bu karar tapu dairesine tebliğ edilerek ipotekli taşınmazın sicilline geçirilir.'' Yargıtay Kararları Yargıtay Hukuk Dairesinin 5/11/2019 tarihli ve E.2016/11459, K.2019/7275 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Davacılar vekili, davacıların murisi A.’nın 2010 tarihinde vefat ettiğini, murisin 42 parselde kayıtlı 350 m² alanlı taşınmazı 1972 tarihinde 000,00TL. bedelle davalıya sattığını, 000,00TL'nin peşin ödendiğini, kalan 000 TL rehin bedelli davalıya sattığını, davalının aylık 500 TL olarak düzenli ödeme yapması gerektiğini ancak ödemelerin yapılmadığını, bunun üzerine mirasçı davacıların 000TL'nin günümüz rayici olan 117,00TL üzerinden K. İcra Müdürlüğünün 2012/1869 Esas sayılı takip dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlattıklarını, daha sonra davalının davacılar lehine tesis edilen ipoteğin kaldırılması için İİK’nın maddesi uyarınca K. İcra Müdürlüğünün 2012/1956 Esas sayılı takip dosyası ile 421,76TL üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacılara muhtıra çıkartıldığını, bu rakamın günün koşullarında uygun olmadığını, davalının böylelikle davacılar aleyhine sebepsiz zenginleştiğini, zira eski 000 TL'nin şimdi 45,00TL olduğunu bunun kabul edilemeyeceğini belirterek davacıların mağduriyetinin giderilmesi açısından bahse konu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına kayıt ve tescilini, olmadığı takdirde 117,00TL’nin faiz ve ferileri ile birlikte ödenmesini, davalı tarafın icra mahkemelerinde açılacak olan olası ipoteğin kaldırılması davasına yönelik ara kararı ile ihtiyati tedbir verilmesini, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir....Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile;davacı tarafın tapu iptali tescil isteminin reddine, 33,93TL nin dava tarihi olan 13/04/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir....1- Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 19/12/2017 tarihli ve E.2017/1490, K.2017/9505 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Bu itibarla, 000 TL ipotek bedelinin herhangi bir güncelleme yapılmadan, yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda ipotek akit tablosunda bila faiz 1 yıl müddetle 000 TL üzerinden ipotek konulduğu anlaşıldığından 1978 tarihinden itibaren dava tarihine kadar yasal faizi ile birlikte ulaşacağı değerin depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken güncelleştirilmiş ipotek bedelinin depo ettirilerek davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir...." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin temel amacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşı kişinin korunmasını sağlamaktır. Sözleşme'nin maddesi uyarınca her taraf devlet "kendi yetki alanı içinde bulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hakları ve özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğü altındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvence altına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazı pozitif yükümlülükler getirmektedir (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan, Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014, § 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99, 25/7/2002, § 96). AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığı, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyet hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü içerdiğini kabul etmektedir. Pozitif yükümlülükleri çerçevesinde devletin -özel kişiler arası mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarına yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir. Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar yönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma oluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında ulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil bir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. AİHM, bu gerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§ 90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, § 112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§ 82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99, 24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007, § 47). Bununla birlikte AİHM iç hukukun yorumlanması ve uygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk kurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası içermedikçe karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser-Busch Inc./Portekiz, § 83). Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazların sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya konabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45). AİHM ayrıca usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması gerektiğine değinmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazları yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanmalıdır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05, 34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).