Başvuru, mayın patlaması sonucu meydana gelen yaralanma üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkindir.
Başvuru, mayın patlaması sonucu meydana gelen yaralanma üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Başvuru 10/2/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: 1993 doğumlu olan ve Şırnak ili Güçlükonak ilçesinin Taşkonak köyünde ikamet eden başvurucu 9/2/2009 tarihinde hayvanlarını otlattığı sırada bastığı bir mayının patlaması sonucunda sağ kolu, sağ kulağı ve bir gözünden ağır şekilde yaralanmıştır. Bu yaralanma nedeniyle başvurucunun sağ kolu, ön dirseğinin altından ampute edilmiş; ayrıca yaralanma, yüzünde sabit eser oluşturmuştur. Siirt Devlet Hastanesinin 11/5/2009 tarihli raporuna göre başvurucunun vücudunda %69 oranında sürekli fonksiyon kaybı meydana gelmiştir. Başvurucu 8/6/2009 tarihinde, 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur. Komisyon, başvurucuya 700,40 TL ödenmesine karar vermiş ve bir sulhname tasarısı düzenleyerek 9/10/2009 tarihinde vekilinegöndermiştir. Başvurucu, Komisyonun bu teklifini kabul etmemiş ve söz konusu işlemin iptali talebiyle Mardin İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. İdare Mahkemesi, 3/11/2010 tarihinde K.2010/1220 sayılı kararı ile söz konusu tazminat miktarının ilgili mevzuata uygun olduğu ve Komisyon kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir. Anılan karar,DanıştayOnbeşinci Dairesinin 12/9/2012 tarihli kararıyla usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle onanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/9/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucu, annesi H.T. ve babası A.T., söz konusu davanın reddedilmesinden önce 2/6/2009 tarihinde İçişleri Bakanlığına ve Şırnak Valiliğine başvurarak uğradıklarını ileri sürdükleri maddi ve manevi zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuş, idare tarafından bu başvurularına cevap verilmemesi üzerine de olayda idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, aksinin kabulünde dahi "sosyal risk ilkesi" gereğince idarenin söz konusu zarardan sorumlu tutulması gerektiğini iddia ederek İdare Mahkemesinde000 TL maddi ve 000 TL manevi olmak üzere tazminat talebiyle dava açmışlardır. İdare Mahkemesi 9/11/2010 tarihinde E.2009/1091, K.2010/1279 sayılı kararı ile bu davayı da reddetmiştir. Ret gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:" (...)5233 sayılı Kanun, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış halidir. Bu nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca 'sosyal risk ilkesi' uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle, zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabileceği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından, idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmini gereken davalarda 2577 sayılı Kanunun maddesinin uygulanması gerekmektedir.Bakılan davada, Mehmet Sıddık Timurtaş'ın yaralanmasıyla sonuçlanan olayla ilgili bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden, zararın, terör örgütü mensuplarının askeri birliklere zarar vermek amacıyla bölgeye yerleştirdikleri mayına temas edilmesi sonucunda meydana geldiği ve olayın bu haliyle 5233 sayılı Kanun kapsamında kaldığı sonucuna ulaşılmaktadır.Nitekim, davacılar tarafından, aynı olay sebebiyle 08/06/2009 tarihinde 5233 sayılı Yasa kapsamında Şırnak Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına başvuru yapıldığı, Zarar Tespit Komisyonunun 09/10/2009 tarih ve 2009/3-1350 sayılıişlemi ile 700,40 TL ödenmesine karar verilmesi üzerine söz konusu işlemin iptali istemiyle açılan davada, Mahkememizin 03/11/2010 tarih ve E:2009/1532, K:2010/1220 sayılı kararı ile söz konusu tazminat miktarının mevzuat hükümlerine uygun olduğu ve Zarar Tespit Komisyonu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği görülmektedir.Bu durumda, dava konusu olay sebebiyle doğan zararın 5233 sayılı Yasa kapsamında tazmin edildiği görüldüğünden, davacıların maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki (isabet görülmemiştir)." Anılan karar,DanıştayOnbeşinci Dairesinin 21/9/2012 tarihli kararıyla usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle oy çokluğuyla onanmış; başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin 18/9/2013 tarihli kararıyla oy çokluğuyla reddedilmiştir. Çoğunluğun görüşüne katılmayan Daire üyeleri karşı oy görüşlerinde; manevi tazminat talebine ilişkin davanın değerlendirilmesinin, İdare Mahkemesince yapıldığı gibi 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre değil davacıların (başvurucunun) dava dilekçesinde iradesini koyduğu üzere öncelikle idarenin hizmet kusuru, bu yoksa sosyal risk ilkesi çerçevesinde yapılması ve bu nedenle İdare Mahkemesinin kararının manevi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına karar verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Bu karar, başvurucu tarafından 9/1/2014tarihinde öğrenilmiş olup 10/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.” 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Bu Kanun,3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.” 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesinin ilgili bölümü şöyledir:“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır: ... b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.” 5233 sayılı Kanun’un 6462 sayılı Kanun’un maddesiyle değişik maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarının ilgili bölümü şöyledir:“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın; a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre, b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar, c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar, d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar, ... Nakdî ödeme yapılır. …” 5233 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir: “Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir. Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir. Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır. Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir. Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.” 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir“ İdari dava türleri şunlardır: ...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, ...” 2577 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurma hakları saklıdır." 2577 sayılı Kanun’un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.” Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir: “5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesini öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen nitelikte bir yasadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer - Türkiye kararının paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak “Tazminat Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu doğru olsa da Kanun’un maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminat talep etme olanağı verdiği görülmektedir.” ifadesine yer verilmiştir. Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması gerekmektedir.” Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2014 tarihli ve E.2011/9361, K.2014/9507 sayılı kararının gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:“... terör eylemeleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda salt toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının sosyal risk ilkesi gereğince sulhen karşılanması amacıyla çıkarılan 5233 sayılı Kanun kapsamında bulunan maddi zararların sulhen karşılanması için 2577 sayılı Kanun’un maddesinden ayrı, özel bir usul öngörmektedir... Ayrıca, 5233 sayılı Kanun’un Geçici maddesiyle Kanun’un uygulamasını geriye yürüterek, 19/7/1987 - 27/7/2004 tarihleri arasında meydana gelen olaylar nedeniyle zarara uğrayanların, Kanun’ un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde ilgili mercilere başvurması halinde, bu zararlarının tazmin olacağını getirmekte, böylece 2577 sayılı Kanun’un maddesinde öngörülen sürelerde dava açma hakkını kullanamayan kişilerin zararlarının da sulhen karşılanmasını amaçlamaktadır...”