Başvuru, disiplin cezasına karşı infaz hâkimliğine yapılan şikâyette hâkim tarafından sözlü savunma alınmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, disiplin cezasına karşı infaz hâkimliğine yapılan şikâyette hâkim tarafından sözlü savunma alınmadan karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 5/4/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, başvuru konusu olayların geçtiği tarihte terör örgütüne üye olma suçundan aldığı cezanın infazı kapsamında Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır. Başvurucunun bulunduğu İnfaz Kurumunda 6/1/2017 tarihinde genel arama yapılmış; başvurucunun kaldığı odada Kurum kantininden satın alınan ve başvurucuya ait olan tıraş bıçağının içindeki jiletin çıkarıldığı, kesici alet hâline getirildiği tespit edilerek başvurucu hakkında tutanak düzenlenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) 9/1/2017 tarihinde disiplin soruşturması başlatmıştır. Başvurucu; bu kapsamda Disiplin Kurulunca alınan sözlü beyanında, Kurum kantininden aldığı tıraş bıçağını idareye dilekçe verirken kullandıkları A4 boyutlu kâğıtları A5 boyutuna getirmek için kesici alet hâline getirdiğini, farklı bir amacının olmadığını beyan etmiştir. Tanık olarak dinlenen idare memuru A.H.Ş., tıraş bıçağının sökülerek jilet hâline getirildiğini başvurucunun kaldığı odada yapılan genel arama sırasında tespit ettiğini, durumu idare memuru H.Ç.ye bildirdiğini, başvurucuya jiletin kime ait olduğunu sorduklarında başvurucunun kendisine ait oluğunu ifade ettiğini, sonrasında jilete el konulduğunu belirtmiştir. İdare memuru H.Ç. de benzer yönde beyanda bulunmuştur. Disiplin Kurulu 19/1/2017 tarihli ve 2017/43 sayılı kararında, 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrasının (j) bendinde düzenlenen ''idarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanmak'' eyleminden dolayı başvurucuya kınama cezası verilmesi gerektiğini belirterek başvurucunun iyi hâlli olmaması nedeniyle aynı Kanun'un maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince, bir üst ceza olan bir ay bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, anılan karara karşı Van İnfaz Hâkimliğine (Hâkimlik) şikâyet başvurusunda bulunmuştur. 30/1/2017 tarihli dilekçesinde, Disiplin Kurulu kararına karşı sözlü savunma yapmak istediğini belirtmiştir. Hâkimlik 10/2/2017 tarihli kararıyla, başvurucunun Disiplin Kurulu kararına karşı itirazını başvurucunun eyleminin müeyyidesi konusunda herhangi bir hatanın olmadığı, yaptırımın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu; duruşma salonunda sözlü ifade vermek istediğini, Mahkemenin kendisini ve tanıkları dinlemediğini, eksik inceleme ile karar verdiğini, savunma hakkının kısıtlandığını ileri sürerek karara itiraz etmiştir. Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı itiraz 1/3/2017 tarihinde Van Ağır Ceza Mahkemesince İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Nihai karar, başvurucuya 5/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 5/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar." 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"İnfaz hâkimliklerinin görevleri şunlardır:... Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak...." 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır.(Ek cümleler: 22/7/2010 - 6008/5 md.)Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir." 4675 sayılı Kanun'un maddesine 22/7/2010 tarihli ve 6008 sayılı Kanun'un maddesi ile getirilen ek cümlenin gerekçesi şöyledir:''İnfaz Hakimliği Kanununun 6 ncı maddesinde, şikayet üzerine infaz hakiminin yapacağı işlemler ve verebileceği kararlar düzenlenmiştir. Buna göre, infaz hakimi duruşma yapmaksızın dosya üzerinde yaptığı incelemeden sonra karar vermektedir. Disiplin cezalarına karşı yapılan şikayet başvuruları da aynı usulle incelenmekte ve sonuçlandırılmaktadır. Bu hüküm ve uygulamalar, savunma hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle eleştirilmektedir.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının kapsam ve mahiyeti dikkate alınarak, hükümlü veya tutuklulara verilen disiplin cezalarına karşı yapılan şikayet başvurularında infaz hakiminin, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan sonra karar vermesini sağlamak amacıyla değişiklik yapılması öngörülmektedir. Ayrıca, hükümlü veya tutuklunun, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla da savunmasını yapabilmesi yönünde imkan getirilmektedir. Diğer yandan, infaz hakiminin, gerek görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda alabilmesine imkan tanınmaktadır.'' 5275 sayılı Kanun'un "Kınama" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Kınama cezası, hükümlüye eyleminin kötü niteliğinin ve uygunsuzluğunun açıklanması ve tekrarı durumunda doğuracağı sonuçlara dikkatinin çekilmesidir. (2) Kınama cezasını gerektiren eylemler şunlardır:...j) İdarece verilen eşya ve benzeri şeyleri kötü kullanmak..." 5275 sayılı Kanun’un "Disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...(2) Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştikten sonra bu cezanın infazıtamamlanıp kaldırılması için dördüncü fıkrada belirtilen süreler geçinceye kadar yeniden disiplin cezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üst ceza uygulanır.(2)..."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre duruşma yapmamayı haklı gösteren istisnai durumlar olmadığı sürece ilk derece mahkemesi önündeki yargılamalarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrası kamuya açık duruşma hakkı beraberinde duruşma isteme hakkını da gerektirir (Hakansson ve Sturesson/İsveç, B. No: 11855/85, 21/2/1990, § 64). AİHM sözlü yargılanma hakkı ile ilgili yaptığı tespitlerde Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen aleni duruşma hakkının sözlü yargılama hakkını da içerdiğini ancak yargılamada duruşma yapma yükümlülüğünün mutlak olmadığını ve ilgili tarafın bu hakkından feragat ettiği veya kamu yararının gerektirdiği durumlarda duruşma yapılmayabileceğini kabul etmiştir (Elo/Finlandiya, B. No: 30742/02, 26/9/2006, § 34; Lundevall/İsveç, B. No: 38629/97, 12/11/2002, § 34). AİHM'e göre ikinci ve üçüncü derecedeki yargılamalarda duruşma yapılmaması ancak ilk derece yargılamasında duruşma yapılması koşuluyla haklı görülebilir. AİHM duruşma yapılmamasını haklı kılan istisnai koşullar olmadığı sürece Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının en azından ilk derece mahkemesi huzurundaki davalarda bir kez duruşma yapılması hakkını sağlayacağını belirtmiştir (Döry/İsveç, B. No: 8394/95, 12/11/2002, § 39; Salomonsson/İsveç, B. No: 38978/97, 12/11/2002, § 39). AİHM, bir yargılamada duruşma yapılmamasını haklı kılabilecek istisnai nedenleri tespit ederken ulusal mahkemeler önündeki davanın niteliğinin gözönünde bulundurulması gerektiğini vurgulamıştır (Miller/İsveç, B. No: 55853/00, 8/2/2005, § 29; Elo/Finlandiya, § 29). Bu bağlamda davanın yazılı beyan ve belgelere dayalı olarak çözülebilecek nitelikte olması, diğer bir deyişle dosya üzerinden çözülemeyecek herhangi bir maddi veya hukuki uyuşmazlığın bulunmaması ya da uyuşmazlığın sınırlı konular içermesi veya karmaşık olmaması durumlarında duruşmanın gerekli olmayabileceği belirtilmiştir (Jussila/Finlandiya [BD] B. No: 73053/01, 23/11/2006, § 29; Salomosson/İsveç, § 34; Allan Jacopsson/İsveç (No. 2), B. No: 16970/90, 19/1998, § 49; Varela Assalino/Portekiz (k.k.), B. No: 64336/01, 25/4/2002). AİHM; özellikle inandırıcılık sorunu taşımayan, karmaşık olmayan veya olgularla ilgili hiçbir tartışma bulunmayan oldukça teknik davalar ile mahkemelerin tarafların sunduğu görüşlere ve diğer belgelere dayanarak adil ve makul bir biçimde karar verebilecekleri davalar için duruşma yapılmasının gerekli olmayabileceğini açıklamıştır (Jussila/Finlandiya, § 41; Döry/İsveç, B. No: 28394/95, 12/11/2002, §§ 37-45; Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28/2/2012, § 30). Schuler-Zgraggen/İsviçre (B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 58) başvurusunda başvurucu; sosyal güvenlik hakkından yararlandırılmaması nedeniyle açtığı davada, Federal Sigorta Mahkemesinin duruşma yapmaksızın yargılamayı sonuçlandırdığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM bu tür davalarda yargılamaların genellikle duruşmasız yapıldığını, davanın teknik nitelikte ve yazılı belgelere göre yürütülebildiğini ve çözümünün tıbbi delillere dayandığını belirterek duruşma yapılmamasının adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağını belirtmiştir. Bununla birlikte AİHM, başvurucunun iddiası davanın çözümü için sözlü duruşmaya ihtiyaç duyulacak nitelikte bir olgu içeriyorsa veya başvurucuya kişisel durumunu duruşmada açıklama hakkı verilmesinin davanın çözümüne, adaletin doğru tecelli etmesine etki edeceği anlaşılıyorsa duruşma yapılmasının gerekli olduğunu kararlarında ifade etmiştir (Apaydın/Türkiye, B. No: 502/03, 12/2/2008, § 37; Fredin/İsveç (No. 2), B. No: 18928/91, 23/2/1994, § 22). Göç/Türkiye ([BD]B. No: 36590/97, 11/7/2002) başvurusunda başvurucu, bir ceza soruşturması kapsamında Cumhuriyet savcılığı tarafından gözaltına alınmış; iki gün sonra serbest bırakılmıştır. Savcılık bir süre sonra takipsizlik kararı vermiştir. Başvurucu haksız yere gözaltına alındığını belirterek devlet aleyhine ağır ceza mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Mahkeme, üyelerden birini naip hâkim olarak atamış; naip hâkim, başvurucu ile ilgili kişisel bilgileri toplayarak raporunu mahkemeye sunmuştur. Mahkeme, duruşma yapmadan başvurucu lehine tazminata hükmetmiştir. Karar, Yargıtay tarafından onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu; yargılamanın hiçbir aşamasında duruşma yapılmadığını, kendisine dava ile ilgili beyanlarını sözlü olarak açıklama fırsatı verilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir (aynı kararda bkz. § 51). AİHM somut davanın -her ne kadar yargılama ceza mahkemesince yürütülüyor ise de- niteliği itibarıyla hukuk davası olduğunu belirterek yukarıda açıklanan ilkeleri tekrarlamış, başvuruyu özellikle ilk derece mahkemesi önündeki yargılama açısından sözlü duruşma yapılmamasını haklı kılabilecek istisnai koşulların bulunup bulunmadığı hususu ile ilgili olarak incelemiştir. AİHM; başvuru konusu davada tazminat miktarının belirlenmesinde başvurucunun yaşadığı olay nedeniyle çektiği sıkıntı, endişe ve manevi zararlarını sözlü olarak mahkemeye ifade etmesi hususunda başvurucuya fırsat tanınması gerektiğini, uyuşmazlığın teknik nitelikte olmadığını ve yalnızca dava dosyasındaki yazılı belgelere dayanılarak sonuçlandırılamayacağını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiği kanaatine varmıştır. Gülmez/Türkiye (B. No: 16330/02, 20/52008, §§ 27-34) kararında başvurucu; ceza infaz kurumunda çeşitli disiplin soruşturmaları kapsamında yaklaşık bir yıl boyunca ziyaretçi kabul etme hakkını kısıtlayan disiplin cezaları aldığını, kendisine uygulanan disiplin yaptırımlarının keyfî olduğunu, yerel makamlar huzurunda bizzat savunma hakkından mahrum bırakıldığını, duruşma yapılmaksızın, dava dosyasına dayanılarak karar verildiğini, söz konusu disiplin kovuşturması sırasında adil bir şekilde yargılanmadığını ileri sürmüştür. AİHM mahkemelerin açık duruşma yapmasının Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen temel bir ilke olduğunu, duruşmaların açık olarak görülmesinin davacıları adaletin kamu denetimine kapalı olarak gizli bir şekilde incelemesinden koruduğunu, bunun mahkemelere güven duyulmasını sağlamanın yollarından biri olduğunu, umuma açık olmanın adaletin işleyişini şeffaf hâle getirerek Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının amacının özellikle de Sözleşme’ye göre demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan adil yargılanma ilkesinin gerçekleşmesine katkıda bulunduğunu ifade etmiştir. AİHM, disiplin suçlarıyla isnat edilen mahkûmların kendilerini bizzat veya avukatları aracılığıyla savunmalarına izin verilmesi gerektiğini ifade eden Avrupa Cezaevi Kurallarının 59 (c) maddesine atıfta bulunarak savunması alınmadan hükümlü hakkında disiplin cezası uygulanamayacağını vurgulamıştır. AİHM sonuç olarak başvuranla ilgili yargılamada duruşma yapılmadığını, infaz hâkimi ile ağır ceza mahkemesinin dava dosyasında yer alan belgelere dayanarak karar aldıklarını, başvurucunun savunmalarının yalnızca çeşitli cezalar uygulayan disiplin kurulu önünde dikkate alındığını belirtmiştir. AİHM'e göre disiplin itirazlarını sonuca bağlayan yerel mahkemeler huzurunda başvurucuya kendini savunma imkânı tanınmadığından başvurucunun aleyhinde yürütülen yargılamayı etkili bir şekilde takip edememiştir. AİHM bu gerekçeyle Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM açıkladığı ilkeler doğrultusunda bazı başvurular hakkında kabul edilemezlik kararları vermiştir. Jussila/Finlandiya başvurusunda AİHM, Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrasında aleni yargılama hakkının tanınmasının zorunlu olarak sözlü yargılama hakkını da içerdiğini, bununla birlikte Sözleşme’nin bu maddesinde yer alan söz konusu yükümlülüğün mutlak olmadığını belirterek yazılı belgeler çerçevesinde sonuca ulaşılmasının mümkün olduğu davada sözlü bir duruşmanın gerekli olmadığına karar vermiştir. Speil/Avusturya ((k.k.), B. No: 42057/98, 5/9/2002) kararına konu olayda kendi mülkünde içki fabrikası işleten başvurucu, fabrikaya ait atık su sisteminin şehir kanalizasyonuna bağlanmasına ilişkin idari işlemin iptali talebiyle açtığı davada duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. AİHM, idare mahkemesinin başvurucunun davasının esasını inceleyen ilk ve tek mahkeme olduğunu ve başvurucunun yargılama sırasında duruşma yapılmasını açıkça talep ettiğini ancak olguların tartışılmadığı ve karmaşık nitelikte olmayan uyuşmazlıklarda sözlü duruşmaya gerek olmayabileceğini, başvuru konusu davanın bu özellikte olduğunu belirterek başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Pákozdi/Hungary (B. No: 51269/07, 25/11/2014) davasında ise bu içtihada yeni bir yorum getirilmiş, duruşmada kanıtların inandırıcılığı ve güvenirliliği belirleyici olduğunda duruşma yapılmasının genellikle uygun olacağı belirtilmiştir. AİHM; bir duruşmayı gerektiren güvenilirlik konularının veya tartışmaya açık olayların olmadığı, mahkemelerin adil ve makul bir şekilde dosya üzerinden davaya ilişkin karar verebileceği (Dörty/İsveç, B. No: 28394/95, 12/11/2002, § 37; Saccoccia/Avusturya, B. No: 69917/01, 18/12/2008, § 73) sınırlı kapsamda, tamamen hukuki konuların (Allan Jacobsson/isveç (No. 2), B. No: 16970/90, 19/2/1998, § 49; Mehmet Emin Şimşek/Türkiye, B. No: 5488/05, 28/2/2012, §§ 29-31) veya özel bir karmaşıklığı bulunmayan hukuki yönlerin ileri sürüldüğü davalarda (Varela Assalino/Portekiz (k.k.), B. No: 64336/01, 25/4/2002; Speil/Avusturya) davanın oldukça teknik konuları ilgilendirdiği gibi durumları istisnai koşullar olarak değerlendirerek duruşma yapılmasından vazgeçilebileceğini belirtmiştir (Ramos Nunes de Carvalho e Sa/Portekiz, B. No: 55391/13, 6/11/2018, §§ 91-190). Buna karşın AİHM merciler tarafından olayların doğru bir şekilde tespit edilip edilmediğini değerlendirme ihtiyacının olduğu (Malhous/Çek Cumhuriyeti [BD], B. No: 33071/96, 12/7/2001, § 60), koşulların mahkemenin davacılara kendi adlarına veya bir temsilci yoluyla kişisel durumlarını açıklama hakkı vererek onlara dair kendi izlenimini oluşturmasını gerektirdiği (Göç/Türkiye, § 51; Miller, § 34; Andersson/İsveç, B. No: 17202/04, 7/12/2010, § 57), mahkemenin -diğerlerinin yanında- bir duruşma aracılığıyla belirli noktalara ilişkin açıklama elde etme ihtiyacı olduğu (Fredinl/İsveç (No. 2), 23/2/1994, § 22, A Serisi No. 283-A; Lundevall/İsveç, B. No: 38629/97, 12/11/2002, § 39) durumlarda duruşma yapılmasının gerekli olduğuna karar vermiştir. AİHM'in içtihadında teyit ettiği üzere sözlü duruşmadan vazgeçmeyi haklı kılan koşullar, esas olarak bu tür durumların sıklığına değil yetkili ulusal mahkeme tarafından karar verilecek konuların niteliğine bağlıdır. Bu, sözlü bir duruşma yapmayı reddetmenin sadece nadir durumlarda haklı gösterilebileceği anlamına gelmemektedir. maddede yer alan ve kapsamlı olan adillik ilkesi, her zaman olduğu gibi temel olarak dikkate alınması gereken bir husustur (Jussila/Finlandiya, § 42). Ayrıca AİHM, önceden daha düşük dereceli bir yargı mercii önünde duruşma yapılmamasının -ihtilafın unsurlarını ve hukukunu incelemek üzere tam yargı yetkisi olduğu müddetçe- temyiz mahkemesi tarafından telafi edilebileceğine karar vermiştir (Ramos Nunes de Carbalho e Sa/Portekiz, § 192). Son olarak AİHM, ceza infaz kurumu bağlamına ilişkin yargılamalar kapsamında ilgili mercilerin önüne gelebilecek çeşitli konuları ele almak amacıyla basitleştirilmiş usuller tesis etmek için pratik gerekçelerin ve politika gerekçelerinin olabileceğini kabul etmektedir. AİHM ayrıca basitleştirilmiş bir usulün Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca güvence altına alındığı üzere adil yargılanma ilkelerine uyması şartıyla yazılı yargılamalar yoluyla yürütülebileceğini gözardı etmemektedir (Pönka/Estonya, B. No: 64160/11, 8/11/2016, § 30). Bununla birlikte böylesi bir usul kapsamında bile mahkemenin başvuruyu reddedebilmesine ve özel olarak duruşma yapabilmesine rağmen tarafların en azından kamuya açık duruşma imkânının olması gerekmektedir (Martinie/Fransa [BD], B. No: 58675/00, 12/4/2006, § 42). Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Üye Devletlere Avrupa Cezaevi Kuralları Hakkında REC (2006) 2 Sayılı Tavsiye Kararlarının disiplin suçu işlediği öne sürülen hükümlü ve tutuklulara dair maddesi şöyledir:''a. Kendilerine isnat edilen suçlamaların mahiyeti hakkında anlayacakları bir dilde veayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir;b. Savunmalarını hazırlayabilmeleri için yeterli zaman ve imkanlara sahip olmalıdırlar;c. Savunmalarını bizzat kendilerinin yapmasına ya da adaletin yararı bunu gerektiriyorsa hukuki bir yardım alarak yapmalarına izin verilmelidir;d. Tanık dinlenmesini istemelerine ve onları dinlemelerine, ya da kendileri adınadinlenmelerine izin verilmelidir; e. Soruşturma esnasında kullanılan dili anlayamıyor veya konuşamıyorsa bir çevirmenin yardımından ücretsiz olarak yararlanmalıdır."