Başvurucu, 11/4/2005 tarihinde açtığı tazminat davasının husumetten reddi üzerine idare aleyhine açtığı davada bu kez de yargı yolu bakımından davanın usulden reddine karar verildiğini belirterek, mülkiyet hakkının ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.
Başvurucu, 11/4/2005 tarihinde açtığı tazminat davasının husumetten reddi üzerine idare aleyhine açtığı davada bu kez de yargı yolu bakımından davanın usulden reddine karar verildiğini belirterek, mülkiyet hakkının ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir. Başvuru, 13/2/2013 tarihinde Bursa Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 19/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 15/9/2014 tarihinde edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığınca, 19/9/2014 tarihli yazı ile Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, oğlunun ölümü nedeniyle duyduğu elem ve ızdırabın giderilmesi için, ceza mahkemesinde görülen davada oğlunun ölümünde kusuru olduğu tespit edilen ilgili doktor aleyhine 11/4/2005 tarihinde Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinde manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme, ceza dava dosyasındaki hastane evrakları, raporlar ve tüm dosya kapsamı doğrultusunda ölenin hastalığının teşhis ve tedavisinde davalı doktor A. T.’nin kusurlu olup olmadığı, kusurlu ise kusur oranının tespiti açısından rapor tanzimi talep etmiş, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı İhtisas Kurulu’nun 13/4/2011 tarihli raporu ile ölenin hastaneye getirildiğinde gerekli tetkikler yapılmadan evine gönderilmesinin eksiklik olduğu, davalı doktor A. T.’nin 3/8 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Mahkeme, 29/9/2011 tarih ve E.2005/160, K.2011/425 sayılı kararıyla “Anayasa’nın maddesinin fıkrası ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun maddesi uyarınca kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kasıtlarından ve kusurlarından doğan tazminat davaları kamu idaresi aleyhine açılır” şeklindeki gerekçeye yer vererek davanın husumet yokluğundan reddine karar vermiş, anılan karar tarafların kararı temyiz etmemesi üzerine 11/11/2011 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, 26/10/2011 tarihinde idare aleyhine Bursa Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Dava ön inceleme aşamasında iken Anayasa Mahkemesi 25/5/2012 tarih ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı kararıyla 6100 sayılı HMK’nın “Ölüm veya Vücut Bütünlüğünün Yitirilmesinden Doğan Zararların Tazmini Davalarında Görev” başlıklı maddesinin fıkrasının iptaline karar vermiş, anılan karar 19/5/2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıştır. Mahkeme, 25/5/2012 tarih ve E.2011/639, K.2012/307 sayılı kararıyla “Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarih ve 2011/35 esas sayılı iptal kararı nedeniyle bu nitelikteki davalara bakma görevinin idari yargının görev alanına girdiği” gerekçesiyle davanın yargı yolu bakımından usulden reddine karar vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/11/2012 tarih ve E.2012/13876, K.2012/17669 sayılı kararıyla onanmıştır. Anılan karar, 16/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 28/1/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk Anayasa’nın maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:“Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir”. 14/7/1965 tarih ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 6/6/1990 tarih ve 3657 sayılı Kanun’un 1 maddesi ile değişik maddesinin birinci fıkrası şöyledir.“Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır”. Anayasa Mahkemesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/35, K.2012/23 sayılı iptal kararının ilgili kısmı şöyledir:“6100 sayılı HMK ’nun “Ölüm veya Vücut Bütünlüğünün Yitirilmesinden Doğan Zararların Tazmini Davalarında Görev” başlıklı maddesinin fıkrasının ilk cümlesi olan “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemeleri bakar” cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE; birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan ikinci ve üçüncü cümlelerinin de 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un maddesinin 4 numaralı fıkrası gereğince iptaline karar verilmekle”. 20/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesi şöyledir:“ Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsiz yargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edilir. Adli veya askeri yargı yerlerine açılan ve görevsizlik sebebiyle reddedilen davalarda, görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra birinci fıkrada yazılı otuz günlük süre geçirilmiş olsa dahi, idari dava açılması için öngörülen süre henüz dolmamış ise bu süre içinde idari dava açılabilir”.