Başvurucu, iş akdinin feshinin iptali ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı davanın, yaklaşık 3, 5 yılda tamamlandığını, iş akdinin feshedilmesine sebep olan işlemler dolayısıyla işleme katılan diğer çalışanların iş akitlerinin feshedilmemesi ve Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesine rağmen kendisine işten çıkarılma cezası verildiğini, Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 10. ve 36. maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve adil yargılanma h
Başvurucu, iş akdinin feshinin iptali ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle açtığı davanın, yaklaşık 3,5 yılda tamamlandığını, iş akdinin feshedilmesine sebep olan işlemler dolayısıyla işleme katılan diğer çalışanların iş akitlerinin feshedilmemesi ve Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına karar vermesine rağmen kendisine işten çıkarılma cezası verildiğini, Mahkeme kararının gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın ve maddelerinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru, 8/2/2013 tarihinde İskenderun İş Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölümün 20/5/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının 22/7/2013 tarihli görüş yazısı 5/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasal süresi içinde 15/8/2013 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun çalıştığı Bankada hakkında hazırlanan teftiş kurulu raporuyla mudilerin bilgisi ve rızası olmaksızın hesaplarından tediye ve tahsil işlemleri yaptığı, başka bir müşteri adına yine haberi olmaksızın kredi kullanıp kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı kullandığı tespit edilmiş ve iş akdi işveren Banka tarafından 3/3/2009 tarihli disiplin kurulu kararına istinaden 1/6/2009 tarihinden itibaren feshedilmiştir. İşveren Bankanın şikâyeti üzerine başvurucu hakkında İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığınca 2009/6170 sayılı soruşturma dosyası açılmıştır. İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun ifadesini alıp gerekli araştırmayı yaptıktan sonra görevi kötüye kullanma suçu yönünden olayda başvurucunun kamu görevlisi olmadığı ve hesaplarından bilgileri olmaksızın kredi kullandırılan kişilerin kredileri kısa sürede faiziyle birlikte kapatıldığından zarar oluşmadığı gerekçesiyle 25/10/2010 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, bu karar 11/1/2011 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu 23/6/2009 tarihinde İskenderun İş Mahkemesinde (Mahkeme) iş akdinin haksız yere feshedildiği gerekçesiyle işe iade davası açmıştır. Mahkeme, ilk üç duruşmada davacı ve davalının cevap ve cevaba cevap dilekçelerini almış, delilleri toplamış ve şahitleri dinlemiş, 28/1/2010 tarihli üçüncü duruşmada İskenderun Cumhuriyet Başsavcılığından dosyanın istenmesine karar vermiş, sonraki 8 duruşmada bahsedilen dosyayı bekletici mesele yaparak sonucunun beklenmesine, istenmesine ve incelenmesine karar vermiştir. Mahkeme 14/4/2011 ve 20/10/2011 tarihleri arasında yaptığı üç duruşmada ise 2008/8095 sayılı başka bir soruşturma dosyasının istenmesine ve incelenmesine karar vermiştir. Mahkeme, 8/3/2012 tarihinde E.2009/523, K.2012/281 sayılı karar ile başvurucunun, müşterilerin bilgisi ve rızası olmaksızın hesaplarından para çekip yatırdığı, kredi kullandırıp kapattığı ve bu şekilde elde ettiği parayı kullandığı, hesaplarından kredi kullandırılan kişilerin banka müfettişine verdikleri ifadelerde kullanımın kendilerine ait olmadığını ifade ettikleri, daha sonra şikâyetlerini geri almalarının başvurucuyu koruma amacına yönelik olduğu, başvurucunun savunmalarının tutarsız olduğu, bankaların güven ve itibar kurumları olduğu, iş sözleşmelerinin tarafların karşılıklı güvenine dayandığı, başvurucunun Bankacılık Kanununa aykırı davranışlarının tespit edildiği ve bu güven sarsıcı durumdan sonra sözleşmenin sürdürülmesinin beklenemeyeceği, bu nedenlerle feshin haklı sebebe dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. İlk Derece Mahkemesinin kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay Hukuk Dairesi, temyiz itirazlarını yerinde görmemiş ve “…dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına…” gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını usul ve kanuna uygun bularak 8/11/2012 tarihinde E.2012/17382, K.2012/36899 sayılı kararıyla hükmü onamıştır. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Kesinleşen karar 15/1/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili hükümler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.” 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Fesih bildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:“Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarak karar verir.” 4857 sayılı Kanun’un “Feshin geçerli sebebe dayandırılması” kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:“Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır.” 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebilir:…II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri:…e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması.…h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı halde yapmamakta ısrar etmesi.ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması.III- Zorlayıcı sebepler:…İşçi feshin yukarıdaki bentlerde öngörülen sebeplere uygun olmadığı iddiası ile 18, 20 ve 21 inci madde hükümleri çerçevesinde yargı yoluna başvurabilir.”