Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 19/1/2017 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Aralarında kişi yönünden irtibat bulunması nedeniyle 2017/8819 numaralı başvuru dosyasının 2017/4972 numaralı başvuru dosyasıyla birleştirilmesine, incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyeti dışındaki iddialar yönünden kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurunun tutuklamanın hukukiliğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25). Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350). En son Gaziantep Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 16/7/2016 tarihli kararı ile başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına; 24/8/2016 tarihli karar ile de meslekten ihracına karar verilmiştir. Darbe teşebbüsü sonrasında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle 1999 yılında Cumhuriyet savcısı olarak başladığı meslek hayatında sırasıyla Aydın, Kayseri, Elâzığ ve Nevşehir'de görev yaptığını, 2005 yılında adalet müfettişi olarak Bakanlığa atandığını, burada 5 yıl çalıştıktan sonra HSYK müfettişliğine getirildiğini, 2014 yılında ise görevden alınarak tekrar Cumhuriyet savcısı olarak görevlendirildiğini ve meslekten ihraç edilene kadar geçen süreçte Ankara Batı Adliyesi ile Gaziantep Adliyesinde görev yaptığını belirtmiştir. 2009 yılında 9 aylık bir süre için İngiltere'ye dil eğitimine, 10 günlük bir süre için de müsteşar ve müsteşar yardımcıları ile birlikte Amerika'ya iş ziyaretine gittiğini, 2011 yılında ise 1 yıllık bir süre için yine İngiltere'ye yüksek lisans eğitimi için gönderildiğini ifade etmiştir. Başvurucu ne kendisinin ne de aile fertlerinden herhangi birinin eğitim hayatı boyunca örgüte müzahir okul ya da dershanelere gitmediğini, ev ve yurtlarında kalmadığını ya da farklı bir şekilde örgüt ile temas hâlinde olmadığını, aynı şekilde gazete veya dergi aboneliğinin bulunmadığını, kurban ya da bağış altında herhangi bir yardım yapmadığını belirtmiştir. Hâkimlik eğitimi sırasında Adalet Akademisinde sınıf temsilciliği veya Albüm Kurulu üyeliği yapmadığını ifade eden başvurucu HSYK seçim sürecinde de herhangi bir faaliyetinin olmadığını belirtmiştir. Başvurucu, Başsavcılık tarafından anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle 20/7/2016 tarihinde Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu, müdafii huzurunda yaptığı savunmasında önceki anlatımlarına benzer beyanlarda bulunmuştur. Başvurucu, Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliğince yapılan sorgusunun ardından 20/7/2016 tarihinde, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:"...dosya kapsamında göre somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesi altında bulundukları, soruşturmanın halen devam etmekte olup delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun CMK'nın 100/3 maddesinde belirtilen katalog suçlardan olduğu ve bu nedenle bir tutuklama nedeninin var kabul edildiği, atılı suçun alt ve üst sınırları ile işin önemi, verilmesi beklenen muhtemel cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olacağı adli kontrol tedbirinin bu aşamada yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerinin silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs etme suçlarından ayrı ayrı CMK 100/3 ve devamı maddeleri gereğince TUTUKLANMALARINA... [karar verildi.]" Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; Gaziantep Sulh Ceza Hâkimliği 1/8/2016 tarihinde itirazın reddine kesin olarak karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Şüphelilerin üzerine atılı anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme, Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçunun niteliği, mevcut delil durumu, delillerin toplanmamış olması, tutuklama nedenlerinin varlığı ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalıp suça konu olayla ilgili tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, tutuklama şartlarının halen devam ettiği, tüm dosya kapsamından anlaşıldığından CMK'nın 100 ve müteakip maddeleri gereğince şüpheliler müdafilerinin TUTUKLULUĞA İTİRAZ TALEBİNİN REDDİ ile ... TUTUKLULUK HALLERİNİN ... DEVAMINA... [karar verildi.]" Başsavcılık 11/11/2016 tarihli yetkisizlik kararı ile dosyanın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Başvurucunun tutma hâli ile ilgili olarak Ankara Sulh Ceza Hâkimliği 7/12/2016 tarihli kararı ile tutukluluğun devamına karar vermiş; bu karara karşı yapılan itiraz da Ankara Sulh Ceza Hâkimliğinin 2/1/2017 tarihli karar ile kesin olmak üzere reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararın 12/1/2017 tarihinde tebliğ edildiğini beyan etmiştir. Başvurucu 19/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 23/1/2017 tarihinde yetkisizlik kararı ile dosyanın Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir. Başvurucu hakkında 8/7/2017 tarihinde Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karar verilmiş; aynı tarihli iddianame ile de silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle hakkında kamu davası açılmıştır. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:-Başvurucu, HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edilmiştir.-İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma dosyası kapsamında şüpheli sıfatıyla 17/2/2017 tarihinde ifadesi alınan G., başvurucu ile ilgili olarak "...sicil numaralı Ü.S. ve ... sicil numaralı Y.G. ise Teftiş Kurulu'nda görev yapıklarından örgüt ile bağlantılı olduklarını biliyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur.-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma dosyası kapsamında şüpheli sıfatıyla 10/1/2017 tarihinde ifadesi alınan A.Ş. başvurucu ile ilgili olarak "... Ben uzun bir süre Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu başkanlığı, HSYK Teftiş Kurulu Başkanlığında ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığım için adli yargıdan da bu yapıya müzahir olan çok sayıda kişiyi tanıyorum. Bu kişilerden hatırladıklarım; ...Ü.S. ..." şeklinde beyanda bulunmuştur.-Başvurucunun dil öğrenimi için 1 yıl süre ile yurt dışında görevlendirildiği, ayrıca yurt dışına meslek gezileri çerçevesinde gönderildiği tespit edilmiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi 18/7/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/126 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 2/10/2017 tarihinde yaptığı ikinci duruşmada başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle tanık beyanlarında sadece isminin zikredildiğini, bunun haricinde tarafına yönelik somut bir eylem belirtilmediğini, bu nedenle tanık beyanlarını kabul etmediğini, dil eğitimine şartları taşıdığı için gönderildiğini, haricî bir etkenin olmadığını, aynı şekilde yurt dışı gezilerine de kendi talebi üzerine değil başkan ve bakan görevlendirmesi ile katıldığını belirtmiş ve üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Aynı tarihli duruşmada başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir. Devam eden kovuşturma sürecinde başvurucu ile ilgili birtakım HTS kayıtları ve tanık beyanlarına ulaşılmıştır. Bunlar şöyle özetlenebilir:-28/2/2018 tarihinde dosyaya giren tutanak içeriğine göre örgüt içinde sivil yargı imamı olarak görev alan S.K.nın ByLock programı üzerinden, yine örgütün sivil yargı imamlarından K.T. isimli kişiye gönderdiği mesajın içeriğinde başvurucudan örgüt jargonuyla murakebe olarak bahsedildiği tespiti yapılmıştır. Bu kapsamda 26/9/2019 tarihli duruşmada tanık olarak ifadesi alınan S.K. başvurucu ile ilgili olarak "...benim takip ettiğim kişilerden değildir. K.T. Murat kod ismiyle örgüt içerisinde benim bir üst konumumda olan birisiydi, bana okumuş olduğunuz 9/1/2016 tarihli K.T. ile aramda geçtiği söylenen ve sanıkla ilgili olan konuşma içeriğini hatırlayamadım. Murakabe, 17/25 Aralık sürecinden sonra cemaati eleştiren ve cemaatle arasına mesafe koyan hâkim savcılara verilen isimdi. Bu kişiler uzaklaşmaya çalışsa da cemaat onu takip etmeye devam ediyordu. Bu kişilere de murakabe deniliyordu. Ben sanığı tanımam. Murakabe bilgisi üstten gelirdi, en son görev yaptığı yerdeki sivil imamın görüşleri doğrultusunda murakabe olarak sınıflandırılırdı, yeni gittiği yerde tedbir amacıyla sivil imamla görüştürülmezdi." şeklinde beyanda bulunmuştur.-10/9/2018 tarihli tutanak içeriğine göre başvurucunun örgütün tepe yöneticilerinden O.H.Ö. ile telefon irtibatının olduğu tespiti yapılmıştır. Bu kapsamda anılan delille karşı 21/11/2018 tarihli duruşmada başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu ifadesinde "...ben O.H.Ö.'yü tanımıyorum. 2011 yılında Doğuş Oto'dan bir araç satın aldım. Araç bana teslim edilirken trafik sigortasını Seyfi isminde bir sigortacının ilgilendiği bir firmadan yaptıklarını, kaskoyu da buradan yapabileceğimi söylemeleri üzerine söz konusu numaradan Seyfi olarak bildiğim şahıs ile görüşüp kasko yaptırdım. Yine 2013'de de aynı numaradan bu şahıs ile görüştüm ve kasko yaptırdım. Ben bu şahsı Seyfi Gör olarak tanıyordum. Kendisini hiç görmedim, telefonla görüştüm. Buna ilişkin yazılı beyanlarımı ve ekinde trafik poliçe detayları, araç ruhsatı, kredi hesap özetlerini dosyaya sunuyorum..." şeklinde beyanda bulunmuştur.-Tanık olarak ifadesine başvurulan Ş.B. beyanında özetle başvurucuyu 2011 yılında Mersin Adliyesinde gerçekleştirilen teftiş münasebetiyle tanıdığını, başvurucunun teftiş sırasındaki davranışları nedeniyle belli bir amaçla adliyeye gönderildiği intibası bıraktığını, nitekim müfettiş olarak görev yapan başvurucunun yanındaki bir diğer müfettiş E.Ö. ile gerçekleştirdiği denetim neticesinde adliyede görev alan birçok hâkim ve savcının tayininin çıktığını, zabıt kâtiplerine hâkim ve savcılar ile ilgili ifadeler konusunda baskı yapıldığı hususlarının adliye içinde sıkça konuşulduğunu, söz konusu meslek mensuplarının gittikleri lokantaya varana kadar soruşturulduklarını, lojmanda görev yapan bekçilerin dahi ifadelerinin alındığını, adliye personelinin gece geç saatlerde evlerinden alınarak adliyeye getirtildiği hatta birçok personelin memuriyetlerine son verilmekle tehdit edildiğini belirtmiştir. Başvurucunun bu soruşturmaları yaparken o tarihte Mersin'de görev yapan ve birçoğu şu an ihraç edilmiş hâkim ve savcılar ile çok samimi bir ilişki içinde gözüktüğünü, onlarla sık sık bir araya geldiğini ifade etmiştir. Kendisinin de haksız bir şekilde bu teftiş kapsamında soruşturma geçirdiğini ifade eden tanık, buradaki amacın örgüt mensubu hâkim ve savcıların önünü açmak olduğunu belirtmiştir.-Tanık olarak ifadesine başvurulan Y.T.Y. beyanında özetle başvurucuyu 2011 yılında Mersin Adliyesinde gerçekleştirilen teftiş münasebetiyle tanıdığını, bu teftiş sırasında kendisinin de aralarında bulunduğu birçok hâkim ve savcının mağduriyet yaşadığını, soruşturma sürecinde keyfî ve kanun dışı işlemlere muhatap kaldıklarını ve tayine tabi tutulduklarını, bu teftiş nedeniyle başvurucu hakkında HSYK'ya suç duyurusunda bulunduğunu, o dönemki soruşturmalar sırasında başvurucunun da aralarında olduğu bazı kişilerin örgüt içinde oldukları ve onların güdüm ve talimatlarına göre hareket ettiklerinin söylendiğini fakat kendisinin bu konuda somut ve net bir bilgiye sahip olmadığını ifade etmiştir.-Tanık olarak ifadesine başvurulan A.Ç. beyanında özetle başvurucuyu 2011 yılında Mersin Adliyesinde gerçekleştirilen teftiş münasebetiyle tanıdığını, başvurucunun FETÖ mensubu olduğunun ve Fetullah Gülen'in tetikçisi olduğunun konuşulduğunu, özellikle söz konusu örgüt tarafından üstü çizilen kişilerin teftişine başvurucuyu gönderdiklerini, nitekim başvurucunun Mersin Emniyeti İstihbarat Şubesi ile iş birliği yaparak kendisi hakkında da isnat uydurduğunu ve soruşturma başlattığını, bu nedenle başvurucu hakkında HSYK'ya suç duyurusunda bulunduğunu belirtmiştir.-Tanık olarak ifadesine başvurulan K. beyanında özetle başvurucuyu 2011 yılında Kurtalan Adliyesinde gerçekleştirilen denetim sırasında müfettiş olarak görev alması münasebetiyle tanıdığını, başvurucunun sonrasında hakkında örgüt mensubu olma isnadıyla işlem yapılan hâkim ve savcılar ile iş birliği yaparak hakkında kumpas yoluyla işlem yaptığını ve tayinin çıkmasına sebep olduğunu, yapmış olduğu soruşturmada tamamen taraflı hareket ettiğini belirtmiştir.-Soruşturma sürecinde ifadesi alınan A.Ş., kovuşturma sürecinde tekrar alınan ifadesinde başvurucu hakkında "Ben Ü.S'yi hem HSYK hem de Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulunda müfettişlik yaptığım dönemden tanıyorum. 2011 yılı Eylül ayına kadar FETÖ cemaati ile bağlantım vardı. Bu tarihten sonra bu yapı ilgi ve alakamı tamamen kestim. Ü.S. isimli kişi de FETÖ cemaatine mensup bir kişidir. Bu kişinin bu yapıyla ilgili olduğunu ve bağının bulunduğunu iyi biliyorum. Kendisi ile herhangi bir sohbet ortamında bulunmadık. Kendisinin bu yapı içindeki faaliyetlerini bilmiyorum ancak bu yapının içinde olduğunu biliyorum. Ancak ben ayrıldığım 2011 yılı Eylül ayından sonra bu kişinin de FETÖ cemaati ile bağının devam edip etmediğini bilmiyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.-Soruşturma sürecinde ifadesi alınan G. kovuşturma sürecinde tekrar alınan ifadesinde özetle kendisinin 2005-2009 yılları arasında teftiş kurulunda görev yaptığını, bu dönemde örgütün teftişteki sohbet grubunun içinde yer almasına rağmen sohbet adı altında organize edilen toplantıların çok azına katıldığını ve 2011'den sonra da bu grupla irtibatını tamamen kopardığını, bununla birlikte teftiş kurulunda görev yapan örgüte mensup kişilerin birbirini kesinlikle tanıdıklarını, bu doğrultuda başvurucuyu herhangi bir toplantıda görmemiş olmakla birlikte kendisinin örgüt ile bağlantısı olduğunu net olarak bildiğini belirtmiştir. Gaziantep Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yapılan yargılamada 10/12/2019 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı başvurucunun cezalandırması talepli mütalaasını ibraz etmiştir. Mütalaanın ilgili kısmı şöyledir:"...FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan hakkında kovuşturma yürütülen sanık Ü.S.'nin örgüt hiyerarşisi içerisinde yer aldığı, sanık kabul etmese de tanıklar A.Ş. ve G.'un beyanı ile sanığın teftiş kurulunda çalıştığı dönemde örgüt içerisinde bulunduğu, ayrıca örgüt içerisinde hâkim savcılardan sorumlu sivil yargı imamı olan S.K.'ın kullandığı bylock programı üzerinden yine örgütün sivil yargı imamlarından K.T. isimli şahsa gönderdiği mesaj içeriğinde sanıktan örgüt jargonuyla murakebe olarak bahsettiği, murakebe ibaresinin ise örgüt jargonunda 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra örgüte karşı mesafeli yaklaşan, örgütü eleştiren, örgütle arasına mesafe koyan kişileri ifade ettiği, mesaj içeriği itibariyle de sanığın 17-25 Aralık 2013 sürecinden önce de örgüt içinde bulunduğunun sabit olduğu, yukarıda belirtilen deliller ve tüm dosya kapsamı itibariyle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olup örgütle organik bağ kurduğu, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmakla sanığın eylemine uyan TCK'nun 314/2, 3713 sayılı TMK'nun 5/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına... karar verilmesi kamu adına talep ve mütalaa olunur." Mahkeme ise 10/12/2019 tarihli karar ile başvurucunun beraatine hükmetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"...Bu iddiaların incelenmesinde; Sanık hakkında beyanda bulunan G., 2005 yılında Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığına Adalet Müfettişi olarak atandıktan sonra sanığı tanıdığını, sanık ile ortak hiçbir sohbet toplantısına katılmayıp denetime çıkmasada örgütün işleyiş şekli ve çalışma yöntemi itibariyle aynı birim içerisinde görev yapan kişilerin birbirlerini tanıması nedeniyle, sanığın örgüt ile bağalantısı olduğunu bildiğini, 2009 yılından sonra da sanık ile hiç görüşmediğini beyan etmiş, bu beyanı görgüye dayalı olmadığı, sanığın örgütsel eylemlerine ilişkin somut olgular içermediği, ayrıca beyanların 2009 yılı öncesine ait olması nedeniyle atılı suça delil olamayacağı anlaşıldığından hükme esas alınmamıştır.Tanık olarak dinlenen A.Ş.'in beyanlarının da tanık G. ile benzer olduğu 2011 yılına kadar ki bir süreci kapsadığı, bu yıllarda bu yapının silahlı terör örgütü olarak bilinmediği sanığın da bilmesinin beklenemeyeceği, bildiğine dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı, ayrıca tanık beyanlarının görgüye dayalı olmadığı ve somut eylemler de içermediği anlaşıldığından bu tanık beyanı da sanık aleyhine değerlendirilmemiş ve hükme esas alınmamıştır.Dosya kapsamında tanık olarak dinlenen Ş.B., Y.T.Y., K., A.Ç.'ın beyanlarının duyuma, tahmine dayalı olması, bu beyanların sanığın müfettiş olduğu dönemlerde yaptığı teftişlerin o dönem tarafsız olmadığı görüntüsü vermesi ve bunun da örgütle bağlantısı olması nedenine dayanıyor ihtimalini tanıklarda uyandırmasına dayalı olması, bu beyanların sanığa atfedilebilecek somut eylemler içermedikleri içinde atılı suç bakımından delil olarak kabul edilemeyeceği sebepleriyle hükme esas alınmamıştır.Sivil yargı imamı olan tanık olarak dinlenen S.K.'ın kullandığı bylock programı üzerinden yine örgütün sivil yargı imamlarından K.T. isimli şahsa gönderdiği mesaj içeriğinde sanıktan örgüt jargonuyla murakebe olarak bahsettiği, murakebe ibaresinin ise örgüt jargonunda 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra örgüte karşı mesafeli yaklaşan, örgütü eleştiren, örgütle arasına mesafe koyan kişileri ifade ettiği tanık beyanlarından anlaşılmış, bu mesaj içerikleri dosyada bulunan başka bilgi belgeler ile doğrulanamamış, doğruluğu kabul edilse bile sanığın örgütün gerçek yüzünün ortaya çıktığı 17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra örgütten koptuğunu göstermesi nedeniyle de atılı suça delil olarak kabul edilemeyeceğinden hükme esas alınmamıştır.Dosyaya giren 2018 tarihli tutanak içeriğine göre sanığın örgütün tepe yöneticilerinden O.H.Ö. ile telefon irtibatının olduğu tespiti yapılmış ise de, 17/25 Aralık süreci öncesinde yapılan bu görüşmelerin içeriğinin bilinememesi, sanığın araç sigortasını yaptırmak için bu tepe yönetici ile görüştüğü savunması ve sigorta poliçeleri ile araç ruhsat bilgilerini dosyaya sunması, telefon ile görüşme tarihleri ile sigorta poliçe tarihlerinin uyumluluk göstermesi, sanık savunması aksini gösterir bir delilin dosyada bulunmaması nedenleriyle sanık savunmasına itibar edilmiş ve bu husus hükme esas alınmamıştır.Sanığın dil öğrenimi için 1 yıl süre ile 2008-2009 yıllarında yurt dışına görevlendirildiği atılı suç için delil mahiyetinde iddianamede yer alsa da, sanık savunması aksine örgüt ile bağlantılı olarak bu görevlendirilmenin yapıldığı, sanık savunmasında meslek gezisi olarak adlandırılan yurtdışı gezilerinin de örgütsel amaçlar doğrultusunda yapıldığına dair dosya kapsamında bir bilgi belge bulunmaması karşısında bu husus hükme esas alınmamıştır.Her ne kadar iddianamede sanığın HSK kararıyla ihraç edildiği belirtilmiş ise de; sanığın örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden ihraç edilmesi kararının idari bir işlem olduğu, idari işlemin her zaman iptalinin mümkün olduğu, kararı veren idari mercii tarafından geri alınabileceği, bu nedenle bu idari işlemin atılı suçla ilişkilendirilmesi gereken eylem olarak kabul edilemeyeceği anlaşıldığından bu husus atılı suç bakımından sanık aleyhine değerlendirilmemiş ve hükme esas alınmamıştır.Sanıktan ele geçirilen dijital materyallerin incelemesi sonrası düzenlenen 2017 tarihli bilirkişi raporuna göre atılı suç bakımından delil mahiyetinde bir hususun materyallerde bulunmadığı anlaşılmıştır.Tüm bu açıklamalar kapsamında dosya muhteviyatındaki tüm bilgi, belge ve deliller birlikte değerlendirildiğinde; Her ne kadar sanık Ü.S. hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan hakkında iddianame düzenlenmiş ve mahkememizde kamu davası açılmış ise de; yukarıda açıklanan gerekçelerle sanığın silahlı terör örgütü ile aralarında organik bağ kurarak hiyerarşik yapısına dahil olduğunu, örgütün amacı ve talimatları doğrultusunda faaliyette bulunduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluluk içeren faaliyetlerde bulunduğuna dair her türlü şüpheden uzak, kesin, inandırıcı ve yeterli delil bulunmadığı, sanığa isnat edilen eylemlerin mahkememizce sanık aleyhine değerlendirilmediği ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinin sabit olmadığı anlaşılmakla sanığın CMK'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmesi yolunda mahkememizde vicdani kanaat oluşmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." Beraat kararına karşı Cumhuriyet savcısı tarafından, delillerin mahkûmiyet kararı için yeterli olduğu gerekçesiyle kurulan hükmün kaldırılması talebiyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla istinaf incelemesinde derdesttir. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39); Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48; ilgili Yargıtay kararları için bkz. A., B. No: 2016/63999, 9/1/2020, §§ 33-