6. Ceza Dairesi 2023/15420 E. , 2024/12667 K. MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/362 E., 2022/645 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir old…
**6. Ceza Dairesi 2023/15420 E. , 2024/12667 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/362 E., 2022/645 K. SUÇ : Nitelikli yağmaya teşebbüs HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü: Sanık Hakkında Katılan ...'e Yönelik Nitelikli Yağma Suçuna Teşebbüsten Kurulan Mahkumiyet Hükmünün İncelemesinde; Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir. Ancak; 1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir. Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir. Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır. Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden ... alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir. Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır. Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır. Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. ... Centel- Hamide ...- ... Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 ) Ancak kanun metninde TCK'nın 150/1. maddesinden kimlerin yararlanabileceği açık açık sayılmamıştır. Kanun metninde açık açık sayılmasa da Yargıtay kimlerin TCK'nın 150/1. maddesinden yararlanabileceğini, kimlerin yararlanamayacağını kararlarıyla belirlemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve 6. Ceza Dairesi uygulama birliği sağlama ve kötüye kullanmaların önüne geçmek amacıyla objektif bazı kriterler belirlemiştir. Söz konusu kriterler; 1-Hukuken tahsil edilebilir bir alacak olması, 2-Bunu almak için cebir veya tehdit uygulanması, 3-Talep edilen miktar ile alacak miktarının orantılı olması, 4-Tarafların hukuki ilişki doğduğu anda bu ilişkide taraf sıfatı taşıyan kişilerden olmaları gerektiğidir. Bu doğrultuda; a-Sanığın hukuki ilişki doğduğu anda alacaklı sıfatı taşıması gerektiği, b-Müştekinin bu hukuki ilişki doğduğu anda borçlu sıfatını taşıması gerektiği, c-Borç doğduğu anda taraf sıfatı taşıyan kişilerin yakın akrabaları veya çalışanların yada spontane gelişen olaylarda; kendisi için menfaat amacı gütmeden, arkadaşına yardım ve dayanışma amacıyla bulunan arkadaş ile birlikte eyleme katılmış olmaları halinde; TCK 150/1.maddesinden yararlanabileceğini kabul etmektedir. Kural olarak borç ilişkisi doğduğu anda alacaklı veya borçlu sıfatı taşımayan kimselerin bu maddeden istifade edemeyeceğini kabul etmektedir. Ancak bu kural sıkı sıkıya uygulandığında ciddi sakıncaları olduğu görülebilmektedir. Çek senet tahsilatçısı veya mafya bağlantı olmadan hatta çoğu zaman hiçbir maddi veya manevi çıkarı olmadan bazen zorunluluk bazen dayanışma adı altında olaya katılan kişilere rastlanılmaktadır. Mesela; yakın akrabalardan biri alacağını almak için borçlu olan kişiye giderken birlikte gitmenin çoğu zaman aile bağları gereği zorunlu olduğu açıktır. Bunun gibi işçi veya ortağı olarak çalıştığı birinin alacağını almaya giderken yanında bulunmama halinde çoğu zaman işten çıkarılma veya ortaklığın bitirilmesi durumları yaşanabilmektedir. Ortaklığın maddi zarara uğraması yani kendi zararları da söz konusu olmaktadır. Ayrıca alacak miktarından çalışan veya ortak doğrudan da etkilenmektedir. Ayrıca hem yakın akrabalar hemde ortak ya da çalışan ile patron arasında ekonomik bağlantı olduğu veya olabileceği de açıktır. Yakın arkadaşlar da dayanışma duygusu ve yakın ilişki nedeniyle çoğu zaman hatıra binaen borçluya birlikte gitmektedirler. Bu nedenlerle bu tür durumlarda birlikte hareket etmek zorunluluk arz etmektedir. Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun kararları bu doğrultudadır. Bazılarını hatırlayacak olursak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 23.05.2017 tarihli 2017/6-91 Esas ve 2017/291 Karar sayılı "... İnceleme dışı sanık ... ile katılan ... arasında... plakalı aracın satışı nedeniyle hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişkinin bulunduğunun sabit olduğu, katılanın, yetkilisi olduğu şirketin vergi borcu nedeniyle haczedilerek elkonulan aracı teslim almasına rağmen ...'e iade etmemesi üzerine, ...'in hukuki ilişkiye dayanan alacağını tahsili amacıyla yağma eylemini gerçekleştirdiği, sanık ...'in ise yanında çalıştığı ...'in katılan ...'dan olan alacağını tahsil etmek için adı geçen sanıkla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nun 150/1. maddesinin uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. ..." şeklindeki kararında çalışanın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına verilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunu'nun 14.01.2020 tarihli ve 2017/6-204 Esas, 2020/5 Karar sayılı "...Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 10.12.2013 tarihli ve 452-612 sayılı kararında kardeşinin hukuki alacağını tahsil amacıyla yağma eylemine katılan sanığın; 23.05.2017 tarihli ve 91-291 sayılı kararında yanında çalıştığı failin hukuki alacağa dayanan yağma suçuna iştirak eden iş yeri arkadaşının da TCK'nın 150. maddesindeki düzenlemeden yararlanacağına karar verirken akrabalık ve geleneksel yakınlık ilişkilerini gözetmiştir..." , " şikâyetçi ...’nın 03.04.2009 tarihinde üzerine kayıtlı dubleks evi sanık ...’ın eşinin üzerine devrettiği olayda; ...’ün hukuki alacağını tahsil etmek amacıyla katılanlara karşı yağma eylemini gerçekleştirdiği sırada muhasebe müdürü olarak on bir yıl yanında çalışmış olan sanık ...’ın da onunla birlikte hareket ederek yağma eylemine iştirak ettiği, bu nedenle sanık ... hakkında da TCK'nın 150. maddesinin 1. fıkrasının uygulanması gerektiği kabul edilmelidir. " şeklindeki kararında çalışanın TCK 150/1. maddeden yararlanacağına karar verilmiştir. Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; temyiz dışı sanık ... ile mahkemede tanık olarak dinlenilen ...'ün fiili ortak olup birlikte araç alıp sattıkları, katılanların da Talas ilçesinde hurda araç alım satım işiyle uğraştıkları, tanık ... ile katılanların arasında daha önceden hasarlı araç satışı yapıldığı, katılan ...'in ilk kolluk beyanından da anlaşılacağı üzere, kendilerinden bir buçuk sene önce değişik zamanlarda hasarlı araç alıp sattıkları, hatta "...bu araçlardan zarar etmişler, bundan dolayı bu şahıslar da bu işi yaptıklarını düşünüyorum..." şeklinde beyanda bulunduğu, tanık ...'ın anlatımlarına göre katılan ...'ten araç aldıkları ancak; katılanın aracın devrini bir türlü vermediği, taki en az 15 kez katılanın işyerine giderek devri istediği halde aracın devrini veremeyince aracı geri alıp başka bir aracı vereceğini söylediğini beyan ettiği, ancak devri yine vermediği, en son olarak vereceği aracı almayı istemek amacıyla işyerine gittiğinde İstanbul'dan bir araba geleceğini onu verebileceğini katılanın söylemesi üzerine tanığın, ortağı olan temyiz dışı sanık ...'a arabayı gidip almasını söylediği, onun da yanında işçisi olarak çalışan dosya sanığı ...'i alarak katılanın işyerine gittikleri, sanığın, patronu olan temyiz dışı sanık ...'ın kendisine "...koçum senin şoförlüğün var değil mi,...'a gidip araç getireceğiz..." diyerek alıp getirecekleri araç için ikinci bir şoföre ihtiyaç duyulacağından bu şekilde beraber gittiklerinin temyiz dışı sanık ...'ın beyanlarından anlaşıldığı, oto galericisi tanık ...'ın; olayla ilgili bilgi ve görgüsü olmadığı, ancak kendi adına kayıtlı aracı üzerinde olduğu için ...'ün aracı sattığından vekaleti vermek için birlikte ...'ın yazıhanesine gidip satışı verdiğini söylediği, sanayide çekici işi yapan tanık ...'ın; katılanlar ve sanıkların arasında alacak verecek meselesi olduğunu bildiği, ...'ın ...'dan araba aldığı, çekici olarak ... ile birlikte arabayı çekmeye gittiği, ...'a bir araba verdiği, ... ile ...'ın ortaklık yaptıkları, ...'ın ...'dan para alıp ...'a verdiği, Toyota bir araba verdiği, ancak satışını vermediği, bunun üzerine ...'ın Toyota'nın satışını veremeyeceğini başka bir araba vereceğini söylemesi üzerine tekrar aracı ...'ın yanına götürdüğü, arabayı götürmelerine rağmen ve parayı almış olmasına rağmen ...'ın bir türlü arabayı vermediği, bir şekilde işin içine girdiği için her seferinde kendisinin de gittiğini söylediği, yine sanıklarla iş yaptığından tanıyan tanık ...'in; katılanları da araç alıp sattığından tanıdığı, ...'i ...'ın yanında çalıştığından bildiği, ...'ın, ...'ın ortağı olduğu, birlikte ...'ın yanına araç için gittiği, araç için aracı olduğu, ...'dan bir araba aldıkları, karşılığında bir araç ve para verdikleri, ancak ...'ın sattığı aracın devrini bir türlü vermediği, bu amaçla kendileri ile birlikte birden çok kez ...'ın yerine gittiği, bunun üzerine ...'ın aracı ...'a geri verdiği, ancak ...'ın her seferinde başka bir araba vereceğini söyleyerek bir türlü ...'a araç vermediği, en son yine ...'ın vermesi gereken aracı vermediği için aralarında söz konusu kavganın çıktığını söylediği, bu nedenle taraflar arasında ticarete dayalı ihtilaf olduğu, tüm dosya kapsamına göre, sanıkların alacağının sabit olduğu, sanıklar katılanın işyerine gittiğinde bir alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle alacaklarını istedikleri, katılanların alacağı vermedikleri, aralarında tartışma çıktığı ve kavga ettikleri olayda patronuyla beraber olay yerine gelen sanık Bekirin eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 150/1 maddesi kapsamında kaldığı gözetilmeden hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz isteği bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy çokluğu ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 28.11.2024 tarihinde karar verildi. K A R Ş I O Y Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2022/362 Esas, 2022/645 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında TCK'nın 149/1-a, c ve d, 35. ve 62. maddeleri gereğince 5 yıl 1 ay 7 gün ve CMK'nın 326/son maddesi gereğince de 5 yıl hapis cezası olarak infazına şeklinde verilen kararın Dairemize gelmesi üzerine, Her ne kadar çoğunluk tarafından TCK'nın 150/1 maddesi gereğince ceza verilmesine gerektiğinden bahisle kararın bozulmasına karar verilmiş ise de, Dosya içindeki Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 2021/22945 Esas, 22908 sayılı kararında oy birliğiyle eylemin yağmaya teşebbüs suçu olarak nitelendirildiği ayrıca olayda kabule göre de sanıkların TCK'nın 149/1-d maddesinden cezalandırılması gerektiği bu hususta temyiz olmadığı da kararda belirtildiği, bu kez yağma suçunun oluşmadığı TCK'nın 150/1 maddesinin oluştuğundan bahisle bozulmuş olması hukuka olan ... ilkesini de zedeleyeceğinden yerel mahkeme kararının yerinde olduğu görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.