11. Hukuk Dairesi 2009/9025 E. , 2011/2462 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.02.2009 tarih ve 2007/212 - 2009/49 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm
**11. Hukuk Dairesi 2009/9025 E. , 2011/2462 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Bakırköy 3.Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 10.02.2009 tarih ve 2007/212 - 2009/49 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu, davalı şirketin 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin genel kurulları yapmadığını, bu döneme ilişkin genel kurulun 20.09.2007 tarihinde yapıldığını, 2005 ve 2006 yıllarında denetçi olmamasına rağmen bu döneme ilişkin denetçi raporu düzenlenmesinin yasaya aykırı olduğunu, denetçi olmayan döneme ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporunun da kabul edilemeyeceğini, belirtilen yıllara ilişkin bilançoların gerçeği yansıtmadığını, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin madde oylanırken TTK’nun 374. maddesi gereğince oydan mahrumiyet kuralına riayet edilmediğini, bu nedenle ibraya ilişkin maddenin iptalinin gerektiğini, yine söz konusu yıllara ilişkin karların yedeğe ayrılmasının da doğru olmadığını, ayrıca yönetim kurulu başkanına şirket ile muamele yapma ve rekabet etme izni verilmesinin ortaklar arasındaki eşitlik ilkesini bozduğunu, bu maddede de TTK’nun 374. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürerek, davalı şirketin 20.09.2007 tarihli genel kurulunda alınan 3, 4, 5, 8, 9 ve 10 numaralı kararların iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davanın süresinde açılmadığını, iptali istenen kararların yasaya uygun olarak alındıklarını savunarak, davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davanın süresi içinde açıldığı, davalı şirketin 2004 yılında bir yıl için seçilen denetçisinin görev süresinin 2005 yılı Mayıs ayında bittiği, 2007 yılı Haziran ayındaki denetçi seçimine kadar şirketin 2 yıl denetçisiz kaldığı, iptali konu genel kurulda, 2007 yılında seçilen denetçi, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin rapor düzenlemiş ise de, denetçiye eski dönemleri inceleme ve rapor verme görevi verilmediğinden, belirtilen yıllara ilişkin usulüne uygun bir denetim raporunun olmadığı, usulüne uygun bir denetim raporu olmaksızın yönetim kurulu faaliyet raporu ile bilanço ve kâr zarar hesabının onaylanamayacağı, buna ilişkin genel kurul kararının bu nedenle iptalinin gerektiği, yönetim kurulunun ibrasına ilişkin kararların oylanmasında ise TTK’nun 374. maddesine aykırı olarak oydan yoksun olan yönetim kurulu başkanının vekaleten oy kullandığı, bu şekilde alınan ibra kararının yok hükmünde olduğu, aynı gerekçe ile yönetim kurulu başkanına şirket ile muamele yapma ve rekabet etme izni verilmesine ilişkin kararların da geçersiz olduğu, onaylanmamış bilançoya dayalı olarak şirket karı ile ilgili alınan tüm kararların da geçerliliğinin bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne, davalı şirketin 20.09.2007 tarihli olağan genel kurul toplantısındaki 3,4,5,8,9 ve 10 nolu kararların iptaline karar verilmiştir. Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava anonim şirket genel kurul kararlarının iptali istemine ilişkin olup, mahkemece yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiştir. TTK'nun 381. maddesi uyarınca anonim şirket genel kuruluna katılan ortağın, bu genel kurulda alınan kararlara karşı iptal davası açabilmesi için, iptalini istediği karara karşı muhalif oy kullanmış olması ve keyfiyeti tutanağa geçirtmiş olması gerekmektedir. Ancak iptali istenen kararların mutlak butlanla sakat olması halinde bu şartın varlığı gerekli değildir. Mutlak butlanla batıl kararlar, baştan beri hükümsüz olan, sonradan geçerlilik kazanma olanağı olmayan, emredici kurallara, kamu düzenine veya ahlaka ve adaba aykırı veyahut konusu olanaksız olan kararlardır. Bu tür kararlar, baştan beri hüküm ifade etmezler ve mahkemece re’sen üzerinde durulması gerekir. Somut olayda, davacı tarafından 20.09.2007 tarihli genel kurulda alınan ve 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin bilançolar ile aynı tarihlere ilişkin kar zarar cetvellerinin kabulüne ilişkin 4 nolu karara muhalif kalınarak keyfiyet tutanağa geçirtilmiş olup bu madde yönünden dava açma koşulları oluşmuştur. Mahkemece şirketin 2004 yılında seçilen denetçisinin görev süresinin 2005 yılının Mayıs ayında sona erdiği, 2007 yılının Haziran ayında yeni denetçi seçilmesine kadar şirketin denetçisinin olmadığı, 2007 yılında seçilen denetçiye eski dönemleri inceleme ve rapor verme görevi verilmediği, bu döneme ilişkin usulüne uygun denetim raporu olmadığı, usulüne uygun denetim raporu olmaksızın bilanço ve kar zarar cetvellerinin onaylanmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle söz konusu maddenin iptaline karar verilmiştir. Ancak 31.05.2007 tarihli olağanüstü genel kurulun söz konusu yıllara ilişkin eksiklikleri gidermek amacıyla yapıldığı ve bu genel kuruldan sonra yapılan 30.07.2007 tarihli genel kurul ile iptale konu 20.09.2007 tarihli genel kurulların da bu yıllara ilişkin olduğu gözetildiğinde, seçilen denetçinin bu yıllara ilişkin rapor verme yetkisinin olduğu kabul edilmelidir. Bu itibarla iptale ilişkin mahkeme gerekçesi yerinde olmayıp bu karara yönelik olan davacının diğer iddiaları değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Öte yandan davacı tarafça iptali istenen 3 nolu karar ile davalı şirketin 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin yönetim kurulu faaliyet raporu ve denetçi raporları kabul edilmiş, 8 nolu karar ile 2004 ve 2005 yılı karlarının dağıtılmayarak olağanüstü yedeklere ayrılması hususunda alınan yönetim kurulu kararı ibra edilmiş ve 9 nolu karar ile de 2006 yılı karının olağanüstü yedeklere ayrılmasına karar verilmiştir. Söz konusu kararların yukarıda açıklanan nitelikte olmadıkları, bu nedenle mutlak butlanla sakat bulunmadıkları, bu kararlara karşı muhalefet şerhini tutanağa geçirtmeyen davacının iptal davası açamayacağı gözetilmeksizin anılan kararların iptaline karar verilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca davada yönetim kurulu üyelerinin ibrasına ilişkin 5 nolu kararın da iptali istenilmiş olup, bu madde de davacının muhalefet şerhi bulunmamaktadır. TTK’nun 374/2. maddesi hükmü karşısında, yönetim kurulu üyeleri kendilerinin ibralarına ilişkin kararlarda oy hakkını haiz değillerdir. TTK'nun 374. maddesi hükmü buyurucu niteliktedir. Bu şekilde alınan genel kurul kararına karşı iptal davası açan ortaklar, muhalefet şerhlerini tutanağa yazdırmamış olsalar bile, ibraya ilişkin genel kurul kararının iptalini isteyebilirler. Bununla birlikte kendi ibralarında oy kullanamayan yönetim kurulu üyelerinin, vekaleten başkalarına ait oyları kullanmalarına bir engel bulunmamaktadır. Oydan mahrum bulunan ortağın oy kullanmasına rağmen bu oyun karara etkili olmadığının anlaşılması halinde iptal isteminin reddi gerekmektedir. Somut olayda, 2004, 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin olarak yönetim kurulu ibra edilmiş olup, davalı şirketin 06.05.2004 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeliklerine..., Benan Kayserilioğlu ve davacı seçilmiştir. Bunlardan davacı ret oyu kullanmış, Ayhan Paksoy asaleten, Benan Kayserilioğlu ise vekaleten kabul oyu kullanmışlardır. Anılan kişilerin oyları çıkarıldığında, geriye H.Reyhan Paksoy ile Süheyla Paksoy’un kabul oyları kalmaktadır. Bu durumda ibra için gerekli karar nisabı oluşmakta olup, yönetim kurulu üyelerinin oyları sonuca etkili değildir. Mahkemece, bu yön üzerinde durulmadan yönetim kurulu üyesinin vekaleten oy kullanamayacağı kabul edilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.