Başvuru, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin iptali ve tazminat talebiyle açılan davada bozma ilamı sonrası verilen ilk derece mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının Yargıtayca incelenmemesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, kat karşılığı inşaat sözleşmesinin iptali ve tazminat talebiyle açılan davada bozma ilamı sonrası verilen ilk derece mahkemesi kararına yönelik temyiz itirazlarının Yargıtayca incelenmemesi nedeniyle karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 9/3/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Olay tarihinde müteahhit olarak çalışan başvurucu ile arsa sahipleri Y. ve T.Y. arasında 28/10/2009 tarihinde İstanbul'un Ümraniye ilçesindeki taşınmazla ilgili olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır. Arsa sahipleri sözleşmede öngörülen sürede inşaatın bitirilip teslim edilmediğini ileri sürerek başvurucu aleyhine İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) sözleşmenin feshi ile 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Mahkemenin 6/2/2014 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü ile sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitine, maddi ve manevi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde, sözleşme konusu 4 ve 5 No.lu parsellerin tevhidi ile oluşan 11 No.lu parselde davacılar dışında Y.nin hissedar olduğu ve bu kişiyle sözleşme yapılmadığı, davacının kızı olan bu kişiden almış bulunduğu vekâletnamenin akde muvafakat anlamına gelmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca, üzerine inşaat yapılacak olan 4 ve 5 No.lu parsellerin arka bahçesinin ifrazı ile bu yerde inşaat yapılmasının imar mevzuatı yönünden imkânsız olduğu, bu nedenle de sözleşmenin ifa imkânsızlığı sebebi ile geçersiz olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, 15/5/2014 tarihli dilekçesiyle kararı temyiz etmiştir. Dilekçesinde öncelikle; sözleşme yapıldığı andan itibaren gerekli işlemlerin yapılması için ilgili yerlere başvurulduğu, taşınmazın imar durumu ile ilgili olarak başvurucudan kaynaklanmayan bazı sorunların ortaya çıktığı, davacılara inşaata başlanabilmesinin ancak parseller arasında tevhidin yapılmasından sonra mümkün olabileceğinin şifahen söylenmesine rağmen davacıların kayıtsız kaldığı vurgulanmıştır. Ardından, davacının kızı Y.den alınan vekâletnamenin akde muvafakat anlamına gelmeyeceğine ilişkin Mahkemenin kabulünün hatalı olduğu ileri sürülmüştür. Ayrıca inşaat yapılmasının imar mevzuatı yönünden imkânsız olduğu belirtilerek sözleşmenin ifa imkânsızlığı sebebi ile geçersiz olduğuna karar verilmiş ise de davacıların başka bir müteahhit ile sözleşme yaptıklarının Mahkemece görmezden gelindiğine dikkat çekilmiştir. Son olarak davacıların sözleşmenin feshini talep etmelerine rağmen Mahkemenin taleple bağlı kalmaksızın sözleşmenin baştan geçersizliği nedeniyle davanın kabulüne karar vermesinin hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi (Daire) 14/4/2015 tarihli kararıyla mahkeme kararını bozmuştur. Karar gerekçesinde, öncelikle Y.nin arsa paydaşı olan babasına verdiği vekâlete dayanılarak başvurucuya da vekâletname verildiği ve tevhidin yapıldığının tespit edildiği, dava dışı Y.nin tevhide muvafakat vermesi sonucu sözleşmeye katıldığı ve bu şekilde sözleşmenin geçersizliğinin ileri sürülmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğu belirtilmiştir. Ardından dava konusu fesih talebinin dinlenebilmesi için 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesi uyarınca tüm paydaşların zorunlu dava arkadaşı olarak davada taraf olmaları gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre Mahkemece paydaş Y.nin zorunlu dava arkadaşı olarak davaya muvafakatinin alınması gerektiği, muvafakat etmediği takdirde işbu dava ile birleştirilmek üzere bu kişi hakkında dava açılması için davacılara süre verilmesi, böylece tüm maliklerin davada yer alması sağlandıktan sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerektiği açıklanmıştır. Sonuç olarak Mahkemenin taraf teşkili sağlanmaksızın işin esasına girerek hüküm kurmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, bu bozma nedenine göre de başvurucunun diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmediği ifade edilmiştir. Dairenin bozma kararına uyan Mahkeme, Daire kararında belirtilen taraf teşkilini sağladıktan sonra 22/10/2015 tarihli kararıyla davanın kısmen kabulü ile sözleşmenin geçersiz olduğunun tespitine, maddi ve manevi tazminat istemlerinin feragat nedeniyle reddine karar vermiştir. Karar gerekçesinde, sözleşmenin yapıldığı tarihte taşınmazın üzerine bina yapabilecek konumda olmadığı, taşınmaza imar durumu verilmediği, taşınmazın komşu parsele tevhit şartı taşıdığı, plan tadilinin gerekli olduğu, sözleşmenin üzerinden 5 yıl geçtiği hâlde inşaata başlanmadığı ve sözleşmenin baştan geçersiz olduğu belirtilmiştir. Başvurucunun temyiz talebi üzerine Daire 15/3/2017 tarihli kararıyla mahkeme kararını onamıştır. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazları incelenemeyeceğine göre, davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir." Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş ve dilekçesinde; temyiz nedenlerini yineleyerek, bozma kararına göre bozulan husus dışında kesinleşen ve kesinleştiği için de temyiz incelemesine konu edilemeyecek bir husus bulunmadığını belirterek temyiz itirazlarının yargısal süreçte değerlendirilmediğini belirtmiştir. Talep, Dairenin 16/1/2018 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 15/2/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 9/3/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun Hükmü 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak;...c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini,içerir." Yargıtay Kararı 4/2/1959 tarihli ve E.1959/13, K.1959/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Temyizce bir kararın bozulması ve mahkemenin bozma kararına uyması halinde bozulan kararın bozma sebeplerinin şümulü dışında kalmış cihetlerinin kesinleşmiş sayılması, dâvaların uzamasını önlemek maksadiyle kabul edilmiş çok önemli bir usulü hükümdür. Bir cihetin bozma kararının şümulü dışında kalması da iki şekilde olabilir. Ya o cihet, açıkça bir temyiz sebebi olarak ileri sürülmüş fakat dairece itiraz reddedilmiştir, yahutta onu hedef tutan bir temyiz itirazı ileri sürülmemiş olmasına rağmen dosyanın Temyiz Dairesince incelendiği sırada dosyada bulunan yazılardan onun bir bozma sebebi sayılması mümkün bulunduğu halde o cihet Dairece bozma sebebi sayılmamıştır. Her iki halde de o konunun bozma sebebi sayılmamış ve başka sebeplere dayanan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması, taraflardan birisi lehine usuli bir müktesep hak meydana getirir ki, bu hakkı ne mahkeme, ne de Temyiz Mahkemesi halele uğratabilir. Zira usulü müktesep hakkın tanınması da âmme intizamı düşüncesiyle kabul edilmiş bir esastır...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); mahkemeye erişim hakkının Sözleşme'nin maddesinde yerini bulan güvencelerin doğal bir parçası olduğunu, bu güvence kapsamında herkesin medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili iddialarını yetkili merciler önünde ileri sürme hakkının korunduğunu (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B. No: 54252/07, 16/6/2009, § 52), Sözleşme'nin maddesinde mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkının güvence altına alınmadığını ancak devletin kendi takdirine bağlı olarak taraflara kanun yoluna başvurma hakkı tanıması durumunda, incelemeyi yapan mahkeme önünde uygulanan muhakeme usulünün güvence ilkelerine uygun olması gerektiğini belirtmiştir (Delcourt/Belçika, B. No: 2689/65, 17/1/1970, § 25). AİHM, mahkeme hakkının görünümlerinden biri olan etkili karar hakkı ile ilgili Kutic/Hırvatistan (B. No: 48778/99, 1/3/2002, § 25) davasında yaptığı değerlendirmede Sözleşme'nin maddesinin hukuki uyuşmazlıkların tespiti için mahkemeye erişim hakkını güvence altına aldığını ancak bu hakkın yalnızca dava açma hakkı ile sınırlı olmaksızın mahkeme tarafından uyuşmazlığın nihai olarak karar altına alınması hakkını da içerdiğini belirterek mal varlığının zarara uğraması nedeniyle devlete karşı açılan tazminat davasında yargılama devam ederken yürürlüğe giren kanun hükmüne göre yeni düzenleme yapılıncaya kadar yargılamanın durdurulması ve davanın 6 yıl süreyle karara bağlanmamasının Sözleşme'nin maddesi kapsamında etkili karar hakkının ihlali sonucunu doğurduğunu belirtmiştir. AİHM; Cezayir'deki tıp fakültesinden mezun olan bir başvurucunun diplomasının denkliğinin tanınmaması nedeniyle açtığı davada, Fransa Danıştayının başvurucu tarafından ileri sürülen hukuki meseleler ile maddi olayları değerlendirmeden, yalnızca idari makamların mütekabiliyet şartı ile ilgili görüşüne bağlı kalarak karar vermesi nedeniyle başvurucunun ileri sürdüğü iddialar çerçevesinde uyuşmazlığın tespiti ile ilgili tüm olgusal ve hukuki konuları incelemek üzere yeterli yargı yetkisine sahip olan bir mahkemeye eriştiğinin düşünülemeyeceğini belirterek Sözleşme'nin maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (Chevrol/Fransa, B. No: 49636/99, 13/2/2003, §§ 76-84)..