Başvuru, vergi incelemesi sonucu vergi ziyaı cezalı geçici vergi ve gelir vergisi tarh edilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, vergi incelemesi sonucu vergi ziyaı cezalı geçici vergi ve gelir vergisi tarh edilmesine ilişkin işlemlerin iptali istemiyle açılan davalarda esasa etkili iddiaların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 18/6/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyon tarafından 2018/18194 ve 2018/18996 numaralı bireysel başvuru dosyalarının aralarında konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2018/18194 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine ve incelemenin 2018/18194 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu 1984 yılından beri taksi işletmeciliği, müteahhitlik, tekstil ticareti ve inşaat malzemeleri toptan pazarlama işleriyle uğraşmaktadır. Başvurucu hakkında 2007 yılında F.Ü. adlı şahsa gayrimenkulünü teminat göstermek koşuluyla %5 faizle 000 TL borç para verdiği, daha sonra F.Ü.nün zor durumundan istifade ederek söz konusu gayrimenkulü üzerine aldığı ve ardından gayrimenkulü satması sonucu haksız gelir elde ettiği yönündeki ihbar üzerine inceleme yapılmıştır. Düzenlenen vergi tekniği raporunda (VTR) başvurucunun inşaat malzemeleri alım satım faaliyetinde bulunmak üzere mükellefiyet tesis ettirdiği ancak bu faaliyetinin dışında çok sayıda emlak alım satımı yaptığı, bunlarla ilgili vergi dairesine herhangi bir bildirimde bulunmadığı, işlemlerinde banka hesaplarını kullanmadığı, tefecilik yaptığı, faiz karşılığı borç verdiği kişilerden genellikle gayrimenkullerinin teminat olarak gösterilmesini istediği ifadelerine yer verilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda, diğer şahıslar ile ilgili olarak net bir tespit yapılamadığından başvurucu hakkında sadece F.Ü. ile olan ilişkisi nedeniyle işlem yapılması gerektiği vurgulanmış ve başvurucunun faizle verdiği borç para karşılığında üzerine aldığı F.Ü.ye ait gayrimenkulü daha sonra satması sonucunda elde ettiği faiz gelirini beyan etmemesi nedeniyle başvurucu hakkında tarhiyat yapılması ve vergi ziyaı cezası kesilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu hakkında VTR esas alınarak bir kısmı 2007 ve bir kısmı da 2008 yıllarına ilişkin olmak üzere vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisi tarhı, vergi ziyaı cezalı gelir stopaj ve damga vergisi tarhı, vergi ziyaı cezalı geçici gelir vergisi ile vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhı işlemleri tesis edilmiştir. Başvurucu anılan işlemlerin iptali istemleriyle İstanbul Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dört ayrı dava açmıştır. Başvurucunun vergi ziyaı cezalı banka ve sigorta muameleleri vergisi tarhiyatının iptali istemiyle açtığı davada Mahkeme 21/6/2011 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararında "... davacının bir takvim yılı içerisinde bir kişiye verdiği borç karşılığında bu kişiye ait gayrimenkulün tapusunu üzerine aldığı, bu taşınmazı sattığı tutar ile borç verdiği tutar arasında kalan farkın davacının elde ettiği faiz geliri olduğu iddia edilmişse de, davacı ile söz konusu şahıs arasındaki ilişkinin bir gayrimenkul alım satımı olduğu, alım satım işlemlerinin tapu memuru önünde her iki tarafın iradelerini açıklayarak yapılıp devlet kayıtlarına girdiği ve bu kayıtların aksini ortaya koyacak kuvvette somut belgeler olmadıkça doğru olarak kabulünün zorunlu olduğu, alım satımın banka kanalıyla yapılmamasının bu durumu değiştirmeyeceği, gayrimenkulün her hangi bir faiz ilişkisi içerisinde el değiştirdiği yönünde idarece somut ve geçerli bir belge veya tapudaki tescilin iptali yönünde bir mahkeme kararı sunulamadığı, davacının sattığı taşınmaz için değer artışı kazancını beyan edip ödediği, ayrıca adı geçen şahıs ile davacı arasında İstanbul Onbirinci Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava nedeniyle husumetlerinin de bulunduğu, tapuda resmi makamlar önünde kararlaştırılmış tutarlar üzerinden yapılan satış işlemini ikrazatçılık olarak değerlendirip bu konuda borç verenin ifadesinden başka itibar edilebilecek kesin ve somut belgeler sunulmadan yapılan tarhiyatta hukuka uyarlılık görülmediği..." gerekçesine yer verilmiştir. Karar, Danıştay Yedinci Dairesi tarafından onanmış; karar düzeltme isteminin de 2017 yılında reddedilmesinin ardından kesinleşmiştir. Başvurucunun vergi ziyaı cezalı gelir stopaj ve damga vergisi tarhiyatının iptali istemiyle açtığı davada Mahkeme 30/3/2010 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Mahkeme kararında "...ilgili dönemler muhtasar beyannamelerinin verilmemesi nedeniyle davacı adına resen tarhiyat yapılmış ise de, re’sen takdir ile ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunun gerçeğe en yakın şekilde tespit edilmesi amacı esas olduğundan, takdir komisyonunca, davacının ilgili dönemde işçi çalıştırıp çalıştırmadığı, nakden veya hesaben tevkifata tabi bir ücret veya kira ödemesinde bulunulduğu ve ödeme miktarının ne kadar olduğu, işçilerin ilgili dönemde işte çalıştığı yönünde bir tespit bulunduğu ve bu nedenle ödeme yapıldığı somut bilgi ve belgelerle saptanmadan matrah takdir edildiği, matrah takdirine ilişkin komisyon kararında tespit edilen matraha nasıl ulaşıldığına ilişkin somut tespitlerin yer almadığı gerekçeleriyle yapılan cezalı tarhiyatlarda hukuka uyarlık bulunmadığı..." gerekçesine yer verilmiştir. Karar, kanun yolu incelenmesinden geçerek kesinleşmiştir. Başvurucunun bireysel başvuruya konu ettiği vergi ziyaı cezalı geçici gelir vergisi ile aynı yıla ilişkin vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatlarının iptali istemiyle açtığı davalarda ise Mahkeme ilk olarak iptal kararları vermiştir. Bu kararlar temyiz aşamasında Danıştay Dördüncü Dairesi tarafından önce onanmış ise de karar düzeltme aşamasında bozulmuştur. Mahkeme bozma kararlarına uyarak 8/9/2015 ve 9/9/2015 tarihli kararlarla davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, başvurucu adına kesilen vergi ziyaı cezasının tek katı aşan kısmının kaldırılmasına, tek kat cezalı tarhiyat yönünden davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme kararlarının gerekçesi şöyledir:"... davacının faiz karşılığı borç verdiği kişilerden genellikle gayrimenkullerinin teminat olarak gösterilmesini istediği, daha sonra borç verdiği kişilerin zor durumundan yararlanarak gayrimenkulleri satış yoluyla kendi üzerine geçirdiği, bazen ikinci ve üçüncü kişileri de araya koyarak izini kaybettirmeye çalıştığı ve dolayısıyla davacının ikrazatçılık faaliyetinde bulunduğu sonucuna varılmış olup dava konusu tarhiyatta ve kesilen tek kat vergi ziyaı cezasında hukuka aykırılık görülmemiştir.Tekerrür sebebiyle % 50 fazlasıyla kesilen vergi ziyaı cezasına gelince;...tekerrür nedeniyle ceza kesilebilmesi için öncelikle kesilmiş bir vergi ziyaı cezası olması, bu cezanın usulüne uygun olarak kesinleşmesi, cezanın kesinleştiği tarihten sonra yeniden aynı neviden bir ceza kesilmesi gerekli ve zorunlu olup bu halde vergi ziyaı cezasında, önceki cezanın kesinleşme tarihinden itibaren 5 yıl içinde vergi ziyaı cezası kesilecek bir durum söz konusu olduğunda kesilecek cezanın yüzde elli artırılarak kesinleşmesi gerekmektedir....Olayda, davacı adına yapılan ve tekerrür cezasına konu olan vergi ziyaı cezalı tarhiyatların ait olduğu dönem öncesinde davacı hakkında kesinleşmiş bir vergi ziyaı cezasının varlığına ilişkin olarak davalı idare tarafından ortaya somut bilgi ve belgenin konulamadığı dolayısıyla da tekerrür şartlarının oluşup oluşmadığının tevsik edilemediği görüldüğünden, dava konusu vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle artırılan kısmında hukuka uyarlık bulunmamaktadır." Başvurucu, kararları temyiz etmiştir. Temyiz dilekçelerinde başvurucu, aynı maddi olaya yönelik lehine verilen vergi mahkemeleri, asliye hukuk mahkemesi ve ceza mahkemesi kararlarına vurgu yaparak hakkında tesis edilen işlemlerin hukuka aykırı olduğunu belirtmiş ve mahkeme kararlarının bozulması isteminde bulunmuştur. Temyiz taleplerini inceleyen Danıştay Üçüncü Dairesince kararların onanmasına hükmedilmiştir. Daire, tarafların karar düzeltme istemini de 13/3/2018 tarihli kararlarla reddetmiş ve mahkeme kararları kesinleşmiştir. Başvurucu tarafından sunulan belgelere göre aynı maddi olaya ilişkin olan ve F.Ü.ye ait uyuşmazlığa konu taşınmazın başvurucuya satışının iptal edilmesi istemiyle başvurucu aleyhine açılan tapu iptali ve tescili davası İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesince reddedilmiştir. Söz konusu karara yönelik temyiz ve kararın düzeltilmesi istemleri de Yargıtayca reddedilerek karar kesinleşmiştir. Yine aynı maddi olaya ilişkin İstanbul ve Asliye Ceza Mahkemelerinde dolandırıcılık ve tefecilik suçlarından yapılan yargılamalarda başvurucu beraat etmiş ve anılan beraat kararları da kesinleşmiştir. Nihai kararlar başvurucuya 17/5/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 18/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun "Vergi Kanunlarının uygulanması ve ispat" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. Şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir." 213 sayılı Kanun'un "Re'sen vergi tarhı" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Resen vergi tarhı, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veya kanuni ölçülere dayanılarak tespitine imkan bulunmayan hallerde takdir komisyonları tarafından takdir edilen veya vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlarca düzenlenmiş vergi inceleme raporlarında belirtilen matrah veya matrah kısmı üzerinden vergi tarh olunmasıdır. İnceleme raporunda bu maddeye göre belirlenen matrah veya matrah farkı resen takdir olunmuş sayılır...." 213 sayılı Kanun'un maddesinin "Maksat" kenar başlıklı birinci fıkrası şöyledir:"Vergi incelemesinden maksat, ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamaktır..." 213 sayılı Kanun'un "Vergi ziayı" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden, verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder" 213 sayılı Kanun'un "Vergi ziyaı cezası" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası ile ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "341 inci maddede yazılı hallerde vergi ziyaına sebebiyet verildiği takdirde, mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı cezası kesilir." 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Dolandırıcılık" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye ..." 5237 sayılı Kanun'un "Tefecilik" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi ..." 21/11/2012 tarihli ve 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu'nun maddesiyle yürürlükten kaldırılan 30/9/1983 tarihli ve 90 sayılı mülga Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin "Tanımlar" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanun Hükmünde Karanamede geçen;a) İkrazatçı: Devamlı ve mutad meslek halinde, faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle, ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişileri,...ifade eder." 6361 sayılı Kanun'un "İkrazatçılarla ilgili hükümler" kenar başlıklı geçici maddesi şöyledir:"90 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden aldıkları yetkiye istinaden ikrazatçılık faaliyetinde bulunanlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde bu Kanunda sayılı faaliyetlerden birini yürütmek amacıyla Kuruma başvuruda bulunabilirler. Bu süre içinde mevcut sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarının tahsiline yönelik işlemler dışında yeni bir ikrazatçılık faaliyetinde bulunamazlar. Kuruma başvuruda bulunan ikrazatçılar Kuruldan gerekli izinleri almak suretiyle faaliyetlerine faktoring, finansal kiralama veya finansman şirketi olarak devam edebilirler. Kurulacak bu şirketler bu Kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde yer alan sermaye yükümlülüğünü üç yıl içinde yerine getirmek zorundadır. Kuruma başvuruda bulunmayan veya başvurduğu halde Kuruldan gerekli izinleri alamayanların ikrazatçılık faaliyet izinleri başka bir işleme gerek kalmaksızın kendiliğinden sona erer."