10. Hukuk Dairesi 2024/8101 E. , 2025/6642 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/985 E., 2024/957 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/330 E., 2024/16 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemes
**10. Hukuk Dairesi 2024/8101 E. , 2025/6642 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/985 E., 2024/957 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 10. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/330 E., 2024/16 K. Taraflar arasındaki meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 2011-2013 yılları arasında davalı şirkette tır şoförü olarak çalıştığını, davacının sağ elinde meydana gelen kırık nedeniyle 21.07.2011–19.08.2011 tarihlerinde şoför olarak çalışmasının sakıncalı olduğuna dair işgöremezlik belgesinin bulunmasına rağmen bu süreçte davalı işveren tarafından çalıştırıldığını, davacının işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya olduğundan dolayı bu duruma karşı gelme imkanın olmadığını, bu süre zarfında davacıya maaşının ödendiğini ve sigorta primlerinin eksiksiz yatırıldığını, bunlarla beraber şoför olarak görev yapan davacının kullanmış olduğu araçların takograf kayıtlarının da mevcut olduğunu, yaptığı iş gereği sağ elini etkin bir şekilde kullanan davacının tedavisi için takılan alçı, yalnızca şoförlük mesleği için dahi sakıncalı olmasına rağmen, akaryakıt boşaltımı için kullanılan demir boruları taşıması ve bağlaması neticesinde davacının tedavisinin düzgün bir şekilde tamamlanmasının mümkün olmadığını, bu ağır çalışma koşullarına bağlı olarak davacının elinde meydana gelen kırığın düzgün kaynamadığını, aradan uzun süre geçmesine rağmen raporlu olduğu günlerde çalışması ve bu nedenle kırığın düzgün kaynamamasına bağlı olarak oluşan sağlık problemlerinin devam ettiğini, davacıda bu çalışmaya dayalı olarak işgücü kaybının oluştuğu, davacının elinde meydana gelen kırığın düzgün kaynamamasının gözle görülecek derecede belirgin olduğunu, sağ elinde devamlı suretle bir şişkinlik olduğunu, henüz genç yaşta olan davacının hayatı boyunca işgücü kaybıyla yaşayacak olmasının psikolojisini bozduğunu, açıklanan nedenlerle 500,00 TL maddi tazminat; 20.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının taleplerinin hem somut gerçekliklerle bağdaşmamakla hem de hukuken kabul edilebilir olmamakla haksız ve mesnetsiz olduğunu, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, davacının herhangi bir alacak ve/veya tazminat talep hakkı bulunmadığını bu nedenle faiz isteminin haksız olduğunu, davacının iş kazası iddiasında bulunmadığını bu sebeple görevsizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının, davalı şirkette 07.07.2011 tarihinden 25.1.2013 tarihine kadar tanker operatörü olarak görev yaptığını, 25.1.2013 tarihinde el yazılı istifa beyanı ile iş akdine davacı tarafından son verildiğini, davacının, davalı işveren aleyhine açtığı Antalya 6. İş Mahkemesi 2013/211 E. sayılı dosya ile işçilik alacaklarını talep ettiğini, dosyanın Yargıtay incelemesinde olduğunu, huzurdaki davaya dayanak gösterilen işgöremezlik raporunun davalı işverene ibraz edilmediğini, davalı şirketin iş bu rapordan huzurdaki dava ile haberdar olduğunu, müvekkili şirketin sağlık raporlarının kendisine ibrazı halinde yahut vizite giriş sistemindeki kontrolleri sırasında tespit halinde derhal gerekli işlemlerini yaptığını, raporlu işçinin çalıştırılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, davacı tarafından istirahat raporunun işverenliğe bildirilmediğini ve vizite giriş sisteminden de rapor tespit edilemediği için davacının ilgili dönemde tam gün çalıştığını, maaşı ve haklarının eksiksiz ödendiğini, davacının çalıştığı dönemde iddia edilenin aksine elinde alçı uygulaması bulunmadığını, davacının istirahat raporunu işverenliğe bildirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini oysa hem iş sözleşmesinde hem de harici taahhütnamelerde davacı işçinin bu yükümlülüğünün hüküm altına alındığını, davalının çalışanlarının sağlığını ve iş güvenliğini tesis etmek için her türlü önlemi aldığını, eğitimini verdiğini, bilgilendirmeyi yaptığını, davacının elinin alçıda olduğu iddiasının gerçeklikle bağdaşmadığını, davacının anlatımının ayrıca hayatın olağan akışına da uymadığını, 2011 yılında yaşandığı iddia edilen bir olay nedeniyle davacının 2015 yılında dava açmasının davacının ya tutarsa mantığı ile hareket ettiğini, kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacının özlük dosyasında 21.11.2011 ve 04.12.2011 tarihli ağır ve tehlikeli işlerde çalışacaklara ait işe giriş/periyodik muayene formları yer aldığını bu formlarda davacının sağlığı ve sağlık geçmişi ile ilgili beyanları ve doktor görüşünün yer aldığını, davacının maddi tazminat taleplerinin yasal koşulları oluşmadığını, ayrıca somut olayda manevi tazminat talebi için de gerekli koşulların oluşmadığını, davacının yersiz ve mesnetsiz maddi-manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "...somut olayda davacının sağ elinde meydana gelen kırık sebebiyle çalıştırılmasına bağlı iş gücü kaybı meydana gelip gelmediğine ilişkin rahatsızlığın, davacı tarafından meslek hastalığı olduğu iddia edildiği, ancak bu olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği anlaşılmaktadır. Kurumca sigortalıya gelir bağlanabilmesi için öncelikle zararlandırıcı olayın meslek hastalığı niteliğince olup olmadığının tespiti ön sorundur. Bu kapsamda davacıya meslek hastalığını Sosyal Güvenlik Kurumuna ihbarda bulunmak için süre verilmiş, yapılan başvuru sonrasında ise dava konusu olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmediği görülmüştür. Bunun üzerine olayın Sosyal Güvenlik Kurumunu ve hak alanını etkileyeceğinden işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için davacı tarafa ihtaratlı kesin süre verilmiş ise de davacı tarafca verilen kesin süre içinde SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı belirtilmiştir. Davacı vekilinin, dava konusu uyuşmazlık ile ilgili SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı beyan edildiğinden istinaf ilamındaki diğer hususlar ile ilgili herhangi bir araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak, davacının sağ elinde meydana gelen kırık sebebiyle çalıştırılmasına bağlı iş gücü kaybı meydana gelip gelmediğine ilişkin rahatsızlığın, davacı tarafından meslek hastalığı olduğu iddia edildiği, ancak bu olayın Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediği, dava konusu olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmediği, davacı tarafca da dava konusu uyuşmazlık ile ilgili SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açılmayacağı beyan edilmesi de dikkate alınarak davacı tarafın maddi ve manevi tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddi ile..." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı işverenin parmağında kırık olan davacıyı çalıştırmak sureti ile parmaktaki hasarın artmasına neden olduğunu, Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 28.01.2019 tarihli raporda, parmaktaki arazın kalıcı iş gücü kaybı oluşturacak nitelikte olmadığı tespit edilmişse de 3 ay süre ile geçici iş gücü kaybı oluşturduğunun tespitinin yapıldığını, bu hali ile manevi tazminat ödenmesi gerektiğini, bu nedenle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, İlk Derece Mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin tüm istinaf nedenlerine ilişkin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21. maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacı vekilince dava dilekçesinde davacının 2011-2013 yılları arasında davalı şirkette tır şoförü olarak çalıştığını, davacının sağ elinde meydana gelen kırık nedeniyle 21.07.2011–19.08.2011 tarihlerinde şoför olarak çalışmasının sakıncalı olduğuna dair işgöremezlik belgesinin bulunmasına rağmen bu süreçte davalı işveren tarafından çalıştırıldığını, davacının işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya olduğundan dolayı bu duruma karşı gelme imkanın olmadığını, yaptığı iş gereği sağ elini etkin bir şekilde kullanan davacının tedavisi için takılan alçı, yalnızca şoförlük mesleği için dahi sakıncalı olmasına rağmen, akaryakıt boşaltımı için kullanılan demir boruları taşıması ve bağlaması neticesinde davacının tedavisinin düzgün bir şekilde tamamlanmasının mümkün olmadığını, bu ağır çalışma koşullarına bağlı olarak davacının elinde meydana gelen kırığın kırığın düzgün kaynamamasına bağlı olarak oluşan sağlık problemlerinin devam ettiğini, davacıda bu çalışmaya dayalı olarak işgücü kaybının oluştuğunu beyanla maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, Mahkemece 10.06.2020 tarihli kaldırma ilamı öncesi verilen 18.10.2019 tarihli davanın reddine dair kararın gerekçesinin "... davacı tanıklarının beyanında davacının serçe parmağının pazar günü mesai haricinde kırılmış olduğunu, nerde ve nasıl kırıldığı konusunda bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmişlerdir. Davalı ... '''...davacının işe başladığı zaman eşiyle kavga ettiğini ve kızgınlıkla elini kapıya vurduğunu söylemişti, ancak elinde herhangi bir kırık olduğunu söylemedi, buna dair herhangi bir yazılı bir rapor da sunmadı...'' şeklinde beyanda bulunmuş olup, yine davacı tarafından 21.07.2011 tarihli raporun davalı işverene iletilip, davalı tarafın bu rapordan bilgi sahibi olduğuna dair dosyada herhangi bir delil de mevcut değildir. Kaldı ki, davalı tarafın söz konusu rapordan haberdar olduğuna dair bir durum söz konusu olduğu varsayılsa dahi davacının sağ serçe parmağındaki kırığın işyerinde gerçekleşmediği anlaşılmakla, davacıda maluliyete neden olacak düzeyde araz bırakmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla sabit olmakla; davacının bu haliyle zorla çalıştırılarak, elinde zaman zaman uyuşma meydana geldiği, sağ elini kapatırken hareket kabiliyetinin kısıtlandığına dair dosyada iddiadan öte somut bir delil olmadığı gibi, iş yeri haricinde oluşan kırık ile iddia edilen olumsuzlukların davacının çalışma sürecinde ortaya çıktığına ilişkin illiyet bağının da kurulamadığı..." şeklinde açıklandığı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacının Kuruma başvurusunun sağlanarak meslek hastalığı tespiti yönünde karar alınması gerektiği, Kurumun meslek hastalığı olmadığı yönünde karar vermesi halinde ise davacı vekiline bu kez Kurumu ve davalı işvereni davalı göstermek suretiyle dava açılması amacıyla süre verilmesinin gerekeceği gerekçesiyle kararın kaldırıldığı, Mahkemece kaldırma ilamı sonrası davacı vekiline Kuruma başvuru yapması yönünde süre verildiği, davacının başvurusu üzerine Kurumun 18.01.2023 tarihli yazı cevabı ekindeki sağlık kurulu raporu ile davacının mesleki hastalığının bulunmadığının bildirildiği görülmesi üzerine, 11.05.2023 tarihli celsede davacı vekiline istinaf ilamı uyarınca olayın Kurumca meslek hastalığı olarak kabul edilmemesi nedeniyle Sosyal Güvenlik Kurumunu ve işveren aleyhine “meslek hastalığının tespiti” davası açması için usulüne uygun ihtaratlı 2 haftalık kesin süre verildiği, davacı vekilince ara karar gereğinini yerine getirilmediği, bir sonraki 30.11.2023 tarihli celsede davacı vekili imzalı beyanında "her ne kadar geçen celse tarafımıza SGK ve işveren aleyhine meslek hastalığının tespiti davası açmak üzere kesin süre verilmiş ise de bu yönde bir dava açmadık. Dava konusu olay nedeniyle müvekkilin iş kazası geçirdiği sabittir. İş göremezlik belgesi olmasına rağmen müvekkil çalıştırılmıştır. Dosyada bu hususa ilişkin bilirkişi raporu ve takograf kayıtları da mevcuttur. Yerleşik içtihatlarda iş kazasında iş göremezlik kaybı sıfır olsa bile manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği açıktır. Manevi tazminat yönünden talebimizi yineliyoruz. Maddi tazminat yönünden takdiri mahkemeye bırakıyoruz, sonuç itibariyle uyuşmazlıkla ilgili meslek hastalığının tespitine ilişkin dava açmayacağız" şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece meslek hastalığının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Meslek hastalığından kaynaklı tazminat davalarının görülmesi için ön koşul zararlandırıcı olayın Kurumca meslek hastalığı niteliğinde olduğunun tespit edilmesidir. Meslek hastalığının tespiti ile ilgili ihtilaf Sosyal Güvenlik Kurumunun hak alanını doğrudan ilgilendirmekte olup tazminat davasında Kurum taraf değildir. Somut olayda, davacı vekilince Mahkemece usulüne uygun olarak verilen kesin süreye rağmen ara kara gereğinin yerine getirilmediği ayrıca davacı vekilinin temyiz dilekçesinde taleplerinin meslek hastalığı veya iş kazası talebine dayanmadığı, davacı sigortalının raporlu olduğu halde çalıştırılması nedeniyle meydana gelen zararlarının tazminine yönelik olduğuna dair beyanda bulunması karşısında meslek hastalığı yönünde Mahkemece araştırma yapılmaması ve yargılamaya devam edilmemesi yerinde ise de mahkemenin görevliliği hususu değerlendirilmeksizin davanın esastan reddi yönünde karar tesisi isabetli olmamıştır. Mahkemece yapılacak iş; Dairemizin 20.09.2022 tarih ve 2022/3466 Esas 2022/10875 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere "Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinde “İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle (o Kanun'un değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından ... hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” düzenlemesine yer verilmiştir. Benzer şekilde yargılama sırasında yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 5. maddesinde “(1) İş mahkemeleri; a)5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'na veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya Kanun'dan ... her türlü hukuk uyuşmazlıklarına, b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanun'un geçici 4. maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara, c)Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara, ilişkin dava ve işlere bakar.”düzenlemesine yer verildiği, bu açıklamalar kapsamında davacılar her ne kadar davaya konu sigortalının ölümüyle neticelenen olayın bir iş kazası olduğu iddiasıyla iş bu davayı açmış iseler de kesinleşen tespit hükmü çerçevesinde olayın iş kazası olmadığının anlaşılması karşısında yargılamaya konu olayın gerek 4857 sayılı İş Kanunu, gerek ise de 5510 sayılı Kanun kapsamında İş Mahkemelerince görülerek sonuçlandırılabilecek nitelikte bir dava olmadığı açıktır. O halde dava konusu eylemin bir haksız fiil olduğu, bu yönüyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunun 41. ve devamı maddeleri çerçevesinde (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 49. ve devamı maddeleri) genel hükümlere tabi bir tazminat davası olarak görülerek, çözüme kavuşturulması, bu kapsamda da aynı kanunun 55. maddesi ( 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 66. maddesi) kapsamında davalının adam çalıştıran ve/veya işleten olarak sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ile ilgili incemle yaparak karar verme görevinin genel mahkemelere ait olduğunun dosyadan açıkça anlaşılabilir olmasına göre, İş Mahkemesince genel mahkemeler lehine görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yargılamanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur." şeklindeki gerekçede dikkate alınarak mahkemenin görevliliği hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Davacı vekili temyiz edenlerin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgilisine iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.