Başvuru, tapu ve vergi kaydı bulunmasına ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının da gerçekleşmesine rağmen taşınmazın kadastro sonucu mera olarak tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tapu ve vergi kaydı bulunmasına ve kazandırıcı zamanaşımı koşullarının da gerçekleşmesine rağmen taşınmazın kadastro sonucu mera olarak tespit edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 8/5/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Sivas ili Ulaş ilçesine bağlı Karaşar köyünde yapılan kadastro çalışmaları sırasında 147 ada 6 parsel numarasıyla sınırlandırılan 500,17 m2 yüzölçümlü taşınmaz,8/2/2009 tarihinde mera vasfıyla kamu orta malı olarak tespit edilmiştir. Kadastro tutanağında; tapu ve vergi kaydı bulunmayan taşınmazın kadimden beri ve hâlen köy halkı tarafından mera olarak kullanıldığı belirtilerek 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun maddesinin (B) bendine göre tespitin yapıldığı açıklanmıştır. Başvurucu 27/5/2009 tarihinde kadastro sınırlandırma ve tespitine itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde, bu taşınmazın mera olmadığı ve öncesinde tapu kayıtlarının mevcut olduğu belirtilmiştir. Başvurucu iki adet tapu kaydı ibraz etmiştir. Bu kayıtlardan ilki, Karaşar köyü Kanlı mevkiine ait 14/6/1972 tarihli ve cilt:360, sayfa:46, 30 sıra numaralı tapu kaydıdır. 757 m2 yüzölçümlü bu kayda göre tarla niteliğindeki taşınmaz, doğusunda tepe, kuzeyinde dere, batısında Bahtiyar yolu ve güneyinde Şevket Efendi sınırları ile çevrilidir. İkincisi ise aynı köy ve mevkide bulunan yine 14/6/1972 tarihli ve 31 sıra numaralı tapu kaydıdır. 947 m2 yüzölçümlü tarla niteliğindeki bu taşınmaz ise doğusunda tepe, kuzeyinde Fevzi Bey, batısında dere ve güneyinde Palabıyık kızı Ayşe taşınmazları ile çevrilidir. Her iki kaydın da maliki olarak başvurucu görünmektedir. Kadastro Komisyonu 1/7/2009 tarihinde başvurucunun itirazını reddetmiştir. Karaşar köyü çalışma alanında yapılan kadastro sınırlandırma ve tespitleri 27/7/2009 ile 25/8/2009 tarihleri arasında 3402 sayılı Kanun'un maddesine göre otuz gün süreyle askı ilanına alınmıştır. Başvurucu, Karaşar Köyü tüzel kişiliği aleyhine 4/8/2009 tarihinde Ulaş Kadastro Mahkemesinde kadastro tespitine itiraz davası açmıştır. Yargılama sırasında Maliye Hazinesi ve Orman Genel Müdürlüğü de davaya dahil edilmiştir. Ulaş Kadastro Mahkemesinin E.2009/95 sayılı dava dosyasında 16/5/2011 tarihinde taşınmazlarda keşif yapılmıştır. Davacı ve vekilinin de katıldığı keşifte mahalli bilirkişiler, kadastro tutanağında imzası bulunan tespit bilirkişileri ve davacı tanıkları dinlenmiştir. Keşfe, kadastro ve ziraat uzmanı teknik bilirkişiler de katılmıştır. Mahalli bilirkişiler ve tespit bilirkişileri ile davacı tanıklarına, meranın, komşu taşınmazların ve davacının dayandığı tapu kayıtlarının sınırları sorulmuştur. Ziraat uzmanı teknik bilirkişinin 13/6/2011 tarihli raporunda, dava konusu taşınmazların devletin tasarrufu altında olması gereken taşınmazlardan olduğu belirtilmiştir. Kadastro uzmanı teknik bilirkişinin raporunda da toprak tevzi komisyonunca düzenlenen mera haritası ile davacının keşif sırasında gösterdiği yerlerin krokide gösterildiği ifade edilmiştir. Ulaş Kadastro Mahkemesinin kapatılarak dosyalarının Sivas Kadastro Mahkemesine (Mahkeme) devredilmesi üzerine yargılamaya bu Mahkemenin E. 2009/92 sayılı dava dosyasında devam olunmuştur. Mahkeme 18/6/2013 tarihinde bu defa orman uzmanı teknik bilirkişi ile birlikte yeniden taşınmazlarda keşif yapmış, bu keşif sırasında bir mahalli bilirkişiyi daha dinlemiştir. Orman uzmanı teknik bilirkişinin 24/6/2013 tarihli raporu ile ek raporunda bu taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme 9/10/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; dava konusu taşınmazın toprak tevzi komisyonunca mera olarak belirlenen alanda kaldığı ve hâlen de mera olarak kullanıldığı belirtilmiştir. Mahkeme, bu taşınmazın mera olduğu yönündeki 16/5/2011 tarihli keşifteki mahalli bilirkişi beyanlarına vurgu yapmıştır. Kararda ayrıca, ziraat ve orman uzmanı bilirkişi raporlarına göre bu taşınmazın mera özelliği taşıdığı ve dört tarafının da kadim mera ile çevrili olduğu açıklanmıştır. Başvurucu kararı temyiz etmiş, Yargıtay Hukuk Dairesinin 8/4/2014 tarihli ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir. Onama ilamında, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilmiştir. Daireye göre ayrıca başvurucu, dayandığı tapu kaydının dava konusu taşınmaz bölümlerini kapsadığını kanıtlayamamış, dava konusu taşınmazın ise kadim mera olduğu belirlenmiştir. Onama ilamı başvurucu vekiline 2/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu ise karardan 2/5/2014 tarihinde haberdar olduğunu bildirmiştir. Başvurucu 8/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucu bireysel başvuru tarihinden sonra 16/6/2014 tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş ancak Dairenin 23/10/2014 tarihli ilamıyla karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir. A. Ulusal Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir:"Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır." 4721 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır." 3402 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası ve dördüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır.A) 31/12/1981 tarihine veya daha önceki tarihlere ait vergi kayıtları,..." 3402 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsiz yerlerden:... B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman ve panayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiği veya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanık beyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parsel numarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özel siciline yazılır. Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığı gibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümler saklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler. ..." 3402 sayılı Kanun'un maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:"Orta malları, hizmet malları, ormanlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup da bir kamu hizmetine tahsis edilen yerler ile kanunları uyarınca Devlete kalan taşınmaz mallar, tapuda kayıtlı olsun olmasın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile iktisap edilemez." 3402 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yeri tayinde;A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas alınarak yapılır...." 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Bu Kanunda geçen;...d) Mera: Hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri,...ifade eder." 4342 sayılı Mera Kanunu'nun maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:"Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleri yönetmelikle belirlenir."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında, mülkiyet hakkının kapsamı konusunda, mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010 § 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129). AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) Numaralı Protokol'ün maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (kk), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52). AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek (1) Numaralı Protokol'ün maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya [BD], No. 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § Meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31). Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti, (kk) [BD]B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33). AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye (kk), B. No: 22522/03, 9/12/2008). Kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinilmesi bakımından AİHM, mülkiyet hakkının kapsamını belirlerken iç hukuktaki düzenlemeler ile yargısal uygulamaları gözeterek sonuca varmaktadır. Buna göre mera, orman gibi alanların kazandırıcı zamanaşımı yoluyla kazanılamayacağı yönünde Türk hukukunda yer alan düzenlemeler nedeniyle başvurucularda, bu taşınmazların mülkiyetini elde etmelerini sağlayabilecek bir meşru beklentinin doğmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmiştir (Sarısoy ve diğerleri/Türkiye (kk), B. No: 21303/07, 14/10/2014, § 35; Kadir Gündüz/Türkiye (kk), B. No: 50253/99, 18/10/2007, Nane ve diğerleri/Türkiye, No. 41192/04, §§ 25-28, 24/11/2009, Bölükbaş ve diğerleri/Türkiye, B. No: 29799/02, 9/2/2010, § 26; Usta/Türkiye (kk), B. No: 32212/11, 27/11/2012, § 44). Öte yandan İpseftel/Türkiye (B. No: 18638/05, 26/5/2015, §§ 48-69) kararında yine iç hukuktakidüzenlemelere işaret edilmiş ve 4721 sayılı Kanun'un maddesindeki kazandırıcı zamanaşımı koşulları gerçekleştikten sonra verilen idari ve yargısal kararlarla mülkiyetin kaybettirilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaline karar verilmiştir.