Ceza Genel Kurulu 2020/138 E. , 2024/206 K. İTİRAZ İtirazname No : 2015/337341 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 22-168 I. HUKUKÎ SÜREÇ Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.06.2015 tarihli ve 22-168 sayılı hükmün, sanı…
**Ceza Genel Kurulu 2020/138 E. , 2024/206 K.** **"İçtihat Metni"** İTİRAZ İtirazname No : 2015/337341 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 12. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Ağır Ceza SAYISI : 22-168 I. HUKUKÎ SÜREÇ Bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.06.2015 tarihli ve 22-168 sayılı hükmün, sanık müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 04.04.2019 tarih ve 3190-4553 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 27.05.2019 tarih ve 337341 sayı ile; "Olay öncesinde Nevşehir ili Ürgüp İlçesi Duayeri Mahallesi Mektep mevkiinde bulunan 88 ada 50 parselde yapılacak bina inşaatı ve aynı ada 51 parselde yapılacak istinat duvarı inşaatı işini Kaptaş Kapadokya Doğalgaz A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı olan sanık ...’in üstlendiği, başlangıçta 88 ada 49 olup ifraz neticesi ayrılan bu parsellerden sanık ...’in 50 parselin... ile birlikte bir kısmına, 51 parselin ise tamamına sahip olduğu, sanığn Belediye onaylı yapı ruhsatına istinaden 50 parselde inşaat amaçlı temel kazı çalışmalarına başladıkları, bir süre devam eden kazı çalışmaları sırasında inşaat alanının hemen yanında bulunan 51 parselin sınırını oluşturan eski yüksek istinat duvarında meydana gelen göçükler nedeni ile yapıya zarar vereceğini düşünerek inşaat faaliyetlerini durdurdukları, bu kapsamda sanık ... ile diğer ortak maliki vekil vasıtası ile Belediyeye tehlike arz eden istinat duvarının kendisi tarafından yapılacağını belirterek bilgi mahiyetinde başvurduğu ancak belediyeden ruhsat almaksızın istinat duvarı inşasına başladıkları, bu kapsamda davaya konu yerde yapılan istinat duvarı yapımı sırasında olay tarihinde meydana gelen toprak kaymasında kalıp ustası olarak çalışan işçiler ..., ... ve ...'ın duvarın arka kısmında çalıştıkları sırada göçük altında kalarak vefat ettikleri, ölüm ile kaza arasında illiyet bağı bulunduğu, zemin kayması olan yolun alt kısmının gevşek ve ince topraktan oluştuğu, yolun alt temel malzemesini oluşturan tüfit olarak adlandırılan gevşek malzemenin kendisini bırakmasından kaynaklandığı, sanığın müteveffaların mirasçılarının tamamının zararlarını gidererek şikâyetlerinden vazgeçmelerini sağladığı şeklinde gerçekleşen olayda, TCK'nın 22/3. maddesinde tanımlı bilinçli taksirin koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden, sanığın olay tarihi öncesinde göçük meydana gelen istinat duvarının yıkılabileceğini önceden öngörmüş olmasına karşın gerekli ruhsat almaksızın herhangi bir plan ve proje hazırlatmaksızın tamamen kişisel ve mesleki bilgilerine güvenerek ve buna inanarak teknik bir ekipman ve uzman bir kişi bulundurmaksızın başladıkları inşaat alanında meydana gelen göçük sonrası meydana gelen ölüm olayında neticeyi öngördükleri ancak bilgi ve tecrübelerine güvenerek objektif özen yükümlülüğüne aykırı davranışla eyleme devam edip istemedikleri neticenin meydana gelmesine engel olamadıkları bu suretle de bilinçli taksirle hareket ettikleri belirtilmek suretiyle bilinçli taksir hükümleri uygulanarak fazla ceza tayini," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 13.02.2020 tarih ve 5497-1472 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN İtirazın kapsamına göre inceleme, taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık .../... tarafından somut olayda basit taksirle mi yoksa bilinçli taksirle mi hareket edildiğinin belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yalnızca sanık ...’e mi yoksa sanıklar ... ve ...'na mı yöneldiğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. IV. GEREKÇE A. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İtirazının Yalnızca Sanık ...’e mi Yoksa Her İki Sanığa mı Yöneldiği 1. Ön Soruna İlişkin Olay ve Olgular Sanık ... ve ...'nun bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan TCK'nın 85/1, 22/3 ve 62. maddeleri uyarınca 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin Yerel Mahkemece verilen hükümlerin sanıklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Özel Dairece onanmasına karar verildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; somut olayın anlatıldığı bölümde yalnızca sanık ...'e yüklenen eylemlere yer verilmekle birlikte nitelendirme yapılırken diğer sanık ...'ı da çağrıştıracak biçimde çoğul ifadelerin kullanıldığı ve sonuç olarak sanıkların bilinçli taksirle hareket etmediklerinin belirtildiği, sonuç bölümünde ise Özel Daire onama kararının sanık ...'e hasredilmeksizin her iki sanık açısından da kaldırılmasının talep edildiği, CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, itirazın bilinçli taksir suçundan mahkûmiyet kararı onanan her iki sanığa da yöneldiğinin değerlendirilmesi ile itirazın reddine karar verilerek dosyanın incelenmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderildiği, Anlaşılmaktadır. 2. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi, CMK'nın olağanüstü kanun yollarının yer aldığı "Altıncı Kitap", "Üçüncü Kısım", "Birinci Bölüm"de 308. maddede; "(1) Yargıtay ceza dairelerinden birinin kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re'sen veya istem üzerine, ilâmın kendisine verildiği tarihten itibaren otuz gün içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz. (3) Daire, mümkün olan en kısa sürede itirazı inceler ve yerinde görürse kararını düzeltir; görmezse dosyayı Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderir." şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itirazı, Ceza Daireleri kararlarına karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yolu olup bu yetki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısına aittir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bu yola başvurabilmesi için ön koşul Yargıtay ceza daireleri tarafından temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmesidir. Bu karar olağan yargılama sürecini sonlandıran bir karar olabileceği gibi sürecin devamını gerektiren usul ve esasa yönelik bir bozma kararı da olabilir. İtiraz mercii olan Genel Kurul, fail ve fiil yönünden itiraz nedenlerine bağlı olmaksızın kararı her yönüyle inceleyerek (suç vasfı için yapılan itirazda suçun sabit olmadığına karar vermek gibi) itirazı yerinde görmezse reddine, aksi hâlde daire kararında tespit ettiği tüm hukuka aykırılıkların giderilmesine karar verecektir. İtiraz üzerine verilen kararlara karşı hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunması gereği olarak tekrar itirazda bulunulamaz. Ayrıca hakkında temyiz incelemesi yapılarak hüküm kurulmayan sanık hakkında itiraz yoluna başvurulması mümkün değildir. 3. Ön Soruna İlişkin Değerlendirme Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının sonuç kısmında Özel Daire onama kararının yalnızca sanık ... yönünden kaldırılması gerektiği hususu ayrıca belirtilmemiş ve Özel Dairece, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen itirazın bilinçli taksir suçundan mahkûmiyet kararı onanan her iki sanığa yöneldiğinin değerlendirilmesi ile itirazın reddine karar verilerek dosyanın iki sanık bakımından da incelenmesi için Ceza Genel Kuruluna gönderildiği anlaşılmış ise de; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen itiraznamede yalnızca sanık ...’in isminden ve eylemlerinden bahsedildiği, olayın anlatımı sırasında çoğul ifadelere yer verilmekle birlikte söz konusu anlatımın sanık ...’ın eylemlerini de kapsayacak nitelikte olmadığı ve sonuç kısmından hemen önceki paragrafta yalnızca bir sanık hakkında bilinçli taksir hükümleri uygulanmak suretiyle fazla ceza tayin edildiği hususunun açıkça ifade edildiğinin anlaşılması karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının, ismine ve eylemlerine yer verilmeyen sanık ...’ı kapsamadığı ve yalnızca sanık ...’e yöneldiğinin kabul edilmesi gerekmektedir. B- Sanık ... Tarafından Somut Olayda Basit Taksirle mi Yoksa Bilinçli Taksirle mi Hareket Edildiği 1.Uyuşmazlığa İlişkin Olay ve Olgular Jeoloji ve inşaat mühendisi ile iş güvenliği uzmanları ve hukukçu bilirkişiler tarafından 30.03.2015 tarihinde düzenlenen ve hükme esas alınan rapora göre; sanığın, o1ayın meydana geldiği 51 No.lu parselde istinat duvarı yapımı için yapı ruhsatı izni alınacağını bildiği hâlde bu izni almadan çalışmaya başlaması, jeolojik yapı hakkında gerekli olan zemin etüdü yaptırarak muhtemel toprak kaymasına karşılık iksa veya fero kazık gibi teknik tedbirler aldırmaması, istinat duvarını yetkili teknik bir elemanın veya elemanların gözetiminde yaptırmaması, işçilere çalışma sırasında karşılaşacakları tehlikeler ve riskler hakkında iş güvenliği yönünden gerekli eğitimleri verdirip sonucunu belgelettirmemesi, iş yerinde bir denetim mekanizması kurmaması, gerekli sayıda eleman ayırarak iş güvenliği yönünden periyodik olarak denetim yaptırmaması ve toprak kayması olabileceğini ve toprak kaymasını haber verecek bir işçinin görevlendirildiğini bildiği hâlde bunun yerine teknik olarak uygun tedbirler almaması veya aldırmaması nedeniyle asli kusurlu olduğu, Çalışma alanında kalıpçı olarak çalışan ölenlerin ise toprak kayması hususunda teknik olarak alacakları tedbirlerin bulunmaması nedeniyle kusurlu olmadıkları, Anlaşılmaktadır. Tanıklar ..... ve....; olay tarihinde yapılan inşaatta demirci ustası olarak çalıştıklarını, olayın meydana geldiği alanın gözle görülecek şekilde çok tehlikeli bir yer olduğunu, ancak sanığın duvarın bir an önce yapılmasını istediğini, toprak kayması için hiçbir önlem alınmadığını, Tanık ...; olay tarihinde yapılan inşaatta demirci ustası olarak çalıştığını, çalışma alanında toprağın kayacağını hissederek bu durumu inşaat sahibine birçok kez ilettiğini, ancak sanığın bir şey olmayacağı söyleyerek işin tamamlanmasını istediğini, iş güvenliği konusunda herhangi bir eğitim almadıklarını, Tanık ...; olay tarihinde yapılan inşaatta kalıpçı ustası olarak çalıştığını, inşaat alanı sorumlusu olan inceleme dışı sanığın çalışma sırasında zaman zaman "Burası göçebilir!" şeklinde uyarılarda bulunduğunu, aynı zamanda tedbir olarak işçi tanık ...’ın göçük sırasında kendilerini uyarması amacıyla gözlemci olarak görevlendirildiğini, olay sırasında gözlemcinin bağırması üzerine kendisi ve babasının göçüğün altından kaçarak kurtulduklarını, ancak çalışan diğer arkadaşlarının kaçamadıklarını, inşaat sahibi olan sanığın iş alanında öncelikle duvarın yapılması gerektiği konusunda kendilerini zorladığını, Tanık ...; olay tarihinde yapılan inşaatta işçi olarak çalıştığını, inşaat işçilerin sorumluluğunun inceleme dışı sanığa ait olduğunu, çalışma sırasında inşaatın üzerindeki yola çıkıp herhangi bir göçük tehlikesine karşı gözetleme yaptığını, istinat duvarının bir anda çöktüğünü, bağırması üzerine işçilerin bir kısmının kaçtıklarını, bazılarının ise göçüğün altında kalarak hayatlarını kaybettiklerini, Tanık....; olay tarihinde yapılan inşaatta demirci olarak çalıştığını, istinat duvarı yapımı aşamasında kendilerine herhangi bir uyarı yapılmadığı gibi tedbir de alınmadığını, yapının müteahhidi olan sanığın toprak kayması durumunda çalışanları sözlü olarak uyarması amacıyla işçi tanık Sinan’ı görevlendirdiğini, İnceleme dışı sanık ...; olayın meydana geldiği istinat duvarı inşaatına ilişkin herhangi bir ruhsat alınmadığını, ancak iş merkezinin yapımı aşamasında sanığın başvurusu üzerine gelen belediye görevlilerinin kendilerine bir an önce istinat duvarının yapılması gerektiğini yoksa sorun olacağını söylediklerini, bunun üzerine ana inşaata ara verip istinat duvarının inşaatını bitirmeyi kararlaştırdıklarını, olay tarihinde duvarın inşası sırasında toprak kaymasının meydana geldiğini, çalışma sırasında toprak kaymasını haber vermesi için tanık Sinan'ı görevlendirdiğini, gerekli güvenlik tedbirlerini aldığını, iş kazasının meydana gelmemesi için üzerine düşen tüm görevleri yerine getirdiğini, kusurunun bulunmadığını, Beyan etmişlerdir. Sanık ...; göçüğün meydana geldiği 51 Nolu parselin tapuda kayıt maliki olduğunu, aynı adreste bulunan 50 Nolu parselde yapılacak olan üç katlı inşaatın da müteahhitliğini yaptığını, inşaatın bulunduğu yerin hemen yan ve yola göre arka tarafında taş araları yumuşak toprak olan eski ve yüksek bir istinat duvarının bulunduğunu, inşaatın yapımı sırada bu duvarın yapıya zarar vereceğini düşünerek duvarı yapmak amacıyla belediyeye başvurduğunu, belediye görevlilerinin çalışma yapacakları sınırları da belirterek bir an evvel duvarın yapılmasını söylediklerini, bunun üzerine duvarın inşasına başladıklarını, kendisinin hem 50 parseldeki üç katlı inşaat işini hem de 51 parselde bulunan 58 metre uzunluğunda ve 7 metre yüksekliğindeki istinat duvarının yapım işini inceleme dışı sanığa verdiğini, ara ara inşaata uğrayarak işin hangi aşamada olduğunu öğrendiğini, göçük olayı ile ilgili bir kusurunun bulunmadığını, inşaatı alt işveren olan inceleme dışı sanığa tüm sorumlulukları ile devrettiğini savunmuştur. 2. İlgili Mevzuat ve Asıl Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Kural olarak suç; ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hâllerde ise taksirle işlenir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir. TCK'nın 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir." şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide benimsendiği üzere, taksirli suçlarda bulunması zorunlu olan hususlar; 1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması, 2- Hareketin iradi olması, 3- Sonucun istenmemesi, 4- Hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması, 5- Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, Şeklinde kabul edilmektedir. Taksirli suçlarda, gerek icrai gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilmesi gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Sonucun gerçekleşmesinde, mağdurun taksirli davranışının da etkisinin bulunması hâlinde, diğer taksirli davranış nedensellik bağını kesmediği sürece bu durum failin taksirli sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı gibi taksirin niteliğini de değiştirmez. TCK’da kusurun derecelendirilmesi suretiyle herhangi bir ceza indirimi söz konusu olmadığından, bu hâl ancak temel cezanın tayininde dikkate alınabilir. TCK'da taksir; basit taksir ve bilinçli taksir şeklinde ayrıma tâbi tutulmuş, Kanun'un 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir; "Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi" şeklinde tanımlanarak, bu durumda taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı öngörülmüştür. Anılan fıkranın gerekçesinde; "Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır." açıklamasına yer verilmiştir. Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun ve hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek istemediği zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü hâlde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı; şans, bilgi, beceri, yetenek, tecrübe gibi çeşitli etkenler olabilir. Örneğin, sevk ve idaresindeki araçla trafikte seyri esnasında, kendi yönündeki araçlara kırmızı ışığın yandığını ve diğer istikametten gelen araç veya yayaların hareket etmeye başladığını görmesine rağmen şoförlük yetenek ve tecrübelerine güvenerek süratle yola girip yaya veya araçlara çarpan fail, gerçekleşen zararlı neticeyi öngörmesi ancak istememesi nedeniyle bilinçli taksirden sorumlu olacaktır. Görüldüğü üzere, bilinçli taksirde meydana gelen netice, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten fiilinin kanunda suç olarak düzenlenen bir neticeye sebebiyet verebileceğini öngördüğü ve bu neticeyi istemediği hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hâli, bunu öngörmemiş bulunan kimsenin durumu ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek bir harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, neticenin fail tarafından öngörülmesi ölçü alınarak basit ve bilinçli taksir ayrımına gidilmiştir. 3. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde Kaptaş Kapadokya Doğalgaz A.Ş.’nin ortağı ve yönetim kurulu başkanı, Nevşehir ili Ürgüp İlçesi sınırları içerisinde bulunan 88 ada 50 parsel numaralı taşınmaz üzerinde yapımı planlanan iş merkezi inşaatının yapım müteahhidi olan sanığın, işveren sıfatıyla inşaatın demir, beton ve kalıp işçiliklerini belirli süreli iş sözleşmesi ile ücret karşılığında taşeron ve aynı zamanda kendi şirketinde sigortalı ustabaşı olarak çalışan inceleme dışı sanık ...’a verdiği, belediye tarafından verilen yapı ruhsatına istinaden söz konusu inşaatın temel kazı çalışmalarına başladığı, kazı çalışmaları sırasında inşaat alanının hemen yanında bulunan sanığa ait 88 ada 51 parsel numaralı taşınmazın sınırını oluşturan eski istinat duvarında bazı göçükler meydana geldiği, sanık ve inceleme dışı sanığın bu durumun yapımı devam eden inşaata zarar verebileceğini düşünerek öncelikle istinat duvarının yapılması gerektiğini kararlaştırdıkları, bu duvarın yapımı konusunda da sözlü olarak inceleme dışı sanık ile anlaşan sanığın, akabinde Ürgüp Belediye Başkanlığına duvarın kendisi tarafından yapılacağını belirten bilgi mahiyetinde bir dilekçe sunduğu, ancak Belediye tarafından verilmesi gereken yapı ruhsatı onayı alınmaksızın istinat duvarının yapımına başladığı, inşaat çalışmaları sırasında meydana gelen göçük nedeniyle işçiler Kenan, Mehmet ve Halil’in toprak altında kalarak hayatlarını kaybettikleri hususunda Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında uyuşmazlık bulunmayan olayda; Hükme esas alınan ve sanığın asli kusurlu olduğu yönündeki bilirkişi heyeti raporunda da belirtildiği üzere sanığın, istinat duvarının inşası için yapı ruhsatı izni alması gerektiğini bildiği hâlde bu izni almadan duvar yapımına başlaması, zemin etüdü yaptırarak olası toprak kaymasını önlemek amacıyla iksa veya fero kazık gibi teknik tedbirleri almaması, istinat duvarını yetkili teknik elemanlar gözetiminde inşaa ettirmemesi, duvar yapımında çalışan işçilere çalışma sırasında karşılaşacakları tehlikeler ve riskler hakkında iş güvenliği yönünden gerekli olan eğitimlerin verilmesini sağlamaması, iş sahasında bir denetim mekanizması kurup yeterli sayıda eleman yardımıyla iş güvenliği yönünden periyodik denetimler yaptırmaması, toprak kayması olabileceğini ve toprak kaymasını haber verecek bir işçinin görevlendirildiğini bildiği hâlde inşaatın sürdürülmesinde ısrarcı davranması ve anılan hususları doğrulayan söz konusu istinat duvarı yapımında işçi olan çalışan tanıklar tarafından inşaat yapımı sırasında oluşan küçük çaplı toprak kaymalarının sanık tarafından bilindiğinin ifade edilmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; sanığın inşaatın yapıldığı alanda toprak kayması meydana gelebileceğini öngörmesine rağmen şansına ve muhtemel toprak kaymasını diğer işçilere haber vermesi amacıyla görevlendirilen tanık Sinan'a güvenerek neticenin gerçekleşmeyeceği düşüncesiyle hareket etmek suretiyle öngördüğü ancak istemediği birden fazla kişinin ölümüne neden olduğu anlaşıldığından, bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. V. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.06.2024 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.