11. Hukuk Dairesi 2025/4611 E. , 2026/676 K. "" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1291 E., 2024/727 K. KARAR : Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/189E. 2021/145K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi taraf…
11. Hukuk Dairesi 2025/4611 E. , 2026/676 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1291 E., 2024/727 K. KARAR : Davanın Kabulü İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/189E. 2021/145K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 28.12.2016 tarihinde ... ilindeki akaryakıt istasyonu için beş yıl süreli bayilik sözleşmesi ve eklerinin akdedildiğini, davalı tarafından "Ürün Alım Taahhütnamesi” imzalandığını, müvekkili ...'in faaliyetine dava dışı ... ... A.Ş. üzerinden devam edilmesi kararını aldığını, bu nedenle ...’in dağıtıcı lisansının iptal edilmesi gerektiğini, davalının ... nezdinde bayilik lisansı tadilinin yapılabilmesi için Sözleşmenin 34. maddesine dayanılarak devir sözleşmesinin imzalamasının istenildiğini, fakat davalının imzalamadığını ve EPDK tarafından verilmiş bayilik lisansını tadil etmediğini; bu aykırılığa ek olarak davalının her yıl en az 500 ton akaryakıt almayı taahhüt ettiğini, buna rağmen davalının sözleşmenin ilk yılında 317,1 ton, ikinci yılında ise 140,09 ton ürün alımı gerçekleştirdiğini, her yıl için 500 tondan 2.042,814 ton taahhüdün yerine getirilmediğini, ayrıca taahhütnamede eksik her bir ton için 100,00 USD kâr mahrumiyeti ödemeyi üstlendiğini; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taahhüt edildiği halde satın alınmayan ürün miktarına karşılık 204.281,40 USD, Çerçeve Protokolün 12/c maddesi uyarınca davalının sözleşmenin feshine sebep olması nedeniyle 250.000,00 USD cezai şart ödemesi gerektiğini, bu sebeplerle bayilik sözleşmesinin 25.06.2018 tarihinde müvekkilince noterden gönderilen ihtarnameyle haklı olarak feshedildiğini ileri sürerek davalının eksik alımı sebebiyle uğranılan kâr kaybının karşılığı olarak şimdilik 500,00 USD'nin arabulucuya başvuru tarihi olan 07.02.2019 ve Çerçeve Protokol’ün 12/c maddesindeki cezai şartın da şimdilik 500,00 USD'lik kısmının, sözleşmenin fesih tarihi olan 25.06.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesine göre işletilecek faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 08.12.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle, fazlaya ilişkin hak ve alacakları saklı kalmak kaydıyla dava dilekçesinde talep etmiş oldukları 500,00 USD kâr mahrumiyeti alacağını 2.244,00 USD arttırarak, toplam 2.744,00 USD'ye çıkardıklarını; cezai şart alacağının ise dava dilekçesinde belirttikleri şekilde tahsiline karar verilmesini ve cezai şart alacakları ile fazlaya ilişkin ve 25.06.2018 tarihi sonrasına ilişkin kâr mahrumiyeti hak ve alacaklarını saklı tuttuklarını bildirmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; ...’in rekabete aykırı tahakkümü neticesinde bu sefer ... ... A.Ş. ile 28.12.2016 tarihli oto... bayilik sözleşmesi ve eki diğer protokol ve taahhütnameler akdedildiğini, 04.03.2016 tarihli sözleşme ile taahhüt edilen yeni koşul ve şartlar çerçevesinde 28.12.2016 tarihli 5 yıl süreli akaryakıt bayilik sözleşmesinin akdedildiğini ancak kararlaştırılan taahhütlere davacı tarafından uyulmadığını, bunun üzerine müvekkili tarafından davacıya gönderilen 05.04.2018 tarihli ihtarnameyle, bayilik lisansı alınmayan döneme ilişkin sorumluluk bulunmadığından davacının gönderdiği 15.03.2018 tarihli ihtarnamenin kabul edilmediğinin ve mal verilmemesi üzerine maddi zarar meydana geldiğinin bildirildiğini, taahhütlere aykırılığın devam etmesi üzerine davacıya gönderilen 31.05.2018 tarihli ihtarnamede, aynı hususlar yinelenerek uygulanmayan kâr marjının uygulanmasının istenildiğini; sonrasında davacının 25.06.2018 tarihli ihtarnamesiyle bayilik sözleşmesini feshettiğini ve 27.617,62 TL kâr mahrumiyeti alacağı olduğunu bildirdiğini, davacıya 29.06.2018 tarihinde gönderilen cevabi ihtarda feshin haklı nedene dayandırılmadığı belirtilerek itiraz edildiğini, dağıtıcı lisansının tadil edileceğinin fesih ihbarnamesi ile öğrenildiğini, bu nedenle ... ile bayilik sözleşmesi akdetme yükümlülüğünü yerine getirmesinin de mümkün olmadığını, davacının 250.000,00 USD tutarındaki cezai şart alacağının doğmadığını, alım taahhüdünü yerine getirmemiş bayi bakımından herhangi bir çekince belirtmeden ürün vermeye devam etmesi ve buna ilişkin olarak herhangi bir ihtarname göndermemiş olmasının daha önceden doğmuş olan cezai şart alacaklarından feragat ettiği anlamına geldiğini, müvekkilinde haklı bir güven oluştuğundan cezai şart talep edilemeyeceğini; ...'in dağıtıcı lisansı 28.06.2018 tarihinde EPDK tarafından sona erdirildiğinden, akaryakıt alımının yasal olarak yapılamayacağını ve taleplerin müvekkilinin mahvına sebebiyet vereceğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulü ile kâr mahrumiyeti bedeli olan 2.744,00 USD'nin arabuluculuk ilk oturum tarihi olan 25.02.2019 tarihinden itibaren; 50.000,00 USD'den taleple bağlı kalınarak 500,00 USD'nin arabuluculuk ilk oturum tarihi olan 25.02.2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesince işleyecek faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı dava dilekçesi ve ıslah dilekçesinde, 13.01.2017-25.06.2018 tarihleri arasındaki dönemde tonaj taahhüdünün yerine getirilmemesinden dolayı bilirkişi raporuna göre kâr mahrumiyeti olarak nitelendirdiği 2.744,00 USD ve davalının ihlalinden bahisle sözleşmenin fesih sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 28.12.2016 tarihli "Çerçeve Protokol"ün 12/c hükmüne göre cezai şart alacağı olarak şimdilik 500,00 USD talep ettiği, davacının, davalıya gönderdiği fesih ihbarında dayandığı birinci sebep bayilik sözleşmesinin 34. maddesine göre sözleşmenin 3. bir şirkete devrini teminen gerekli belgeleri imzalamaması olduğu, buna göre davalı taraf, davadan önce davacıya gönderdiği ihtarnamelerde ve yargılama sürecindeki beyanlarında, bu hususta davacı tarafından kendisine bir bildirim yapılmadığı ve doğrudan fesih ihbarında önel verilmeden fesih sebebi olarak dayanıldığı ve sözleşmenin fesih edildiğini savunduğu, davacı tarafın fesih ihbarından önce bu hususta bir bildirimde bulunduğuna dair dosyaya her hangi bir delil sunmadığı, bu nedenle, davalının bayilik sözleşmesinin 34. maddesine aykırı davrandığı kabul edilemeyeceğinden, bu hususun haklı bir fesih sebebi olarak kabul edilemeyeceği, fesih ihbarında dayanılan ikinci sebebin ise, davalının tonaj taahhüdüne aykırı davranması olduğu, davalı imzaladığı taahhütname ile yılda 500 ton ürün almayı taahhüt ederek, yıllık anlaşma süresinin sonunda eksik kalan miktar üzerinden ton başına 100,00 USD kâr mahrumiyeti ödemeyi, davacının bu miktarı anlaşmanın ifasıyla birlikte isteyebileceği, taahhütnameye aykırılığın anlaşmaların ihlali olarak değerlendirilebileceği, haklı nedenle fesih halinde cezai şarta ilaveten talep edebileceği, anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep etmesine muvafakat edildiği ve davacı feragatname vermedikçe feragat etmiş sayılmayacağını kabul ettiği, yine Çerçeve Protokol'ün 12. maddesinin 1. paragrafında taahhütler ihlal edildiği takdirde davacının anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkına haiz olduğunun kabul edildiği, ayrıca davacının, davalıya noterden gönderdiği 15.03.2018 tarihli ihtarnamede 28.12.2016-27.12.2017 tarihleri arasında 182,887 ton ürünün eksik alındığı ve tahakkuk etmiş kâr mahrumiyeti alacağının saklı tutulduğu, ürün ikmaline devam edilmiş olmasının bu alacaklardan feragat edildiği anlamına gelmediğinin belirtildiği, protokol gereği taahhüt başlangıç tarihinin 13.01.2017 olarak kabulü gerektiği, davalının alım taahhüt döneminin 13.01.2017-12.01.2018 şeklinde olduğu, ayrıca davada dayanılan taahhütnamede beyaz ürün (kurşunsuz benzin, normal benzin ve motorin) alınacağı taahhüt edildiği ve davacının LPG için davalıya ayrı bir dava açtığı gözetilerek, taahhüt hesabında sadece belirtilen beyaz ürünlerin hesaplamaya dahil edildiği, buradan hareketle davalının ilk taahhüt dönemi olan 13.01.2017-12.01.2018 tarih aralığında 44.350 ton kurşunsuz benzin ve 368.154 ton motorin olmak üzere toplam 412.504 ton alım yaptığı, yani 87.496 ton taahhüdün yerine gelmediği, taraflar arasındaki 28.12.2016 tarihli "Çerçeve Protokol"ün 12. maddesinde, bayinin, protokolün ve/veya standart bayilik anlaşmasını ve taahhütlerini ihlal ettiği takdirde, davacının anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkını haiz bulunduğu ve aynı tarihli taahhütnamede taahhüt ihlalinin anlaşmaların ihlali olarak değerlendirilebileceğinin düzenlendiği, bu hükümlere göre, davalının tonaj taahhüdünü ihlal etmesi sebebiyle, davacının sözleşme ve eklerini 25.06.2018 tarihli ihbarla fesih etmesinde haklı olduğu(Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 05/02/2013 tarih ve 2012/14158 E., 2013/2181 K. sayılı ilamı ), taraflarca eksik alım halinde ödeneceği kararlaştırılan söz konusu cezai şart ifaya ekli cezai şart mahiyetinde bulunduğundan, sözleşmenin yürürlükte olmadığı dönemler için ifası talep edilemeyecek bir edimin ifa edilmemesine bağlı olup, diğer ifade ile eksik ürün alımına bağlı ceza talep edilemeyeceği, sözleşmedeki alım taahhüdü yıllık olarak kararlaştırılmış olup, sözleşme ise ikinci yılı dolmadan davacı tarafça haklı olarak feshedildiği, bu nedenle davacı tarafça ilk bir yıllık dönem için cezai şart talep edilebileceği, fakat yıl bitmeden o yıla ilişkin eksik ürün alındığı iddiasıyla cezai şart istenemeyeceğinden, ikinci yıl fesih sebebiyle tamamlanamadığından söz konusu cezai şartın talep edilemeyeceği, (Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/2392 E., 2018/5916 K. sayılı ve 20/11/20 18... /20001 E., 2015/12720 K. sayılı ilamları) davalının ilk tonaj taahhüdü döneminde 87.496 ton eksik alım yaptığı belirlenmiş ise de, ıslah dilekçesinde 13.01.2017-25.06.2018 tarihleri arasındaki dönem için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere toplam 27,44 ton eksik alım yapıldığını ve 2.744,00 USD talep ettikleri, Mahkemece de belirtilen miktara hükmedildiği, buradan hareketle, karar davacı tarafından istinaf edilmediğinden ve istinafa başvuran taraf aleyhine kaldırma yasağı uyarınca kararın gerekçesinde miktar itibariyle kesinleşmiş 27,44 ton tonaj taahhüdü ihlali üzerinden mahkeme gibi 2.744,00 USD cezai şart bedeli hesap edildiği, Çerçeve Protokol'ün 12/c maddesinde, sözleşmenin, taahhütlerin veya mevzuatın herhangi bir hükmünün bayi tarafından kısmen ya da tamamen ihlal edilmesi, satın alınan ürün bedellerinin ve hizmet bedellerinin vadesinde ödememesi halinde ...'in anlaşmayı haklı nedenle fesih hakkına haiz olduğu, anlaşmanın ... tarafından bu şekilde feshedilmesi veya anlaşma ve eklerinin bayi tarafından süresinden önce feshedilmesi veya fesih sonucunu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde, bayi tarafından ...'e 250.000,00 USD tutarında cezai şart ödeneceği hüküm altına alındığı, somut olayda sözleşmenin feshine davalı bayinin haksız olarak sebebiyet vermiş olması nedeniyle, cezai şart talep koşullarının oluştuğu, davacı tarafından fazlaya ilişkin hakları saklı tutularak, şimdilik 500,00 USD cezai şart talebinde bulunulduğu, mahkemenin kararında ise taleple bağlı kalınarak 500,00 USD kabul edilmiş ancak 250.000,00 USD cezai şartın davalının mahvına sebep olacağından bahisle belirtilen miktardan tenkis yapılarak 50.000,00 USD'nin makul olduğu saptaması gerekçeye ve hüküm fıkrasına yazıldığı, halbu ki eldeki davada, davacının sözleşmenin 12/c maddesine göre cezai şart talebi 250.000,00 USD değil hakları saklı kalmak üzere 500,00 USD olduğu, bu nedenle kısmi davada, dava konusu yapılmamış ve başka bir davanın konusu olabilecek bir talep hakkında tenkis yapılarak davacı lehine 50.000,00 USD cezai şartın makul olduğunun belirlenmesi yerinde görülmediği, ayrıca hüküm altına alınmış olan 500,00 USD cezai şart, tenkisi gerektirmeyecek miktarda olduğundan tenkisine gerek görülmediği, yukarıda belirtilen kapsam ve gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmelere göre ifaya ekli cezai şartın kâr mahrumiyeti alacağı olarak ve kısmi dava konusu yapılmamış talep hakkında tenkis yapılarak cezai şartın belirlenmesi suretiyle davanın kabulüne karar verilmiş olması doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kabulü ile, tonaj taahhüdü ihlali nedeniyle cezai şart bedeli 2.744,00 USD'nin arabuluculuk ilk oturum tarihi olan 25.02.2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince USD döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, 28.12.2016 tarihli Çerçeve Protokol'ün 12/c maddesi uyarınca cezai şart bedeli 500,00 USD'nin arabuluculuk ilk oturum tarihi olan 25.02.2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince USD döviz faizi işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine karar verilmiş, karar, davalı vekilince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, bayilik sözleşmesinin fesihle sona ermesi üzerine davalı bayinin tonaj taahhüdü ve davalının sözleşmenin feshine sebep olması nedeniyle kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. B. Değerlendirme ve Gerekçe 1.İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir. 2. Dava, bayilik sözleşmesinin fesihle sona ermesi üzerine davalı bayinin tonaj taahhüdü ve sözleşmenin feshine sebep olması nedeniyle kararlaştırılan cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulüne yönelik kararına ilişkin davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının sözleşmenin 12/c maddesine göre cezai şart talebi yönünden hakları saklı kalmak üzere 500,00 USD olarak kısmi dava açtığı, dava konusu yapılmayan ve başka bir davanın konusu olabilecek bir talep hakkında tenkis yapılmak suretiyle karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/1), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/2) ve ifayı engelleyen ceza koşuludur (TBK md. 179/3). Akaryakıt bayilik sözleşmelerinde veya taahhütnamelerde yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki ifaya ekli ceza koşulu niteliğindedir. İfaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Beş yıl süreli bir akaryakıt bayilik sözleşmesinde veya eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi gerekir. Çekince için ayrıca bir şekil şartı bulunmamakta olup, tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyecektir. Ancak, TBK’nın 179. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecektir. Somut olaya gelindiğinde; her ne kadar davacı tarafça 15.03.2018 tarihli ihtarname ile 28.12.2016-27.12.2017 tarihleri arasında 182,887 ton ürünün eksik alındığı ve tahakkuk etmiş kâr mahrumiyeti alacağının saklı tutulduğu bildirilmiş ise de, taraflar arasındaki protokol gereği davacının ürün satışına ilişkin lisans alma tarihi 13.01.2017 olduğundan, taahhüt başlangıç tarihinin 13.01.2017 olarak kabulü gerektiği, davalının alım taahhüt döneminin 13.01.2017-13.01.2018 şeklinde olduğu, ayrıca davada dayanılan taahhütnamede beyaz ürün (kurşunsuz benzin, normal benzin ve motorin) alınacağının taahhüt edildiği, buradan hareketle davalının ilk taahhüt dönemi olan 13.01.2017-12.01.2018 tarih aralığında 44.350 ton kurşunsuz benzin ve 368.154 ton motorin olmak üzere toplam 412.504 ton alım yaptığı, yani 87.496 ton taahhüdün yerine gelmediği anlaşılmıştır. 13.01.2018 tarihi ile ihtarname tarihi olan 15.03.2018 tarihi arasında davacı tarafından protokol gereği ürünün gönderilip gönderilmediği dosyadaki belgelerden anlaşılmamıştır. Bu durumda, mahkemece öncelikle yukarıda belirtilen tarih aralığında ürün gönderimine ilişkin bu hususun tespit edilerek bu tarih aralığında ürün gönderiminin tespiti durumunda davacı tarafından ihtirazı kayıt olmaksızın ürün gönderilmesi nedeniyle artık eksik ürün alım taahhüdüne aykırılık nedeniyle cezai şart alacağı talep edemeyeceği hususu göz önünde bulundurularak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı yukarıda yazılı gerekçeyle ile hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davalı yararına bozulması gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2 hükmü uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.