11. Hukuk Dairesi 2023/2624 E. , 2024/5591 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/428 Esas, 2023/170 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/358 E., 2021/883 K. BİRLEŞEN DAVA : İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1029 E. sayılı dosyası Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali, birleşen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın
**11. Hukuk Dairesi 2023/2624 E. , 2024/5591 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/428 Esas, 2023/170 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/358 E., 2021/883 K. BİRLEŞEN DAVA : İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/1029 E. sayılı dosyası Taraflar arasındaki asıl itirazın iptali, birleşen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesince asıl davada hüküm altına alınan ve asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili tarafından temyize konu edilen toplam miktar 49.258,52 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir. Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin birleşen dava yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davalının müvekkilinden denenmek üzere "Loxlol A4" kodlu antifog katkı malzemesine ilişkin 1 kg numunenin, kendilerine gönderilmesi talebinde bulunduğunu, bunun üzerine, müvekkili şirket tarafından, davalı şirketin istediği miktarda numunenin, tüm teknik dokümanları ile birlikte davalı şirkete teslim edildiğini, ilgili kimyevi maddenin davalı şirketin teknik bölümünde laboratuvar ölçeğinde denenmesi ve performansında bir sorun görülmemesi üzerine davalı şirket tarafından müvekkili şirkete 05.10.2018 tarihinde, Loxlol A4 testlerinin olumlu sonuçlandığı bildirilerek, 1.400 kg ürün talebinde bulunulduğunu ve kendileri tarafından üretilen başka bir madde ve/veya maddeler ile karıştırılarak, yeni bileşimin üretimine geçildiğini, üretimde de bir sorunla karşılaşılmaması üzerine, maddenin müvekkil şirketten tedarikine devam edilerek, kendi ürettikleri bileşene yönelik farklı firmalardan gelen siparişleri ürettiğini ve sevk ettiğini, açıklanan süreç kapsamında, müvekkili tarafından davalı şirkete 36.694,55 TL bedelli, 5.466,87 TL bedelli, 2.571,80 TL bedelli, 4.525,00 TL bedelli faturaların keşide edildiğini, ayrıca, aynı faturalara ilişkin olarak 14.11.2018 tarihinde KDV hariç 31.097,08 TL tutarlı BS mutabakat mektubu, 06.12.2018 tarihinde KDV hariç 6.812,43 TL tutarlı BS mutabakat mektubu ve 03.01.2019 tarihinde KDV dâhil 49.258,52 TL tutarlı mutabakat mektubunun da, müvekkil şirket tarafından davalı şirkete gönderilmiş olup, işbu mutabakat mektuplarının altına davalı şirket tarafından "mutabıkız" şerhi düşüldüğünü, davalı şirket tarafından, dava konusu borcun ödenmemesi üzerine, icra takibi başlatıldığını, davalının borca itiraz edilmesi üzerine, takibin durdurulduğunu, taraflar arasında; BA-BS mutabakat formları ve mutabakat mektubu imzalanmış olup müvekkili şirketin alacağının davalı şirket tarafından da kabul edildiğini, bu belgelerin, davalı şirketin borçlu olduğunu bildiğini, bu durumu ticari defterlerine işlediğini ancak kötü niyetli bir şekilde borcunu ödemekten imtina ettiğini açık bir şekilde tevsik ettiğini belirterek itirazın iptalini ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. 2-Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davacının, davalıdan A4 kodlu hammadde satın aldığını, akabinde alınan hammaddelerin ayıplı çıkması sonucunda davacı şirket maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, bu zararları tazmin etmek amacıyla davalı şirkete kusurlu mal tazmin bedeli açıklamalı 222.097,56 TL bedelli fatura kestiğini, davacı şirketin uğradığı zararların davalı şirketçe karşılanmadığını, somut olayda gizli ayıbın olduğunu, somut olayda davacı almış olduğu siparişleri imal etmek amacıyla davalıdan hammadde aldığını, alınan siparişlerin imal edildikten ve müşterilere teslim edildikten sonra, hammaddenin davalı tarafından önerilmiş olduğu prosese uygun olmaması nedeniyle davacı şirketin önemli maddi ve manevi kayba uğradığını, üretici firmanın dünya çapında bilinen köklü bir üretici olduğunu, bu sebeple verdikleri tavsiyeden bir şüphe duyulmadığını, yine de tavsiye edilen üründen numune alınarak davacı işletmede laboratuvar şartlarında denendiğini, bu aşamada herhangi bir sorun ortaya çıkmadığını, yeni kullanılan hammaddenin tedarikçisi tarafından bu uygulama için tavsiye edilmiş olmasına rağmen yeterli ısı dayanımına sahip olmadığı ve müşteri proses şartlarında kısmen buharlaşarak müşterinin ürettiği sera filminde gözeneklere yol açtığının görüldüğünü, davalı şirkete satın alınan hammaddenin ayıplı olduğunun gerekli usullerle bildirildiğini, davacı şirketin uğradığı dolaylı zararlardan davalı şirketin kusuru oranında sorumlu olduğunu, mahkemenin aksi kanaatte olması durumunda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 112 nci maddesinin göz önüne alınması gerektiğini, irade sakatlığı durumunun göz önüne alınmasının gerektiğini, somut olayda davacı şirket söz konusu ürünleri alırken davalı şirket tarafından hataya düşürülmüş olduğunu, aldığı ürünün içeriği hususunda aldatıldığını, aldatma sonucu yaptığı sözleşme nedeniyle zarara uğrayan davacı şirketin 6098 sayılı Kanun hükmü uyarınca karşı taraflar zararlarını tazmin etme zorunluluğunun hasıl olduğunu ileri sürerek tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere, ayıplı malın teslimi nedeniyle oluşan şimdilik 20.000,00 TL maddi tazminatı satış tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; müvekkilinin almış olduğu siparişleri imal etmek amacıyla davacı şirketten ilk etapta test amacıyla numune aldığını, daha sonra işbu numuneye ait hammaddelerin müvekkili şirkete teslim edildiğini, alınan siparişlerin imal edildikten ve müşterilere teslim edildikten sonra, mamullerin ayıplı olduğunun bildirildiğini, bu hususun bildiriminden hemen sonra davacıya "kusurlu mal tazmin bedeli" açıklamalı 222.097,56 TL bedelli fatura kesildiğini, müvekkilinin; Rusya, Lübnan ve İran'daki üç müşterisine toplam 9.000 kg mal, satış değeri 30.290,00 € olarak gönderildiğini ve şikayet üzerine mal bedellerinin iade edildiğini, ayrıca Rusya için 656.000,00 Ruble (9,000 €) ve İran için de 20.000,00 € müşteri hasarı tespit edildiğini, müvekkil şirketin toplam maddi hasarının 59.290,00 € olduğunu, davalı ile yapılan görüşmelerde hasar rakamı hakkında kendilerine bilgi verildiğini ve müvekkili şirkete sattıkları malın bedelini karşılamalarının talep edildiğini, firmanın, aracı olduğunu belirterek bu teklifi kabul etmediğini, müvekkili hakkında takip başlatılmadan evvel, zararın giderileceğine yönelik beyanda bulunmalarına rağmen buna ilişkin kesilen faturanın davacı tarafından ödenmediğini, hammaddenin; davacı şirket tarafından önerilmiş olduğu prosese uygun olmaması sebebiyle müvekkili şirketin, önemli maddi ve manevi kayba uğradığını, bu hammadde ile üretilen ve İran, Rusya ve Lübnan’daki müşterilere gönderilen ürünlerin müşteriler tarafından kullanıldığında ürünlerinin bozulduğuna ilişkin geri bildirimlerin olduğunu, ürünler ihraç edildiği ve sezonluk üretimde kullanıldığı için ürünler ile ilgili şikayetlerin müvekkili şirkete Ocak ayı sonuna doğru ulaştığını, şikayetlerden ve üründeki gizli ayıptan müvekkili şirketin henüz haberdar olmadığından bu arada muhasebe servisi tarafından davacı ile cari hesap mutabakatı yapıldığını, müşterilerden gelen bildirimden sonra süresi içerisinde davacı şirkete satın alınan hammaddenin ayıplı olduğunun gerekli usullerle bildirildiğini, davacıdan satın alınan maldaki mevcut ayıbın gizli olduğunu; gözle görülebilecek yahut muayene sonucu tespit edilebilecek bir ayıp olmadığını, ancak mamulün kullanımı ile ortaya çıkabilecek türden bir ayıp olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. 2.Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; davacı tarafından, basit yargılama usulünde delil sunma kurallarına riayet edilmemesi sebebiyle, davacı şirket dava dilekçesinde daha sonra sunulacağı belirtilen delillere dayanmaktan vazgeçilmiş sayılması gerektiğini, davacının ilgili kimyevi maddenin laboratuar ölçeğinde denenmesi ve performansında bir sorun görülmediğinin belirtilmesi üzerin davalıdan ürün talebinde bulunduğunu, davalı tarafından temin edilen kimyevi maddenin ayıplı olmadığını, üründeki ayıbın tespit edilemediği iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı tarafından ayıba karşı tekeffül sorumluluğuna ilişkin ihbar yükümlülüğünün süresi içerisinde yerine getirilmediğini, davalı tarafından gönderilen numunenin kendi üretmek istediği madde ile etkileşimi test edilmeden üretime geçildiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların ticari defterlerinin 49.258,52 TL alacak-borç tutarı yönünden birbirini teyit ettiği, 08.01.2019 tarihli mutabakat mektubunda, asıl davada davacı birleşen davada davalının, 31.12.2018 tarihi itibariyle 49.258,52 TL alacaklı olduğunun, asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından imzalanmak suretiyle kabul edildiği, asıl davada davalı birleşen davada davacının, fatura içeriği malların ayıplı olduğunu, ayıbın ise malları kendi müşterilerine sattıktan sonra müşterilerinin geri bildirimi üzerine öğrendiğini ve süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu ileri sürdüğü, 6098 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre, alıcı devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, taraflar tacir olduğuna göre bu bildirimin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki usul ile yapılması gerektiği, davalının ayıp bildirimini ihtarname ile yaptığına dair bir delili olmadığı, ayıp bildirimine delil olarak kendi müşterileri, asıl davada davacı birleşen davada davalı ve dava dışı üretici ile yapıldığı anlaşılan bir kısım elektronik posta yazışmalarını sunduğu, yazışmalarının incelenmesinde asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından ilk olarak 15.12.2018 tarihinde problemli ürünler hakkında dava dışı üretici ile asıl davada davacı birleşen davada davalıya şirkete bildirimde bulunulduğu, A4 derecesi için kaynama noktası ve ısıtmada kilo kaybı verilerinin paylaşılmasının istendiği, 2019 yılı içerisinde müşterilerinden şikayet mektupları gönderildiği, ürünlerin 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre gizli ayıplı olduğu tespit edilmiş ise de, asıl davada davalı birleşen davada davacının bu ayıptan 2018 yılı Aralık ayında haberdar olduğu, bu tarihten sonra taraflar arasındaki mutabakat mektubunun asıl davada davalı birleşen davada davacı tarafından 08.01.2019 tarihinde imzalandığı, bu tarih itibariyle borcunun 49.258,52 TL olduğunu kabul ettiği, dolayısıyla satılanın ayıpla birlikte kabul edilmiş sayıldığı gerekçesiyle asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararında, bilirkişi raporu hükme esas alınmış gibi bir ifade kullanılarak, "bilirkişi raporuna göre gizli ayıplı olduğu tespit edilmiş ise de" ibaresine yer verildiğinden, karara karşı gerekçe yönünden istinaf kanun yoluna başvurulduğunu belirterek gerekçenin düzeltilmesini istemiştir. 2. Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; satım sözleşmesine konu mallarda gizli ayıplı olduğunu, bilirkişi raporunda da söz konusu ürünlerin gizli ayıplı olduğu tespiti yapıldığını, müvekkil şirket tarafından usulüne uygun olarak ayıp bildirimde bulunulduğunu,15.12.2018 tarihli elektronik posta ile problemli ürünler hakkında bilgi verildiğini, 07.01.2019 tarihli elektronik posta ile de ayıp ihbarında bulunulduğunu, mutabakat mektubunun müvekkile gelen şikayetler öncesinde imzalandığını, faturalara ilişkin "mutabıkız şerhi" gizli ayıpların ortaya çıkmasından önce düşüldüğünü, asıl davada davacı karşı davada davalı şirketin müvekkile ayıplı ürünlerin değiştirileceğini bildirdiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak asıl davanın reddin,, birleşen davanın kabulünü istemiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl davada davacısının mal teslimini ve alacaklı olduğunu ispatladığı, taraflar arasındaki hesap mutabakatı karşısında birleşen dosya davacısının malı ayıpla birlikte kabul etmiş sayılacağı değerlendirildiğinden tarafların istinaf nedenleri yerinde görülmediği gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Birleşen dava, ayıplı mal nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2. 6098 sayılı Kanun'un 207 vd. maddeleri. 3. Değerlendirme 1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeple; A. Asıl Davada, Asıl Davada Davalı Birleşen Davada Davacının Temyizi Yönünden Asıl davada davalı birleşen davada davacı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, B. Birleşen Davada, Asıl Davada Davalı Birleşen Davada Davacının Temyizi Yönünden Temyiz olunan birleşen davaya ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı harcın istek halinde birleşen davaya yönelik asıl davada davalı, birleşen davada davacıya iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.