8. Hukuk Dairesi 2013/23562 E. , 2014/15791 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 02/07/2013 NUMARASI : 2013/55-2013/616 O.. E.. ile V.. M.. ve D.. M.. aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 02.07.2013 gün ve 55/616 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı D.. M.. vekili ile davalı V.. M.. vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incel
**8. Hukuk Dairesi 2013/23562 E. , 2014/15791 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 02/07/2013 NUMARASI : 2013/55-2013/616 O.. E.. ile V.. M.. ve D.. M.. aralarındaki muhdesatın aidiyetinin tespiti davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Diyarbakır 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 02.07.2013 gün ve 55/616 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı D.. M.. vekili ile davalı V.. M.. vekili taraflarından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Davacı vekili dava dilekçcesinde; mülkiyeti M. M. P. Vakfına ait Merkez Ş. (Y.) Köyü 91 parsel sayılı taşınmaza vekil edeninin 50 yılı aşkın süredir zilyet bulunduğunu, taşınmaza ağaçlar dikerek bahçe oluşturduğunu, DSİ tarafından Kralkızı-Dicle Cazibe sulaması isale kanal güzergahı vekil edeninin zilyet olduğu taşınmazdan geçtiğini, bu nedenle DSİ tarafından kamulaştırma kararı alındığını ve taşınmaz üzerindeki muhdesatla ilgili tespit yapıldığını, tespit edilen taşınmaza değer biçildiğini, davalı DSİ tarafından vekil edeninin muhdesatın zilyedi olduğunu tespit ettiğini, buna rağmen muhdesat bedelini vekil edenine ödemediğini, ödemenin Vakıflar Bölge Müdürlüğüne yapılacağının belirtildiğini açıklayarak 91 parsel sayılı taşınmaz üzerinde vekil edeni tarafından oluşturulan muhdesat için DSİ tarafından takdir edilen bedelin üzerine ihtiyati tedbir konulmasına ve muhdesat aidiyetliğinin tespit edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı D.. M.. vekili 25.12.2002 havale tarihli cevap dilekçesinde; davacının taşınmazda herhangi bir yasal hakkı bulunmadığını, vekil edeni idarece yapılan tespitin sadece orada bulunanların ifadesinden ibaret olduğunu, hukuksal açıdan herhangi bir sonuç doğurmadığını, kamulaştırma işleminin henüz tamamlanmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı V.. M.. vekili 13.03.2003 havale tarihli cevap dilekçesinde; vekil edeni idare ile diğer davalı D.. M.. arasında kamulaştırma bedeline ilişkin olarak anlaşma sağlanmadığını ve kamulaştırma işleminin tamamlanmadığını, davada husumetin vekil edeni idareye yöneltilemeyeceğini, taşınmaz mülkiyeti kime ait ise üzerindeki muhdesatın da ona ait olduğunu, dava konusu taşınmazın mülkiyeti vekil edeni idareye ait olduğundan üzerindeki muhdesatın da ona ait olduğunu açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemenin, davanın kabulüne ilişkin ilk kararı, davalı V.. M.. vekilinin temyizi sonunda 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2005 tarih, 2005/2571 Esas, 2005/2629 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne, 91 parsel sayılı taşınmazda fen bilirkişinin 11.05.2011 tarihli raporunda davalı DSİ ye ait kanal olarak gösterilen bölümde bulunan 7-8 yaşlarında 150 adet söğüt, 6-7 yaşlarında 250 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacından oluşan muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Karar davalı V.. M.. vekili ve davalı D.. M.. vekili tarafından temyiz edilmiş ve 7. Hukuk Dairesi'nin 10.10.2012 tarih, 2012/3019 Esas, 2012/6910 Karar sayılı ilamı ile "....kural olarak taşınmaz üzerindeki muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarında husumetin muhdesatın bulunduğu taşınmaz maliki ya da maliklerine yöneltilmesi zorunludur....mahkemece davalı olarak gösterilen Devlet Su İşlerine karşı açılan davanın husumet nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken taraflar arasında kesin hüküm oluşturacak şekilde davanın esasına girilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz olup,......kamulaştırma işlemini yapan Devlet Su İşleri tarafından dava konusu 91 parsel sayılı taşınmaz için düzenlenen kıymet takdir komisyon raporunda, davacı O.. E..'e ait 290 adet orta yaşta söğüt, 55 adet orta yaşta kavak, büyük yaşta 4 adet dut ağacı olduğunun belirtildiği, davacının da bu tutanağa dayanarak eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. .....davacı kamulaştırma işlemi sırasında düzenlenen ve yukarıda sözü geçen raporda belirtilen ağaçların sayısına bir itirazı da bulunmadığı gibi asıl bu rapora dayanarak eldeki davayı açtığına göre, uzman zırai bilirkişi tarafından yazılı belge niteliğinde bulunan kıymet takdir komisyon raporunda belirtilen ağaç sayılarının dikkate alınması gerekirken taşınmaz üzerinde mevcut bulunmayan ağaçların sayılarının mahalli bilirkişi ve tanıklarca net olarak bilinmesinin hayatın olağan akışına aykırı olacağı düşünülmeksizin rapor düzenlenmesi ve hükme esas alınması hukuken mümkün değildir. Öte yandan kıymet takdir raporunda belirtilen söğüt ağaçlarının kendiliğinden yetişebilen ekonomik değeri bulunmayan ağaçlardan olduğu, bir başka anlatımla muhdesat niteliğinde bulunmadığı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; mahkemece uzman zirai bilirkişiden dava konusu 91 parsel sayılı taşınmaz hakkında düzenlenen kıymet takdir komisyon raporunda, davacı O.. E..'e ait olduğu belirtilen 55 adet orta yaşta kavak, büyük yaşta 4 adet dut ağacı hakkında ek rapor alınarak davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, 290 adet orta yaşta söğüt ağacı hakkındaki talebin reddine karar verilmesi gerekirken, yetersiz ve yanlış nitelendirmeye dayalı bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması isabetsiz...." gerekçesiyle bozulmuştur. Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kısmen kabulü ile 91 parselde fen bilirkişisinin 11.05.2011 tarihli raporunda DSİ ye ait kanal olarak gösterilen kısımda bulunan 6-7 yaşlarında 55 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacından oluşan muhdesatın davacıya ait olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı D.. M.. vekili ile davalı V.. M.. vekili tarafından dilekçelerinde yazılı nedenlerle süresi içerisinde ayrı ayrı temyiz edilmiştir. 1- Davalı V.. M.. vekilinin temyiz itirazları yönünden; Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu Dairesinde hüküm tesis edildiğine göre, dava konusu 55 adet kavak ağacı ve 4 adet dut ağacı niteliğindeki muhdesatın davacı tarafından meydana getirildiğinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmayıp davalı V.. M.. vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir. Ne var ki, gerek eski Medeni Kanun ve gerekse sonradan yürürlüğe giren Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre arz üzerindeki bütünleyici parça nitelikli muhtesatların mülkiyetinin arzın mülkiyetine tabi olduğu gözetildiğinde, sadece muhtesatın davacılar tarafından meydana getirildiğinin tespitine karar verilmekle yetinilmesi, mülkiyetin tespiti isteminin ise reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı V.. M.. vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde ise de, yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm yerinin bir numaralı bendinden “….davacıya ait olduğunun tespitine..." sözlerinin çıkarılmasına, yerine “…davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, mülkiyet tespit isteminin reddine....” sözlerinin yazılmasına ve böylece hükmün bu kısmının düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, 2- Davalı D.. M.. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; Yargıtay bozma ilamında davalı D.. M..'ne karşı açılan davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği belirtildiği ve mahkemece de bozma ilamına uyulduğu halde bozma ilamına uygun olarak davalı D.. M..'ne karşı açılan davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Davalı D.. M.. vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, aşağıda dökümü yazılı 24,30 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile alan 0,90 TL'nin temyiz eden V.. M..'nden alınmasına ve 24,30 TL peşin harcın da istek halinde DSİ'ye iadesine, 12.09.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Davacı vekilleri 18.11.2002 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; mülkiyeti mazbut Mustafa Paşa vakfına ait 91 parsel sayılı taşınmazı 50 yılı aşkın süreden beri zilyetliğinde bulundurduğu ve bu taşınmaza ağaçlar dikerek bahçe haline getirdiğini, davalı D.. M..'nün bu taşınmazda kamulaştırma yaptığını, davacıya ait muhtesatların tespit edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı D.. M..; dava konusu taşınmazda, Kral kızı-Dicle Cazibe sulaması inşaatı nedeniyle kamulaştırma yapıldığını, ancak, davacı taraf, kayıt maliki olmadığı için davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Diğer davalı V.. M..; davanın öncelikle, husumet nedeniyle reddine karar verilmesini, kamulaştırma nedeniyle DSİ tarafından V.. M..ne herhangi bir ödeme yapılmadığını haksız ve yersiz olan davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahalli Mahkemece, 30.03.2004 tarihinde yapılan keşif ve soruşturmalar sonucunda; davacının davasının kabulüne, 91 parselde kayıtlı taşınmaz üzerindeki fen bilirkişinin 17.11.2003 günlü rapor ve krokisinde yeşil renkle taralı yerdeki muhtesatın davacı tarafından oluşturulduğunun ve onun zilyetliği altında olduğunun tespitine karar verilmiştir. İş bu karar V.. M.. tarafından temyiz edilmekle Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2005 tarih ve 2005/2571-2629 Esas ve Karar sayılı bozma ilamında yazılı olduğu üzere bozulmuştur. Mahalli mahkemece 31.05.2006 günlü oturumda bozma ilamına uyulmuştur. 22.12.2011 günlü oturumda, davanın kabulüne, 91 parsel sayılı taşınmazın 11.05.2011 tarihli raporda A1 olarak gösterilen bölümde bulunan 7-8 yaşlarında 150 adet söğüt ile 6-7 yaşlarında 250 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacına ilişkin muhtesatın davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir. Söz konusu karar V.. M.. ile D.. M.. vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 10.10.2012 gün 2012/3019-6910 Esas ve Karar sayılı kararında yazılı olduğu üzere kıymet takdir raporunda belirtilen söğüt ağaçlarının kendiliğinden yetişebilen ekonomik değeri bulunmayan ağaçlar olduğundan muhtesat niteliğinin bulunmadığı, buna karşılık kıymet takdiri raporunda belirlenen 55 adet orta yaşta kavak, büyük yaşta 4 adet dut ağacı hakkında zirai bilirkişiden ek rapor alınarak davacı tarafından meydana getirildiğinin tespitine, 290 adet orta yaşta söğüt ağacı hakkındaki talebin reddine karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmasının isabetsiz olduğundan bahisle mahalli mahkeme kararı bozulmuştur. Yerel mahkemenin 21.03.2013 günlü ilk oturumunda, bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Aynı mahkeme, 02.07.2013 günlü 3 nolu oturumda davanın kısmen kabulüne, 91 nolu parselde 11.05.2011 günlü fen bilirkişi raporunda DSİ'ye ait kanal olarak gösterilen kısımda bulunan 6-7 yaşlarında 55 adet kavak ve 9-10 yaşlarında 4 adet dut ağacından oluşan muhtesatın davacıya ait olduğunun tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İş bu son karar davalı D.. M.. vekili ile V.. M.. vekili tarafından bozma istekli olarak ayrı ayrı temyiz edilmiştir. Toplanan deliller tüm dosya kapsamından; dava konusu 91 parsele ilişkin tapu kaydı getirilmiştir. Söz konusu taşınmazın 93841 m2 olarak susuz tarla niteliğiyle ayırma işleminden sonra 26.02.1968 tarihinde İskender Paşa evladından Mustafa Paşa vakfı şahsiyeti maneviyesi adına tescilli olduğu görülmüştür. Öncesine ilişkin tapulama tutanağı ile revüzyon gören kayıt dosya içerisindedir. Kural olarak mülkiyetin tespiti davaları gerek 7. Hukuk Dairesi'nin ve gerekse Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklığın giderilmesi ya da kamulaştırma davalarında kayıt maliki veya kayıt malikinin mirasçıları tarafından, maliki yada paydaşı oldukları taşınmaz üzerinde oluşturulan arza bağlı muhtesatlar nedeniyle ortaklığın giderilmesi davası kabulle neticelenip taşınmazın satışına karar verildiğinde satış bedelinin paylaştırılmasında muhtesat sahibinin zarar görmemesi amacıyla yine kayıt maliki ya da mirasçılarının tam ya da paylı mülkiyet üzere adlarına kayıtlı taşınmazda meydana getirdikleri muhtesat bedellerinin kamulaştırma sırasında haksız olarak muhtesat yapmayan kişilere verilmemesi amacıyla açılıp görülmekte olan nevi şahsına özgü ve sınırlı bir çekişmeli dava türüdür. Somut olayda ise, kayıt maliki “tapulamadan önce yada tapulama ile veya dava tarihi itibariyle vakıftır. Muhtesatın mülkiyetinin aidiyetinin tespitini isteyen kişi ise söz konusu taşınmazda işgalcidir. Bir başka anlatımla vakfın kayıt maliki mütevelliği yada kiracısı da değildir. Bu nedenle, işgalcisi olduğu çaplı taşınmaz üzerinde meydana getirmiş olduğu arza bağlı muhtesatlar nedeniyle gerek kayıt malikinden gerekse bu yerde kamulaştırma yapan idareden rayiç bedel üzerinden kamulaştırma bedeli veya ortaklığın giderilmesi davasında muhtesatın rayici bedelini istemesi yasal olarak mümkün değildir. En çok enkaz bedeli talep edebilir. Bu durumun ise somut olayda, en çok odun bedeline isabet edeceği kuşkusuzdur. Bundan ayrı, dava konusu kanalın geçirildiği yerde küçük bir su kaynağının bulunduğu ve bu su kaynağının kenarlarında Anadolunun her yerinde olduğu üzere kendiliğinden yetişen söğüt, kavak (kara kavak ve yerli kavak) ağaçları ile yine hayrat amacıyla ismi maruf yada mevkuf kişilerce yetiştirilen ya da kendiliğinden yetişipde daha sonraki yaşlarda aşılanan dut ağaçları nedeniyle davacının kamulaştırma yapan idareden kamulaştırma parası almak amacıyla iş bu davayı açmakta yasal olarak hakkı bulunmamaktadır. Esasen, keşiflerde görevlendirilen ziraatçi bilirkişi kıymet takdir komisyonu raporunda belirlenen kavak fidanlarının sanayide kullanılan kanada kavağı olduğuna ilişkin bir belirleme dahi yapmamıştır. Öte yandan, D.. M..'ne iş bu davada doğrudan husumet yöneltmek imkanı da bulunmamaktadır. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin bozma kararları yukarıda belirtilen ilkelere ve araştırmaya uygun olmadığından davanın tarafları için lehte ya da aleyhte usule kazanılmış hak oluşturmayacağı kanaatindeyim. Hal böyle olunca, iş bu davanın tümü ile reddine karar vermek gerekirken somut olay ile delillerin takdirin de yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Kaldı ki, 18.11.2002 tarihinde açılan iş bu davanın Yargıtay incelemesinin yapıldığı tarih itibariyle 10 yıldan fazla sürmesi T.C. Anayasası'nın 141. hükmüne de aykırıdır. Tüm bu nedenlerle, davanın reddine karar vermek gerekirken kısmen kabulü isabetli olmamıştır. Daire çoğunluğunun düzeltilerek onama ve bozma şeklinde tecelli eden görüşlerine de açıkladığım sebeplerle katılmam mümkün değildir. Yerel mahkeme kararı yukarıda değinilen nedenlerle bozulması gerektiği kanaatindeyim. 12.09.2014