T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2068 KARAR NO : 2025/2437 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/04/2023 NUMARASI : 2016/452 E. - 2023/260 K. DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat, Cezai Şart Alacağı, Alacak Taraflar arasında görülen davada Ankara 3…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20.HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2023/2068 KARAR NO : 2025/2437 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ANKARA 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/04/2023 NUMARASI : 2016/452 E. - 2023/260 K. DAVANIN KONUSU : Maddi Tazminat, Cezai Şart Alacağı, Alacak Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12/04/2023 Tarih ve 2016/452 Esas - 2023/260 Karar sayılı kararın Dairemizce incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve istinaf dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 20/01/2012 tarihinde “Taşıma Sözleşmesi” adı altında davacı şirketin ürünlerinin davacı şirketin belirttiği yerlere ve/veya müşterilerine ulaştırılmasını sağlamak amacı ile bir taşıma ve teslim sözleşmesi imzalandığını, davacı ile davalı arasındaki iş ilişkisinin normal şartlarda ve iyi niyetle devam ettiğini, tarafların karşılıklı anlaşarak 09.11.2015 tarihli “Fesih ve İbra protokolü" ile sözleşmeyi karşılıklı olarak feshettiklerini, hal böyle iken davalının, fesihten sonra müvekkili firma ile aynı işi aynı bölgede yapan "... Firması" ile çalışmaya başladığını, yine müvekkili firma tarafından, taşıma işini sağlaması için tarafına verilen müşteri bilgilerini kullanarak, yeni firması için pazarlama yaptığını ve fiyat indirerek müvekkilinin zarara uğramasına yol açtığını, sonradan inceleme ile net miktarı belirlenecek bu zararları için fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere şimdilik 5.000,00 TL maddi tazminatın taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep ettiklerini, davalı ile müvekkili arasında imzalanan taşıma sözleşmesinin cezai şart hükmünü İçeren V. maddesinin T bendinin "...Taşıyıcı sözleşmenin her ne sebeple olursa olsun sona ermesini içeren 1 yıl içerisinde, iş sahibi ile aynı sektörde faaliyet gösteren ve aynı mamülleri üreten bir firmada … çalışmayacağını, aksi taktirde, son bir yıllık hak edişi kadar cezai şart olarak ödemeyi kabul ve taahhüt eder, taşıyıcının bu madddede yer alan yükümlülüğünü yerine getirmediğinin tespiti halinde, teminat ayrıca ihbara gerek olmaksızın paraya çevrilir “ hükmünü içerdiğini, müvekkili ile davalı arasında yapılan sözleşme gereği son bir yıllık toplam hak ediş ücretini hesapladıkları kadarı ile 60.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu, mahkeme tarafından kayıtlar incelenerek belirlenecek cezai şart tutarının belirlenmesine kadar fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 10.000,00 TL'nin cezai şart olarak taraflarına ödenmesine karar verilmesini talep ettiklerini, belirtilen hususların 29.01.2016 tarihli noter ihtarnamesi ile davalıya bildirildiği halde davalının, işbu davayı ikame ettikleri tarihe kadar herhangi bir zarar tazmini veya cezai şart ödemesi yapmadığını ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL cezai şartın ve 5.000,00 TL maddi tazminatın ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 16/08/2022 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat talebini 18.909,11 TL'ye, cezai şart talebini ise 93.426,99 TL'ye yükseltmiştir. Davalı karşı davada davacı vekili, müvekkilinin dava dilekçesinde de belirtildiği gibi taşıma sözleşmesi ile 2010 yılından beri davacıya ürün taşıma işi yaptığını, taraflar arasındaki ilk sözleşmenin 2010 yılında imzalandığını, daha sonra 2012 yılında sözleşmenin yenilendiğini, müvekkilinin imzalamak zorunda kaldığı ve bir tarafı baskın güç olan davacı tarafından imzalanan protokolde yer alan cezai şartların ve diğer yaptırımların uygulanması halinde müvekkilinin ticari hayatında telafisi mümkün olmayan zararlar oluşacağını, baskın güç olarak sözleşmeyi hazırlayan taraf olan davacı lehine düzenlenen cezai yaptırımların oldukça fahiş olduğunu, bu yöntemle yapılan sözleşmelerden müvekkiline bir suret verilmediğini, sözleşme sureti müvekkiline verilmediği gibi dosyaya da ibraz edilmediğini, dolayısı ile şartlarını bilmedikleri bir sözleşmeden dolayı açılan davaya cevap verebilmelerinin oldukça zor olduğunu, sözleşme suretinin dava dosyasına ibrazı halinde ayrıca itirazda bulunacaklarını, müvekkilinin, ... ait ürünleri ... müşterilerine nakil işlemini gerçekleştirdiğini, müvekkilinin davacının elemanı olmadığını, yapılan ilk sözleşmede taşıma ücreti olarak taşınan ürün bedelinin %7'sinin kararlaştırıldığını, ilerleyen zamanda davacının sözleşme ekleri düzenleyerek taşıma ücretini sürekli aşağı çektiğini, son zamanlarda oranın %4'e kadar düşürüldüğünü, yapılan işleme ait her türlü giderin müvekkilince karşılandığından zarar etmeye başlayan müvekkili ve aynı yöntemle çalışan diğer taşımacıların, anlaşma sağlanamadığı için 09.11.2015 tarihinde karşılıklı anlaşma ile fesih ve ibra protokolü düzenlediklerini, bu protokolün de tek suret yapıldığını ve müvekkiline bir suret verilmediğini, fesih ve ibra protokolünün düzenlenmesinden 2 hafta önce davacının, müvekkilinden bölgesindeki müşterilerle mutabakat yapmasını istediğini, bu işlem için muhasebeden ... isimli mutabakat elemanı görevlendirildiğini, mutabakat işlemlerinin tamamlandığını, davacının bu işlemlerden sonra 25.11.2015 tarihinde çektiği ihtarname ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirdiğini, müvekkilinin üzerine düşen görevleri tamamladıktan sonra taraflar arasında fesih ve ibra protokolü yapıldığını, müvekkilinin geçimini temin edebilmek amacı ile en iyi bildiği iş olan nakliye işini başka bir firma ile anlaşmak sureti ile yapmaya başladığını, davacının iddia ettiği gibi müşteri bilgilerinin kullanılmasının söz konusu olmadığını, müvekkili davacıya ait malların nakliyesini yaparken de rakip firmaların aynı müşterilere mal satışı yaptığını, müvekkilinin davacıya ait müşterileri rakip firmaya yönlendirmesi gibi bir şeyin söz konusu olmadığını, davacının sözleşmede yer alan lehine hükümleri kullanarak haksız kazanç elde etmeye çalıştığını savunarak, davanın reddini istemiş, karşı davada ise müvekkili ile davacı firma iş yapmaya başlarken imzalanan taşıma sözleşmesi ile birlikte müvekkiline ait araç üzerine mülkiyeti muhafaza kaydı konulduğunu, yine müvekkilinden tamamı ile boş bir senede imza atmasının istenildiğini, müvekkilinin aynı işi yapan arkadaşlarına da aynı işlemler yapıldığı için tereddüt etmeksizin talep edilen işlemleri yerine getirdiğini, tarafların anlaşmasına göre taşıma sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte mülkiyeti muhafaza kaydının kaldırılacağını, aynı zamanda boş senedin de iade edileceğini, bunları müvekkilinin 10.02.2016 tarihli ihtarnamesi ile talep etmiş olmasına rağmen bu güne kadar bir işlem yapılmadığını, yine davacının müşterisi olan ... adlı müşteriden alacağını tahsil edemeyen davacının, alacağını müvekkilinin hak etmiş olduğu alacağından kestiğini, ticaret yapan bir şirketin alacağının tahsil edememesi halinde bunu nakliyecisinden tahsil etmesinin kabul edilemeyeceğini, davacının aynı zamanda müşterisi aleyhine de icra takibi yaparak haksız kazanç peşine düştüğünü, bu haksız uygulamalardan yılan müvekkili ve diğer nakliyecilerin de zaten kazançları da minimuma indirildiği için işi bırakmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek, davacı karşı davada davalı tarafından haksız olarak elinde bulundurulan boş senedin iadesine, mülkiyeti müvekkiline ait olan araç üzerinde bulunan rehin kaydının kaldırılmasına, müvekkilinden haksız olarak kesilen 11.250,00 TL'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve karşı dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, taraflar arasındaki sözleşmenin V. maddesinin T bendinde, işçi yönünden sözleşmenin sona ermesinden sonra rekabet yasağı düzenlendiği, davalının taşıyıcı olması ve değişik bölgelerde görevlendirilmesi mümkün olmakla birlikte 818 sayılı BK’nın 349. maddesine göre rekabet yasağına ilişkin olarak zaman ve konu sınırlaması öngörülmesine rağmen yer sınırlaması öngörülmediği, bununla birlikte sözleşmenin sona erdiği dönemden itibaren zararın belirlendiği ve teknik bilirkişi tarafından tespit edilen haksız fiilin bulunduğu süreçte uygulanan ve genel hüküm olan 6098 sayılı TBK’nın 444/2 maddesinde ise “Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir” hükmünün bulunduğu, 6098 sayılı TBK m. 444/2 gereğince rekabet yasağı ihlâlinden bahsedilebilmesi için zararın fiilen gerçekleşmesinin gerekli olmayıp, yakın ve önemli bir zarar ihtimalinin varlığı yeterli olduğu gibi sözleşmenin akdolunduğu tarihte rekabet yasağının kaynağını işçinin sadakat borcunun oluşturduğu, bu bağlamda bilirkişi raporlarında tespit edilen ve davalı tarafından haksız rekabet yolu ile başka şirkete yönlendirildiği iddia olunan Gölbaşı bölgesinin 2015 yılı satışlarının %18’inin alıcısı olan ... Gıda Şirketine ait satış verilerine ilişkin tabloda, davacı şirketin 2015 yılı satışlarının önceki yıllara göre önemli ölçüde azaldığı, 2012-2015 yıllarına ilişkin belirtilen satış miktarlarının ortalaması yıllık 33.636,75 Kg iken 2016 yılı satış miktarının ise 3.640,33 Kg olduğu, veriler karşılaştırıldığında, satış miktarında önemli sayılacak düzeyde bir azalma bulunduğu, bu miktarın 2016 yılı satış fiyatları ile karşılığının ise 208.000,21 TL olduğu, davacı firmanın karlılık oranının %10 olabileceği varsayımından hareketle, davacı şirketin maddi zararının (208.000,21/110 x 10=18.909,11-TL) 18.909,11 TL olacağı anlaşılmakla buna ilişkin talebin kabulüne karar vermek gerektiği, davalı ...'ın dava dışı şirkette işe başladığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK hükümlerinin daha başlangıçta geçersiz olan bir sözleşmeye uygulanması mümkün olmadığı, başka bir deyişle 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun gereğince 818 sayılı BK döneminde imzalanan rekabet yasağı sözleşmelerine 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanabilmesi için yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları belirli olan geçerli bir sözleşmenin olması gerektiği, yer koşulu taşımayan cezai şartın geçersiz olduğu gibi sadece işçi aleyhine konulan cezai şartın da geçersiz bulunduğu anlaşılmakla cezai şarta ilişkin talebin reddine karar verildiği, rehnin taraflar arasında mevcut ticari ilişki kapsamında ve ileride doğacak borçlar yönünden tesis edildiği, 09.11.2015 tarihli fesih ve ibra protokolü kapsamında iş sahibinin alacağını ibra ettiği işçi yönünden rehinin geçersiz hale geldiği, taşıma sözleşmesinde yer şartı öngörülmediğinden haksız rekabette cezai şartın geçersiz olduğu, taşıma sözleşmesinin VI-B maddesindeki teminata ilişkin hükmün uygulama alanı da kalmadığı, karşı davacının rehin kaydının kaldırılması davasının kabulü ile dava konusu olan araç üzerinde davacı karşı davalı tarafından konulan rehin kaydının, işbu karar kesinleştiğinde kaldırılmasına karar vermek gerektiği, davacı/karşı davalı tarafından verilen 25.12.2019 tarihli açıklama dilekçesi eki davalı/karşı davacı ... adına imzalanan tarihsiz belgede, “... Yem San. A.Ş. müşterisi ... AVM ait tahsilatı yapılmayan 8.891,14-TL ... Yem San. A.Ş. ile aramdaki cari hesaba borç kaydedilmesini kabul, beyan ve taahhüt ederim.” açıklamalarına yer verildiğinden ve dilekçe eki 15.09.2015 cari hesap ekstresinde davacı şirket ile ... AVM firması arasındaki borç bakiyesinin 8.891,14-TL olarak gösterildiği, ayrıca bu tarihin karşılıklı ibranın söz konusu olduğu 09.11.2015 tarihli fesih ve ibra protokolü tarihinden öncesine ait olduğundan, davalı/karşı davacının alacak talebinin yerinde bulunmadığı, davacı/karşı davalı şirkete verildiği ileri sürülen senetle ilgili yazılı bir delil ibraz edilmediği anlaşılmakla senedin iadesine yönelik talebin reddine karar verildiği gerekçesiyle asıl davada, davacı karşı davalının maddi tazminat davasının kabulü ile 18.909,11 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, bu alacağın 5.000,00 TL’sine dava tarihi olan 05/05/2016 tarihinden itibaren, bakiye 13.909,11 TL’sine ıslah tarihi olan 16/08/2022 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine, davacı karşı davalının cezai şarta ilişkin davasının reddine, karşı davada karşı davacının rehin kaydının kaldırılması davasının kabulü ile dava konusu araç üzerinde davacı karşı davalı tarafından konulan rehin kaydının, işbu karar kesinleştiğinde terkin edilerek kaldırılmasına, karşı davacının alacak ve senedin iadesi davasının reddine karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı karşı davada davalı vekili, rekabet yasağı niteliğindeki sınırlamalar ile kişinin hangi coğrafi alanda rekabet yapmaktan kaçınacağının düzenlendiğini, bu sınırlamanın belirli bir yerleşim yeri gösterilerek yapılabileceği gibi mesafe bildirimi şeklinde de yapılabileceğini, yine BK döneminde, ilgili rekabet yasağının hangi yerde uygulanacağının, sözleşmede açık bir şekilde gösterilebileceği gibi işverenin çalışma alanına atıfta bulunmak suretiyle örtülü şekilde de kararlaştırılabileceğini, gelinen aşamada ilgili hükmün örtülü şekilde müvekkilinin çalışma alanına atfedildiğinin açık bulunduğunu, ilk derece mahkemesinin bu hususu gözetmeksizin cezai şart taleplerinin reddi yönünde karar vermesinin hukuka aykırı olduğunu, davalının müvekkili ile aynı faaliyet alanında ve aynı il sınırları içinde farklı bir firma ile anlaşmasının taşıma sözleşmesinde belirtilen rekabet yasağı ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını ve cezai şart talepleri yönünden de davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı karşı davada davacı vekili, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin, işveren tarafından bir sebebe dayandırılmaksızın sona erdirildiğine göre rekabet yasağının da ortadan kalkacağının kanun hükmüyle belirlendiğini, kanunun açıkça emredici bir kuralının olduğu durumda buna aykırı olarak hüküm tesis edilmesinin hukuka aykırılık teşkil ettiğini, davacı delilleri arasında sunulan 09.11.2015 tarihli ibranamede de belirtildiği gibi 20.01.2012 tarihinde imzalanmış olan taşıma sözleşmesinin karşılıklı olarak feshedildiğini ve tarafların birbirlerini ibra ettiklerini, bu işlemden sonra davacının, müvekkili ile olan sözleşmesini bu kez de 25.11.2015 tarihli fesih ihbarnamesi ile tek taraflı olarak hiçbir bir gerekçe bildirmeksizin feshettiğini, fesih işlemi üzerine müvekkilinin üzerine düşen tüm sorumluluğu yerine getirdiğini, davacı vekili tarafından 25.12.2019 tarihinde UYAP sistemine kaydedilmiş olan tarihsiz dilekçede, davacı kayıtlarında 2.367,33 TL alacaklı gözüktüğü ikrar edilmiş ve bu durum bilirkişi raporunda da belirtilmiş olmasına rağmen alacak taleplerinin tamamının reddine karar verilmesinin hatalı bulunduğunu, davacının müşterisi olan ... AVM'ye ait borç tutarının, müvekkiline ibralaşma şartı olarak virman edilmesi gerektiği belirtilerek dayatıldığını ve imzalatıldığını, söz konusu bedelin müşteriden tahsil edilince kendisine iade edileceğinin bildirildiğini fakat bu güne kadar ne iade yapıldığını ne de tahsilata ilişkin bilgi verildiğini, davacı vekilinin 04.11.2020 tarihinde UYAP sistemine kaydedilmiş olan tarihsiz dilekçesinde ve 27.01.2021 tarihli duruşmada, müvekkilinden alınan boş senetle ilgili olarak beyanda bulunduğunu, müvekkilinin alacağı bittiğinde boş senetlerin iade edileceğini demekle ellerinde boş senet olduğunu açıkça ikrar ettiğini, bu sebeplerle de karşı taraf vekilinin 27.01.2021 tarihli duruşma sırasında müvekkilden alınan boş senetlerle ilgili ikrarının salt varlığı yeterli olup, delil sunulması veyahut ispat zorunluluğunun bulunmadığını ileri sürerek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir. GEREKÇE : Asıl dava, taşıma sözleşmesine aykırılık iddiasına dayalı maddi tazminat ile cezai şart alacağına ilişkin olup, karşı dava ise taşıma sözleşmesinden kaynaklanan alacak ile sözleşme kapsamında araç üzerine konulan rehnin kaldırılması ve verilen senedin iadesi istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince, davalının, dava dışı şirkette işe başladığı tarihte yürürlükte olan 6098 sayılı TBK hükümlerinin, daha başlangıçta geçersiz olan bir sözleşmeye uygulanmasının mümkün olmadığı, başka bir deyişle 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun gereğince 818 sayılı BK döneminde imzalanan rekabet yasağı sözleşmelerine, 6098 sayılı TBK hükümlerinin uygulanabilmesi için yer, zaman ve konu (işin türü) bakımından sınırları belirli olan geçerli bir sözleşmenin olması gerektiği, yer koşulu taşımayan cezai şartın geçersiz olduğu gibi sadece işçi aleyhine konulan cezai şartın da geçersiz bulunduğu gerekçesiyle cezai şarta ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece dayanılan 818 sayılı BK'nın 349. maddesinde ve 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK'nın 444. maddesinde düzenlenen rekabet yasağı, hizmet sözleşmesi kapsamında, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra işçinin belirli koşullarda rekabet etmesinin engellenmesine ilişkin olup, somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında hizmet ilişkisi bulunmadığından, anılan hükmün işbu uyuşmazlığa uygulanma yeri bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle, taraflar arasında taşıma sözleşmesi mevcut olup, söz konusu taşıma sözleşmesinde öngörülen rekabet yasağından kaynaklanan uyuşmazlığın, hizmet sözleşmesine özgü olarak düzenlenmiş hükümlere göre çözümlenmesi mümkün değildir. Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu ya da Türk Ticaret Kanunu'nda, taşıma işlerine özgü olarak düzenlenmiş bir rekabet yasağı hükmü de olmadığından, eldeki rekabet yasağına ilişkin uyuşmazlığın, genel hükümlere göre çözümlenmesi gerekmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin düzenlenme tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinin ilk fıkrasında, bir akdin mevzuunun, kanunun gösterdiği hudut dairesinde serbestçe tayin olunacağı, 2. fıkrasında ise bu serbestinin sınırları gösterilmiş ve 20. maddesinde de, bir akdin mevzuunun gayri mümkün veya gayri muhik yahut ahlaka (adaba) mugayir olursa o akit batıldır hükmü getirilmiştir. Sözleşmenin tarafları, sözleşme serbestisi ilkesi çerçevesinde sözleşmenin konusunu ve cezai şartın miktarını belirlemede özgür iseler de, bu özgürlüğün sınırsız ve sonsuz olduğu söylenemez. 818 sayılı BK'nın 19, 20. maddeleri anılan özgürlüğün sınırını çizmiştir. Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti başlığı altında düzenlenen 48. ve devamı maddelerinde herkesin dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetin sahip olduğu düzenlenmiş olup, yasalardaki ayrık düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla çalışma özgürlüğü kısıtlanamaz. Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde, davalının imzaladığı taşıma sözleşmesinde düzenlenen rekabet yasağı hükmü, çalışma özgürlüğünü kısıtlar nitelikte olduğundan, sözleşmenin bu hükmü geçersiz olup, geçersiz olan bu hükme göre tazminat talep edilmesi mümkün değildir. Nitekim, yine işbu davanın davacısı olduğu ve somut uyuşmazlıktaki rekabet yasağı hükmü ile çok benzer bir hükme dayalı olarak açılan davada verilen mahkeme kararının temyiz incelemesine ilişkin Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 23.06.2014 tarih, 2014/5899 E., 2014/11910 K. sayılı ilamında da, aynı sonuçlara ulaşılmıştır. Bu itibarla, davacının cezai şarta ilişkin talebinin açıklanan nedenlerle reddine karar verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlığa uygulanması kabiliyeti olmayan yasa hükümlerine dayalı olarak talebin reddine karar verilmesi doğru olmamış, davacı vekilinin istinaf başvurusu açıklanan nedenle gerekçe yönünden yerinde görülmüştür. Davacı tarafça, davalının, taraflar arasındaki sözleşme feshedildikten sonra davacı ile aynı işi aynı bölgede yapan başka bir şirket ile çalıştığı, kendisine verilen müşteri bilgilerini kullanarak, yeni çalıştığı için pazarlama yaptığı ve fiyat indirdiği, bu şekilde davacıyı zarara uğrattığı ileri sürülmüş, mahkemece de davacının Gölbaşı bölgesi satışlarının 2015 yılı satışlarının önceki yıllara göre önemli ölçüde azaldığı, bu azalmadan doğan zarardan davalının sorumlu olduğu kabul edilerek, davalı aleyhine hüküm kurulmuştur. Ancak, her şeyden önce davacı tarafça, davalının, davacının kendisine verdiği müşteri bilgilerini kullandığı ve bu şekilde sonradan çalışmaya başladığı şirket lehine pazarlama yaptığı ya da ürün fiyatını indirdiğine dair dosya kapsamına herhangi bir delil sunulmamıştır. Bu haliyle, davalının davacı aleyhine haksız rekabette bulunduğunun ispat edildiği söylenemez. Öte yandan, sırf davacının bir kısım müşterilerine yaptığı satışın azalması da, davalının haksız rekabette bulunduğunun kabulü için yeterli değildir. Bu azalmanın, davalının bir eylemi sonucu gerçekleştiğinin, yani davalının haksız rekabet teşkil edecek bir eylemde bulunduğunun ispat edilmesi zorunlu olup, yukarıda belirtildiği üzere bu yönde bir delil sunulmadığından, haksız rekabet iddiasının da ispat edilemediği kanaatine varılmış, bu yöne ilişkin davalı tarafın istinafları haklı bulunmuştur. O halde, maddi tazminat talebi yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde bu yönden davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir. İlk derece mahkemesince, davacı karşı davalı şirkete verildiği ileri sürülen boş senetle ilgili yazılı bir delil ibraz edilmediği gerekçesiyle bu yönden karşı davanın reddine karar verilmiş ise de davacı karşı davada davalı tarafından dosyaya sunulan 04.11.2020 tarihli dilekçede açıkça, "Tarafların aralarında akdettiği ve dosyada mübrez Taşıma Sözleşmesi'nin "Teminat ve Tazminat" başlıklı VI. maddesi uyarınca Müvekkil Şirket, Davalı-Karşı Davacı'dan teminat amacıyla boş senet almıştır." şeklinde açıklama yapıldığından ve 27.01.2021 tarihi duruşmada da bu açıklama teyit edildiğinden, anılan husus yönünden iddianın ispat edilemediğine dair mahkeme kabulü yerinde olmamıştır. Taraflar arasındaki sözleşme kapsamında teminat olarak davacı karşı davada davalıya boş senet verildiği sabit olup, söz konusu sözleşme kapsamında davacı karşı davada davalının bir alacağı bulunmadığı tespit edildiğinden, anılan senedin iadesine karar verilmesi gerekmiştir. Her ne kadar davalı karşı davada davacı tarafça, asıl davada davacının kendi akidinden tahsil edemediği parayı kendi hak edişinden kesmesinin doğru olmadığı ve bu nedenle alacaklı olduğu ileri sürülmüş ise de, gerek taraflar arasındaki sözleşmenin IV. maddesinde, vadesi geldiği halde ödenmeyen müşteri alacaklarının, karşı davada davacı alacağından düşüleceği yönünde yer alan düzenleme gerekse de 09.11.2015 tarihli ibraname gözetildiğinde, davacının sözleşme kapsamında talep edebileceği bir alacağın olmadığı kanaatine varılmış, ilk derece mahkemesinin bu yöne ilişkin kabulü yerinde bulunmuş ve davalı karşı davada davacı vekilinin anılan hususa ilişkin istinaf itirazına itibar edilmemiştir. HMK.'nın 353/1-b-2. maddesinde, yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmişse "düzelterek yeniden esas hakkında" duruşma yapılmadan karar verilmesi gerektiği düzenlendiğinden, yukarıda açıklanan nedenlerle Dairemizce davacı vekilinin istinaf başvurusunun gerekçe yönünden olmak üzere taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-b-2. maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Yukarıda açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince KABULÜ ile Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/04/2023 gün ve 2016/452 Esas - 2023/260 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2-Asıl davanın REDDİNE, 3-Karşı davanın KISMEN KABULÜ ile 06 BJ 9243 plakalı araç üzerine davacı karşı davada davalı lehine konulan rehin kaydının, işbu karar kesinleştiğinde terkin edilerek kaldırılmasına, 4-Taraflar arasındaki 20.01.2012 tarihli sözleşme kapsamında teminat olarak davacı karşı davada davalıya verilen senedin, davalı karşı davada davacıya İADESİNE, 5-Karşı davadaki alacak talebinin REDDİNE, 6-Asıl davada Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 615,40-TL maktu karar ve ilam harcının, davacı karşı davalı tarafından peşin olarak yatırılan 256,17-TL nispi harç ve 1.670,00-TL ıslah harcı olmak üzere toplam 1.926,17-TL'den mahsubu ile kalan 1.310,77-TL harcın, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı-karşı davalıya idesine, 7-Asıl dava yönünden davalı-karşı davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı-karşı davacıya verilmesine, 8-Davacı-karşı davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin uhdesinde bırakılmasına, 9-Asıl dava yönünden davalı-karşı davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin karşı dava yönünden değerlendirildiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 10-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 11-Karşı davada Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 1.776,06-TL nispi karar ve ilam harcından, davalı-karşı davacıdan peşin olarak yatırılan 192,12-TL nispi harç ile 445,00-TL tamamlama harcı toplamı olan 637,12-TL'nin mahsubu ile eksik alınan 1.138,94-TL harcın davacı-karşı davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 12-Davalı-karşı davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacı-karşı davalıdan alınarak davalı- karşı davacıya verilmesine, 13-Davacı-karşı davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 11.250,00-TL vekalet ücretinin davalı-karşı davacıdan alınarak davacı- karşı davalıya verilmesine, 14-Davalı-karşı davacı tarafından ilk derece yargılaması sırasında yapılan 2.000,00-TL bilirkişi ücreti, 212,88-TL tebligat ve posta gideri, istinaf aşamasında yapılan 210,00-TL posta masrafı, 738,00-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı olmak üzere 3.160,88-TL yargılama giderinin takdiren 1/2 kabul edilerek hesaplanan 1.580,44-TL'ye 192,12-TL peşin harç ve 29,20-TL başvurma harcı tutarının eklenmesi ile oluşan 1.801,76-TL'nin davacı-karşı davalıdan tahsili ile davalı-karşı davacıya verilmesine, bakiyesinin davalı-karşı davacı üzerine bırakılmasına, 15-Davacı-karşı davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan 738,00-TL istinaf başvuru harcı yargılama giderinin takdiren 1/2 kabul edilerek hesaplanan 369,00-TL'nin davalı-karşı davacıdan tahsili ile davacı-karşı davalıya verilmesine, 16-Davacı-karşı davalıdan peşin olarak alınan 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı- karşı davalıya iadesine, 17-Davalı-karşı davacıdan peşin olarak alınan 269,85-TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde davalı- karşı davacıya iadesine, 18-Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen taraflara iadesine (HMK m.333), 19-İstinaf aşamasında duruşma açılmadığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 20-Kararın tebliğ ve harç tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile 18/12/2025 tarihinde HMK 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle KESİN olmak üzere karar verildi. GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 18/12/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...