Başvuru, ulusal bir gazetede yayımlanan röportajda sarf edilen sözler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, karar düzeltme kanun yolunun reddi kararı ile birlikte para cezasına mahkûm edilme nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ulusal bir gazetede yayımlanan röportajda sarf edilen sözler nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, karar düzeltme kanun yolunun reddi kararı ile birlikte para cezasına mahkûm edilme nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 10/5/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu; Cumhuriyet savcısı olarak mesleğe başlamış, sonrasında ise Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünde tetkik hâkimi, daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür ve Bakanlık müsteşar yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. Başvurucu 2010 yılında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi seçilmiş ve dört yıl -hâkim ve savcıların atanması ve yetkilerinin belirlenmesine ilişkin karar vermekle görevli olan- HSYK Birinci Dairesi başkanlığı yapmıştır. 2014 yılında yeniden HSYK üyesi seçilemeyen başvurucu, İstanbul Anadolu Adliyesi İş Mahkemesine hâkim olarak atanmıştır. 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu hakkında ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu değerlendirilerek Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) içinde yer aldığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. HSYK 16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, 24/8/2016 tarihinde ise meslekten ihraç edilmesine karar vermiştir. Başvurucunun HSYK Birinci Dairesi başkanlığı görevinde bulunduğu sırada anılan dairenin verdiği bazı kararlar kamuoyunda tartışmalara konu olmuş, ulusal basında geniş yer bulmuştur. Sabah gazetesinde (gazete) de başvurucuyu eleştiren birçok haber yapılmış, köşe yazılarına yer verilmiştir. HSYK'nın yapısı ve uygulamaları hakkında sert eleştirilerde bulunan ve o dönemde Sincan Cumhuriyet savcısı olan Ş.T. (davalı) ile yapılan röportaj gazetede yayımlanmıştır. Gazetenin 29/9/2014 tarihli nüshasının manşetinden verilen ve ayrıntıları sayfasında yer alan "Cesur Savcı [Ş.T.] Uyarıyor: Yargıtay Yeniden Yapılandırılmalı" başlıklı röportajda şu ifadeler yer almıştır: "17 ve 25 Aralık operasyonlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? '17 ve 25 Aralık hükümete darbe teşebbüsüdür. Dosyaların kapağı kaldırılmadan bir sürü insan hakkında arama ve gözaltı kararı alınmıştır. Hukuksuzca, rezilce insanların hayatlarına saldırılmıştır. Hiç alakası olmayan soruşturmalar biraraya getirilmiştir. Kamuoyunun gözü önündeki bir savcı olan [Z.Ö.], belediyede iş takibi yapıyor, istekleri yerine getirilmeyince Fatih Belediye Başkanı'nı gözaltına alıyor. Bunlar rezaletin daniskasıdır. Bir ülkenin Başbakanını dinleyip görüşme kayıtlarını tahrif ederek servis etmişlerdir. Bu rezaleti yapanlar Dubai'de tatil yapıp tatil parasını müteahhitlere ödettiler. HSYK hiçbir işlem yapmadı. Bu HSYK'nın başında da İbrahim Okur vardı.'HSYK'daki bu yapının sorumlusu kim? 'Tamamen İbrahim Okur'dur. HSYK'ya seçilen 11 kişiyi İbrahim Okur seçmiştir. Hepsi de kibirli insanlardı. Mahkemelere, başsavcılığa, başsavcı vekilliğine hep kendi adamlarını doldurdular. Danıştay üyesinin odasına dinleme cihazı yerleştiren hakimi beraat ettirdiler.' İbrahim Okur bir tartışma programında paralel yapı ile ilgisinin olmadığını söylemişti. 'İbrahim Okur, Türk yargısının kara kutusudur. Zamanında cemaat evlerinde kalmıştır. Cemaatin en üst düzeyde elemanlarından biridir. Cemaatin adliyedeki yapılanmasının başında o vardır. Kendi düşüncesine uygun kişilere yer vermiştir. [T.A.], İbrahim Okur'u sürekli televizyona çıkarıyor. Bunu yaparken Okur'un cemaat bağlantısını bilmediğine inanmıyorum.'Peki neden paralel yapı ile ilişkisi yokmuş gibi davranıyor? 'Seçimlerden sonra büyük ihtimalle açığa alınıp yargılanacak. Birçok mazlum ve masum insanın yuvasının yıkılmasına neden olmuştur. Bu yüzden cemaatten değilmiş gibi bir görüntü veriyor. Okur'un 4 yılının faturası kokuşmuşluktur. Yargıda çöküşün sorumlusu Okur'dur. Şimdi hiçbir şey olmamış gibi HSYK üyeliğine aday olmuş. 12 Ekim seçimleri İbrahim Okur'un karnesinin eline verileceği tarih olacaktır.'HSYK seçimleri öncesi oy kullanacak meslektaşlarınıza ne söylemek istersiniz? 'Oyunuzu kime verirseniz verin şu an HSYK üyesi olan ve bu ülkede adaletsizliğin ve zulmün sorumlusu olan İbrahim Okur'a, [T.G.ye], [N.Ö.ye] ve paralel yapı ile ilişkisi olduğu bilinen üyelere oy vermeyin. Yargıda Birlik Platformu'na elbette yönelebilirler. Ama Yargıda Birlik Platformu'na oy vermek istemiyorlarsa bu güruha oy vermesinler de ne yaparlarsa yapsınlar. Bu cemaat, bu güruh mutlaka gidecek. İbrahim Okur ve ekibi mutlaka gidecek.'Yargıtay'da paralel yapının büyük ölçüde etkili olduğu görülüyor. Nasıl ele geçirdiler bu önemli kurumu? 'O dönemdeki otoriter zihniyete karşı İbrahim Okur ve arkadaşlarına destek verdik. Yanıldığımızı da kabul ediyorum. Yargıtay üyelikleri seçimi ile birlikte hukukla alakası olmayan kişiler girdi. Öyle kişiler seçildi ki Yargıtay'a, çıldırırsınız. Kararları yazı işlerine yazdıran ve bu yüzden infazında zorlanan durumlar yaşandı. Yargıtay maalesef büyük ölçüde paralel yapının eline geçti. Bütün sıfır düzeyin altındaki kendi adamlarını, hem de kendilerine gözü kapalı itaat edecek insanları seçtiler. Bunların önemli bir kısmı emir eri. Onlar da istenen adaylara destek verdiler.' " Başvurucu, röportajda geçen ifadeler nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğu iddiasıyla 19/12/2014 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) Ş.T. aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Mahkeme 25/6/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:"...Somut olayda davalının vermiş olduğu beyanlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kendisinin daha önce Kayseri'ye yapılan atamasını haksız bularak bu saik ile hareket ettiği, yayın tarihinde güncel olan yargı içerisindeki sorunların ve bunlara karşı sorumlu gördüğü kişileri eleştirdiği, yazının ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri mahiyetinde bulunduğu, davalı hakimin idari nitelikteki görevlerine ilişkin eylem ve işlemlerinin eleştirilere konu edildiği, eleştiride öz ile biçim arasındaki dengenin korunduğu, söz ve beyanların kabul edilebilir eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, manevi tazminatın unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla, subut bulmayan davanın reddine karar verilmiştir..." Karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 11/10/2017 tarihli ilamı ile onanmış; karar düzeltme talebi 12/3/2018 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Nihai karar başvurucuya 11/4/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 10/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı kararlar için bkz. İlhan Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015 ve Kemal Kılıçdaroğlu, B. No: 2014/1577, 25/10/