Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararına dayanılarak yeniden yapılan yargılamada önceki hükmün onaylanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/1/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, (kapatılan) Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK madde ile görevli) 10/5/2006 tarihli kararıyla devletin hâkimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya teşebbüs etmek suçundan müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Anılan karar, Yargıtay incelemesinden geçerek 6/2/2008 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, mahkûmiyetle sonuçlanan davaya ilişkin olarak 1/8/2008 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurmuştur. Başvurucu, aleyhindeki ceza davasında avukat yardımından yararlandırılmaması ve yargılamayı yürüten mahkeme önünde en önemli tanığı sorgulamasına ve onunla yüzleşmesine imkân tanınmaması gerekçeleriyle yargılamanın adil olmadığını şikâyet konusu yapmıştır. AİHM, tanık T.nin beyanının başvurucunun mahkûmiyeti bakımından tek olmasa da belirleyici dayanak olarak esas alındığı hâlde başvurucunun anılan tanığı sorgulamasına imkân tanınmadığı gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (d) bendini ihlal edildiğini belirtmiştir. Başvurucu 23/3/2018 havale tarihli dilekçesiyle anılan karara dayanarak yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur. Malatya Ağır Ceza Mahkemesi 28/3/2018 tarihli ek kararıyla talebi kabule değer bulmuş ve yargılamanın yenilenmesi talebinin esası hakkında değerlendirme yapmak amacıyla dosyanın yeni bir esasa kaydedilmesine karar vermiştir. Anılan dosya daha sonra 28/3/2018 tarihli yetkisizlik kararı ile Tunceli Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) 8/5/2018 tarihli Tensip Tutanağı'nda başvurucunun ve tanık T.nin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla hazır edilmesine, duruşmanın 6/6/2018 tarihinde yapılmasına karar verilmiştir. Yargılamanın 6/6/2018 tarihli birinci celsesinde başvurucunun beyanı alınmıştır. Aynı celsede, AİHM'in ihlal kararına konu olan T. de -SEGBİS yoluya- tanık sıfatıyla dinlenmiştir. Mahkemece 12/10/2018 tarihli kararla başvurucunun Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2006 tarihli kararı ile verilen ve kesinleşen hükmün usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince onaylanmasına karar verilmiştir. Mahkemenin 12/10/2018 tarihli gerekçeli kararının ilgili kısmı şöyledir:"... AİHM sanık ile ilgili kararında tanık [nin] mahkememiz huzurunda dinlenilmediği ve tanık beyanlarının başkaca deliller ile desteklenmediğini belirtmiş ve mahkememizce tanık [] mahkeme huzurunda dinlenmiş ve sanık ve müdafisinin soru sorma hakkı tanınarak yargılamaya devam edilmiş, ayrıca tanık beyanları yan deliller ile desteklenmemiş denilmiş ise de, tanık [nin] soruşturma aşamasındaki beyanlarının, dosyamız tanıklarından [nin] beyanları ile benzer nitelikte olduğu, usulüne uygun yaptırılmış teşhis tutanaklarının mevcut olduğu, diğer tanık beyanlarında sanığın üzerine atılı Tunceli ilinde gerçekleştirilen eylemi yapan Nurhak [kod adlı kişinin] ekibinde olduğu, örgüt tarafından bomba eğitimi aldırıldığı, sanığın yakalandığından metropollerde bombalı eyleme gitmeye hazırlandığı ve hazır fünye ile yakalandığı hususları ile desteklendiği anlaşılmıştır." Başvurucu; yargılamanın yenilenmesinin usulüne uygun yapılmadığını, sadece tanık dinlendiğini ve talep ettikleri hiçbir konuda araştırma ve inceleme yapılmadığını, beraat etmesi gerekirken eski kararın aynen onaylandığını belirterek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay Ceza Dairesi 16/9/2019 tarihli kararıyla Mahkemenin 12/10/2018 tarihli kararının onanmasına karar vermiştir. Başvurucu 2/1/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 5271 sayılı Kanun’un “Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Sözleşme'nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi şöyledir:"Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:...d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;" AİHM İçtihadı AİHM'e göre ulusal hukuktaki nitelemeye bakılmaksızın tanık kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No: 1413/05, 24/4/2012, § 45). Bu kavram duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37), mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §§ 7, 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§ 81, 82) kapsayabilir. Bu bakımdan -duruşmada ister okunsun ister okunmasın- ifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler, Sözleşme’nin maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanık olarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda [GK], B. No: 11454/85, 20/11/1989, § 40). AİHM, duruşma salonunda bulunmayan tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alındığı bir yargılamanın adilliğini değerlendirirken iki hususa vurgu yapmaktadır. AİHM ilk olarak tanığın duruşmaya katılmaması için geçerli nedenlerin olup olmadığını incelemektedir. İkinci olarak -makul bir gerekçenin olduğu durumda bile- sanığın sorgulama imkânına sahip olmadığı bir tanık tarafından verilen ifadenin hükmün dayandığı tek veya belirleyici temel delil olup olmadığını değerlendirmektedir. Hükmün büyük ölçüde veya yalnızca bu nitelikteki tanığın ifadesine dayanması durumunda yargılamalar detaylı incelemelere tabi tutulmalıdır (Al-Khawaja ve Tahery/Birleşik Krallık [BD], B. No: 26766/05, 22228/06, 15/12/2011, §§ 119, 147; Cevat Soysal/Türkiye, B. No: 17362/03,23/9/2014, § 75). AİHM, yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/.., 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, § 49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/7/2012, § 38).