1. Hukuk Dairesi 2009/12141 E. , 2009/14082 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, dava konusu 260 ada, 93 parselde yer alan 47 ve 89 nolu bağımsız bölümlerin miras bırakanları Y.G..’dan miras yoluyla intikal ettiğini, yaşlarının küçüklüğü nedeniyle taşınmazların anneleri G. G.. tarafından idare edildiği dönemde, taşınmazın önce yakın akrabaları olan F.T..’na satış yoluyla temlik edildiğini, aynı gün anılan
**1. Hukuk Dairesi 2009/12141 E. , 2009/14082 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : ADANA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ TARİHİ : 09/07/2009 Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, dava konusu 260 ada, 93 parselde yer alan 47 ve 89 nolu bağımsız bölümlerin miras bırakanları Y.G..’dan miras yoluyla intikal ettiğini, yaşlarının küçüklüğü nedeniyle taşınmazların anneleri G. G.. tarafından idare edildiği dönemde, taşınmazın önce yakın akrabaları olan F.T..’na satış yoluyla temlik edildiğini, aynı gün anılan kişi tarafından anne G. G..‘a satış yoluyla devrinin sağlandığını, tek başına malik olan annelerinin kız çocuklarından mal kaçırmak amacıyla tek oğlu davalı Ş. G..’a taşınmazları satış yoluyla devrettiğini, temlik işlemlerinin bedelsiz yapıldığını, muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek tapu kaydını iptali ile miras payları oranında adlarına tesciline olmadığı taktirde tenkise karar verilmesini istemiştir. Davalı, temlik işlemlerinin muvazaalı olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; temlik işlemlerinin muvazaalı olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. Dava; muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tenkis isteğine ilişkin olup, mahkemece davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tarafların mirasbırakanı G. G..’ın maliki olduğu, kat irtifakı kurulu, dükkân nitelikli, 93 parsel sayılı taşınmaz üzerinde yer alan 47 ve 89 sayılı bağımsız bölümleri 12.08.1993 tarihinde satış suretiyle oğlu olan davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır. Davada ileri sürülen iddianın içeriğine göre; miras bırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı olarak gerçekleştirildiği belirtilmek suretiyle eldeki davanın açıldığı görülmektedir. Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsufi-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih ı/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler. Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişte miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır. Somut olaya gelince; tarafların miras bırakan G. G..’ın çocukları davacıların kız, davalının ise mirasbırakanla birlikte oturan oğlu olduğu, murisin varlıklı ve ekonomik gücü yerinde olan bir kişi olup mal satmaya ihtiyacının bulunmadığı, taşınmazların akitte gösterilen değerleri ile gerçek değerleri arasında aşırı fark olduğu, kaldı ki davalı tarafından satış bedellerinin de ödendiğinin yazılı bir belge ile kanıtlanamadığı dosya kapsamı ile sabittir. Öyleyse somut bu olgu ve bulgular yukarıda değinilen ilkelerle birlikte değerlendirildiğinde; mirasbırakanın yapmış olduğu temlikin mirasçıdan mal kaçırmak amaçlı ve muvazaalı olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması isabetsizdir. Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK’ 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 29.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.