Başvuru, başvurucuların kamulaştırma sürecine dâhil edilmemeleri ve kamulaştırma bedelin düşük belirlenerek başka kişilere ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, başvurucuların kamulaştırma sürecine dâhil edilmemeleri ve kamulaştırma bedelin düşük belirlenerek başka kişilere ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru, 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Başvuruculara ve Taşınmaza İlişkin Bilgiler Başvurucular Arnavutluk vatandaşı olup Arnavutluk'ta yaşamaktadırlar. İstanbul'un Üsküdar ilçesi Toygar Hamza Mahallesi'nde bulunan 236 ada, 82 parsel sayılı 000 m2 yüzölçümlü taşınmaz tapuda ahşap ev ve bahçe vasfıyla kayıtlıdır. Tapu kayıtlarına göre bu taşınmazın 17/20 hissesi başvurucular Rudolf Zaharia, Marie Xhitomı ve Arsino Xhitomı'ye miras yoluyla intikal etmiştir. Bu taşınmazın kamulaştırılması hakkında İstanbul Büyükşehir Belediyesi (Belediye) tarafından 18/3/2004 tarihli Encümen kararı alınmıştır. B. Kayyım Atanması ve Taşınmazın Kamulaştırılmasına İlişkin Süreç İstanbul Defterdarlığı (İdare) tapu maliki olan başvurucular ve murislerinin sağ ya da ölü oldukları belli olmadığından 18/5/1989 tarihli ve 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun'un maddesi gereğince hak ve menfaati bulunan Hazine adına İstanbul defterdarının kayyım tayin edilmesi talebiyle Üsküdar Sulh Hukuk Hâkimliğine (Hâkimlik) başvurmuştur. Hâkimlik tarafından 12/9/2002 tarihinde talebin kabulüne karar verilmiştir. Başvurucular ve başvurucuların murislerine İstanbul defterdarı kayyım olarak tayin edilmiştir. Bu karar 28/11/2002 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucular, kayyım kararın kaldırılması için 9/12/2003 tarihinde vekilleri aracılığıyla Üsküdar Aile Mahkemesine başvurmuşlardır. Mahkeme 21/1/2004 tarihinde taşınmaz maliklerinin sağ oldukları, gaip olmadıklarının anlaşıldığı gerekçesiyle kayyım kararının kaldırılmasına ve taşınmaz üzerindeki şerhin terkinine karar vermiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi E.2004/12520, K.2004/14138 sayılı kararıyla hükmün görev yönünden bozulmasına karar vermiştir. Başvurucular bu kez Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesine başvurmuşlar ve kayyım kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir. Mahkeme 31/1/2006 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Kararda, tapu maliki olan kişilerin sağ oldukları vurgulanmıştır. İdare tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay Hukuk Dairesince onanan karar 16/10/2006 tarihinde kesinleşmiştir. Kayyım ve Belediye arasında 5/7/2006 tarihinde yapılan pazarlık sonucu kamulaştırma bedeli olarak 000 TL bedel ve bu bedelin dört taksitte ödenmesi hususunda uzlaşma sağlandığı görülmüştür. Başvurucuların vekili olan Y.N. ve avukatı E.G.nin imzası bulunan Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesine (vesayet makamı) sunulan dilekçede, İdare ile kayyım arasında gerçekleşen pazarlık sonucu bedel ve ödeme şekli konusunda anlaşmaya varıldığı ifade edilmiştir. Buna göre kayyım kararının kaldırılması durumunda tapu malikleri olan başvurucuların kamulaştırmadaki uzlaşmaya ve belirlenen bedel ile bu bedelin dört taksit hâlinde ödenmesine rıza gösterdiklerini belirtilmiştir. Başvurucular vekili ayrıca aynı dilekçede kamulaştırma işleminin ivedilikle tamamlanması için tapuda ferağ yetkisi verilmesi talebinde bulunmuştur. Kayyım kararının kaldırılmasına dair karar temyiz incelemesinde iken İdare tarafından 15/8/2006 tarihinde taşınmazın devri için kayyıma ferağ yetkisi verilmesi talebiyle vesayet makamına başvurulmuştur. Vesayet makamı 18/8/2006 tarihinde talebin reddine karar vermiştir. Kararda, kayyım kararının kaldırılmasına karar verildiği ve bu kararın temyiz incelemesinde olup henüz kesinleşmediği vurgulanmıştır. İdare bu karara karşı itiraz yoluna başvurmuştur. Denetim makamı olan Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesi (denetim makamı) 31/8/2006 tarihinde başvurucuların kamulaştırma bedeli ve taksitlendirilerek ödemeye rıza gösterdikleri, ortada anlaşmazlık ve hak kaybının bulunmadığı gerekçesiyle Üsküdar Sulh Hukuk Mahkemesinin ferağ verilmesi isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına kesin olarak karar vermiştir. Vesayet makamı bu karar üzerine 4/9/2006 tarihinde kayyıma ferağ yetkisi vermiştir. Kayyım tarafından belirtilmeyen bir tarihte taşınmazın tapuda ferağı verilmiştir. Başvurucular vekilleri aracılığıyla 5/8/2009 tarihinde Belediyeye başvurarak tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla adı geçen taşınmazın kamulaştırılmasıyla ilgili ödemelerin kimlere, ne şekilde ve hangi evraklara dayalı olarak yapıldığını sormuşlardır. 10/8/2009 tarihli cevap yazısında, bahse konu taşınmazın kamulaştırma bedeli olan 000 TL'nin 000 TL'sinin İdarenin kayyım bürosu başkanlığına ödendiği, bakiye miktarın Adalar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/13 İş sayılı ihtiyati tedbir kararı gereği dosyada bırakıldığı belirtilmiştir. Diğer taraftan İdareye ödenen miktardan 000 TL'nin 22/1/2008 tarihinde hesaplarına iade edildiği, iade edilen bedelin malikler vekili Y.B.ye Tiran Noterler Odasından alınan 26/3/2007 tarihli vekâletnameye istinaden 1/2/2008 tarihinde çek mukabilinde teslim edildiği ifade edilmiştir. Adalar Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/13D. İş sayılı ihtiyati tedbir kararının Üsküdar Asliye Hukuk Mahkemesinin 27/2/2009 tarihli ilamıyla kaldırılması üzerine de Adalar İcra Müdürlüğünün E.2009/7 sayılı dosyasına 000 TL gönderildiğine değinilmiştir. Tazminat Davasına İlişkin Süreç Başvurucular vekilleri aracılığıyla 19/8/2009 tarihinde tekrar Belediyeye başvurmuşlar ve kamulaştırma bedelinden arta kalan miktarın tüm yasal hakları saklı kalmak koşuluyla kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Bu kapsamda Belediyece başvurucular adına düzenlenen 21/8/2009 tarihli ve 132 TL bedelli çek başvurucular vekiline teslim edilmiştir. Başvurucular kamulaştırma işleminin usule aykırı yürütülmesi nedeniyle yapılan tescil işleminin yolsuz olduğunu ne var ki taşınmazın tescilinden sonra imar uygulamasına tabi tutulduğu ve yeni ada parsel numaralarını öğrenmelerinin mümkün olmadığını belirtmişlerdir. Buna göre vekilleri tarafından yapılan tahsilat düşüldükten sonra geriye kalan 868 TL bedelin Hazineden alınarak Belediyeye ödenmesine karar verilmesi ve taşınmazın 17/20 hissesine karşılık gelen ve imar uygulaması sonrasında oluşan ada ve parsel numaralarına dağılan hisselerin adlarına tescil edilmesi istemiyle 5/2/2010 tarihinde İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmışlardır. Başvurucular ayrıca bu davada taşınmazın Belediye adına tescil edildiği 3/10/2006 tarihinden itibaren mahrum kaldıkları kira gelirine karşılık 000 TL tazminatın Hazineden alınarak kendilerine ödenmesini talep etmişlerdir. Üsküdar Belediyesi bu davaya müdahil olmuştur. Cevap dilekçesinde, taşınmazın imar planında spor kültür tesisi ve otopark alanı olarak tahsis edildiğini, takas yapılarak Üsküdar Belediyesine devredildiğini ifade etmiştir. Mahkeme 30/5/2013 tarihinde Hazineye karşı olan davanın husumet yönünden reddine; Belediyeye karşı olan davanın da hukuki yarar bulunmadığından reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, kayyımlığın kaldırılmasına ilişkin kararın kesinleşmesine kadar taşınmazın kayyım tarafından idare edildiği, bu süreçte imar planının uygulanması kapsamında taşınmazın kamulaştırıldığı ifade edilmiştir. Mahkemeye göre kamulaştırma bedelinin kayyımla yapılan uzlaşma sonucunda belirlendiği, bedelin kayyım hesabına yatırıldığı ve taşınmazın Belediye adına tescil edildiği dikkate alındığında tescil işlemi yolsuz değildir. Buna göre ortada yolsuz bir tescil bulunmadığından başvurucuların tapu iptali ve tescil talebinin reddi gerekir. Sonuç olarak Mahkemece kamulaştırma bedelinin tapu maliklerine ödenmeyip usule aykırı yollarla dava dışı kişilere ödenmesine ilişkin olarak davalı Belediye ve Hazinenin herhangi bir katkısının olmadığını, bu nedenle tazminat istemi yönünden davalı Hazineye husumet yöneltilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Diğer taraftan Belediyenin Hazineye ödemiş olduğu kamulaştırma bedelinin Hazine tarafından Belediyeye geri ödenmesi talebine ilişkin olarak başvurucuların hukuki yararının bulunmadığı vurgulanmıştır. Son olarak ortada yolsuz bir tescil bulunmadığından başvurucuların kira gelirinden mahrum kalmalarının da söz konusu olmadığı ifade edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 18/12/2014 tarihinde nisbi vekâlet ücreti yerine maktu vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bu hâliyle düzeltilerek onanmasına karar vermiştir. Aynı Dairenin 11/5/2015 tarihli karar düzeltme isteminin reddi kararıyla hüküm kesinleşmiştir. Nihai karar, başvurucular vekiline 7/7/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular beyanlarında nihai kararı 19/6/2015 tarihinde Yargıtay web sayfasından öğrendiklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular 19/6/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Ceza Yargılaması Süreci Başvurucular kendilerinden alınan vekâletnamelerde sahtecilik yapıldığı ve adlarına yatan paraların bankalardan çekilmiş olduğunu belirterek ilgili tüm şahıslar hakkında Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 11/11/2010 bir kısım şüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucular bu karara itiraz etmişler, Kadıköy Ağır Ceza Mahkemesinin 16/2/2011 tarihli kararıyla başvurucuların itirazı yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının 11/10/2010 tarihli kararında, şüphelilerden Y.N.nin,14/2/2014 tarihinde Arnavutluk'a giderek başvuruculardan Rudolf Zaharia ile görüşerek başvuruya konu taşınmazın hukuki ve idari işlemleri ile ilgilenmek üzere ön anlaşma yaptığı belirtilmiştir. Akabinde başvurucuların kendi aralarında yaptıkları uzlaşma neticesinde 5/3/2004 tarihinde Tirana Noterler Odasına kayıtlı Noter S. tarafından düzenlenen ve Türkçe tercümesi aynı Noter tarafından tasdik edilen vekâletnamenin, Arnavutluk Dışişleri Bakanlığınca tasdik edildiği ve Türk Konsolosluğunca vekâletnameye şerh verildiği vurgulanmıştır. Bunun üzerine Rudolf Zaharia'nın Türkiye'ye gelerek 11/3/2004 tarihinde Y.N. ile işin niteliği, kamulaştırma bedelinin %50'sinin Y.N.ye verileceği ve özel şartları içeren bir söz sözleşme imzalayarak vekâletnameyi Y.N.ye verdiği ifade edilmiştir. Diğer taraftan kararda, Y.N.nin işin gereğini yerine getirmek için bu vekâletnameye istinaden avukat Y. ve arkadaşlarına vekâletname verdiği, avukatları vasıtasıyla taşınmazın kamulaştırılması ve kayyımlığın iptali ile ilgili süreçte hukuki ve idari iş ve işlemleri yerine getirdiği belirtilmiştir. Buna göre 5/7/2006 tarihinde kayyım ve Belediye arasında 000 TL bedel ve bu bedelin dört taksitte ödenmesi hususunda uzlaşma sağlandığı, kayyımlığın iptali davasının uzlaşma üzerine tapunun devredilmesinden sonra neticelendiğine değinilmiştir. Kayyımlığın iptali kararının kesinleşmesi üzerine Y.N.nin kayyım bürosu hesabına ödenen bedelin ödenmesini talep ettiği, kayyım bürosu görevlilerinin yazmış oldukları talimat üzerine tedbir konulmayan kısmın 8/12/2006 tarihinde Y.N.nin banka hesabına aktarıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca başvurucular tarafından 11/1/2007 tarihinde vekillikten azledilmesi üzerine Y.N.nin, kamulaştırma bedelinin %50'sine karşılık gelen 000 TL'yi kendi nam ve hesabına aldığı, el konulmayan ve hesaba yatırılan 000 TL'yi de başvurucular adına Bankası Kadıköy Çarşı Şubesinde açılan üç ayrı hesaba 16/2/2007 tarihinde eşit olarak yatırdığı ifade edilmiştir. Başvurucular adına yatırılan bu miktarın hakkında kamu davası açılan Y.B. tarafından sahte vekâletname ile çekildiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak şüpheli Y.N.nin sözleşme kapsamında üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği, sözleşmeden belirtilen kamulaştırma bedelinin %50'sini aldığı, el konulmayan miktarı da eşit şekilde başvurucuların hesabına yatırdığı, hakkında kamu davası açmaya yeterli şüphe oluşturacak delil bulunmadığı belirtilerek hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan dava sonucunda Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi 15/1/2013 tarihinde sanıklardan Y.B.nin, kamu kurumu araç kılınarak dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlarını işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararda, sanığın başvuruculardan aldığı 26/3/2007 tarihli vekâletnameye aslında olmayan ilaveler yapmak suretiyle kamulaştırma bedelinden toplam 000 TL parayı aldığı ifade edilmiştir. Sanıklar yeminli tercüman E.İ. ve noter başkatibi A.'nin ise sanık Y.B. ile birlikte hareket ettiği ya da ona yardım ettiklerine yönelik bir delil bulunmadığı belirtilerek bu sanıkların beraatine karar verilmiştir. Diğer sanıklar G.Y. ve Ş.Y.nin özel belgede sahtecilik suçunu işledikleri kabul edilerek hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Avukat olan sanık A.Ş. ve H.T.nin ise kendilerine verilen vekâletnamenin sahte olduğunu bildikleri ya da bilebilecek bir durumda olduklarını ispata elverişli bir delil bulunmadığından beraatlerine hükmedilmiştir. A. Ulusal Hukuk 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"İdarelerin, bu Kanuna göre, tapuda kayıtlı olan taşınmaz mallar hakkında yapacağı kamulaştırmalarda satın alma usulünü öncelikle uygulamaları esastır." 2942 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister." 3561 sayılı Kanun’un maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 427 nci maddesine göre, bir kimsenin uzun süreden beri bulunamaması veya oturduğu yerin bilinememesi veya ortada bulunmayan ve miras açıldığında sağ olup olmadığı ispatlanamayan mirasçının payının resmen yönetilmesi amacıyla kayyım atanmasının gerektiği hallerde, vesayet makamı; bu kimselerin malları üzerinde Hazinenin hak ve menfaati bulunup bulunmadığını, mahallin en büyük mal memurluğundan araştırır. Hazinenin hak ve menfaatinin söz konusu olduğunun anlaşılması hâlinde, mahallin en büyük mal memurunu yönetim kayyımı tayin eder." 22/11/2001 tarihli ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: "Vesayet makamı, yönetimi kimseye ait olmayan mallar için gereken önlemleri alır ve özellikle aşağıdaki hâllerde bir yönetim kayyımı atar:Bir kimse uzun süreden beri bulunamaz ve oturduğu yer de bilinemezse,..." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vesayet organları ve vesayet işleriyle görevlendirilmiş olan diğer kişiler, bu görevlerini yerine getirirlerken iyi bir yönetimin gerektirdiği özeni göstermekle yükümlüdürler." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Vasi, görevini yerine getirirken kusurlu davranışıyla vesayet altındaki kişiye verdiği zarardan sorumludur.Kayyım ve yasal danışmanlar hakkında da aynı hüküm uygulanır." 4721 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: "Devlet, vesayet dairelerinde görevli olanların hukuka aykırı olarak sebebiyet verdikleri zararlardan doğrudan doğruya sorumlu olduğu gibi; vasi, kayyım ve yasal danışmanlara tazmin ettirilemeyen zararlardan da sorumludur.Zararı tazmin eden Devlet, zararın meydana gelmesinde kusurlu olanlara rücu eder.Zararın doğmasına kusurları ile sebep olanlar, rücu hakkını kullanan Devlete karşı müteselsilen sorumludurlar." 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzük'ün maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Bu Tüzüğün uygulanmasında Türk Medeni Kanununun 397 nci maddesi uyarınca vesayet makamı sulh hukuk mahkemesi, denetim makamı asliye hukuk mahkemesidir.''B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) davanın esasını teşkil eden zararı giderecek tazminatın ulusal mahkemeler tarafından hesaplanması gereken hâllerde kendini bu konuda karar vermeye yetkili görmemektedir. Doğrusu AİHM kamulaştırılan yerin değerini belirleyecek ve buna karşılık ödenecek tazminatın kriterlerini belirlemede kendini Türk mahkemelerinin yerine koyamaz. Ne var ki somut olaydaki dava dosyası içeriğine göre AİHM başvurucunun ulusal mahkemelerce hükmedilen tazminat bedelinin mülkün değeri ile makul bir bağlantı kurmadığını gösterebildiğini gözlemlemektedir (Yıltaş Yıldız Turistik Tesisleri A.Ş./Türkiye, B. No: 30502/96, 24/4/2003, § 38). Halil Göçmen/Türkiye (B. No: 24883/07, 12/11/2013) kararında ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar veren AİHM, derece mahkemelerince hükmedilen tazminatın yeterliliğini de ölçülülük bağlamında tartışmıştır. AİHM bu bağlamda öncelikle ulusal mahkemelerin yerine geçerek kamulaştırma bedelini belirleme gibi bir görevinin bulunmadığını ancak mahkemelerin adil veya makul olmayan kararlar verilmesini sağlamakla yükümlü olduğunu belirtmiştir. AİHM somut olayda kamulaştırmasız el atma tazminatına ilişkin iki ayrı bilirkişi raporu bulunduğuna dikkat çekmiş ve derece mahkemelerince yeterli bir gerekçe gösterilmeden daha az bir bedel öngören raporun hükme esas alınmasının müdahaleyi ölçüsüz kıldığını belirtmiştir (Halil Göçmen/Türkiye, §§ 37-43). Öte yandan Tkachenko/Rusya (B. No: 28046/05, 20/3/2018) kararında AİHM, iç hukuktaki düzenlemelere aykırı olan bir müdahalenin de hukukilik ölçütünü karşılamadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte herhangi bir usule aykırılığın müdahalenin hukukiliğiyle uyumsuz kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu bağlamda AİHM, hukukun doğru biçimde uygulanması ve yorumlanması konusunda sınırlı bir yetkisi olduğunu ve ulusal mahkemelerin yerine geçme gibi bir sorumluluğu olmadığını ancak bu kararların açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatasından yoksun olmaması gerektiğini vurgulamıştır (Tkachenko/Rusya, § 52). AİHM sonuç olarak somut olayda iç hukukta öngörülen kamulaştırma usulüne aykırı davranıldığını tespit ederek mülkiyet hakkının ihlaline karar vermiştir (Tkachenko/Rusya, §§ 53-58).