(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/3377 E. , 2009/3877 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.07.2002 gününde verilen dilekçe ile bağışlanan malların rücu koşullarının oluşması nedeniyle istirdadı istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 13.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.03.2009 günü için yapılan tebligat üzerine tem
**(Kapatılan)14. Hukuk Dairesi 2009/3377 E. , 2009/3877 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine 11.07.2002 gününde verilen dilekçe ile bağışlanan malların rücu koşullarının oluşması nedeniyle istirdadı istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 13.03.2008 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 17.03.2009 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacılar ... vd. vekilleri Av.... ve Av.... ile karşı taraftan davalı ... vekilleri Av.... ve Av... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: K A R A R Dava, bağıştan rücu nedenine dayalı alacak ve tapu iptali tescil istemlerine ilişkindir. Davalı, hak düşürücü sürenin geçtiğini, varlığı bildirilen vesayet davasının aslında anne-babayı korumak amacıyla açıldığını, banka hesabına yatırılan paranın aile içi bir işlem olduğunu, taşınmazların bağışlanmadığını, satın alındığını, bağıştan rücu koşullarının da oluşmadığını belirterek açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece; dava konusu taşınmazların bağışlanmayıp davacılardan ... tarafından satıldığı, bazı şirket hisselerinin de davalıya hibe edildiğine dair dayanak bulunmadığı, nakit olarak yapılan bağışın da banka hesabından çekilerek hesapların sıfırlandığı, Borçlar Kanununun 244.maddesindeki bağıştan rücu koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Hükmü, davacılar temyiz etmiştir. Eldeki davada öncelikle üzerinde durulması gereken husus, bağıştan rücu için Borçlar Kanununun 246.maddesinin ilk fıkrasında öngörülen hak düşürücü sürenin geçip geçmediğinin tespitidir. Mahkemece, rücu sebebine ıttıla gününden itibaren 1 yıllık süre içerisinde açılmadığı ve bağışlamadan rücu koşulları gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; bağışlayanın, bağışlamadan rücu için rücu sebebini öğrendiği günden başlayarak 1 yıl içinde rücu beyanını açıklaması yeterlidir. Ayrıca, bağışlama ifa edildiğinde, bağışlayanın bağışlamadan rücu ettiğine dair irade beyanının bağışlanana ulaşmasından itibaren 1 yıl içerisinde sebepsiz zenginleşmeye dayanılarak istirdat (alacak) davası açılabilir. Davacıların bağıştan rücu sebebi olarak gösterdikleri ve davalının da imzası bulunan ihtarname 14.05.2001 tarihlidir. Yine davalının da imzası ile katıldığı davacıların yabancı ortağı olan Pepsi Co.Int. One Pepsi Way Somers NY şirketine gönderilen mektubun tarihi ise 30.07.2001’dir. Davanın, davacıların bağıştan rücu iradelerini gösteren 13.05.2002 tarihli ihtarnameden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre geçmeden 27.06.2002 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır. Yapılan bu saptama gözden kaçırılarak mahkemenin hak düşürücü sürenin geçtiği nedeniyle de davayı reddetmiş olması isabetli değildir. Davacıların, çekişmenin esasına yönelik temyiz itirazlarına gelince; Kısaca bir tanımlama yapmak gerekirse, bağışlama; hayattakiler arasında teberru amacıyla yapılmış kazandırıcı bir işlemdir. Bağışlama aktinde, bir tarafın malvarlığında azalma, buna karşılık diğer tarafın malvarlığında ise bir çoğalma meydana gelir. Bağışlamanın konusunu, temliki mümkün olan herhangi bir şey veya hak teşkil edebilir. Dava dilekçesi incelendiğinde; davacıların, davalıya dört ayrı nedenle bağışlama yaptıklarını iddia ettikleri görülmektedir. Bunlardan ilki, 28.09.1998 tarihinde İnterbank Bakırköy şubesinden davalının hesabına havale edilen 1.007.893,- ABD Doları, ikincisi elden verildiği iddia edilen 313.797,- ABD Doları, üçüncüsü, bazı şirket hisse senetlerinin bağışı, dördüncüsü ise 1382 ada 73 sayılı parseldeki 8 ve 9 numaralı bağımsız bölümlerin bağışlanmasıdır. Gerçekten, dosyada yer alan bilgi ve belgelerden davacıların müşterek hesaplarındaki 1.007.893,-ABD Dolarını 28.09.1998 tarihinde davalının hesabına havale ettikleri, bu miktarın davalının hesabına geçmesiyle bağışlama aktinin tamamlandığı anlaşılmaktadır. Esasen, davalının 1.007.893,-ABD Dolarını almadığına dair bir savunması bulunmadığı gibi mahkemece de bu miktarın davacılar tarafından davalıya bağışlandığı kabul edilmiştir. Borçlar Kanununun “İptal-Bağışlanan Malların İstirdadı” başlıklı 244.maddesine göre bağıştan rücu nedenleri; 1-Bağışlanan, bağışlayana yahut yakınlarından birine karşı ağır bir cürüm irtikap ederse, 2-Bağışlanan, bağışlayana veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette riayetsizlikte bulunmuş ise, 3-Bağışlanan, bağışlamayı takyit eden mükellefiyeti haklı bir sebep olmaksızın icra etmezse, şeklinde sıralanmıştır. Eldeki davada, anılan yasa hükmü uyarınca bağıştan rücu nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususunun incelenmesi gerekmektedir. Yasa maddesinin 1.bendindeki “bağışlayana yahut yakınlarından birine karşı ağır bir cürüm irtikap ederse” sözlerinden, bağışlamadan sonra bağışlayana karşı ağır bir suç işlenmesini anlamak gerekir. 2.bendeki “bağışlayana veya ailesi için kanunen mükellef olduğu vazifelere karşı ehemmiyetli bir surette riayetsizlik…” sözlerinden de özellikle bağışlananın ana baba - evlat ilişkisine uygun düşmeyen davranışlarda bulunulması gibi durumları anlamak gerekir. Kuşkusuz, bu hükümleri bir kalıba sığdırmak mümkün değildir. Bağıştan rücu (dönme) sebeplerinin gerçekleşip gerçekleşmediğinin, bu madde hükümleriyle birlikte olayların kapsamları, nitelikleri ve özellikle de önem dereceleri göz önünde bulundurularak tayini gerekecektir. Burada belirtilmesi gereken diğer bir husus ise, Türk toplumunun sosyal ve geleneksel yapısı içerisinde aile yaşamında anne ve babanın saygın bir yeri olduğudur. Çünkü, Türk toplumu aile yaşamında anne-babayı adeta kutsal kişi olarak kabul etmiştir. Bağıştan rücu koşullarının oluşup oluşmadığının somut olay bakımından incelenmesine gelince; Davalının da imzası bulunan 14.05.2001 tarihli ihtarname, davacılara gönderilmiş ve ancak bu ihtarnamede daha sonra bilgi için başvurulacak kişilerin isimleri yazıldıktan sonra başvurulacak merciler arasında “TC İçişleri Bakanlığı, TC İçişleri Bakanlığı Organize Suçlar Daire Başkanlığı, Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Valiliği, TC Maliye Bakanlığı, Gelirler Genel Müdürlüğü, İstanbul Defterdarlığı ve sair yetkili merciler” olarak sıralanmıştır. Yine bu ihtarnamede davalı, kendisinin de yönetim kurulu üyesi olduğu şirketlerde davacıların “vergi kaçakçılığı, suç oluşturulan fiiller için örgütlü davranışlarla Ceza Kanunlarına, Ticaret Kanununa aykırı davranışlara muhalefet ettiğini…” bu durumu davacılar dahil diğer yönetim kurulu üyelerine bildirdiklerini ve yolsuzluk ve kanunsuzlukların durdurulmasını talep ettiklerini, mali ve cezai sorumluluğu gerektiren bu durumun önüne geçemediklerini, örnek olarak Dr....’in muayenehanesine Vergi Usul Kanununa göre ağır cezalık suçu gerektiren harcamalar yapıldığını, kambiyo mevzuatının ihlal edildiğini, Amerika Birleşik devletlerine, şirkete yabancı hekim gönderildiğini, giderlerini şirketlerin karşıladığını, şirketlerle ilgisiz kişi ve kurumlara ödemeler yapıldığını, böylece yabancı ortakların hisselerinin kısıtlandığını, bazı şirketlerin içlerinin boşaltıldığını ve değer kaybına uğratıldığını, özel olarak çalıştırılan kişilerin şirket kadrosunda gösterilmesi suretiyle mevzuata aykırı davranıldığını, özel konutların yapımı ve tadilatı için şirket kasasından ödemelerde bulunulduğunu, şirket defterlerinin yasal niteliği ve değerinin yok edildiğini iddia etmiştir. Davalı, aynı iddiaları içeren bir mektubu da 30.07.2001 tarihinde yabancı ortağı olan Pepsi Co.İnv. (Europe) IBV Richmand, 63 Kew Road Surrey, England adresine ve bilgi için de şirketin Amerika’daki merkezine göndermiştir. Davalı tarafından gerek 14.05.2001 tarihli ihtarda, gerekse 30.07.2001 tarihli mektupta geçen iddialarla ilgili olarak resmi mercilere herhangi bir başvuru yapıldığı kanıtlanmamıştır. Davalının anne ve babası olan davacılara yönelttiği vergi kaçakçılığı suçu oluşturan fiiller için örgütlü davranışta bulundukları, Ceza Kanunlarına aykırı davrandıkları ve bu eylemleri organize ettikleri iddiaları şikayet hakkının kullanılmasının ötesinde ciddi bir suçlamadır. Bu suçlamaların, anne-baba olan davacıları fazlasıyla üzeceği de bir gerçektir. Kaldı ki, dinlenen tanıklar bu suçlamalar sebebiyle anne ve babanın derin üzüntü içerisine düştüğünü, aile bağlarında kopmalar meydana geldiğini ifade etmiştir. Dosya kapsamına, olayların gelişimine ve özellikle yukarıda sözü edilen ihtarname ve mektupta öne sürülen iddialara, bu iddialar karşısında davalının kendisine bağışta bulunan ana-babasına karşı Türk toplumunun aile anlayışına göre kabul edilemeyecek davranışlarda bulunduğu ve bu suretle Borçlar Kanununun 244.maddesinin 2.fıkrasındaki bağıştan rücu sebebinin gerçekleştiği sonucuna varılmıştır. Bağışlayan davacıların ise, yaptıkları bağış sebebiyle davalı üzerinde haksız bir baskı kurmak gibi bir girişimleri de yoktur. Davalının yersiz tutum ve davranışları mirastan ıskatını gerektirecek önemde olmasa da bağıştan rücu sebebinin varlığını kabul için yeterlidir. Davada, 28.09.1998 tarihinde İnterbank Bakırköy şubesinden davalının hesabına 1.007.893,- ABD Dolarının havale edilerek bağışlandığı kanıtlanmış ise de, elden verildiği iddia edilen 313.797,- ABD Doları ile davalıya devredilen bazı şirket hisselerinin davalıya bağışlandığı kanıtlanamamıştır. Bundan başka davalı, 1382 ada 73 sayılı parseldeki 8 ve 9 numaralı bağımsız bölümleri 29.09.1998 tarihinde bağışlama yoluyla değil, davacılardan ...’nun satışı suretiyle mülk edinmiştir. Resmi akitte dava konusu yapılan taşınmazların satış suretiyle kazanıldığı yazıldığından senede karşı iddianın davacılar tarafından aynı güçte yazılı delille kanıtlanması gerekir. Davacılar aksine delil getirmediğinden, 8 ve 9 numaralı bağımsız bölümlerin davacılar tarafından davalıya bağışlandığı da kabul edilemez. Sonuç olarak, davacılar 28.09.1988 tarihinde havale ettikleri 1.007.893,-ABD Dolarının bağışlandığını kanıtlamış, diğer para ve bağımsız bölümlerin bağışlandığına ilişkin iddialarını ise kanıtlayamamışlardır. Varlığı kanıtlanan 1.007.893,-ABD Dolarının davalının malvarlığında kalması bağıştan rücu koşulları gerçekleştiğinden artık sebepsiz zenginleşme meydana getirir. Nakit olarak yapılan bu bağışın davalı tarafından hesabından çekilmiş olması demek, bu alacağın başka bir biçime bürünerek yine bağışlama sebebiyle onun malvarlığında kalması demektir. Bağışlanan nakit, davalının mal varlığında başka bir şekilde kalmaya sebepsiz devam ettiğinden bu miktarın da davacılara iadesi gerekir. Mahkemece, yapılan bu saptamalar gözden kaçırılarak kararda yazılan bazı gerekçeler ve bağışlamadan rücu koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davanın bütünüyle reddi doğru olmamış, kararın açıklanan tüm bu sebeplerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 625,00 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin yatırılan harcın istek halinde yatıranlara iadesine, 27.03.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi.