Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1007 E. , 2024/2508 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1007 Karar No : 2024/2508 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. ... Huk. Müş. ... DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından, 30/09/2019 tarih ve 23642684-010.04-1618 sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesi ile 42. maddesinin …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/1007 E. , 2024/2508 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/1007 Karar No : 2024/2508 DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : ... Bakanlığı / ANKARA VEKİLLERİ : Huk. Müş. ... Huk. Müş. ... DAVANIN_KONUSU : Davacı tarafından, 30/09/2019 tarih ve 23642684-010.04-1618 sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesi ile 42. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin iptali istenilmektedir. DAVACININ_İDDİALARI_ : Davacı tarafından, dava konusu Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesi bakımından, mevzuatta hekimin verdiği sağlık hizmetinde herhangi bir kısıtlama yapılmadığı, hastanın raporun alınmasıyla faydalanacağı sigorta ve özlük işlemlerinde sınırların belirlendiği, nitekim Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'nin 6. maddesinde tabip ve diş tabibinin sanat ve mesleğini icra ederken hiçbir tesir ve nüfuza kapılmaksızın vicdani ve mesleki kanaatine göre hareket edeceğinin düzenlendiği, böylece örneğin gezici sağlık hizmeti verdiği bir köyde hekimin, bel fıtığı nedeniyle yürüyemez durumda bulunan bir hastaya yirmi gün istiharat raporu veremeyeceğini söylemenin mümkün olmadığı, bu nedenlerle hekimin düzenleyeceği rapora düzenleyici işlemle kısıtlama getirilmesinin başta hekimin tedavi serbestisi ilkesine aykırılık teşkil ettiği ve hukuka aykırı olduğu; Dava konusu Yönerge'nin 42. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi bakımından, hükümde yer alan "fiziki muayene" kavramından ne anlaşılması gerektiğinin önemli olduğu, fiziki muayenenin, vücudun ve vücut fonksiyonlarının, gözle, elle hissederek, parmakla vurarak ve stetoskopla dinleyerek değerlendirilmesi olduğu, fiziki muayene öncesinde hasta hakkında bilgi alındığı, anılan cümlenin hekimin tedavi özgürlüğüne sınırlama getirdiği, nitekim fiziki muayene sırasında belirti ve bulgusuna rastlanmayan çeşitli hastalık ve rahatsızlıkların saptanması için ileri laboratuvar, görüntüleme tetkiklerinin yapılması kararına müdahale edildiği, dava konusu edilen cümlede yer alan “gerekli değildir” ibaresinin belirsizlik içerdiği, hekimlerin malpraktis nedeniyle düzenledikleri her belgeyle risk altına girdikleri, dolayısıyla şüpheli durumlarda üst basamağa sevkin engellenmesinin başvurucu ile hekimi karşı karşıya getirecek ve kişiden kişiye değişen uygulamalara neden olacağı, dava konusu hükümlerin iptali gerektiği ileri sürülmektedir. SAVUNMANIN ÖZETİ : Davalı idare tarafından, genel olarak, Anayasa’da sağlık hizmetleri konusunda Devlete verilen görevlerin 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu uyarınca Sağlık Bakanlığı eliyle yürütüldüğü, 3359 sayılı Kanun ile Sağlık Bakanlığına verilmiş olan görev ve yetkilerin kullanılması ile hizmetlerin yerine getirilmesi için çıkarılması gereken yasal düzenlemelerin uygulanmasının Sağlık Bakanlığının yetkisinde olduğu, ülkemizde evlilik, işe giriş, malûliyet, askere elverişlilik, engellilik tespiti, okula kayıt, silah ruhsatı, spor lisansı, sürücü raporları gibi birçok konuda farklı amaçla sağlık raporlarının düzenlendiği, uygulamada birliğin sağlanabilmesi için sağlık kurulu raporu, istiharat raporu ve birinci basamak sağlık hizmet sunucularınca düzenlenecek tek hekim raporlarına yönelik usul ve esasların belirlenmesine ihtiyaç duyulduğu, bu nedenle dava konusu Yönerge'nin yürürlüğe konulduğu; Dava konusu Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesi bakımından, 5510 sayılı Kanun’un “Geçici iş göremezlik ödeneği” başlıklı 18. maddesinde geçici iş göremezlik ödeneğinin verileceği hallerin düzenlendiği, 5510 sayılı Kanun’un sosyal sigorta hükümleri ile getirilen hak ve yükümlülükleri ve sosyal sigorta işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla aynı Kanun’un 107. maddesine dayanılarak hazırlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile istirahat raporlarının, Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilen hekimlerce düzenleneceği, ayaktan tedavilerde sigortalıya tek hekim raporu ile bir defada en çok 10 gün istirahat verilebileceği, istirahat sonrasında kontrol muayenesi raporda belirtilmiş ise toplam sürenin yirmi günü geçmemek kaydıyla istirahat süresinin uzatılabileceğinin kurala bağlandığı, öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında olan personel hakkında uygulanmakta olan ve hastalık raporlarının hangi hallerde, hangi hekimler veya sağlık kurulları tarafından verileceği, raporların süreleri ile hastalık ve refakat iznine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile gerek kamu kurumlarında çalışanlar gerekse özel sektörde çalışan kişiler için tek hekim tarafından düzenlenecek istirahat raporlarına 10 güne ilişkin aynı sınırlamanın getirildiği, dava konusu Yönerge hükmü ile de yeni bir düzenleme yapılmadığı, anılan Yönetmeliklere uygun olarak tek hekim tarafından verilecek istirahat raporlarının 10 günü geçemeyeceği cümlesine aynen yer verildiği, böylece Yönerge'nin dava konusu hükmü ile istirahat raporlarında yeknesaklık oluşturulduğu, dava konusu düzenlemenin hizmet gereklerine ve üst hukuk normlarına uygun olarak tesis edildiği, Dava konusu Yönerge'nin 42. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesi bakımından, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 13. maddesinde bir kişinin beden ve akıl sağlığı hakkında rapor tanzimine bu Kanun'la icra yetkisi verilen tabiplerin yetkili olduklarının açıkça düzenlendiği, buna göre mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için doğru algılama, kavrama ve buna göre hareket etme konusundaki ruhsal yeteneklerini, zihinsel işlevlerini, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan oryantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak kişi hakkında sağlık raporu düzenlemeye yetkili olduğu, Aile Hekimleri Yönetmeliği'nde de aile hekimin görev ve yetkilerinin düzenlendiği, iptali talep edilen cümlenin devamında, kişilerin beyan ettiği ya da fizik muayene ile saptanan hastalık veya rahatsızlıkların ileri tetkik ve tedavi gerektirmesi durumunda kişilerin ilgili sağlık kurum/kuruluşlarına yönlendirileceğinin düzenlendiği, böylece anılan fıkranın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği, her raporun kendine özgü yapısı içinde rapor amacına uygun taşınması gerekli sağlık şartlarının ortaya konulmasının zorunluluk olduğu, hekimlerin belirlenen sağlık şartlarına göre süreç izleyerek kimlerin sağlık açısından bu şartları taşıyıp taşımadığına karar vermesi gerektiği, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'ne göre, hekimin tedaviye gerek olup olmadığını takdir etmekte ve gerek gördüğünde uygulayacağı tedavi yöntemini seçmekte mesleki sorumluluğunun çizdiği sınırlar içerisinde özgür olduğu, hekimin vicdani ve mesleki kanaatine aykırı gördüğü bir ilaç tedavisini veya tedavi metodunu uygulamaya zorlanamayacağı, bu çerçevede sağlık raporu hangi amaca yönelik hazırlanacak ise öncelikle o amaca yönelik hekimce değerlendirileceğinden Yönerge'nin iptali talep edilen cümlesinde düzenleme yapılarak hekimi koruma amacı ile yapılan kısa süreli muayene ve sağlık tesisinin olanakları ölçüsünde yapılan tetkik ve hizmetler dışında o sağlık tesisinde düzenlenebileceği belirtilen raporlarda ilave tetkik ve görüntüleme hizmeti istenemeyeceğinin hüküm altına alındığı, fıkranın bütünü birlikte değerlendirildiğinde hekimin hastayı muayene ettikten sonra muayene bulgusu, hasta beyanı ve hastanın aile hekimine kayıtlı hasta olması sebebiyle hastalık geçmişinden yola çıkarak rapor düzenlemesinin veya ileri merkeze sevk etmesinin zaten mümkün olduğu, bu nedenle düzenlemenin hekimin teşhis ve tedavi kararına müdahale olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : ... DÜŞÜNCESİ : 30/09/2019 tarih ve 23642684-010.04-1618 sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin 6. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesi( Tek hekim raporu ile bir defada en çok on gün rapor verilebilir. Raporda kontrol muayenesi öngörülmüş ise kontrol muayenesi sonrasında tek hekim tarafından en çok on gün daha rapor verilebilir.) ile 42. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin(Başvuru sahibi tarafından beyan edilmeyen ya da hekimin fiziki muayenesi sırasında belirti ve bulgusuna rastlanmayan çeşitli hastalık ve rahatsızlıkların saptanması için ileri laboratuvar, görüntüleme tetkiklerinin yapılması gerekli değildir.) iptali istenilmektedir. Anayasa’da sağlık hizmetleri konusunda Devlete verilen görevlerin 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu uyarınca Sağlık Bakanlığı eliyle yürütülmektedir. 3359 sayılı Kanun ile Sağlık Bakanlığına verilmiş olan görev ve yetkilerin kullanılması ile hizmetlerin yerine getirilmesi için çıkarılması gereken yasal düzenlemelerin uygulanması Sağlık Bakanlığının yetkisinde olup, evlilik, işe giriş, malûliyet, askere elverişlilik, engellilik tespiti, okula kayıt, silah ruhsatı, spor lisansı, sürücü raporları gibi birçok konuda farklı amaçla sağlık raporlarının düzenlendiğinden, uygulamada birliğin sağlanabilmesi için sağlık kurulu raporu, istiharat raporu ve birinci basamak sağlık hizmet sunucularınca düzenlenecek tek hekim raporlarına yönelik usul ve esasların belirlenmesine ihtiyaç duyularak dava konusu Yönerge yürürlüğe konulmuştur. Dosyanın incelenmesinden,dava konusu Yönerge'nin 6. maddesinin yedinci fıkrasının birinci cümlesi bakımından, 5510 sayılı Kanun’un “Geçici iş göremezlik ödeneği” başlıklı 18. maddesinde geçici iş göremezlik ödeneğinin verileceği hallerin düzenlendiği, 5510 sayılı Kanun’un sosyal sigorta hükümleri ile getirilen hak ve yükümlülükleri ve sosyal sigorta işlemlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla aynı Kanun’un 107. maddesine dayanılarak hazırlanan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile istiharat raporlarının, Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilen hekimlerce düzenleneceği, ayaktan tedavilerde sigortalıya tek hekim raporu ile bir defada en çok 10 gün istiharat verilebileceği, istiharat sonrasında kontrol muayenesi raporda belirtilmiş ise toplam sürenin yirmi günü geçmemek kaydıyla istiharat süresinin uzatılabileceğinin kurala bağlandığı, öte yandan, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında olan personel hakkında uygulanmakta olan ve hastalık raporlarının hangi hallerde, hangi hekimler veya sağlık kurulları tarafından verileceği, raporların süreleri ile hastalık ve refakat iznine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla hazırlanan Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile gerek kamu kurumlarında çalışanlar gerekse özel sektörde çalışan kişiler için tek hekim tarafından düzenlenecek istiharat raporlarına 10 güne ilişkin aynı sınırlamanın getirildiği, dava konusu Yönerge hükmü ile de yeni bir düzenleme yapılmadığı, anılan Yönetmeliklere uygun olarak tek hekim tarafından verilecek istiharat raporlarının 10 günü geçemeyeceği cümlesine aynen yer verildiği, böylece Yönerge'nin dava konusu hükmü ile istiharat raporlarında birlik oluşturulduğu, dava konusu düzenlemenin hizmet gereklerine ve üst hukuk normlarına uygun olarak tesis edildiği anlaşılmıştır. Dava konusu Yönerge'nin 42. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi bakımından, 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 13. maddesinde bir kişinin beden ve akıl sağlığı hakkında rapor tanzimine bu Kanun'la icra yetkisi verilen tabiplerin yetkili olduklarının açıkça düzenlendiği, buna göre mesleğini icraya yetkili olan tabiplerin, kişinin ayırt etme gücüne sahip olup olmadığının tespiti için doğru algılama, kavrama ve buna göre hareket etme konusundaki ruhsal yeteneklerini, zihinsel işlevlerini, fiziksel vaziyeti, zaman ve mekan oryantasyonları gibi bir dizi davranış özelliklerini saptayarak kişi hakkında sağlık raporu düzenlemeye yetkili olduğu, Aile Hekimleri Yönetmeliği'nde de aile hekimin görev ve yetkilerinin düzenlendiği, iptali talep edilen cümlenin devamında, kişilerin beyan ettiği ya da fiziki muayene ile saptanan hastalık veya rahatsızlıkların ileri tetkik ve tedavi gerektirmesi durumunda kişilerin ilgili sağlık kurum/kuruluşlarına yönlendirileceği hususunun düzenlendiği, her raporun kendine özgü yapısı içinde rapor amacına uygun taşınması gerekli sağlık şartlarının ortaya konulmasının zorunluluk olduğu, hekimlerin belirlenen sağlık şartlarına göre süreç izleyerek kimlerin sağlık açısından bu şartları taşıyıp taşımadığına karar vermesi gerektiği, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'ne göre, hekimin tedaviye gerek olup olmadığını takdir etmekte ve gerek gördüğünde uygulayacağı tedavi yöntemini seçmekte mesleki sorumluluğunun çizdiği sınırlar içerisinde özgür olduğu, hekimin vicdani ve mesleki kanaatine aykırı gördüğü bir ilaç tedavisini veya tedavi metodunu uygulamaya zorlanamayacağı, bu çerçevede sağlık raporu hangi amaca yönelik hazırlanacak ise öncelikle o amaca yönelik hekimce değerlendirileceğinden Yönerge'nin iptali talep edilen cümlesinde düzenleme yapılarak hekimi koruma amacı ile yapılan kısa süreli muayene ve sağlık tesisinin olanakları ölçüsünde yapılan tetkik ve hizmetler dışında o sağlık tesisinde düzenlenebileceği belirtilen raporlarda ilave tetkik ve görüntüleme hizmeti istenemeyeceğinin hüküm altına alındığı, hekimin hastayı muayene ettikten sonra muayene bulgusu, hasta beyanı ve hastanın aile hekimine kayıtlı hasta olması sebebiyle hastalık geçmişinden yola çıkarak rapor düzenlemesinin veya ileri merkeze sevk etmesinin zaten mümkün olduğu, bu nedenle düzenlemenin hekimin teşhis ve tedavi kararına müdahale olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, duruşma için taraflara önceden bildirilen 11/06/2024 tarihinde, davacı vekilinin mazeret bildirerek gelmediği, davalı idare temsilcisi Hukuk Müşaviri Av. ...'in geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Hazır bulunan tarafa usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra gelen tarafa son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Sağlık Bakanlığı tarafından, Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge, 30/09/2019 tarih ve 23642684-010.04-1618 sayılı Makam Olur’u ile aynı tarihte yürürlüğe konulmuş olup, anılan Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesi ile 42. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin iptali istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İNCELEME VE GEREKÇE : İlgili Mevzuat: Anayasa'nın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği hükme bağlanmıştır. 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu'nun 1. maddesinde, Kanunun amacının, sağlık hizmetleri ile ilgili temel esasları belirlemek olduğu; 2. maddesinde, Milli Savunma Bakanlığı hariç bütün kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk tüzelkişileri ve gerçek kişileri kapsadığı; 3. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak plânlanacağı, koordine edileceği, mali yönden destekleneceği ve geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile sağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenleneceği; 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel, kıstaslarını belirlemeye, sağlık kurum ve kuruluşlarını sınıflandırmaya ve sınıflarının değiştirilmesine, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık hizmet zinciri oluşturulmasına, hizmet içi eğitim usul ve esasları ile sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususların Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle tespit edileceği hükme bağlanmıştır. 10/07/2018 tarih ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 355. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, her türlü koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini planlamak, teknik düzenleme yapmak, standartları belirlemek ve bu hizmetler ile sunucularını sınıflandırmak, bununla ilgili iş ve işlemleri yaptırmak; (c) bendinde, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilere ait sağlık kurum ve kuruluşlarına izin vermek ve ruhsatlandırmak, bu izin ve ruhsatları gerektiğinde süreli veya süresiz iptal etmek; (l) bendinde ise, mevcut sağlık insan gücünü, kamu ve özel kurum ve kuruluşlar düzeyinde planlamak ve istihdamın bu plan çerçevesinde yürütülmesini denetlemek Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasında sayılmıştır. Aynı Kararname'nin 508. maddesi ile de Bakanlıklara görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabilme yetkisi verilmiştir. Anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak sağlık raporlarının ne şekilde hangi sağlık hizmet sunucularında düzenleneceğinin açıklanması, rapor formatlarının belirlenmesi ve sağlık raporlarına itiraz süreçlerinin tanımlanması amacıyla resmi ve özel tüm sağlık hizmet sunucularını, özel hukuk tüzel kişileri ve gerçek kişileri kapsayan Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge hazırlanmış ve 30/09/2019 tarih ve 23642684-010.04-1618 sayılı Makam Olur'u ile aynı tarihte yürürlüğe konulmuştur. Hukuki Değerlendirme: Dava konusu Yönerge'nin 6. maddesinin 7. fıkrasının 1. cümlesinin incelenmesi: Sağlık Raporları Usul ve Esasları Hakkında Yönerge'nin "Raporların düzenlenmesi, tasdiki ve rapor formatına ilişkin açıklamalar" başlıklı 6. maddesinin 7. fıkrasında, "Tek hekim raporu ile bir defada en çok on gün rapor verilebilir. Raporda kontrol muayenesi öngörülmüş ise kontrol muayenesi sonrasında tek hekim tarafından en çok on gün daha rapor verilebilir. Kontrol muayenesi sonrası hastalığın devam etmesi sebebiyle verilecek hastalık raporlarının on günü aşması durumunda bu raporun sağlık kurulunca verilmesi zorunludur." kuralına yer verilmiştir. Anılan fıkrada, tek hekim tarafından, en çok on gün rapor verilebileceği, kontrol muayenesinin gerekmesi durumunda bu muayenenin sonrasında da yine en çok on gün olmak kaydıyla tek hekimce rapor düzenlenebileceği, hastalığın devam etmesi sebebiyle kontrol muayenesi sonrasında verilecek hastalık raporlarının on günü aşması durumunda ise, bu raporun sağlık kurulunca verilmesinin zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Davacı tarafından, mevzuatta hekimin verdiği sağlık hizmetinde herhangi bir kısıtlama yapılmadığı, dava konusu cümlenin hekimin tedavi serbestisi ilkesine aykırılık teşkil ettiği ileri sürülerek anılan fıkranın 1. cümlesinin iptali istenilmektedir. 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde tababet icra ve her hangi surette olursa olsun hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesinden diploma sahibi olmanın şart olduğu; 8. maddesinde, Türkiye'de icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanların umumi surette hastalıkları tedavi hakkını haiz olduğu, ancak her hangi bir şubei tababette müstemirren mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhıye Vekaletince kabul ve ilan edilecek müessesattan verilmiş ve yahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuvarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtısas vesikasını haiz olması gerektiği; 13. maddesinde ise bir şahsın ahvali bedeniye ve akliyesi hakkında rapor tanzimine munhasıran bu kanunla icrayı sanata salahiyeti olan tabiplerin mezun olduğu, Türkiye'de icrayı sanat salahiyetini haiz olmıyan tabiplerin raporlarının muteber olamayacağı hükmü yer almaktadır. 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü'nün 1. maddesinde de, tabip ve diş tabiplerinin, deontoloji bakımından uymakla yükümlü oldukları kural ve esasların bu Tüzük'te gösterildiği, anılan Kanun'un 7. maddesi uyarınca tabip odalarına kayıtlı bulunan tabip ve diş tabiplerinin bu Tüzük hükümlerine tabi oldukları; 2. maddesinde, tabip ve diş tabibinin başta gelen vazifesinin, insan sağlığına, hayatına ve şahsiyetine ihtimam ve hürmet göstermek olduğu, tabip ve diş tabibinin, hastalar arasında hiçbir ayırım yapmaksızın, muayene ve tedavi hususunda azami dikkat ve özeni göstermekle yükümlü oldukları; 6. maddesinde de, tabip ve diş tabibinin sanat ve mesleğini yerine getirirken, hiçbir etki ve nüfuza kapılmaksızın, vicdani ve mesleki kanaatına göre hareket edeceği, tabip ve diş tabibinin, uygulayacağı tedaviyi belirlemekte serbest olduğu hükme bağlanmıştır. 1219 sayılı Kanun ile 6023 sayılı Kanunu'na dayanılarak çıkarılan Tıbbi Deontoloji Tüzüğü hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, hekimin muayene ve tetkiklerini yapmak suretiyle hastaya uygulayacağı tedaviyi mesleki bilgisi ve vicdanı ile belirleyeceği anlaşılmakla, hastanın durumunu bildirir raporları düzenlemenin de hastaya uygulanan tedavinin ayrılmaz bir parçası olduğu sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Hastalık ve refakat izni" başlıklı 105. maddesine dayanılarak çıkarılan, 29/10/2011 tarih ve 28099 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ile hastalık raporlarının hangi hâllerde, hangi hekimler veya sağlık kurulları tarafından verileceği, raporların süreleri ile hastalık ve refakat iznine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş, anılan Yönetmeliğin "Hastalık raporu ve izin süreleri" başlıklı 6. maddesinde, "... (4) Memurlara tek hekim raporu ile bir defada en çok on gün rapor verilebilir. Raporda kontrol muayenesi öngörülmüş ise kontrol muayenesi sonrasında tek hekim tarafından en çok on gün daha rapor verilebilir. (5) Kontrol muayenesi sonrası hastalığın devam etmesi sebebiyle verilecek hastalık raporlarının on günü aşması durumunda bu raporun sağlık kurulunca verilmesi zorunludur. ..." kuralına yer verilmiştir. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 107. maddesine dayanılarak çıkarılan, 12/05/2010 tarih ve 27579 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ile de 5510 sayılı Kanun'un sosyal sigorta hükümleri ile getirilen hak ve yükümlülükleri ve sosyal sigorta işlemlerine ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiş; anılan Yönetmeliğin "Sigortalılara verilecek olan istirahatlar" başlıklı 39. maddesinde, "(1) İstirahat raporlarının sözleşmeli ya da sözleşmesiz sağlık hizmet sunucularında Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilen hekimlerce düzenlenmesi şarttır. (2) Ayaktan tedavilerde sigortalıya tek hekim raporu ile bir defada en çok 10 gün istirahat verilebilir. İstirahat sonrasında kontrol muayenesi raporda belirtilmiş ise toplam süre yirmi günü geçmemek kaydı ile istirahat uzatılabilir. Yirmi günü aşan istirahat raporları sağlık kurulunca verilir. Sağlık kurulunun ilk vereceği istirahat süresi sigortalının tedavi altına alındığı tarihten başlamak üzere altı ayı geçemez. Tedaviye devam edilmesi hâlinde malûllük hâlinin önlenebileceği veya önemli oranda azaltılabileceği sağlık kurulu raporu ile tespit edilirse bu süre uzatılır. ..." kuralına yer verilmiştir. Dava konusu düzenleme, Devlet Memurlarına Verilecek Hastalık Raporları ile Hastalık ve Refakat İznine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik ve Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin yukarıda yer verilen hükümleri ile birlikte ele alındığında, dava konusu düzenlemede, başvurulan sağlık kuruluşu ile başvuran kişi yönünden herhangi bir ayrıma gidilmediği, sağlık kuruluşuna başvuran devlet memurları ile sosyal sigortalar kapsamındaki kişilere verilecek istirahat ve iş göremezlik raporlarına ilişkin olarak daha önce Yönetmelikler ile getirilen kurallara koşut düzenleme yapıldığı, tek hekim tarafından bir defada en çok on güne kadar rapor verilebilmesinin, bu süreyi aşan raporların sağlık kurulunca düzenlenmesi gereğinin, üst normlarla öngörülen sistemle uyumlu olduğu, hekimlerin mesleki faaliyetini kısıtlayıcı nitelikte olmadığı, dava konusu düzenlemede hizmet gereklerine, kamu yararına ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dava konusu Yönerge'nin 42. maddesinin 1. fıkrasının 1. cümlesinin incelenmesi : Yönerge'nin "Ortak hükümler" başlıklı 42. maddesinin 1. fıkrasında, "Başvuru sahibi tarafından beyan edilmeyen ya da hekimin fiziki muayenesi sırasında belirti ve bulgusuna rastlanmayan çeşitli hastalık ve rahatsızlıkların saptanması için ileri laboratuvar, görüntüleme tetkiklerinin yapılması gerekli değildir. Muayene tarihinde başvuru sahiplerinin haricen sağlam bulunmaları, tam sağlıklı olduklarını göstermez ve raporun düzenlenmesi sonrasında saptanabilecek hastalık ve rahatsızlıkların raporun düzenlendiği tarihte ortaya çıktığının kanıtı sayılamaz. Ayrıca, kişilerin beyan ettiği ya da fizik muayene ile saptanan hastalık veya rahatsızlıkların ileri tetkik ve tedavi gerektirmesi durumunda kişiler ilgili sağlık kurum/kuruluşlarına yönlendirilir." kuralına yer verilmiştir (20/10/2020 ve 09/09/2021 tarihli Makam Olur'u ile Yönergede yapılan değişiklikler ile dava konusu 42. madde, 44. madde olarak değiştirilmiştir.) Buna göre, sağlık kuruluşuna başvuran kişinin beyan etmediği veya hekimin fiziki muayenesi sırasında belirti ve bulgusuna rastlamadığı hastalık ve rahatsızlıklara yönelik olarak ileri tetkiklerin yapılmasına gerek bulunmamaktadır. Bununla birlikte, başvuranın beyan ettiği veya hekimin saptadığı hastalık ve rahatsızlıkların ileri tetkik ve tedavi gerektirmesi halinde, başvuran ilgili sağlık kurum ve kuruluşuna yönlendirilecektir. Ayrıca fıkrada, muayene tarihinde başvuru sahiplerinin haricen sağlam bulunmalarının, tam sağlıklı olduklarını göstermeyeceği, daha sonra saptanabilecek hastalık ve rahatsızlıkların raporun düzenlendiği tarihte ortaya çıktığının kanıtı sayılamayacağı da açıkça belirtilmiştir. Davacı tarafından, hekimin tedavi özgürlüğüne sınırlama getirildiği, dava konusu edilen cümlede yer alan “gerekli değildir” ibaresinin belirsizlik içerdiği, hekimlerin düzenledikleri her belgeyle risk altına girdikleri, dolayısıyla şüpheli durumlarda üst basamağa sevkin engellenmesinin başvurucu ile hekimi karşı karşıya getireceği ve kişiden kişiye değişen uygulamalara neden olacağı iddia edilerek, anılan fıkranın 1. cümlesinin iptali istenilmekte; davalı idare tarafından ise, sağlık raporu hangi amaca yönelik hazırlanacak ise öncelikle o amaca yönelik hekimce değerlendirme yapılacağı, hekimi koruma amacı ile yapılan kısa süreli muayene ve sağlık tesisinin olanakları ölçüsünde yapılan tetkik ve hizmetler dışında o sağlık tesisinde düzenlenebileceği belirtilen raporlarda ilave tetkik ve görüntüleme hizmeti istenmeyebileceğinin hüküm altına alındığı, hekimin hastayı muayene ettikten sonra muayene bulgusu, hasta beyanı ve hastanın aile hekimine kayıtlı hasta olması sebebiyle hastalık geçmişinden yola çıkarak rapor düzenlemesinin veya ileri merkeze sevk etmesinin zaten mümkün olduğu, bu nedenle düzenlemenin hekimin teşhis ve tedavi kararına müdahale olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır. Başvuranın beyan etmediği veya hekimin fiziki muayene sırasında belirti ve bulgusuna rastlamadığı hastalık ve rahatsızlıklarla ilgili ileri laboratuvar ve görüntüleme tetkiklerinin yapılmasına gerek görülmemesi işin doğası gereği olup, bu yöndeki düzenleme de, hekimlerin tedavi özgürlüğüne müdahale niteliğinde değildir. Nitekim, aksi uygulama, gereği olmadığı halde pek çok tetkik yapılmasına, sağlık hizmetlerinde yığılma ve aksamalara sebebiyet verecektir. Kaldı ki, düzenlemenin devamında kişinin beyan ettiği veya hekimin belirti ve bulgusuna rastladığı hastalık veya rahatsızlıklar için, hekimin ilgili kişiyi ileri tetkik ve tedavi için bir başka sağlık kuruluşuna, yönlendirilebileceği de düzenlenmiştir. Buna göre, kamu yararı gözetilerek yapılan ve hizmet gereklerine uygun olan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL duruşmalı vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 11/06/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.