Başvuru, haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, başka bir davada yargılanan kişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, başka bir davada yargılanan kişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ve yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 9/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (5190 sayılı Kanun ile görevli) yürütülen soruşturma kapsamında 3/10/2004 tarihinde başvurucunun ifadesi alınmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (5190 sayılı Kanun ile görevli) 5/10/2004 tarihli ve 2004/1246 Değişik İş sayılı kararı ile başvurucunun Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) adlı örgütün üyesi olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Başvurucu ve diğer dört şüpheli hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (5190 sayılı Kanun ile görevli) 15/3/2005 tarihli ve E.2005/5190-62 sayılı iddianamesi ile "silahlı terör örgütü kurmak veya yönetmek, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak, silahlı terör örgütüne üye olmak" suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (CMK madde ile görevli) 31/1/2008 tarihli ve E.2005/91, K.2008/32 sayılı kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 6/5/2009 tarihli ve E.2008/17004, K.2009/5508 sayılı ilamı ile "sanıklara atılı her bir eylem yönünden eylem evrakı, savunmalar, maddi kanıtlar ve başka dosya sanıklarına ait ifadelerin sübuta ilişkin kabuller çerçevesinde tutarlı bir biçimde tartışılması, çelişkilerin giderilmesi, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak ve Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde elverişli kanıtlarla ortaya konularak, her bir sanığın sabit görülen eylemlerinin neler olduğu, hangi eylemlere ne şekilde katıldıkları açıkça belirlenerek, hangi delillerle bu sonuca varıldığının tartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu..." gerekçesine dayanılarak bozulmuştur. Bozma üzerine Mahkemenin 28/8/2012 tarihli ve E.2009/275, K.2012/159 sayılı kararı ile başvurucunun "silahlı terör örgütünün yöneticisi olmak" suçundan 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılan karar, başvurucu ve müdafiinin yüzüne karşı verilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sanık Mesut ÇEKİ’nin yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün yöneticisi konumunda olup kendisiyle birlikte örgüt içerisinde yönetici konumunda olan diğer sanıklar T. ve N. Ş. ile irtibatlı olduğu, örgüte ait hücre evlerin kiralanmasında görev alarak diğer sanık N. Ş. ile birlikte hareket ettiği, sanık N. Ş. yi üçüncü kişilerin şüphelenmemesi için kız kardeşi olarak tanıttığı, Ankara İli Yenimahalle İlçesindeki hücre evine yapılan operasyon neticesinde, naylonu üzerinde sanık Mesut ÇEKİ’nin sol el baş parmak izi tespit olunduğu, Adana DGM.nin 1997/130 Esas sayılı dava dosyasında yargılanan H. , Ö. T. Y., A., S., K., A. H., E ve Ö. S. nin beyanları çerçevesinde sanık Mesut ÇEKİ’nin örgütün Adana KGÖ sorumlusu olduğunu, Adana Mersin bölgesindeki birçok yasadışı korsan gösterinin eylem ve talimatını vererek birçok gösteriyi yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, eleman temin etmek amacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda amacıyla faaliyetleri düzenleyerek bizzat yönettiği, gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını engellemek ve gizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarını kullandığı, yakalandığı gün yanında örgütün üst düzey yönetici konumunda olan T. ve N. Ş. ile birlikte Eskişehir Ankara karayolunun kilometresinde giderken araç içerisinde yakalandıkları, sanık Mesut ÇEKİ’nin yakalandığı esnada üzerinde hakkındaki adli ve cezai kovuşturmadan kurtulmak maksadıyla kendi resminin basılı olduğu H. sahte kimliğiyle yakalandığı hususu sübûta ermiştir.... sanık Mesut ÇEKİ’nin yasadışı silahlı MLKP terör örgütünün Adana KGÖ [Komünist Gençlik Örgütlenmesi] sorumlusu olduğu, Adana Mersin illerinde değişik tarihlerde gerçekleşen yasa dışı korsan gösterilerin talimatını vererek yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, eleman kazanmak amacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda faaliyetlerini yönettiği, gizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarını kullandığı, yakalandığı gün üzerinde H. adına düzenlenmiş sahte kimliğin ele geçirildiği, sanığın örgütün eylem ve faaliyetlerinde kullanmak maksadıyla sahte isimlerle ev kiraladığı, yine örgütün yöneticilerinden olan T. ve N. Ş. ile irtibatlı olması şeklindeki eylem ve faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk göstererek örgütle organik bağ oluşturmak suretiyle örgüt üyeliği suçunu oluşturduğu, sanığın örgütün Adana KGÖ sorumlusu olup bu il ve çevre illerindeki birçok korsan gösterinin talimatını vererek yönettiği, yine gizlilik içerisinde örgüte eleman temin etmek maksadıyla siyasi eğitim amacıyla kamp düzenlediği yine kendisi gibi örgütün yönetici konumundaki T. ve N. Ş. ile irtibatlı olup aynı gün birlikte yakalanmış olması kül halinde değerlendirildiğinde, sanığın terör örgütü içerisinde yönetici konumunda olduğu (anlaşılmıştır)". Temyiz üzerine karar, Yargıtay Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ve E.2013/4821, K.2013/10539 sayılı ilamı ile "bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, ... Sanık Mesut Çeki'nin anılan örgütün yöneticisi ... olduğu kabul edilmiş, tüm sanıkların cezalarını azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlik görülmemiş olduğu" gerekçesine dayanılarak onanmıştır. Başvurucu, anılan kararı 22/8/2013 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir. Bireysel başvuru 2/9/2013 tarihinde yapılmıştır.B. İlgili Hukuk 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir:“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı Esasiye Kanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler, Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.” 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Delillerin ortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçemez.” 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmada okunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmada hazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse,c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önce yapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir.(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanık veya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışında kalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.” 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı maddesi şöyledir:“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir. (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”