10. Hukuk Dairesi 2010/8136 E. , 2012/13305 K. Mahkemesi :İş Mahkemesi No :436-124 Dava, davacının 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı ve davalı Kurum avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve …
**10. Hukuk Dairesi 2010/8136 E. , 2012/13305 K.** **"İçtihat Metni"** Mahkemesi :İş Mahkemesi No :436-124 Dava, davacının 20.04.1982-04.10.2000 tarihleri arasında 1479 sayılı Yasa kapsamında Esnaf Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hükmün, davacı ve davalı Kurum avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. 1-)Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddine; 2-)Davacı vekilinin temyiz itirazları incelenmesinde; Davaya konu somut olay incelendiğinde; davacının, emlakçılık faaliyetine dayanan vergi kaydına istinaden, 20.5.2002 tarihinde 1479 sayılı Yasa kapsamında tescilinin yapıldığı, 08.04.1996 -21.10.1998 tarihleri arasında kahvehane işletmeciliği ile, 20.05.2002 tarihinde başlayan ve devam etmekte olan vergi kaydı ve 15.10.1997 tarihinde başlayan ve devam eden oda kaydı, 1986-1987 tarihleri arasında ise, 161 gün 506 sayılı Yasa kapsamında hizmet süresinin bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacının, 04.10.2000 öncesi sigortalılık süresini borçlanmak amacıyla 30.12.2003 davalı Kuruma müracaat ettiği, Kurum tarafından bildirilen tutarın yatırıldığı, basamak hesabı sonucu eksik ödeme nedeniyle söz borçlanmanın geçersiz sayıldığı, Kurum işleminin iptaline ve davacının 20.04.1982-04.10.2000 arası döneme ilişkin sigortalılığının tespitine ve hizmet süresine eklenmesine karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır. Davalı Kurumun vekilinin, davacının 30.12.2003 tarihli dilekçesiyle 4956 sayılı Yasayla eklenen ek geçici 18 md. hükmü gereğince belgelenen 08.04.1996-21.10.1998 tarihleri arasındaki 31 ay borçlanma süresi olarak tespit edildiğini, borçlanma tutarının ödeme tarihindeki gelir basamağı üzerinden yapılması gerektiğini, eksik ödeme nedeniyle, borçlanmanın geçersiz olup, davanın reddine karar verilmesini istediği anlaşılmaktadır. Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile; davacının 1479 sayılı Kanunun geçici 18. maddesine göre, yaptığı borçlanmanın 760 günlük kısmının geçerli olduğunun tespitine, buna aykırı Kurum işleminin iptaline ve fazlaya ilişkin taleplerin reddi yönünde hüküm tesis edildiği anlaşılmaktadır. Davanın yasal dayanağı olan ve 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddelerinde kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler, meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren zorunlu sigortalı sayılmış iken, anılan maddelerde 2229 sayılı Kanun ile yapılan ve 04.05.1979 günü yürürlüğe giren değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, kendi adına ve hesabına çalışma olgusu sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir. Daha sonra, 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Kanunla değişik 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinin (1) numaralı bendinin (a) ve (h) fıkralarında, diğer sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalan ve herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanların zorunlu sigortalı kabul edilebilmesi için, esnaf ve sanatkârlar gibi ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar yönünden vergi kaydı, gelir vergisinden bağışık olanlar yönünden kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı bulunma koşulu getirilmiş; anılan madde 22.03.1985 günü yürürlüğe giren 3165 sayılı Kanunla bir kez daha değiştirilip kapsam genişletilerek, gerçek veya götürü usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar (vergi kaydı bulunanlar) veya esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar ya da kanunla kurulu meslek kuruluşunda usulüne uygun kaydı olanlar zorunlu sigortalı olarak kabul edilmiş, anılan düzenleme 4956 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 02.08.2003 tarihine kadar geçerliliğini korumuştur. 4956 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değiştirilen hükümle, zorunlu sigortalılık kapsamına yalnızca ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya basit usulde gelir vergisi yükümlüsü olanlar alınmış, gelir vergisinden bağışık tutulanlar yönünden ise Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte aynı zamanda kanunla kurulu meslek kuruluşuna yöntemince kayıtlı bulunma koşulları getirilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki; ilgili vergi, kanunla kurulu meslek kuruluşu, esnaf ve sanatkârlar sicil memurluğu kayıtları zorunlu sigortalılığın dayanak belgeleri niteliğinde olup, anılan kayıtlara sahip kişiler yönünden ancak, “(diğer) sosyal güvenlik kuruluşları kapsamı dışında kalma” ve “herhangi bir işverene hizmet akdi ile bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma” olgularının birlikte gerçekleşmesi durumunda zorunlu sigortalılık söz konusu olabilir. Mahkemece; dava konusu dönemde, davacının, 08.04.1996-21.10.1998 tarihleri arasında kahvehane işletmeciliği nedeniyle vergi mükellefiyeti ve 15.10.1997 tarihinde başlayan ve devam eden oda kaydı bulunduğu da dikkate alınarak, 1479 sayılı Kanunun 24 ve 25. maddeleri çerçevesinde gerekli inceleme ve araştırma yapılarak sonuca varılması gerekirken, yazılı biçimde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. Açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.