4. Hukuk Dairesi 2009/3788 E. , 2010/843 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 08/05/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 22/10/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor
**4. Hukuk Dairesi 2009/3788 E. , 2010/843 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... ve diğeri aleyhine 08/05/2008 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 22/10/2008 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/02/2010 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Dava, yayın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş; hükmü, davacı temyiz etmiştir. Davacı vekili 08.05.2008 tarihli dava dilekçesinde; ... Gazetesinin 04.04.2008 tarihli nüshasının üçüncü sayfasında davalılardan ...’un, köşesinde kaleme aldığı yazısına “Sayın Dingil” diye başlayarak bir şahsa seslendiğini ve yazısını ona yönelttiğini ifade ederek, yazının girişinde “dingil” kelimesinin tanımını yaptıktan sonra kimden bahsettiğini, partinin sözcüsü olarak ekranlara çıktığını söyleyerek davacı ...’ın konuşmalarından alıntılar yapıp, davacıdan söz ettiğini vurguladığını ve sürekli “Sayın Dingil” diye seslenerek davacıyı aşağılamaya ve halkın gözünde küçük düşürmeye çalıştığını, kişiliğinden bahsederken de hakaret kastı ve amacı güderek onun, “umursamaz”, “duyarsız”, “teslimiyetçi”, “ikiyüzlü ve sahtekâr” olduğunu vurguladığını, 2009/3788-2010/843 davacıyı töhmet altında bırakacak gerçek dışı bilgilere yer verdiğini, hukuka aykırı ve haksız yayın ile davacının kişilik haklarını ağır surette ihlal ettiğini, böylece basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığını ileri sürerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davalılar vekili; yazıda davacının kişilik haklarına doğrudan bir müdahale bulunmadığını, isminin zikredilmediğini, matufiyet öğesinin oluşmadığını, ülkenin gündemindeki hassas konular ile Hükümetin icraatlarının değerlendirildiğini, düşünce açıklaması ve eleştiri mahiyetinde olduğunu, davacının siyasi sıfatıyla sert eleştirilere muhatap olabileceğini, ayrıca talep edilen tazminatın davacıyı zenginleştirme niteliği taşıyacak kadar yüksek bulunduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece; yazıda davacının doğrudan isminin geçmediği gibi, davacının ekranlarda siyasi bir konuda yaptığı açıklamalarda kullandığı kelimelere benzer sözcükler kullanılarak yazının cevap mahiyetinde kaleme alındığı, yayında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiş, Dairemiz sayın çoğunluğunca yerel mahkeme kararı hukuka uygun bulunarak onanmıştır. Ülkemizde her gazete okuyucusunun köşe yazılarını okumadığı bilinen bir gerçek olduğu gibi, her gazetenin köşe yazarlarının yazılarını kaçırmadan takip eden bir okuyucu kitlesi de mevcuttur.Davalı yazarın yazılarını izleyen okurlar tarafından kimin muhatap alındığı duraksamaya yol açmadan anlaşılabilecek durumdadır. Şu halde isim zikredilmese de matufiyet öğesi bulunmaktadır.Yazının iki yerinde “dingil”, dört ayrı yerinde de “Sayın Dingil” sözcüğü geçmektedir.Dingil kelimesinin ne anlama geldiğini davalı yazar yazısının başında tanımlama ihtiyacı duymuştur.Ne var ki yazı bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu manada kullanılmadığı, aksine argo olarak aptal, salak, kaba, saba anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.Argo kelimeler konuşma ve yazılara canlılık getirmek, şaka ve mizah duygusu katmak maksadıyla kullanıldığı gibi, yersiz ve zamansız kullanıldığında da kötü izlenim yaratır.Sürekli kullanıldığında ise daha sıkıcı hal alır.Dava konusu yazıda da olumsuz manada yer verilmiştir.Ayrıca yerel mahkemenin gerekçesinde yazının, davacının siyasi bir açıklamasına cevap olarak kaleme alındığı ve karşılıklı kullanılan sözcüklerde benzerlik bulunduğu bildirilmiştir.Oysa ki davacının o açıklamasının muhatabı davalı yazar değildir.Buna göre cevap hakkı doğduğundan söz edilemez.Ayrıca hukuk, kişilerin birbirlerine hakaret etmelerine izin vermez, teşvik etmez.Herkes söz ve yazılarından dolayı ayrı ayrı sorumludur.Bu şekilde yayın yapılması hukuka aykırıdır.Böylece, Anayasa’nın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan hükümler ile Türk Medeni Kanunu’nun 24.maddesinde teminat altına alınan kişilik haklarına saldırı gerçekleşmiş, BK’nun 49. maddesinde dayanağını bulan tazminat hakkı doğmuştur. Tüm bu nedenlerle, mahkemece uygun görülecek bir manevi tazminata hükmedilmesi için yerel mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan, davanın reddine dair kararın onanması yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılamıyoruz.04/02/2010