T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/805 - Karar No:2026/29 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/805 KARAR NO : 2026/29 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/07/2024 NUMARASI : 2023/292 E-2024/666 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİ…
T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2024/805 - Karar No:2026/29 T.C. ANKARA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 27. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/805 KARAR NO : 2026/29 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A K A R A R BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/07/2024 NUMARASI : 2023/292 E-2024/666 K DAVANIN KONUSU : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) KARAR TARİHİ : 21/01/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 21/01/2026 Davacı vekili tarafından davalı aleyhine açılan eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin davada mahkemece verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan incelemede; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili; davacı şirket ile davalı kooperatif arasında ... mevkiinde çeşitli ada ve parsellerde toplamda 9 adet blok yapılmak üzere sözleşmeler imzalandığını, davacı şirketin sözleşmelerde belirtilen tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, ancak davalı kooperatifin sözleşmeler gereği yapması gereken edimlerini yerine getirmediğini, ödemelerin hiçbirini zamanında yapmadığını, yapılan ödemelerin de eksik yapıldığını, borç sebebiyle davalının temerrüde düştüğünü, tarafların bir araya gelerek 19/03/2016 tarihli protokol ile geçmiş döneme ilişkin 3.350.000,00 TL bakiye muaccel borcun olduğu konusunda anlaşarak protokol imzalandığını, indirim ve taksitlendirme yapıldığı halde yine de taahhüt edilen borcun ödenmediğini, 08/04/2016 tarihinde tekrar bir araya gelinerek yeni bir protokol yapıldığını, ancak yine ödemelerin yerine getirilmediğini, kalan bakiye borç nedeniyle Kayseri 4. Noterliği'nin 01/10/2016 tarih ve 14382 yevmiye numaralı ihtarı ile borcun hatırlatılmasına rağmen ödeme yapılmadığını, davacı şirket tarafından 6 bloğun tamamen bitirildiğini, kalan bloklardan bir tanesinin %70'i oranında ilerlediğini, bir tanesinin %30, bir tanesinin %10 oranında aşama kaydettiğini, halen de inşaatların devam ettiğini ve hak ediş doğduğunu, ancak davalı tarafın imalâtların bedelini ödemediğini belirterek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla protokole bağlanan 500.000,00 TL alacaklarının ve ayrıca o tarihten sonra dava tarihe kadar olan alacaklarının sözleşmelerdeki belirlenen gecikmeye ilişkin özel hesaplamalar ve gecikme oranları dikkate alınarak hesaplanacak faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 27.10.2020 tarihli dilekçesi ile talebini 4.246.356,77 TL’ye ıslah ederek bu bedelin temerrüt faizinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili; davacı ile yapılan sözleşmeler uyarınca verilen sürenin 31/12/2015 tarihinde dolduğunu, işin tamamlanmadığını, tanınan ek sürede de işin tamamlanmadığını, davacının ödeme talep etmesi üzerine; dış denetim yaptırıldığını alınan rapor doğrultusunda ödeme planı düzenlendiğini, ancak daha sonra bu dış denetimi yapan denetmenin de beyanından anlaşılacağı üzere hesaplamada hatalar yapıldığının anlaşıldığını bu nedenle yeni bir dış denetim yaptırıldığını ve durumun 13/10/2016 tarihli ihtarname ile davacıya bildirildiğini, gelinen bu aşamada, davalı kooperatif yönetiminin, davacı firmanın sözleşme ve mahal listesi temelinde yaptığını beyan ettiği imalatların hiçbirini tam ve eksiksiz olarak yerine getirmediğini tespit ettiğinden ve süreleri de dolduğundan dolayı sözleşmeleri yenilemeyeceğini bildirildiğini, yapılan değerlendirmeler sonucunda davacının değil; müvekkili kooperatifin 823.947,66,00 TL alacaklı olduğunun ortaya çıktığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin 20/06/2017 tarihli, 2016/682 Esas, 2017/455 Karar sayılı kararında; davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gerektiği, belirleyememe halinin, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanması gerektiği, alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği, ancak bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin belirsiz alacak davası açılabilmesi için yeterli olmadığı, bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamayacağı, bu noktada, şartları bulunmadığı halde davanın belirsiz alacak davası olarak açılması halinde davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmesi gerektiği, zira hukuki yararın, sonradan tamamlanacak nitelikte bir eksiklik olmadığı, aksinin kabulünün, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına geleceği, buna da usul bakımından imkan olmadığı, böyle bir durumun taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacağı, yapılan açıklamalar ışığında eldeki davaya konu somut olayın konusu dikkate alınarak belirsiz alacak davası yönünden yapılan değerlendirmede; davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı, dava konusu edilen alacak kalemlerinin davacı tarafından belirlenememesi mümkün olmayıp aksinin düşünülmesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve bu durumda davacının belirsiz alacak davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın esasına girilmeksizin davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı yokluğu) usulden reddine karar verildiği, kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 11/01/2018 tarih, 2018/15 Esas, 2018/18 Karar sayılı kararı ile davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye iş bedelinin tahsili istemine ilişkin alacak davası olduğu, davacı vekilinini dava dilekçesi ve aşamalarda verdiği beyan dilekçelerinde, taraflar arasında düzenlenen sözleşmeler kapsamında yapılan imalat bedellerinin 19/03/2016 ve 08/04/2016 tarihli protokollere göre ödenmeyen bakiyesinin ve protokollerden sonra dava tarihine kadar yapılan imalatların bedelinin fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500.000,00 TL’sinin davalıdan tahsilini talep ettiği, davalı vekilince verilen cevap ve aşamalardaki beyan dilekçeleri ile protokollerin mevcut imalatlara uygun olmadığı ve müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunun savunulduğu, davacının dava dilekçesinde açıkladığı olaylar ve istemleri dikkate alındığında; davacı, dava tarihi itibarıyla alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebilecek durumda bulunduğu, davacı vekilinin dava dilekçesinde alacağının belirsiz alacak davası olduğunu belirtmediği, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak alacak talebinde bulunduğu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 21/03/2017 tarih ve 2017/59 Esas-2017/1232 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere; davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı davaya kısmi dava dendiği, diğer bir ifadeyle, bir alacak hakkında daha fazla miktar için tam dava açma imkanı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davanın kısmi dava olarak nitelendirildiği, bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden (örneğin eser sözleşmesinden) doğmuş olması ve bu alacağın şimdilik bir kısmının dava edilmesi gerektiği, (Yargıtay HGK 17.10.2012 gün, 2012/9-838 Esas 715 Karar sayılı ilâmı, Kuru/Arslan/Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 22. Bası, s.286; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 12. Bası, s. 320), kısmi davanın, 6100 sayılı HMK'nın 109. maddesinde düzenlendiği, maddenin 1. fıkrasında “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir” hükmüne, 2. fıkrasında ise; “Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz” hükmüne yer verildiği, bu düzenlemelere göre, kısmi dava açılabilmesi için; a-Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması, b-Talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmalı bulunması veya açıkça belirli olmaması gerektiği, şayet, talep konusu taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirlenebilir ise kısmi dava açılamayacağı, diğer bir anlatımla; talep konusunun miktarı taraflar arasında “tartışmasız” ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma olmakla beraber, tarafların anlaşmasına gerek kalmaksızın, objektif olarak talep konusunun miktarı herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmının dava edilemeyeceği, bunun gibi hallerde, kısmi davanın yasaklanmasının sebebinin, davacının kısmi dava açmakta hukuki yarar bulunmadığının kabul edilmesi olduğu, davacının alacağını, küçük parçalara bölüp her biri için ayrı ayrı dava açmasında hukuki yarar değil; aksine, dava hakkının kötüye kullanılmasının söz konusu olduğu (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, s. 319-320), talep konusu açıkça taraflar arasında tartışmalıysa ya da açıkça belirli değilse açılan bir kısmi davada davacının hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerektiği, açılmış olan bir kısmi davada alacağın taraflar arasında tartışmalı olup olmadığı ya da açıkça belirli olup olmadığının davalının davaya vereceği cevapla anlaşılabileceği, nihayet hakimin, ön inceleme aşamasında bu hususu tespit edebileceği, şayet, davalı davaya cevabında alacağı tartışmalı hale getirmişse artık, açılmış olan kısmi davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddedilmeyip işin esası hakkında hüküm kurulması gerektiği (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, s. 320-321), davalı tarafın davaya cevap dilekçesinden davacı alacağının taraflar arasında tartışmalı hale geldiği ve davacı vekilinin dava dilekçesinin sonuç kısmında “fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla” dedikten sonra alacağı 500.000,00 TL'lik kısmının tahsiline karar verilmesini talep ettiği, dava dilekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde bu haliyle davacı tarafından kısmi dava açıldığı, böyle bir durumda davacı yüklenicinin kısmi dava açmakta hukuki yararının olmadığından da söz edilemeyeceği, bu sebeple, Mahkemece davanın kısmi dava olarak kabul edilerek HMK’nın 109/1 maddesi gereği davaya bakılıp işin esasının incelenmesi gerekirken belirsiz alacak davası olarak kabulü ile hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesi ile kararın kaldırılmasına karar verildiği, kaldırma kararından sonra yapılan yargılamada mahkemece; davanın, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olduğu, somut uyuşmazlıkta, davacı vekilinin, davacı şirket ile davalı kooperatif arasında Kayseri ili, Melikgazi ilçesi, Mimarsinan mevkiinde çeşitli ada ve parsellerde toplamda 9 adet blok yapılmak üzere sözleşmeler imzalandığını, davacı şirketin sözleşmelerde belirtilen tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, ancak davalı kooperatifin sözleşmeler gereği yapması gereken edimlerini yerine getirmediğini, ödemelerin hiçbirini zamanında yapmadığını, yapılan ödemelerin de eksik yapıldığını, borç sebebiyle davalının temerrüde düştüğünü, tarafların talep üzerine bir araya gelerek geçmiş döneme ilişkin 3.350.000,00 TL bakiye muaccel borcun olduğu konusunda anlaşarak protokol imzalandığını, indirim ve taksitlendirme yapıldığı halde yine taahhüt edilen borcun ödenmediğini, tekrar bir araya gelinerek yeni bir protokol yapıldığını, ancak yine ödemelerin yerine getirilmediğini, kalan bakiye borç nedeniyle Kayseri 4. Noterliği'nin 01/10/2016 tarih ve 14382 yevmiye numaralı ihtar ve ihbarı ile borcun hatırlatılmasına rağmen ödeme yapılmadığını, davacı şirket tarafından 6 bloğun tamamen bitirildiğini, kalan bloklardan bir tanesinin %70'i oranında ilerlediğini, bir tanesinin %30, bir tanesinin %10 oranında aşama kaydettiğini, halen de inşaatların devam ettiğini ve hakediş doğduğunu, ancak davalı tarafın imalâtların bedelini ödemediğini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 500.000,00 TL'nin 08/04/2016 tarihli protokolle bağlanan alacaklarının ve ayrıca o tarihten sonra dava tarihe kadar olan alacaklarının ödenmesine, sözleşmelerdeki belirlenen gecikmeye ilişkin özel hesaplamalar ve gecikme oranları dikkate alınarak hesaplanacak faizi ile birlikte tahsilini talep ettiği, davalı vekilinin ise davacı firma ile yapılan tüm yapım işi/ taşeronluk anlaşmalarının 31/12/2015 tarihinde süresinin tamamlandığını, sözleşme sürelerinin tamamlanmasına karşın yapım işlerinin tamamlanamadığı için ek süre olarak bir yıllık sürenin ilgili firmaya tanındığını, tanınan süreç kapsamında ödeme talep eden firmaya mali süreci ve ödemeler dengesi kapsamında 01-19 Mart 2016 tarihlerinde ek inceleme ve değerlendirme çalışması gerçekleştirildiğini, davacının değil kooperatifin 823.947,66,00 TL alacaklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep ettiği, uyuşmazlığın davacı yüklenici ile davalı iş sahibi arasında imzalanan 19.03.2016 tarihli protokole bağlanan alacakların ve dava tarihine kadar olan alacakların gecikme oranları dikkate alınarak hesaplanacak faizi ile birlikte tespiti ile davalı tarafça yapılan ödemelerin mahsubu sonucunda davacı yüklenicinin alacağının belirlenmesine ilişkin olduğu, mahkemece 01.06.2018 tarihinde keşif heyeti ile yapılan inceleme sonucunda toplam 9 bina içerisinden 7 tanesinin tamamlanmış olduğu, 1 tanesinin %30 seviyesinde olduğu, bir tanesinin ise sadece temelinin kazıldığının tespit edildiği, dava tarihi itibariyle yapı bedellerinin değerinin 37.452.828,40 TL olup, davalı tarafça 922 ada 7 parselde bulunan A Blok yapı için 94 seviye değil (%6 yıpranma oranı olarak düşmüştür), 18,5 seviyelerinde kooperatiften alındığının ileri sürüldüğü, davalının iddia ettiği inşaat seviyesi göre yapılan hesaplamada yapı bedelinin 27.520,848,90 TL olarak hesaplandığı, davacının davalı adına düzenlenmiş olduğu faturaların toplamının 20.247.006,63 TL olduğu, 25.07.2014 tarih 16636 nolu fatura, 31.10.2014 tarih 16638 nolu fatura, 30.03.2015 tarih 16639 nolu fatura, 29.06.2015 tarih 16654 nolu fatura, 21.09.2015 tarih 16657 nolu fatura toplam tutarı 4.129.449,05 TL'nin iade edildiği, davalının dosyaya sunmuş olduğu davacıya ait hesap hareketleri listesinde davalı tarafça iade edildiği beyan edilen faturaların hesap hareketlerinde yer aldığı tespit edildiğinden dolayı, iş bu faturalar davacı tarafça davalı adına düzenlenen faturalar listesinden çıkarıldığı, 28.03.2016-18.10.2016 döneminde davalının davacıya yaptığı toplam ödemenin 1.219.047,50 TL olduğu, dosya kapsamında ilk bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 12.09.2018 tarihli kök rapor ve 02.05.2019 tarihli ek raporda davacı yüklenicinin 19.03.2016 tarihli protokolden sonra yaptığı işlerin değerlendirilmediği gözetilerek ikinci heyetten rapor alınmış olup, ikinci bilirkişi heyetinin 09.09.2020 tarihli raporuyla taraflar arasında yapılan 19.03.2016 tarihli mutabakat metninde davacı alacağı olarak belirtilen 3.350.000,00 TL bedele dahil olan, ancak davacı tarafından yapılmayan imalat bedeli olan 189.319,89 TL'nin mutabakat metninde belirtilen 3.350.000,00 TL'den mahsubu, yine davacının 19.03.2019 tarihinden sonra yaptığı 1.219.047,50 TL'nin mutabakat metninde belirtilen 3.350.000,00 TL’den mahsubu ile mutabakat metnine dahil olmayan ancak davacı tarafından yapılan imalatlar bedeli olan 2.303.724,16 TL'nin eklenmesi suretiyle davacının toplam alacağının 4.246.356,77 TL olduğunun belirlendiği, davalı tarafça dosyaya sunulan 04.01.2021 tarihli uzman görüşünün 09.09.2020 tarihli bilirkişi heyeti raporuyla çelişmekte olduğundan dosya üçüncü bilirkişi heyetine tevdi edilmiş olup raporlar arasındaki çelişkinin 19.03.2016 tarihli protokolün hesaplamada dikkate alınıp alınmayacağından kaynaklandığı, dosya kapsamında yer alan 13.10.2016 tarihli 24516 yevmiyeli ihtarname ile ... Derneği tarafından ... Mimarlık Ltd. Şti’ye çekilen ihtarda ...'nun yapmış olduğu değerlendirilemeye göre kooperatifin borçlu çıktığı ancak dış denetleme uzmanı ...'a yaptırılan değerlendirmeye göre kooperatifin borçlu olmadığı hatta alacaklı olduğunun tespit edildiği, bu sebeple mutabık kalınan 19.03.2016 tarihli tutanağın fiilen son bulduğunu ve bu tutanağa bağlı ödeme planının da son bulduğunu ihtar ettiği, uzman görüşünde alınan bilirkişi raporunda bu tutanağın dikkate alınmadığı belirtilerek raporun hatalı olduğunun belirtildiği, davalının cevap dilekçesinde uzman görüşüne delil olarak dayanmadığı, 01.04.2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 2020/2 Esas, 2021/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere yapı kooperatifleri tacir olduklarından basiretli tacir gibi davranma sorumluluğu altında oldukları, davalı kooperatifin davacı yüklenici ile protokol imzaladığı tarihte yüklenicinin hak ettiği bedel hususunda gerekli araştırmayı yapması gerektiği, bu doğrultuda sorumluluk altına girmesi gerekirken mutabakat tarihinden yaklaşık 7 ay sonra mutabakat içeriğinin doğru olmadığı gerekçesiyle tek taraflı olarak iptal edildiği yönündeki beyanına itibar edilemeyeceği, 19.03.2016 tarihli protokole bağlanan alacaklar ve dava tarihine kadar olan alacaklardan yapılan ödemeler ve davacı tarafça yapılmayan işler mahsup edilerek davacının 4.246.356,77 TL alacak talebinde haklı olduğu sonucuna ulaşıldığından davanın kabulüne, 4.246.356,77 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, alacağın 500.000,00 TL'sine dava tarihinden, bakiyesine 27.10.2020 ıslah tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; S.S. ... Toplu Yapı Kooperatifinin 2009 yılında kurulduğu ve sadece engelli bireylere yönelik konut edindirme amacını taşıyan kamu yararına bir oluşum olduğu, taşeron firma ile 2016 yılından bu yana 2011-2016 yılları arasında düzenlenen ara hak edişler konusunda anlaşmazlık yaşandığı, geçici hak ediş raporları olarak adlandırılan 2011-2016 ııllarında taşeron firma tarafından hazırlanmış olan çalışmalar konusunda, 2016 yılında yapılan iç teknik değerlendirme ve ardından kontrol amaçlı olarak kooperatif dışı bağımsız uzman denetimi sonucunda hatalar ve yanlışlar olduğu bulgusuna ulaşıldığı, gelinen bu noktada, "T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapım İşleri Genel Şartnamesi" kapsamında kooperatifin ilgili taşeron firmayı 3 kez noter ihtarnamesi ile kooperatife kesin hak edişlerin onaylanması ya da ispatlı yazılı olarak itiraz edebilmesi için 7 Ekim ile 3 Kasım 2016 tarihleri arasında davet ettiği, 5 Ekim 2016 tarihinden başlanarak yaşanan sürecin, 31 Aralık 2016 itibariyle anlaşmazlıkla tamamlandığı, kooperatifin yasal olarak yapım işlerinde bağlı olduğu, taşeron firma ile yapılan iş sözleşmelerinde yazılı olarak belirtildiği üzere, T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapım İşleri Genel Şartnamesi kapsamında 39. madde gereğince itiraz edilmemesi ve aynı şartnamenin 40. maddesi gereğince kesin hakkedişlerin taşeron firma tarafından onaylanması gerektiği, bu iki sürecin taşeron davacı firma tarafından bugüne kadar gerçekleştirilmediği, usul açısından bu gereklik yerine getirilmeden, davacının kooperatife kesin hakkedişler oluşmadan fatura keserek, yasal olmayan borç oluşturması, iade edilen faturalara ve ihtarlara rağmen kesin hakkedişlerin yapıldığı, onaylandığı şeklinde beyanda bulunmasının hukuka ve kanunlara aykırı bir durum olduğu, kooperatif üyelerinin hakları ve kamu yararı statüsü kapsamında kesinleşmeyen mali işlemlerin gerçekleştirmesinin yasal olarak mümkün olmadığı, öncelikle bilirkişi raporunun "Anahtar Teslimi İş" anlaşmasına göre hazırlandığı, fakat iş sözleşmelerinin T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Yapım İşleri Genel Şartnamesi kapsamında teklif birim fiyat usulüne, hakkediş yapısına bağlı olduğunun dikkate alınmadan, usul ve esas açısından hatalı olduğu, bilirkişi raporunun davacının, aynı konu ve hedefte açmış olduğu 5. Asliye Hukuk Mahkemesi 2017/1-D.İş Dosya nolu hazırlanan farklı bilirkişi raporunda "Hesaplamalara esas birim metraj sayfaları" ve "hakkediş raporları" kullanıldığı, davacının 2017 döneminde açmış olduğu bu dava kapsamında hazırlanan 218/28 esas numaralı dava bilirkişi raporu ile mevcut raporun usul ve esas açısından çelişmekte olduğu, 218/28 Esas numaralı dava gerekçeli kararının hatalı olduğu, taraflarca imzalanan ve davaya konu edilen metinlerin protokol değil tutanak olduğu, tutanağın imza tarihi itibariyle, davacı yüklenicinin alacaklı olduğu hususunda ve inşaatlardaki mevcut seviyeleri hususunda mutabık kalındığına dair bir tespit tutanağı olup, sadece delil olarak kullanılabilecek bir belge olduğu, mahkemenin isimlendirdiği gibi mutabakat metni olduğu, 19.03.2016 tarihli mutabakat metninde dâhil olmayan, ancak dava tarihine kadar olan sürede yaptığı imalatlardan doğan alacağı için bu dava ile talepte bulunması ve mahkemece bu talebin kabul edilmesi kararının hatalı olduğu, mutabakat metninde mutabık kalınan 3.350.000,00 TL alacak için açılan bu davaya, mutabakattan sonra yapılan işlerden dolayı doğacak alacak talebinin dahil edilemeyeceği, gerek dava dilekçesinde gerekse dava sürecinde teyit edildiği gibi, yüklenicinin mutabakat metni tarihinden dava tarihine kadar işleri durdurmaığı, dava tarihi itibariyle sözleşmelerden hiç birinin sonlandırılmadığı, yapım işine aralıksız devam edildiği, sözleşme ayakta iken işe devam edildiği müddetçe sözleşme koşullarında yapılan imalatlardan doğan yüklenici alacağının hak edişlerle ödeneceğinin sözleşmede hüküm altına alındığı, bu durumda 19.03.2016 tarihi ile 08.11.2016 tarihi arasında yapılan işler karşılığı olan alacağını, hak ediş düzenlenmesini talep ederek almak yerine, sözleşme sonlandırılmadan sözleşme şartları ile işler devam ederken dava yolu ile almak istenmesinin sözleşmeye ve borçlar kanununa aykırı olduğu, taraflar yapılan sözleşmelerin 6098 sayılı TBK’da karşılıklı borç yükleyen sürekli edimli eser sözleşmesi olduğu, bu kanunun 126. maddesinde borçlunun temerrüdü halinde alacaklının seçimlik haklarından birinin, inşaatı durdurmak ya da sonlandırmak, diğeri aynen ifa iken alacaklarının ödenmediğini iddia eden yüklenicinin sözleşmeyi sonlandırmayı değil, aynen ifa seçimini tercih ettiği, bu durumda, sözleşme şartlarında inşaat yapım işi devam ettiği için yaptığı imalatlardan doğan alacağın da sözleşme ve eki şartnameler hükmü gereği hak edişlerle ödeneceği, eğer hakediş düzenlenmediği, geç düzenlendiği veya ödenmediği ya da peyderpey ödendiği, kendi yaptığı hakedişlerle kooperatifin itibar etmediği veya kooperatif tarafından düzenlenen hakedişlerin hukuksuz olduğu gibi, anlaşmazlık konuları, yüklenici tarafından söz konusu edildiği taktirde “Yapım İşleri Genel Şartnamesinin – anlaşmazlıkların çözümü – ile ilgili 51. maddesindeki’’ Yüklenici anlaşmazlığa yol açan konuda, bu durumun ortaya çıktığı günden başlamak üzere itiraz ve şikayetlerinin sebeplerini açıklayan bir dilekçe ile idareye başvuracaktır. İdarenin en geç iki ay içinde vereceği karara razı olmadığı takdirde sözleşme hükümlerine göre hareket etmekte serbesttir.’’ hükmüne göre yargı yoluna başvurabileceği, davacının hak düşürücü bu madde hükmünü kullanmadığı için dava hakkının düştüğü, ortada bir anlaşmazlık konusunun olmadığı ve mutabakat metni tarihi olan 19.03.2016 tarihinden itibaren dava tarihi 08.11.2016 tarihine kadar yapım işlerinin sözleşme şartlarında devam ettiği için bu sürede yapılan imalat alacağının yükleniciye sözleşme hükmü gereği hak edişlerle ödeneceğinden mahkemece hükmü esas alınan 09.09.2020 tarihli bilirkişi raporunda bu tarihler arasında yaptığı imalatlardan dolayı müteahhit alacağı olarak hesap ve tespit edilen 2.303.724,16 TL’nin mahkemece karar verilen toplam alacak miktarı 4.246.356,77 TL’den düşülerek kalan 1.942.632.61 T alacak olduğuna karar verilmesi gerektiği, mahkemenin ilk kararı olan davanın hukuki yarar yokluğundan (dava şartı yokluğu) usulden reddine dair kararın yerinde bir karar olduğu, bu kararın kaldırılmasına dair kararın düzeltilmesi gerektiği, mutabakat metni sonrası yapılan imalatlardan doğan alacağın, bu davanın konusu olmaktan çıktığı, böylece bu davada konu edilen alacakta bir belirsizlik kalmadığı, talep konusunun miktarı ve türünün artık tek ve net olarak 19.03.2016 mutabakat metninde mutabık kalındığı şekliyle sadece 3.350.000,00 TL olduğu, Ankara Bölge Adliye Mahkemesince, davacının dava dilekçesinin sonunda “halen de inşaların devam ettiğini ve hakediş doğduğunu, ancak davalı tarafın imalatlarının belini ödemediğini belirterek fazlaya ilişkin haklarım saklı kalmak kaydıyla 500.000,00 TL alacaklarını” cümlesinin kullanılmış olmasının anılan ek imalat alacağının olacağı varsayımıyla bu alacağında aynı hukuki ilişkiden doğan alacak olarak değerlendirip, davacının alacağının tümünü değil, bir kısmını talep ettiğini kabul ederek davanın kısmı dava olduğuna karar verildiği, oysa objektif olarak talep konusunun miktarının herkesçe anlaşılabilecek şekilde “belirli” ise, o talep sonucunun sadece bir kısmının talep edilemeyeceği, bu durumda davacının, kısmi dava açmakta hukuki bir yararının olmadığının kabul edilmesi gerektiği, bu gerekçeyle; mahkemenin, davanın esasına girilmeksizin davanın hukuki yarar yokluğundan(dava şartı yokluğu) usulden reddine diye verdiği kararın onaylanması ve Bölge Adliye Mahkemesinin bu kararın kaldırılmasına yönelik kararının düzeltilmesi gerektiği, 19.03.2016 tarihli tutanak ile, davacının 3.350.000,00 TL alacaklı olduğunda mutabık kalındığı, bu alacak miktarının, yüklenicinin bu tarihten önce sözleşme şartlarında yaptığı imalatlardan doğan alacağı olduğu, dava tarihi itibariyle henüz kesin hesap yapılmadığı ve kesin hakediş düzenlenmediği için bu alacağın da geçici hakediş mahiyetinde olduğu, geçici hakedişlerle yapılan ödemelerin avans niteliğinde olduğu, onların hak edilip edilmediğinin kesin hakediş hesabıyla yapılacağı (15.HD.20.12.1978 T-1978/2341E-1978/243K.), yine sözleşme eki yapım işleri Genel şartnamesi (YİGŞ) madde 39-c fıkrasında “ Yüklenicinin yaptığı işlerden doğan alacakları metrajlara göre hesaplanarak, sözleşme hükümleri uyarınca kesin ödeme niteliğinde olmamak ve kazanılmış hak sayılmamak üzere geçici hak ediş raporları ile ödenir.” hükmüne göre davacı alacağı olarak belirlenen 3.350.000,00 TL’nin kesinleşmiş bir alacak bedeli olmadığı, o nedenle geçici hakedişin zamanında ödenmemesi durumunda; “Eser sözleşmelerinde ücret borcu iş sahibinin temel edimidir. Sözleşmeler de kararlaştırılan ödemenin yapılmamış olması ve ödenmeyen miktarın yüklenicinin tahammül gücünü aşmış olması durumunda yüklenicinin işe devam etmesi beklenemez (TBK md.97) Bu durumda yüklenicinin makul bir süre işi durdurarak faiziyle ödenmesini bekleyebileceği gibi TBK md 125’ e göre, sözleşmenin fesih hakkının kullanabilir” (Y.15.HD.24.10.1979-2151/2163) içtihadına rağmen davanın tarafı olan davacı yüklenicinin bu seçimlik haklarından hiçbirini kullanmadığı, burada belirli zamanlarda yükleniciye avans niteliğinde olmak üzere ara hakedişlerle ödeme yapılması söz konusu olduğu, belirli zamanlarda ödenmesi kararlaştırılan avansın zamanında ödenmemesi, sözleşmenin amacını tümden tehlikeye düşürüyorsa böyle bir olasılıkta yüklenici sözleşmeden dönebileceği, davacının sözü edilen hakedişin zamanında ödenmemesi ile sözleşmenin tüm amacının tehlikeye düştüğünü ileri sürmediği gibi böyle bir olasılığı destekleyen kanıt da olmadığı, tersine ise devam ettiği sonradan hakedişlerin kendisine ödendiği, (Y.15.HD.55.1978-78/762-1158), bu içtihatlarda da görüldüğü gibi; iş bu davada 3.350.000,00 TL alacağın kararlaştırıldığı zamanda ödenmemesi durumunda, sözleşmenin amacının tehlikeye düştüğünü davacının ileri sürmediği gibi, bunu destekleyen bir kanıt da olmadığı, tersine işe devam edildiği, bahse konu alacağın geçici hak ediş alacağı olup avans mahiyetinde ödeneceği, bu miktardaki, alacağın hak edilip edilmediğinin kesin hesapla belli olacağı, Yapım işleri genel şartnamesi ( YİGŞ)nin (40.a md.1-a) “işin geçici kabulü yapıldıktan sonra kesin hesapların yapılmasına başlanır. Yüklenicinin kesin hakediş raporunun düzenlenmesinde geçici hakediş raporlarındaki rakamlara itibar edilmez.” düzenlemesi olduğu, belediyelerde, planlı alanlar tip imar yönetmenliğine göre yapılan işlerde geçici kabulün karşılığının yapı kullanma izin belgesi ya da mesken ruhsatı olduğu, sonuç olarak, geçici hak ediş mahiyetindeki alacak için inşaat durdurulmadan, sözleşme feshedilmeden dava açılamayacağı, sözleşme sonlandırıldıktan sonra ancak, yapılacak tasfiye kesin hesabı ve hak edişi ile varsa kalan tüm alacaklarını almak için dava açma hakkı olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davacı yükleniciye yaptığı işin bedelinin hak edişlerle ödeneceği, yüklenicinin düzenlenen hak edişleri zamanında imzalamadığı için ödemelerde zamanında yapılamadığı, bunun sebebinin davacının kendisi olduğu, hak edişlerin yüklenici tarafından imzalanmasının zorunlu olduğu, yapım işleri genel şartnamesinin 39. madde 4-ç fıkrasında “Düzenlenen hak edişin işleme konulması için yüklenicinin imzalamış olması gereklidir. Hak ediş raporu düzenlendikten sonra bir hafta içinde yüklenici tarafından imzalanıncaya kadar hiçbir işlem yapılmaksızın idarede bekletilir.” hükmünün bulunduğu, yüklenicinin hakediş raporlarını zamanında imzalamış olursa ödemeden kaynaklanan gecikmelerden dolayı hiçbir şikayet ve isteklerde bulunmaması hükmüne göre ödemelerin zamanında yapılmamasının sebebinin yüklenici olduğu, dava sürecinde ileri sürüldüğü gibi imzalaması için noter kanalı ile gönderilen ihtara rağmen yüklenicinin imzalamadığı hak edilişlerin kooperatif merkezinde bekletildiği, yapım işleri genel şartnamesini (39. madde 4-e ) fıkrasında “yüklenicinin geçici hak edişler itirazı olduğu takdirde karşı görüşlerinin neler olduğunu ve dayandığı gerekçelerini idareye vereceği ve bir örneğin de hak ediş raporuna ekleyeceği dilekçesinde açıklaması ve hak ediş raporunu- idareye verilen ………….. tarihli dilekçemde yazılı ihtiraz ı kayıtla cümlesini yazarak imzalaması gereklidir.” şeklinde hüküm olduğu, bu yapılmadığı için sonuçlandırılmayan hak edişlerden dolayı, yüklenicinin hiçbir hak iddia edemeyeceği, Yapım İşleri Genel Şartnamesinin belirtilen bu maddelerindeki düzenlemelerin HMK’nın 287. maddesine göre delil sözleşmesi niteliğinde olduğu, taraflarca ileri sürülmese dahi ,yargılamanın her aşamasında hakim tarafından görev gereği re’sen gözetilmesi gerektiği, “ Hak edişlere yüklenici tarafından yukarıda açıklanan usullere uygun itiraz edilmeme veya hiç itirazda bulunulmaması ve hakkın düşmesi sonucunu doğurur.”(Y.HGK’nın 08.12.2010 T.2010/15-609 E 2010/634 K. sayılı içtihadı.), hükme esas alınan bilirkişi raporunun sonuç bölümünde, yüklenicinin alacağı için yapılan hesaplamalarda kullanılan hesap yönteminin anahtar teslimi esasına göre yapılan işlerde uygulanan stuasyon yöntemi olup, sözleşmeye aykırı olduğu, yazılı sözleşmenin, birim fiyat esasına göre düzenlenmiş olduğu için hesaplamaların, şartnamenin 39. madde a fıkrasında belirtilen yöntemle yapılması gerektiği, buna göre “Sözleşmeye ekli birim fiyat teklifi cetvelinde yazılı fiyatlar ile metrajlarından hesaplanan iş kalemleri miktarlarının çarpımı üzerinden yapılır” hükmüne göre yüklenicinin alacağının belirlenmesi gerektiği, hatalı rapor ile karar verilmesinin doğru olmadığı, sözleşmelerde asansör, pvc, pencere ve çelik kapı yaptırılması işlerinin sözleşme dışı tutulduğu, bu imalatların kooperatif tarafından diğer firmalara özel sözleşme ve anlaşmalarla yaptırılarak bedellerinin kooperatif tarafından karşılandığı, mahkeme kararında "İnşaatların başka firma tarafından yapıldığı davalıca ispat edilmesi gerektiğinden” davanın kabul edildiğinin belirtildiği, anılan imalatların yüklenici kendisi yaptırdığını iddia ediyor olduğuna, bunun ispat yükünün de yükleniciye ait olduğu, bu imalatların kooperatif tarafından yaptırıldığı, yüklenici alacağına dahil edilen bedellerin düşülerek yüklenici alacağının belirlenmesi gerektiği, mutabakat metninden sonra yapılan işlerden doğan yüklenici alacağının henüz muaccel olmadığı, muaccel olması için hak edişin onaylanması gerektiği, oysa bu sürede yapılan işlerin yüklenici isteği üzerine düzenlenen ve onaylanan bir hak ediş mevcut olmadığı, Yargıtayın yerleşik içtihadına göre inşaat sözleşmesinde inşaat bedelinin ödenmesi borcu “Hakedişin iş sahibi tarafından düzenlenmesi" veya "Yüklenici tarafından düzenlenen hak edişin iş sahibi tarafından onaylanması’’ olgusuna bağlanan sözleşmelerde bu olgunun gerçekleşmesi ile alacağın istenebilir hale(Muaccel) geldiği, Y.15. inci HD.2010/2259E - 2011/2498-25.04.2011 tarihli kararında “Sözleşmenin eki Yapım İşleri Genel Şartnamesinde düzenlenen esaslar çerçevesinde 30 günde bir hak ediş düzenlenir, 30 günde tahakkuk bağlanır, 15 günde bir ödenir hükmüne dayanılarak takipteki istem kabul edilmiştir. Oysa bu düzenleme BK.101(Yeni TBK117) maddesince kesin vade niteliğinde olmayıp hakediş alacağının muacceliyetine ilişkindir’’ diye içtihat bulunduğu, davacı ile aralarında yapılan sözleşmede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı şartnamelerinin esaslarına göre yüklenici alacağının hak edişle ödeneceği hükmü mevcut olduğunda mutabakat sonrası dava tarihine kadar olan sürede yapılan işlerden doğan alacak için muacceliyet oluşmadığından kararın kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. Dava, eser sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karara karşı süresi içinde davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi hükmü gereğince dosya üzerinden ve 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi, belge ve toplanan deliller değerlendirilerek yasal düzenlemelere uygun ve isabetli karar verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı ve özellikle taraflar arasındaki sözleşmeler kapsamında düzenlenen açıkça borç ikrarını içerir 19.03.2016 tarihli protokolün geçersiz olduğunun davalı tarafça yasal deliller ile kanıtlanamamış olmasına ve protokol ile belirlenen 3.350.000,00 TL davalı kooperatif borcunun üstünde hüküm altına alınan bedelin protokolden sonra davacı tarafça yapılan imalatlara ve hak edilen bedele ilişkin olmasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 290.068,63 TL istinaf karar harcından peşin alınan 72.517,15 TL harcın mahsubu ile bakiye 217.551,48 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf başvurusu nedeniyle davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin ve ödediği istinaf başvuru harcının kendisi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın taraflara tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay'da TEMYİZ yolu açık olmak üzere 21/01/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ... e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır