Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiği gerekçesiyle binanın yıkımına karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiği gerekçesiyle binanın yıkımına karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 2/1/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun Adana'nın Seyhan ilçesinde bulunan konutu için 27/6/1998 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle ağır hasarlı olduğuna ilişkin tespit raporu düzenlenmiştir. Başvurucunun beyanına göre bu rapor kendisine tebliğ edilmemiştir. Adana Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü (İdare), ağır hasarlı olduğu gerekçesiyle 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, konutun ağır hasarlı olduğuna ilişkin tespit ve bu tespit üzerine verilen 5/4/2006 tarihli yıkım kararının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle idari işlemin iptali istemiyle Adana İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Mahkeme 16/10/2007 tarihinde davanın kabulü ile idari işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahallinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 8/8/2007 tarihli bilirkişi raporunda, binanın yıkılmasını gerektiren önemli bir hasarın gözlemlenmediği ve binanın az hasarlı olduğunun tespit edildiği vurgulanmıştır. Öte yandan anılan bilirkişi raporunun tebliği üzerine taraflarca herhangi bir itirazda bulunulmadığı ve raporun karar ittihazı için yeterli olduğu belirtilmiştir. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbirinci Dairesi 28/4/2010 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucunun konutunun ağır hasarlı olarak tespit edildiği ve bu tespit raporunun itiraz edilmeksizin kesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora istinaden verilen yıkım kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı konutun tamir edilerek onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından 23/9/2011 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde ilgili idari işlemin -hasar tespit raporunun- tebliğ edilmediği vurgulanmıştır. Ancak temyiz ve karar düzeltme kararlarında bu hususta bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Mahkeme, bu karara uyarak bozma ilamında belirtilen gerekçelerle 17/11/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi 3/10/2012 tarihinde ilk derece mahkemesi kararının onanmasına hükmetmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından 23/9/2014 tarihinde reddedilmiştir. Nihai karar 2/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 2/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu kanun hükümleri uygulanır." 7269 sayılı Kanun'un "Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.Gereken hallerde, yapılarda meydana gelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri yapılmış sayılır.Mal sahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3 gün içinde yetkili idare kurullarına itiraz edebilir. İdare kurulları bu itirazı en geç 3 gün içinde inceler ve karara bağlar.Süresinde itiraz olunmıyan, yahut itiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları mal sahibi yıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan elde edilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirinin emri ile yıktırılır....Yapılacak asıl işlemlere esas olmak üzere, fen kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit raporlarına mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde itiraz edilebilir ve hasar tespit raporları ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebilir. Gayrimenkulleri kesin bir şekilde hasarsız olarak tespit edilenlerin veya gayrimenkullerinin hasar tespiti hiç yapılmayanların, yargı yoluna gitmeden önce, mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili idareye başvurmaları zorunludur...."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45). AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, § 100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olması gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk davacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05, 34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54). Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).