Başvuru, gerçek maluliyet oranı üzerinden tazminata hükmedilmemesi sebebiyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; gerçek maluliyet oranı üzerinden tazminata hükmedilmemesi sebebiyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının, makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/1/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Bir mobilya fabrikasında işçi olarak çalışan başvurucu 20/4/2001 tarihinde geçirdiği iş kazası nedeniyle sağ elinden yaralanmış ve parmakları kopmuştur. Sosyal Güvenlik Kurumu Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet Daire Başkanlığı 19/7/2003 tarihinde maluliyet oranını %16 olarak belirlemiştir. Başvurucu vekili 29/9/2016 tarihinde anılan iş kazası nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde; iş kazası olarak kabul edilmesi gereken olayın, işverenin işyerinde işçi sağlığı ve güvenliği ile ilgili mevzuatın öngördüğü önlemleri almaması nedeniyle meydana geldiği, kazanın oluşumunda başvurucunun kusurunun olmadığı belirtilerek 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat talep edilmiştir. Ayrıca maddi tazminat yönünden fazlaya dair taleplerin saklı tutulduğu vurgulanmıştır. Davalı vekili davaya cevabında; başvurucunun geçirdiği iş kazası ile ilgili olarak işverenin kusurunun bulunmadığını başvurucunun kendisine verilen eldiven, gözlük ve buna benzer koruyucu malzemeleri kullanmayarak kazaya sebebiyet verdiğini, işverenin gereken tüm koruyucu tedbirleri aldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Kartal İş Mahkemesi nezdinde devam eden yargılama sırasında alınan 14/5/2007 tarihli rapor ile kazanın gerçekleşmesinde işverenin %80, başvurucunun ise %20 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. 6/10/2007 tarihli bilirkişi raporunda anılan kusur ve %16 maluliyet oranları üzerinden yapılan hesapla başvurucu lehine 238,10 TL maddi tazminat tespit edilmiştir. Başvurucu vekili bu rapor doğrultusunda 5/12/2007 tarihinde davayı, maddi tazminat yönünden ıslah etmiştir. Islah dilekçesinde, dava açılırken fazlaya dair hakların saklı tutulduğu belirtilerek maddi tazminata dair talep edilen miktar yükseltilmiştir. Yargılama sürecinde davalı işverenin maluliyet oranına itiraz etmesi üzerine Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kurulu 1/7/2008 tarihli raporu ile maluliyet oranının %33 olduğu ve başvurucunun sürekli bakıma muhtaç durumda olmadığı ve kontrol muayenesinin gerekmediği tespitleri yapılmıştır. Davalının anılan maluliyet oranına itiraz etmesi üzerine Adli Tıp Kurumu Adli Tıp İhtisas Kurulu (ATK) tarafından hazırlanan 2/7/2010 tarihli rapor ile maluliyet oranı %31,2 olarak belirlenmiştir. Anılan son rapora tarafların itiraz etmemeleri üzerine, %80 kusur ve %2 maluliyet oranlarına göre hazırlanan ek bilirkişi raporu ile başvurucuya yapılan ödemeler düşüldükten sonra başvurucunun 51 TL maddi zararının olduğu sonucuna varılmıştır. Başvurucu vekili belirlenen bu maddi tazminat miktarını esas alarak 30/3/2011 tarihinde maddi tazminat talebiyle ek dava açmıştır. Dava dilekçesinde, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulan ilk davada ıslah ile birlikte zararın bir kısmının talep edildiği ancak işverenin itirazı üzerine ATK tarafından düzenlenen rapor ile maluliyet oranın yükseltildiği, bu durumun yeni bir olgu olduğu belirtilerek zararın kalan bölümü olan 565 TL'nin işverenden tahsili talep edilmiştir. Kartal İş Mahkemesi her iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir. Mahkeme ıslah ve ek dava dilekçelerini de gözeterek 24/5/2011 tarihinde, % 2 maluliyet ve %80 kusur oranlarına göre belirlenen maddi tazminatın aynen kabulüne, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne karar vermiştir. İşveren anılan karara yönelik temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay Hukuk Dairesi 15/11/2102 tarihinde anılan hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararda; usulü kazanılmış hak kavramının davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirildiği, bu kavramın öğretide kabul gördüğü ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline geldiği vurgulanmıştır. Bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade eden usule ilişkin kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği belirtilmiştir. Usulü kazanılmış hak ilkesinin kamu düzeniyle ilgili olduğu ifade edildikten sonra başvurucunun Tedavi Hizmetleri ve Maluliyet Daire Başkanlığınca %16 olarak belirlenen maluliyet oranına itiraz etmemesi ve hatta bu oran üzerinden hesaplanan zarar miktarını baz alarak davayı ıslah etmiş olması nedeniyle işveren yararına usulü kazanılmış hak oluştuğunu ve %16 maluliyet oranı üzerinden maddi tazminat hesabı yapılarak karar verilmesi gerektiği, diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek olmadığı belirtilmiştir.Yargıtayın bozma kararına uyularak yapılan yargılamada İstanbul Anadolu İş Mahkemesi, %16 maluliyet oranına göre maddi zararı belirleyen yeni bir bilirkişi raporu hazırlatmış ve 20/3/2014 tarihli kararıyla anılan rapor ile belirlenen maddi zarara uygun olarak davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir. Davalının bu kararı da temyiz etmesi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 11/9/2014 tarihinde anılan hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararda, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmadan açılan davada davacının geriye kalan haktan zımnen feragat etmiş sayılacağı hatırlatıldıktan sonra başvurucunun 5/12/2007 tarihli ıslah dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığından ek dava ile fazlaya ilişkin hakkı talep edemeyeceği vurgulanmıştır. Derece mahkemesi 27/1/2015 tarihinde anılan bozma kararına uygun olarak davanın kısmen kabulüne ve 000TL manevi, 180,94 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile tahsiline karar vermiştir. Anılan karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 10/12/2015 tarihli onama kararıyla kesinleşmiştir. Nihai karar 5/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 14/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir." 4857 sayılı Kanun'un olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte bulunan "İşverenlerin ve işçilerin yükümlülükleri" kenarbaşlıklı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:"İşverenler işyerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler.İşverenler işyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği önlemlerine uyulup uyulmadığını denetlemek, işçileri karşı karşıya bulundukları mesleki riskler, alınması gerekli tedbirler, yasal hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirmek ve gerekli iş sağlığı ve güvenliği eğitimini vermek zorundadırlar. Yapılacak eğitimin usul ve esasları Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun "İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısımları şöyledir:"İş kazası;a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada, (...)meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaydır."4/2/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesi şöyledir:"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür."6098 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler."6098 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir."