Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/717 E. , 2024/3445 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/717 Karar No : 2024/3445 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...r 2- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... 4- ... Sigorta A.Ş. VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incel
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/717 E. , 2024/3445 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/717 Karar No : 2024/3445 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ...r 2- ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Üniversitesi Rektörlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVALI YANINDA MÜDAHİLLER : 1- ... 2- ... 3- ... VEKİLİ : Av. ... 4- ... Sigorta A.Ş. VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'in tedavi gördüğü Dicle Üniversitesi Hastanesinde uygulanan hatalı ve geç müdahaleler sonucu 06/04/2016 tarihinde vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla eşi ... için 430.000,00 TL maddi, 200.000,00 TL manevi, oğlu ... için 70.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmektedir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davacılar murisinin davalı Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde gerçekleştirilen tedavisi sonrası vefatı olayında Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından hazırlanan raporda da belirtildiği üzere davalı idareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı diğer bir ifadeyle olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmaması nedeniyle, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin karşılanmasına hukuken imkan bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince davacıların istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, yakınlarının acil serviste sistematik bir muayeneden geçirildiğine ilişkin kaydın mevcut olmadığı, acil servis başvurusunda karın ağrısı şikayeti olmasına rağmen batın muayenesi ve ayrıntılı anamnez kaydının bulunmadığı, acil serviste tüm tetkik ve tahlillerin yapıldığına ilişkin tutanaklar ile hemşire kayıtlarının olmamasının bu işlemlerin yapılmadığını ortaya koyduğu, hemşire gözlem kayıtlarının hasta dosyasında bulunmadığı, ölüm sebebi olan sepsis durumunun sebebinin hastane enfeksiyonları olduğu, hastanenin enfeksiyon kontrolü hususunda kusurunun olup olmadığının bilirkişi raporunda değerlendirilmediği, hastanedeki tedavi sürecinde hastanın durumunun apandist yönünden yeterince incelenmediği, yakınlarının ölümüyle durumunun geç fark edilmesi arasında illiyet bağı bulunduğu, murislerinin apandistinin patlayıp vücuduna yayıldığının on gün sonra fark edildiği, zamanında müdahalede edilmediği için ölüm olayının meydana geldiği, olayda hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından savunma verilmemiştir. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davacılar yakını 03/03/2016 tarihinde kesik kesik idrar yapma şikayetiyle Dicle Üniversitesi Hastanesi üroloji polikliniğine başvurmuş, yapılan muayene sonucu benign prostat hiperplazisi tanısıyla foley takılması+ürodinami testi istenmiştir. Aynı gün saat 21.46'da nöbet geçirme şikayeti ile aynı hastanenin acil servisine başvurmuş, halsizlik yürümede güçlük şikayetleri mevcut olduğu belirtilmiş, ilk muayenesinin ardından insiyatif kullanılarak sosyal endikasyonla tetkik-takip-tedavi amaçlı kalp hastanesi kardiyoloji kliniğine yatışı yapılmış, takiplerinde baş dönmesi olan ve klinik durumu düzelmeyen kooperasyon güçlüğü çeken hastaya beyin BT çekilmiş, BBT'sinde hidrosefali tespit edilmiş ve 14/03/2016 tarihinde nöroloji kliniğine devredilmiştir. 14/03/2016-16/03/2016 tarihleri arasında nöroloji yoğun bakımında takip edilmiş, 16/03/2016 tarihinde servise alınmış ve 16/03/2016-21/03/2016 tarihleri arasında nöroloji servisinde takip edilmiş, takiplerinde karın ağrısı olması ve gaz gaita çıkışının durması nedeniyle genel cerrahi konsültasyonu istenmiş, muayenesinde batın distandü tespit edilmiş, batın USG istenmiş, yapılan muayene ve tetkikler sonucu 21/03/2016 tarihinde ileus teşhisiyle acil operasyona alınmıştır. Ameliyat sonrası takip ve tedavisi devam ederken abominonal hipertansiyon gelişmesi üzerine abdominal kompartman sendromu gelişiminin engellenmesi için dekompresyon amaçlı ameliyata alınmasına karar verilmiş, ameliyat sonrası yoğun bakımda tedavisine devam ederken 06/04/2016 tarihinde vefat etmiştir. Davacılar tarafından, yakınlarının vefatında davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla davalı idareye maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun, zımnen reddi üzerine bakılan dava açılmıştır. Mahkemece olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 8. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen... tarih ve ... karar numaralı raporda; "..kişinin şikayetlerine yönelik gerekli muayene tetkik ve konsültasyonlarının yapıldığı, muayene tetkik ve konsültasyon sonuçlarına göre uygun tedavisinin düzenlendiği, takiplerinde barsak perforasyonu geliştiği, gelişen perforasyon semptomatik olduğunda vakit kaybedilmeden genel cerrahi konsültasyonu istenip hastanın ameliyata alındığı, ameliyat sonrası uygun takip ve tedavisinin yapıldığı, gelişen batın distansiyonuna yeniden ameliyat kararının uygun olduğu, ameliyat sonrası uygun takip ve tedaviye rağmen ölümün gerçekleştiği dikkate alındığında yapılan tüm işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu.." yönünde görüş bildirilmiştir. İdare Mahkemesince, anılan rapor doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş; istinaf aşamasında da Bölge İdare Mahkemesince, anılan karar hukuk ve usule uygun bulunarak davacıların istinaf başvuruları reddedilmiştir. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları doğrudan zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davaları olup, idarenin hukuki (mali/tazmin) sorumluluğunun yargı aracılığıyla belirlenip hüküm altına alınmasını sağlamaktadır. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak, yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütme yükümlülüğünün bulunduğu tartışmasızdır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesiyle "bilirkişi" konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun'a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun'un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 266. maddesinde, hakimin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği öngörülmüş; "Bilirkişi raporunun verilmesi" başlıklı 280. maddesinde, bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği, raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği; "Bilirkişi raporuna itiraz" başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir. 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu'nun 1. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 2. maddesinde, Adli Tıp Kurumu'nun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 15. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı düzenlenmiştir. 703 sayılı "Anayasada Yapılan Değişikliklere Uyum Sağlanması Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname" ile anılan hükümler yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4 No.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin 2.,3. ve 16. maddelerinde yukarıda yer verilen hükümler aynı şekilde yeniden getirilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Kişilerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının tıbbi ihmal nedeniyle ihlal edildiği iddiasıyla açılan tam yargı davalarında, hizmet kusurunun tespitine yönelik olarak ilk derece mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemesinde, bilirkişinin somut tıbbi verileri kullanarak, sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle her türlü şüpheden uzak, nesnel bir sonuca varması ve buna göre de somut gerekçelerle kanaat bildirmesi gerekmekte olup; bilirkişiye başvurulmasındaki amacın, hukuka uygun karar verebilmek için gerekli verilere ulaşmak olduğu göz önünde tutulduğunda, bilirkişilerin uyuşmazlık konusunda özel ve teknik bilgiye sahip olan kişiler arasından seçilmesi gerektiği kuşkusuzdur. Buna ek olarak, bilirkişi veya bilirkişilerce düzenlenen raporda, sorulara verilen cevapların şüpheye yer vermeyecek şekilde açık, rapor içeriğinin ise hükme esas alınabilecek nitelikte olması gerekmektedir. Doğrudan sağlık hakkını ilgilendiren bu tür davalarda, olayların oluşumuna ilişkin olarak delilleri değerlendirmekle görevli olan mahkemelerce, somut verilere dayanmayan, bilimsel değerlendirme içermeyen, yalnızca varsayıma dayalı olarak görüş bildiren bilirkişi raporlarının hükme esas alınması halinde, kişilerin anayasal haklarını korumaya yönelik yeterli yargısal güvence sağlanmamış olacaktır. Bakılan davada, her ne kadar hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporunda sağlık personeline atfedilecek tıbbi hata bulunmadığı, sağlık hizmetini sağlık çalışanları vasıtasıyla yürüten idarenin hatasının bulunmadığı yönünde görüş bildirilmiş ise de; anılan raporun aşağıda belirtilecek hususlar yönünden idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı noktasında karar verilebilmesi için tatmin edici açıklamalar içermediği kanaatine varılmıştır. Bu hususlar şu şekildedir; - Dosya kapsamındaki hasta evrakı ve tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacılar murisinin 21/03/2016 tarihli ameliyatında görevli Genel Cerrahi Uzmanı doktorun ifadesinde yer alan; ameliyatta hastanın batını açıldığında appendiks kökünde yaklaşık 1.5-2 cm'lik segmentte nekrozun mevcut olduğu, perforasyonun süresinin bu bulgulara göre 3-7 gün öncesinde olabileceğine yönelik beyanı da dikkate alındığında, 04/03/2016-21/03/2016 tarihleri arasında hastanede devam eden takibinde muayene bulgularına göre şikayetlerine yönelik olarak yapılması gerekenlerin (tahlil, tetkik, konsültasyon, müdahale) somut olayda yapılıp yapılmadığı, perfore apandisitin teşhisinde geç kalınıp kalınmadığı, duruma yönelik zamanında etkili ve yeterli müdahalede bulunulup bulunulmadığı, doktorun ifadesinde yer alan 3-7 günlük sürenin sağlık hizmetinin yürütülmesi ve tıp kuralları bakımından kabul edilebilir olup olmadığı, geçen sürede perforasyon düşünülmemesinin tıbben hatalı olup olmadığı, zamanında tanı konulup yeterli tedavi uygulansaydı ölümünün önüne geçilip geçilmeyeceği hususlarının, davacılar yakınının perforasyon teşhisi öncesinde koroner yoğun bakım ünitesindeki takibine ilişkin hasta takip formlarında yer alan hemşire izlem notlarının boş olduğu görüldüğünden günlük hemşire gözlem formları da davalı idareden temin edilmek suretiyle değerlendirilerek davacılar murisinin davalı idareye bağlı hastanede takip, tetkik ve tedavi sürecinde hata, ihmal, dikkatsizlik, tecrübesizlik, özensizlik bulunup bulunmadığı konularının tereddüte yer vermeyecek şekilde açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. - Diğer taraftan, dosyada otopsi yapılarak iç organ değişimlerinin incelendiğine dair otopsi raporunun mevcut olmadığı, davacıların, Mahkemece otopsi kayıtlarının istenmediği ve yakınlarının geçirdiği ameliyat sonrasında hastanede kapmış olduğu enfeksiyon nedeniyle vefat ettiği iddiası değerlendirilmeksizin bir kusur incelemesi yapıldığı görüldüğünden, davacılar yakınının geçirmiş olduğu ameliyat sonrasında takip ve tedavilerinin yapıldığı klinik ve ünitelerin enfeksiyon açısından steril durumda olup olmadıkları, hastanın kültürlerinde ortaya çıkan mikropların üreme sebebi, müteveffanın bu mikropları kapmasında idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı, enfeksiyona yönelik tedavinin gerektiği gibi yapıldığından söz edilip edilemeyeceği, enfeksiyon hastalıkları yönünden takip ve tedavisinde hata, eksiklik, gecikme olup olmadığı, davacılar yakınının ölüm sebebinin hastanede kapmış olduğu bir enfeksiyondan mı kaynaklandığı, eğer enfeksiyondan kaynaklı ise bu durumun davacılar yakınının ölümüne etkisinin ne olduğu ve bir kusur teşkil edip etmediği hususlarında otopsi kaydının olup olmadığı da araştırılarak kesin ölüm sebebinin belirlenmesi suretiyle bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla, Mahkemece, hastaya ait tüm kültür sonuçlarının, hastanın genel cerrahi ve anestezi yoğun bakım ünitelerinde takip edildiği dönemde aynı ünitelerde yatan başka hastalarda da aynı mikrop üremesi görülüp görülmediği hususunda bilgi ve belgelerin, sözü edilen dönemlere ilişkin Enfeksiyon Kontrol Komitesi raporlarının, günlük doktor gözlem formlarının, günlük hemşire gözlem formlarının da temin edilerek dosyadaki tüm belgeler gönderilmek suretiyle, bünyesinde gastroenteroloji cerrahi, enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji, üroloji, acil tıp, genel cerrahi uzmanı da bulunan geniş katılımlı Adli Tıp Kurumu Üst Kurulundan, davacıların iddialarının göz önünde bulundurulduğu, yukarıda yer verilen hususlara açıklık getirecek tutarlı, anlaşılır ve bilimsel değerlendirmeler içeren bir rapor alınarak olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yeterli olmayan bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu davanın reddi yolunda verilen ...İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 25/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.