Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2696 E. , 2024/2889 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2696 Karar No : 2024/2889 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- Kendi adına asaleten ..., ... ve ...'a velayeten ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/2696 E. , 2024/2889 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/2696 Karar No : 2024/2889 TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- ... 2- ... 3- Kendi adına asaleten ..., ... ve ...'a velayeten ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN_KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları ...'ın evinde baygınlık geçirmesi sonrasında başvurduğu Ceyhan İlçe Devlet Hastanesi acil servisinde yanlış teşhis ve tedavi uygulandığından bahisle vefat etmesinde davalı idarenin hizmet kusurunun bulunduğu iddiasıyla eş ... için 300.000,00 TL manevi, 250,00 TL maddi, çocuklar ..., ... ve ... için ayrı ayrı 200.000,00 TL manevi, 150,00 TL maddi, anne ... ve baba ... için ayrı ayrı 100.000,00 TL manevi, 150,00 TL maddi olmak üzere toplam 1.000,00 TL maddi (destekten yoksun kalma tazminatı) ve 1.100.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden (08/03/2015) itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararla; olayda, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda davacıların murisinin ölümünün patolojik beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, müteveffanın ilk başvurusunda muayene ve tedavisini yapan doktor ve ikinci başvuruda takip ve tedavisinde görev alan hekimler ile davalı idareye atfı kabil kusur bulunmadığı yönünde yapılan değerlendirmeden, davalı idarenin davacı hakkında yapılan tıbbi takip ve tedavide hizmet kusuru oluşturan eylemi bulunmadığı sonucuna varıldığından davacının maddi ve manevi tazminat isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu ... İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacılar tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 13/09/2017 tarihli raporunun hüküm kurmaya ve denetime elverişli olmadığı, ceza yargılamasında doktor hakkında mahkumiyet kararı verildiği, Danıştay içtihatları gereğince Mahkemece yaşanılan olayın davacılar nezdinde müteveffanın tedavisinin gerektiği gibi yürütülmediği yönünde şüphe, endişe ve üzüntüye yol açtığı görüldüğünden, üzüntülerinin bir nebze hafifletilebilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, idarenin ve çalışanlarının tıbbi açıdan somut durumun gerektirdiği önlemleri zamanında eksiksiz biçimde alması gerektiği, uygun tedavi yöntemini de belirleyip uygulamasının en temel görevlerinden olduğu, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI: Davalı idare tarafından, davacıların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Dosyanın incelenmesinden; evde baygınlık geçirmesi üzerine davacılar murisi ...'ın 08/03/2015 tarihinde saat 19.38 civarında Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisine müracaat ettiği, nöbetçi hekim tarafından akut üst solunum yolu enfeksiyonu ön tanısı ile muayanesinin yapıldığı, damaryolu açıldığı, tıbbi belgelere göre, IV enjeksiyon, Eqizolin IM/IV 1000 mg, Deksalgin 50 mg/2 ml enjektabl çözelti, Beheptal amp uygulandığı, müşahade sonrası taburcu edildiği, 09/03/2015 tarihinde gece evde fenalaşması üzerine bulantı, kusma ve bilinç değişikliği şikayetleriyle aynı hastane acil servisine tekrar başvurduğu, çekilen beyin tomografisinde subaraknoid kanama tespit edilmesi üzerine, beyin cerrahi uzmanına konsülte edilerek yoğun bakımı olan birime sevkinin uygun olduğunun bildirilmesi üzerine il içi uygun birim bulunamaması nedeniyle Tarsus Özel Medical Park Hastanesine ambulans ile sevk edildiği, burada yoğun bakımda devam eden takibi sırasında 16/03/2015 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından, yanlış teşhis ve tedavi nedeniyle yakınlarının hayatını kaybetmesinde davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle davalı idareye zararın tazmini talebiyle başvuruda bulunulduğu, söz konusu talebin zımnen reddi üzerine maddi ve manevi tazminat istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca hazırlanan ... tarih ve ... karar sayılı raporda; "Tıbbi belgelerde ve adli dosyada kayıtlı bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; kişinin ölümünün patolojik beyin kanaması ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu, tıbbi belgelerinde kayıtlı verilere göre kişinin 08/03/2015 tarihinde Ceyhan İlçe Devlet Hastanesine saat:19.38’de yapılan başvurusunda kayıtlı belgelerde, akut üst solunum yolu enfeksiyonu ön tanısı ile muayene yapıldığı, damaryolu açılması, IV enjeksiyon, Eqizolin IM/IV 1000 mg, Deksalgin 50 mg/2 ml enjektabl çözelti, Beheptal amp uygulandığının kayıtlı bulunduğu, kişiye yapılan muayene ile ilgili bulguların kayıtlı olmadığı dikkate alındığında; kişinin muayenesini yapan hekimin yaptığı muayenede nörolojik defisit saptamadığı, şikayetlerine yönelik semptomatik tedavi uyguladıktan sonra kişinin rahatlayarak ve yürüyerek acil servisten ayrıldığı ifadesinin kabulü halinde; ilk başvurusunda klinik tablosunda bulantı, kusma olmayışı, nörolojik defisit bulunmayışı nedeni ile yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, nörolojik defisit ve klinik bulguları oluşmamış hastada beyin tomografisi istenmesinin tıbben gerekliliği bulunmadığı, aynı Hastane ... tarih ve 04.02 kayıtlı belgelerde ise bulantı kusma ve bilinç değişikliği şikayetleri ve klinik durumu ile yapılan başvuru sonrası çekilen beyin BT’de SAK tespit edilmesi üzerine damaryolu açılarak diazem, epitoin, furomid, Neofleks 0,5 dekstoz 500 ml IV uygulandığı, beyin cerrahi uzmanına konsülte edilerek yoğun bakımı olan birime sevkinin uygun olduğunun bildirilmesi üzerine yoğun bakım ünitesinde yer aranması için 112 başvurusu yapıldığı, il içi uygun birim bulunamaması nedeni ile Tarsus Medical Park Hastanesine ambulans ile sevk edildiği dikkate alındığında; kişinin ilk başvurusunda muayene ve tedavisini yapan Dr. ... ve ikinci başvurunda takip ve tedavisinde görev alan hekimler ile daval idareye atfı kabil kusur bulunmadığı oy birliği ile mütalaa olunur" yolunda görüş bildirilmiştir. Konu hakkında, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında kişinin ölümünde Ceyhan Devlet Hastanesinde görevli Dr. ...'ın sorumluluğunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. Adli Tıp İhtisas Kurulunca düzenlenen ... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporunda ise, "kişinin ölümünün travmatik olmayan (patolojk kökenli) beyin kanaması ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana geldiği, kişinin 08/03/2015 tarihinde muayenesine yapan pratisyen hekim Dr. ...'ın ifadesinde; 'hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayenesinde nörolojik defısit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini' beyan ettiği, hasta yakınlarının ifadesinde ise kişinin bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; pratisyen hekim Dr. ...’a kusur atfedilemeyeceği, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğu kabülü halinde ise, hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle pratisyen hekim Dr. ...’ın kusurlu olacağı, ancak ifadeler arasında çelişkiler bulunması ve tıbbi kayıtların imha edilmesi nedeniyle olayın adli tahkikatla aydınlatılmasının uygun olacağı" yönünde değerlendirme yapılmıştır. ... İdare Mahkemesince, Mahkemelerince alınan ve yukarıda özetine yer verilen Adli Tıp Kurumunun ... tarih ve ... karar sayılı bilirkişi raporu uyarınca davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi kararıyla da davacıların istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir. Öte yandan, olayla ilgili olarak acil serviste görevli doktor ... hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan ceza davası açılmış, yapılan yargılama kapsamında düzenlenen ve istinaf aşamasında davacılar vekili tarafından dosyaya sunulan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporunda, "Kişinin 08/03/2015 tarihinde muayenesini yapan pratisyen hekim Dr. ...’ın ifadesinde; hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayanesinde nörolojik defisit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini beyan ettiği, hasta yakınlarının ifadesinde ise kişinin bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle; pratisyen hekim Dr. ...’a kusur atfedilemeyeceği, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğu kabülü halinde ise; hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle pratisyen hekim Dr. ...’ın kusurlu olacağı, müteveffa yakınlarının beyanına itibar edildiği takdirde pratisyen hekim Dr. ...’ın hastaya BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle kusurlu olduğu, hekimin kusurlu eylemi ile kişinin ölümü arasında illiyet bağı bulunduğu ancak kişiye zamanında BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istemiş olması ve hastalığının doğru tanısının konulması halinde de kişinin kurtulmasının kesin olmadığı" görüşüne yer verilmiştir. Adı geçen hekim hakkında, yukarıda yer verilen Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak ... Asliye Ceza Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile görevi ihmal suçundan dolayı on bir ay hapis cezası verildiği ve verilen cezanın para cezasına çevrilerek neticede 11.000,00 TL adli para cezasına mahkum edildiği; yapılan itiraz üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi ... Ceza Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla da ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yine ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçu sübut bulduğundan hekimin beş ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmüştür. Anılan kararın 05/11/2020 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir. İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır. Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetine yönelik tam yargı davalarında, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir. Öte yandan, manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere maruz kalmış ya da kişilerin vücut bütünlüğünün ihlal edilmiş olmasına, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları da manevi zararın varlığı ve manevi tazminata hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Uyuşmazlık konusu olayda, dosya içerisindeki bilirkişi raporları, ifade tutanakları ve tıbbi belgelerden davacılar yakınının 08/03/2015 tarihinde Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisinde muayenesini yapan doktorun ifadesinde, hastanın baş ağrısı ve halsizlik şikayeti ile geldiğini, yapılan muayanesinde nörolojik defisit olmadığını, tansiyon ve nabzının normal olduğunu, gözlem altında tuttuğunu ve vital bulgularının normal olması üzerine taburcu ettiğini beyan ettiği, davacıların ifadesinde ise yakınlarının bayılma, morarma, şuurunda hafif kapalılık şikayetleriyle hastaneye götürüldüğünü ifade ettikleri, dava konusu olayla ilgili olarak ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu raporlarında hekimin ifadesinin doğru olarak kabülü halinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, hasta yakınlarının ifadesinin doğru olduğunun kabülü halinde ise hekimin BBT çektirerek nöroloji ya da nörorşirürji uzmanı konsültasyonu istememesi nedeniyle kusurlu olacağının belirtildiği anlaşılmaktadır. Dosyada yer alan 08/03/2015 tarihli hasta muayene kağıdı incelendiğinde ise davacılar yakınının şikayetlerine ilişkin bir kaydın olmadığının görüldüğü, davacılar ile hekimin ifadeleri arasında çelişkiler bulunduğu, söz konusu çelişkileri giderecek tıbbi kayıtların da bulunmadığı, böylece olayda davacının hastaneye hangi şikayetle başvurduğu hususunda davalı idareye ait ispat yükümlülüğünün yerine getirilemediği anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacılar yakınının, 08/03/2015 tarihinde başvurduğu Ceyhan Devlet Hastanesi acil servisinde BBT çekilmeden ve şikayetlerine uygun tetkik ve tedavi uygulanmadan, nöroloji yada nöroşirürji uzmanı konsültasyonu yapılmadan ve stabilizasyonu sağlanmadan taburcu edilerek evine gönderilmesinin, uygulanan tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli özen ve titizliğin gösterilmemesinin hizmet kusuru oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Nitekim Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun ... tarih ve ... karar sayılı raporu ile davacılar yakınına yapılan müdahale ile ilgili olarak hekimin eyleminde kusurlu olduğunun, kişinin ölümü ile hekimin bu kusurlu davranışı arasında illiyet bağı bulunduğunun tespit olunduğu ve netice itibarıyla her ne kadar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise de, ceza yargılamasında, hekimin eyleminin kusurlu bulunduğu görülmektedir. Hal böyle olunca, dosya kapsamında meydana gelen zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı açık olup davacıların tazminat taleplerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine yönelik İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurularının reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE, 2. Davanın reddine ilişkin ... İdare Mahkemesi kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, 11/09/2024 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.