Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu 10/10/2011 tarihinde sağ elde kitle, ağrı ve hareket kısıtlılığı şikâyetiyle Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesine (Hastane) başvurmuştur. Yapılan muayene sonucunda belirlenen başvurucunun sağ elindeki kitle lokal anestezi uygulanarak çıkarılmış ve başvurucu aynı gün taburcu edilmiştir. Başvurucunun kontrol muayenesinde sağ el işaret parmağında hareket kısıtlılığı oluştuğunu beyan etmesi üzerine ortopedi hekimi tarafından da muayene edilen başvurucuda anılan şikâyetlere neden olabilecek bir bulgu tespit edilmemiştir. Başvurucu aynı şikâyetler ile bu kez 23/11/2011 tarihinde Hastaneye başvurmuş, muayene ve MR sonucuna göre düzenlenen 9/2/2012 tarihli raporda; başvurucunun sağ elinden çıkarılan kitlenin yeniden oluştuğu belirlenerek on seans fizik tedavi almasının önerildiği, başvurucunun fizik tedaviyi reddettiği ifade edilmiştir. Başvurucu, sağ elindeki hareket kısıtlılığı nedeniyle %4 oranında engelli hâle geldiğinin belirlenmesi nedeniyle maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla idareden talepte bulunmuş, bu talebin zımnen reddi üzerine 10/9/2015 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde hatalı ameliyat nedeniyle engelli hâle geldiğini belirten başvurucu 000 TL maddi, 000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. Mahkeme dosyayı bilirkişi incelemesi için Adli Tıp Kurumuna (ATK) göndermiştir. ATK İhtisas Kurulunun 18/9/2017 tarihli raporunda; bu tür ameliyatlardan sonra klinik şikâyetlere neden olan bulgularda tam düzelme olmayabileceği, bunun yanı sıra ameliyat sonrası ortaya çıkan hareket kısıtlılığının herhangi bir tıbbi kusur veya ihmalden kaynaklanmayan komplikasyon olarak nitelendirildiği, başvurucunun son muayenesinde yapılan sinir incelemesinin normal sınırlarda olduğu belirtilmiştir. Başvurucu bu rapora yönelik itiraz dilekçesinde; anılan raporda ameliyatın zorunlu olup olmadığı, ameliyat öncesinde ve sonrasında aydınlatma yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. Mahkeme 29/12/2017 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçede; ATK raporunun bilimsel açıdan yeterli olması nedeniyle bu rapora yönelik itirazın yerinde görülmediği ayrıca 12/8/2011 tarihli hasta bilgilendirme ve onam formlarında başvurucuya ameliyat sonrasında sinir hasarı oluşabileceği hususunda bilgi verildiği vurgulanarak somut olayda davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucu tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Başvurucu istinaf dilekçesinde; ameliyattan önce kendisine yeterli bilgi verilmediğini ve süre tanınmadığını beyan ederek kararda belirtilen onam formunun aynı Hastanede iki ay önce yapılan kıl dönmesi ameliyatına ilişkin olduğunu, dolayısıyla idarenin somut olay kapsamında alınmış bir onam belgesi sunamadığını vurgulamıştır. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi (Daire) 28/11/2018 tarihinde Mahkemenin kararının usul ve hukuka uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu, nihai kararı 1/3/2019 tarihinde tebliğ aldıktan sonra 1/4/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Komisyonca başvurucunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Ayrıca Mahkemenin gerekçesinde dayandığı 12/8/2011 tarihli hasta bilgilendirme ve onam formu ile diğer tıbbi belgeler incelendiğinde, anılan belgenin kıl dönmesi ameliyatına dair içeriğe sahip olduğu ve celp edilen diğer tıbbi belgelerdebaşvuruya konu şikâyetine ilişkin onam vebilgilendirme olmadığı görülmüştür.