İSTİNAF KARARININ VERİLDİĞİ TARİH: 25/02/2026 YAZILDIĞI TARİH: 27/02/2026 Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/314 Esas 2024/1117 Karar sayılı ilamı davalı vekili tarafından istinaf incelemesi için dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; ... tarihinde ... plakalı aracın yaya olan müvekkiline çarpması sonucu meydana gelen trafik kazas…
T.C. KAYSERİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/762 KARAR NO: 2026/320 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: KAYSERİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 05/12/2024 NUMARASI: 2023/314 Esas 2024/1117 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) DAVA TARİHİ: 26/05/2017 İSTİNAF KARARININ VERİLDİĞİ TARİH: 25/02/2026 YAZILDIĞI TARİH: 27/02/2026 Kayseri 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/314 Esas 2024/1117 Karar sayılı ilamı davalı vekili tarafından istinaf incelemesi için dairemize gönderilmekle dosyadaki tüm bilgi ve belgeler incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLÜP GÖRÜŞÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde özetle ; ... tarihinde ... plakalı aracın yaya olan müvekkiline çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında müvekkilinin yaralandığını, kaza yapan aracın ZMM Sigortası olmadığını, davalıya yapılan başvuru neticesi kısmi ödeme yapıldığını, yapılan ödemenin zararı karşılamadığını, bu nedenlerle sürekli işgöremezlik ve sair bedensel zararlar nedeniyle şimdilik 1.000,00 TL.nin yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava öncesi ek tazminat talebiyle KTK 97.maddesi uyarınca başvuru yapmadığını, davacıya 18.852,00 TL tazminat ödemesi yapıldığını, davacının itirazı olmadan ödemeyi kabul ettiğini, davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, davacı tarafın aşan zararını ispat etmesi gerektiğini, ibraname ile borcun sona erdiğini, bu nedenlerle kazaya sebebiyet veren araç sürücüsü ve işletenine davanın ihbarına, dava şartı yokluğundan dolayı davanın reddine, yetkisizlik nedeniyle reddine, esas bakımından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda Davanın KISMEN KABULÜ İLE 268.577,27 TL sürekli iş göremezlik şeklindeki maddi tazminatın dava tarihi olan 01/06/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verildiği görüldü. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davacı tarafa müvekkili tarafından ödeme yapıldığını, ek tazminat talebi için de başvuru yapılası gerektiğini ancak davacı tarafça her hangi bir başvuruda bulunulmadığını, maluliyet raporunun adli tıp kurumundan alınması gerektiğini, kusur raporunun da Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas dairesinden alınması gerektiğini, mahkemece itirazlarının değerlendirilmeden karar verildiğini, dava açılmadan önce davacının zararının karşılandığını, bu ödemenin asgari ücretteki artış ve faizi ile güncellenerek hesaplanan miktardan düşülmesi gerektiğini belirterek verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 11/03/2021 tarih 2017/767 Esas 2021/158 Karar sayılı kararı ile trafik kazası sonucu sürekli işgöremezlik tazminatı talebinden oluşan maddi tazminat davasının reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinafı üzerine Dairemizin 23/03/2023 tarih ve 2022/1145 E. 2023/618 K. sayılı karar ilamı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne karar verilerek, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6 maddesi uyarınca kaldırılmasına ve dosyanın yeniden hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasından sonra yapılan incelemeler ve araştırmalar neticesinde, Kayseri 2.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/12/2024 tarih ve 2023/314 Esas 2024/1117 Karar sayılı kararı ile trafik kazası sonucu sürekli işgöremezlik tazminatı talebinden oluşan maddi tazminat davasının kısmen kabul, kısmen reddine karar verilmiş, kararın davalı ... vekilinin istinafı üzerine, istinaf incelemesi için dairemize gelmiş olduğu görülmüştür. İstinaf incelemesi HMK 355. maddesi gereğince ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılmıştır. Duruşma açılmasını gerektiren sebepler bulunmadığından HMK'nın 353 ve 355 maddeleri gereğince inceleme ve müzakereler dosya üzerinden yürütülmüştür. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 115. maddesi “(1) Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. (2) Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. (3) Dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı noksanlığından ötürü, dava usulden reddedilemez.” düzenlemesini içermektedir. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun ‘Doğrudan Doğruya Talep ve Dava Hakkı’ başlıklı 97. maddesinde (Değişik: 14/4/2016-6704/5 md.) “Zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir.” düzenlemesi yer almakta olup, dava şartları, davanın esası hakkındaki yargılamanın devamı için gerekli olan şartlar olup, davanın açılabilmesi için değil mahkemenin davanın esasına girebilmesi için aranan kamu düzeni ile ilgili zorunlu koşullardır. Bu nitelikleri gereği de eksiklik bulunması halinde tamamlanabilir olup olmadıklarına göre ve 6100 sayılı Kanun'un HMK'nın 114 ile 115 inci maddelerindeki düzenlemeler kapsamında ele alınmaları gerekir. Davanın esasına girilmesine engel olacak nitelikteki dava şartı eksiğinin giderilmesinin her zaman mümkün olduğu durumlarda, 6100 sayılı Kanun'un 115/2 nci maddesi gereği eksikliğin giderilmesi için kesin süre verilip sonucuna göre karar verilmelidir. 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun “Dava şartı olarak arabuluculuk” başlığı altında düzenlenen 18/A maddesinin (18) numaralı bendinde “Özel kanunlarda tahkim veya başka bir alternatif uyuşmazlık çözüm yoluna başvurma zorunluluğunun olduğu veya tahkim sözleşmesinin bulunduğu hâllerde, dava şartı olarak arabuluculuğa ilişkin hükümler uygulanmaz.” hükmü yer almıştır. 2918 sayılı Kanun'un 97 nci maddesi ile zorunlu mali sorumluluk sigortasından faydalanmak isteyen hak sahiplerinin dava yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapması gerektiği dava şartı olarak düzenlenmiş olup, ayrıca arabuluculuğa gidilmesinin zorunlu olmadığı ve arabulucuya gidilmiş olmasının bir dava şartı olmadığı hususu dikkate alınarak karar verilmesi gereklidir.(Yargıtay 4.HD'nin 27/02/2024 tarih ve 2022/2982 E. 2024/2110 K.sayılı ilamı) 2918 sayılı KTK'nın 99. maddesine göre hak sahibince usulüne uygun olarak temin edilmiş belgelerin sigortaya iletildiği tarihten itibaren sekiz iş günü içinde zorunlu mali sorumluluk sigortası sınırları içinde kalan miktarları hak sahibine ödemeyen sigorta temerrüte uğramış sayılır ve temerrüte uğramış olduğu tarihten itibaren hak sahibine faiz ödemelidir. Somut olayda, davacı tarafça eldeki dava açılmadan önce davalı ...na yönelik 14/06/2016 tarihli başvuru dilekçesinin düzenlenmiş olduğu ve bu dilekçeye istinaden davalı ...nca davacı tarafa 27/04/2017 tariihnde 18.852,00 TL. ödemede bulunulduğu anlaşılmakla; davalı ... vekilinin dava tarihi itibariyle başvuru dava şartının yerine getirilmediği, davalı...nın temerrüte düşürülmediği yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Alacağın yalnızca bir bölümü için açılan davaya kısmi dava denir. Bir davanın kısmi dava olarak nitelendirilebilmesi için, alacağın tümünün aynı hukuki ilişkiden doğmuş olması ve alacağın şimdilik belirli bir kesiminin dava edilmesi gerekir. Diğer bir söyleyişle, bir alacak hakkında daha fazla bir miktar için tam dava açma imkânı bulunmasına rağmen, alacağın bir kesimi için açılan davaya, kısmi dava denir. Kısmi dava açılabilmesi için talep konusunun bölünebilir olması gerekli olup, açılan davanın kısmi dava olduğunun dava dilekçesinde açıkça yazılması gerekmez. Dava dilekçesindeki açıklamalardan davacının alacağının daha fazla olduğu anlaşılıyor ve istem bölümünde "fazlaya ilişkin haklarını saklı tutması” ya da “alacağın şimdilik şu kadarını dava ediyorum” şeklinde bir ifadeye yer verilmiş ise, bu husus, davanın kısmi dava olarak kabulü için yeterli sayılmaktadır (Pekcanıtez, H.: Medeni Usul Hukuku, C. II, 15. baskı, İstanbul 2017, s. 1000). Davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının ve hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek, açtığı davaya kısmi dava denir. Bir kimsenin kısmi dava açıp açmadığı ancak dava dilekçesinden, davacının talep sonucundan anlaşılır. Belirsiz alacak davasını düzenleyen 6100 Sayılı HMK 107. maddesinde; “(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Bu hükme göre, belirsiz alacak davasının alacak miktarının veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenemediği ya da imkansız olduğu hallerde belirsiz alacak davası açılabilecektir. Belirsiz alacak davası açan davacı, alacağı belirlenebilir hâle geldikten sonra kesin talep sonucunu mahkemeye bildirecektir. Bu belirleme, dilekçelerin değişiminden yani davalı tarafın delillerini mahkemeye sunmasından sonra söz konusu olabileceği gibi, tahkikat sırasında, özellikle delillerin incelenmesi aşamasında da olabilir. Her hâlde talep sonucunun belirlenmesi tahkikat sonuna kadar yapılabilir ise de, bu belirlemenin daha önceki aşamada yapılmasına da engel yoktur. Islah ve Maddi Hataların Düzeltilmesi başlıklı; "MADDE 176- (1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir. (2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslah yoluna başvurabilir. Islahın zamanı ve şekli MADDE 177- (1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. (2) (Ek:22/7/2020-7251/18 md.)(1) Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması hâlinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz. (3) Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, bu yazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek amacıyla karşı tarafa bildirilir. Somut olayda, davacı vekili dava dilekçesinde 6100 sayılı HMK'nın 107.maddesine göre belirsiz alacak davası olarak davasını açtığını belirtmiştir. Davacının tazminat alacağı, dava açıldığı tarih itibariyle tam ve kesin olarak belirlenmesi mümkün olmayıp, alınan kusur, maluliyet ve aktüerya bilirkişi raporları ile tahkikat sonucu alınan bilgi ve belgeler neticesinde belirlenmiş ve 02/02/2024 tarihli talep arttırım dilekçesi ile davacı açısından talebini yükseltmiş olup davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasında da herhangi bir sakınca olmadağı kanaatine varılmıştır. 6098 sayılı TBK'nın 49. maddesi maddesinde haksız fiil tanımlanmış, 72. maddesinde haksız fiilden zarar görenin, bundan kaynaklanan zararının tazmini istemiyle açacağı davaların zararı ve faili öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve herhalde haksız fiil tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi bulunduğu belirtilmiştir. Aynı doğrultuda, 2918 sayılı KTK'nın 109/1 maddesinde; motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak 10 yıl zamanaşımı süresi öngörülmüştür. Bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Maddenin özellikle 2. fıkrasında "dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğarsa" ifadesi ile kanun koyucu taraf ayrımı yapmaksızın (davacı, davalı veya dava dışı 3. kişi) yapmış olduğu fiil cezayı gerektiriyor ise uzamış ceza zamanaşımı uygulanacağı ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, 6098 sayılı TBK'nın 72. ve 2918 sayılı KTK'nın 109/2. maddesindeki düzenlemeler, zamanaşımı süresinin başlangıcı ve miktarları yönünden birbirine paraleldir. 2918 sayılı Kanunun anılan madde hükmünde gözden kaçırılmaması gereken husus, ceza kanununda öngörülen daha uzun zamanaşımı süresinin tazminat talebi ile açılacak davalar için de geçerli olabilmesinin sadece eylemin ceza kanununa göre suç sayılması koşuluna bağlanmış bulunmasıdır. Bu düzenlemenin iki ayrı sonucu bulunmaktadır. Söz konusu yasa hükmü, ceza zamanaşımının uygulanabilmesi için sadece eylemin aynı zamanda bir suç oluşturmasını yeterli görmekte; bunun dışında fail hakkında mahkumiyet kararıyla sonuçlanmış bir ceza davasının varlığı hatta böyle bir ceza davasının açılması ya da zarar görenin o davada tazminat yönünden bir talepte bulunmuş olması koşulu aranmamaktadır. Dahası söz konusu hükümde, ceza zamanaşımının uygulanması bakımından sürücü ve diğer sorumlular (örneğin işleten) arasında bir ayrım da yapılmamış, böylece kuralın bunların tümü için geçerli olduğu hepsi için aynı zamanaşımı süresinin uygulanacağı öngörülmüştür. (HGK'nun 5.6.2015 gün 2014/17-2198 2015/1495 sayılı kararı ile uzamış ceza zamanaşımı benimsenmiştir.) 2918 sayılı KTK'nın “Zamanaşımı” başlıklı 109. maddesi; “...Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar. Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir. Zamanaşımı, tazminat yükümlüsüne karşı kesilirse, sigortacıya karşı da kesilmiş olur. Sigortacı bakımından kesilen zamanaşımı, tazminat yükümlüsü bakımından da kesilmiş sayılır. Motorlu araç kazalarında tazminat yükümlülerinin birbirlerine karşı rücu hakları, kendi yükümlülüklerini tam olarak yerine getirdikleri ve rücu edilecek kimseyi öğrendikleri günden başlayarak iki yılda zamanaşımına uğrar. Diğer hususlarda, genel hükümler uygulanır.” hükmünü içermektedir. Açıklanan ilkeler ışığında somut olay incelenecek olursa; trafik kazası neticesinde her ne kadar ceza davası açılmamış ise de yapılan eylemin aynı zamanda suç teşkil etmesi nedeniyle zamanaşamı süresinin kaza tarihi olan ... tarihinden itibaren sekiz yıl olduğu, davacı tarafça davanın zamanaşımı süresi içerisinde 01/06/2017 tarihinde açılmış ve 02/02/2024 tarihinde süresi içerisinde talep artırım dilekçesiyle artırım talebinde bulunulmuş olduğu anlaşılmakla, açılan davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılmış olduğu husus da dikkate alındığında davalı ... vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Trafik kazası ile ilgili olarak, ceza dosyasında alınan kusur bilirkişisi raporu, eldeki davada alınan kusur bilirkişisi raporu ile aynı trafik kazasına bağlı olarak açılmış olan diğer tazminat davalarında alınmış olan kusur bilirkişisi raporlarının tutarlı olup, birbiriyle çelişkili olmaması gerekir. Raporlar arasında çelişki olduğu takdirde çelişkinin mahkemece Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik kürsüsünden seçilecek heyetten ya da İTÜ trafik kürsüsünden seçilecek heyetten rapor aldırılmak suretiyle çelişkinin giderilmesi gerekir. Somut olayda, eldeki davada Ankara ATK'dan kusur raporu alınmış, alınan kusur raporlarında trafik kazasının meydana gelmesinde dava dışı ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'un %85, davacı yaya ...'nun %15 oranında kusurlu olduğunun rapor edilmiş olduğu, kaza tespit tutanağı ile adli tıp raporu arasındaki çelişkinin giderilmesi için Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik kürsüsü fen heyetinden alınan kusur raporunda trafik kazasının meydana gelmesinde dava dışı ... plaka sayılı araç sürücüsü ...'un %50 oranında, davacı yaya ...'nun %50 oranında kusurlu olduğunun rapor edilmek suretiyle çelişkinin giderilmiş olduğu ve alınan raporun olayın oluş şekline uygun düştüğü tespit edilmiş olup, davalı ... vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay uygulamalarına göre, maluliyet raporu adli tıp uzmanları tarafından düzenlenmeli ve maluliyet oranı kaza tarihindeki mevzuata uygun olarak belirlenmelidir. “Cismani Zarar Halinde Lazım Gelen Zarar ve Ziyan” başlığı altında düzenlenen TBK'nın 54. maddesinde, bedensel zarara uğranılması nedeni ile talep edilebilecek zarar türleri belirtilmekte olup çalışma gücü kaybı da bu zarar türleri arasında yer almaktadır. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebinin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Maluliyete ilişkin alınacak raporların, haksız fiil; 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğüne, 11/10/2008 ila 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne, İşlemleri Yönetmeliği'ne, 01/06/2015 tarihinden sonra ise Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri, yaralananın çocuk olması halinde ise 20/02/2019 tarihinde yürürlüğe giren Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik hükümlerine göre maluliyetin tespiti gerekmektedir. Somut olayda, Dairemizin 23/03/2023 tarih ve 2022/1145 E. 2023/618 K. sayılı karar ilamı ile "ilk derece mahkemesince, davacının usulüne uygun teşekkül ettirilmiş olan Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına sevk edilerek, ... kaza tarihi itibariyle, "Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit Yönetmeliği" ve "Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğe" göre ayrı ayrı değerlendirilme yapılarak davacının maluliyetine ilişkin rapor düzenlenmesine karar verilmiş, karar gereği yerine getirilmediği gerekçesiyle, dosya içerisindeki mevcut deliller dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmıştır. Dosya içerisinde, bilgi ve belgelerden davacı tarafça ...na trafik kazasından kaynaklı maluliyetin giderilmesine yönelik olarak ödemede bulunulmak üzere 06/06/2016 tarihinde başvuruda bulunulduğu, davacı tarafça davalı ...na maluliyet raporu olarak " Kayseri Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği Engelli Sağlık Kurulu Raporu" nun sunulduğu, trafik kazasının meydana gelmesinde davacının ve dava dışı sürücü ...'un %50 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek, davacının Kayseri ... Üniversitesi Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği Engelli Sağlık Kurulundan almış olduğu ... tarihli sağlık kurulu raporundaki %8 oranındaki maluliyetin ...tarafından alınan maluliyet raporuyla da kabul edilip dikkate alınarak, aktüerya bilirkişisinden alınan rapor doğrultusunda davacı tarafa 26/04/2017 tarihli "makbuz ve ibraname" başlığı adı altında 27/04/2017 tarihinde 18.852-TL. ödeme yapılmış olduğu anlaşılmakla; davacı tarafın %8 maluliyetin üzerinde bir maluliyetinin olduğu yönünde herhangi bir talebinin olmaması, davalı tarafın da dava öncesinde %8 oranında maluliyeti kabul etmek suretiyle davacı tarafa ödemede bulunması hususu dikkate alınarak, davacı tarafın ...Üniversitesine sevkinin sağlanarak maluliyet raporu alınmasının HMK'nun 30.maddesinde düzenlenen "Usul ekonomisi ilkesi" ile 26.maddesinde düzenlenen "taleple bağlılık ilkesi" ne aykırı olduğu, davacı tarafın talebi doğrultusunda %8 maluliyet oranı kabul edilmek suretiyle, dosyanın aktüerya bilirkişisine tevdi edilerek, dava dışı sürücü ...'un trafik kazasının meydana gelmesinde %50 oranında kusurlu olduğu kabul edilmek suretiyle, öncelikle 26/04/2017 ibraname tarihi itibariyle davacı tarafın cismani zarardan doğan tazminat alacağının hesaplanması, aktüerya bilirkişisi tarafından hesaplanan tazminattan kusur indiriminin yapılması neticesinde oluşan sonuca göre değerlendirilme yapılması; ...nca davacıya yapılan 18.852-TL. ödeme yeterli değilse, o takdirde rapor tarihi itibariyle yukarıda belirtilen usuller dairesinde hesaplanacak tazminattan davalı tarafça ödenmiş olan 18.852-TL'nin rapor tarihi itibariyle güncellenmek suretiyle mahsup edilmesi sonucunda bakiye tazminata hükmedilmesi gerektiği" yönünde verilen kaldırma kararı doğrultusunda mahkemece aktüerya bilirkişisinden rapor alınmış ve oluşan sonuca göre karar verilmiş olduğu anlaşıldığından, davalı ... vekilinin maluliyet raporuna yönelik istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. 01/06/2015 tarihinden önce meydana gelmiş olan trafik kazalarında cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatının hesaplanmasında Yargıtayca PMF - 1931 yaşam tablosu esas alınıyor ve %10 artırım %10 iskonto yöntemiyle zarar görenlerin tazminat alacağı hesaplanıyordu. 01/06/2015 tarihinde yeni Genel Şartların yürürlüğe girmesiyle birlikte, 01/06/2015 tarihinden sonra meydana gelen ve 01/06/2015 tarihinden sonra düzenlenmiş olan poliçelerde PMF 1931 yaşam tablosu ve %10 artırım %10 iskonto yönteminden vazgeçilerek poliçelerin eki niteliğindeki genel şartlar gereğince tazminat hesabında TRH - 2010 yaşam tablosu ve 1,8 Teknik Faiz yöntemi kullanılmaya başlanıldı. Anayasa Mahkemesi’nin 17/07/2020 tarih 2019/40 Esas 2020/40 Karar sayılı kararıyla 2918 sayılı KTK’nın 90. ve 92. maddelerinde “genel şartlara” atıf yapan cümlelerin iptaline karar verilmiş ve bu karar ... tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olmasıyla birlikte, Yargıtay 17. Hukuk Dairesince zarar görenlerin cismani zarar ve destekten yoksun kalma tazminatı alacağının hesaplanmasında TRH 2010 ve %10 artırım %10 iskonto yöntemi benimsenmiş olup TRH 2010 yaşam tablosunun uygulamasından vazgeçilmemiştir. (Yargıtay 17.HD.’nin 2019/5206 E. 2020/8874 K. 22/12/2020 tarihli ilamı) Somut olayda, davacının sürekli işgöremezlik tazminatında hükme esas alınan aktüerya bilirkişisi raporunda, TRH 2010 yaşam tablosu ve %10 artırım %10 iskonto yöntemi esas alınmak ve bakiye ömür dikkate alınmak suretiyle hesaplanmış olduğu anlaşılmakla; ... tarihinde ...sayılı RG'de aynı gün yürürlüğe giren 7327 kanun numaralı "İCRA VE İFLAS KANUNU İLE BAZI KANUNULARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN'un; 18. maddesi ile 2918 sayılı KTK'nun 90. maddesine yapılan değişiklik neticesinde "...sürekli sakatlık tazminatı, ulusal doğum ve ölüm istatistikleri kullanılarak hazırlanan hayat tablosu, zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartlarında yüzde 2'yi geçmemek üzere belirlenen iskonto oranı ve sürekli sakatlık oranı esas alınarak hayat üniteleri ile genel kabul görmüş aktüerya kurallarına uygun olarak, hesaplanır..." hükmünün 19/06/2021 tarihinden sonraki kazalar neticesinde açılan tazminat davalarında uygulanacağı, ancak 2918 sayılı KTK'nun 90.maddesinde 7327 kanun numaralı "İCRA VE İFLAS KANUNU İLE BAZI KANUNULARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN'la yapılan değişikliğin Anayasa Mahkemesi'nin 29/12/2022 tarihli ve E.:2021/82, K:2022/167 sayılı ile iptal edildiği hususu dikkate alındığında; mahkemece davacıların destek zararının TRH 2010 yaşam tablosu ve %10 artırım, %10 iskonto yöntemi esas alınmak ve bakiye ömür dikkate alınmak suretiyle hesaplanması isabetli olup, davalı ... vekilinin TRH 2010 yaşam tablosu ve 1,8 Teknik, 1,65 Teknik faiz yöntemi esas alınmak ve bakiye ömür dikkate alınmak suretiyle daha az tazminatına hükmedilmesi gerektiği yönündeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, dava açılmadan önce tarafların sulh olması ve sigorta adına ibraname düzenlenmesi halinde, ibraname tarihi itibariyle hak sahibinin tazminat alacağı hesaplanacak, hesaplanan bedel hak sahibine sigorta tarafından ödenmiş olan bedelden fazla ise fahiş fark olmadığından, hak sahibinin tazminat alacağı olmadığı, hesaplanan bedel hak sahibine ödenen bedelden az ise ve bu fark da fahiş ise o takdirde bu kez aktüerya rapor tarihi itibariyle hak sahibinin hesaplanan tazminat alacağından, sigorta tarafından hak sahibine dava açılmadan önce ödenmiş olan tazminat rapor tarihi itibariyle güncellenecek ve güncellenen bu bedel, rapor tarihi itibariyle aktüerya bilirkişisi tarafından hesap edilen bedelden düşülerek, hak sahibinin fark alacağı tespit edilecektir. Dava açıldıktan sonra 2918 sayılı Yasanın 111. maddesi gereğince ödenen tazminat ile aktüerya raporu ile belirlenen miktar arasında açık nispetsizliğin bulunmasına göre ibraname makbuz niteliğinde olup, belirlenen tazminattan, yapılan ödemenin güncellenmeksizin mahsup edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. (Yargıtay 17.HD'nin 05/06/2012 tarihi 2011/8559 E. 2012/7287 K. sayılı ilamı, Yargıtay 17.HD'nin 20/10/2020 tarih ve 2019/5511 E. 2020/5853 K. sayılı ilamı) Dosya içerisinde davalı ... tarafından sunulan dava öncesinde 27/04/2017 tarihinde 18.852,00 TL. ödendiğine ilişkin ödeme belgesi ve 26/04/2017 tarihli "makbuz ve ibraname" başlığı adı altında ibraname bulunmaktadır ve bu ödeme davacı tarafça inkar edilmemiştir. Ödeme ve ibra borcu söndüren nedenler olup, ödeme belgesinin sunulması mahkemece savunmanın genişletilmesi şeklinde algılanmayıp Yargıtay yerleşik uygulamalarına göre, dava öncesinde davalı ... tarafından, 27/04/2017 tarihinde ödenmiş olan 18.852,00-TL.'nin Yargıtay yerleşik uygulamaları gereğince ödendiği tarih baz alınarak, aktüerya bilirkişisi tarafından hesap edilen 26.253,12 TL. ile davacıya ödenen 18.852,00 TL. arasındaki farkın fahiş olduğu bu sebeple aktüerya bilirkişisi tarafından rapor tarihi itibariyle ve güncel asgari ücret baz alınarak yapılan sürekli işgöremezlik bedelinden davalı ... tarafından ödenmiş olan 18.852,00 TL.'nin yasal faiz işletilmek suretiyle güncellenmesi neticesinde oluşan 30.951,89 TL'nin mahsubu neticesinde davacının 268.577,27 TL. sürekli işgöremezlik tazminatı alacağının olduğuna hükmedilmesi isabetli olup, davalı ... vekilinin aksi yöndeki istinafının yerinde olmadığı tespit edilmiştir. Yukarıda izah edilen sebeplerle ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, davalı ...vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b/1. maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmesi gerektiği tespit edilmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-) Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-) İstinaf başvurusu nedeniyle alınması gereken 18.346,52 TL istinaf karar harcından davalı tarafından başvuru sırasında peşin yatırılan 4.587,00 TL harcın mahsubu ile eksik kalan 13.759,52 TL istinaf karar harcının istinaf eden davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-) İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 4-) Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-) İstinaf yargılaması bakımından davalı tarafça yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının HMK'nun 333. maddesi, Yönetmeliğin 207/1. maddesi ve HMK Gider Avansı Tarifesi'nin 5. maddesi hükümleri uyarınca yatırana iadesine, 6-) Kararın kesin olmaması nedeni ile tebligat işlemlerinin dairemizce yerine getirilmesine, Dair; tarafların yokluğunda, Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 353/1-b/1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca Yargıtay yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 25/02/2026