Başvuru, velayeti başvurucuda olan çocuğun dedesi ve babaannesiyle arasında şahsi ilişki kurulmasına karar verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, velayeti başvurucuda olan çocuğun dedesi ve babaannesiyle arasında şahsi ilişki kurulmasına karar verilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 23/10/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucunun 18/7/2006 tarihinde doğan bir kız çocuğu bulunmaktadır, eşi vefat etmiştir. Başvurucu bir bankada çalışmaktadır. Başvurucunun eşi vefat etmeden önce kardeşleri ve babası ile birlikte hissedar olduğu aile şirketinde çalışmaktadır. Eşinin vefatından sonra başvurucu ve çocuğu en yakın mirasçılar olarak terekenin borçları nedeniyle mirasın reddi talebinde bulunmuşlardır. Aydın Sulh Hukuk Mahkemesinin 3/12/2010 tarihli kararıyla mirasın reddi talebinin kabulüne, terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesine karar verilmiştir. Tasfiye işlemleri hâlen devam etmektedir.A. Şahsi İlişki Tesisine Dair Yargılamaya İlişkin Süreç Başvurucunun eşinin anne ve babası torunlarıyla şahsi ilişki kurulması talebiyle başvurucuya karşı Aydın Aile Mahkemesinde 19/10/2010 tarihinde dava açmışlardır. Davacılar, daha önce başvurucuyla aralarında olumlu bir ilişki bulunduğunu, torunlarını sürekli olarak ziyaret ettiklerini, ancak oğullarının vefatından sonra aile şirketinde iş hayatından kaynaklanan sorunlar nedeniyle başvurucunun torunlarıyla görüşmelerini engellediğini iddia etmişlerdir. Başvurucu, davacıların bir aile şirketinin bulunduğunu, vefatından önce eşinin de bu şirkette hissedar olduğunu, eşine ait kredi kartının vefatından sonra dahi şirket ödemeleri için kullanıldığını, kendisinin de bu durum nedeniyle suç duyurusunda bulunduğunu, ayrıca şirketteki eşine ait hisselerin devri ile harcama ve borçlar nedeniyle de davacılarla arasında husumet oluştuğunu belirtmiştir. Davacıların tehdit ve baskılarına maruz kaldığını, çocuğun halası ve amcasının kendisine saldırdığını,-kendisine vurmaya teşebbüs ettiğini- bütün bu olayın çocuğunun gözü önünde gerçekleştiğini, çocuğun korktuğunu ve ağladığını ifade etmiştir. Başvurucu, davacıların dava tarihine kadar torunlarını görmek için istek ve girişimde bulunmadıklarını, çocukla şahsi ilişki kurma taleplerinin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ve çocuğun huzurunu bozacağını iddia etmiştir. Mahkeme tarafından bir psikolog ve bir pedagogdan oluşan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. 1/4/2011 tarihli bilirkişi raporunda; çocuğun, babasının vefat etmesinden önce davacılarla görüştüğü ve bu süreçte herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığı, bu nedenle davacılarla ilişkisinin kesilmesinin babaanne ve dedeyi tanımadan büyümesine ve onlara yabancı olmasına neden olabileceği belirtilmiştir. Taraflar arasında miras nedeniyle karşılıklı iddialarda bulunulduğu, ancak bu iddiaların açılan davalarla ispat aşamasında olduğu, davacıların çocuğun hakkını kötüye kullanmadıklarının ispatlanması hâlinde çocuk ile davacıların anne refakatinde kısa sürelerde görüşebileceği ifade edilmiştir. Çocuğun yaşının küçük olması ve babasını yeni kaybetmiş olması nedeniyle anneden uzun süre ayrı kalmasının psikolojik ve sosyal gelişimini olumsuz etkileyebileceği, bu nedenle çocuğun davacılarda -yatılı kalacağı şekilde- şahsi ilişki tesisinin uygun olmadığı kanaati bildirilmiştir. Mahkemenin 26/5/2011 tarihli duruşmasında ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan 22/6/2011 tarihli sosyal inceleme raporunda, çocuğun davacılara karşı tepki geliştirdiği, bir önceki raporun düzenlendiği görüşmedekine kıyasla davacılarla ilişki kurmamakta daha kararlı olduğunun gözlemlendiği belirtilmiştir. Çocuğun dedesini ve babaannesini görmeyi reddettiği, taraflar arasındaki çekişmenin sağlıklı iletişim ortamı oluşmasını engellediğinin anlaşıldığı ifade edilmiştir. Çocuğun bu çekişmeli durumdan ne şekilde olumsuz etkilendiğinin ve niçin böyle tepki gösterdiğinin anlaşılabilmesi için psikiyatrik değerlendirmeye ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. Raporda, şayet kişisel ilişki kurulmasına karar verilirse kişisel ilişki tesis edilmeden önce çocuğun profesyonel bir yardımla görüşmelere hazır edilmesinin ve eğitilmesinin, gerekirse tarafların da bu tür eğitime dâhil edilmesinin çocuğun yararına olacağı kanaati bildirilmiştir. Mahkeme, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk-Ergen Ruh Sağlığı Bölümünde görevli uzman doktor ve psikolog görüşünü içeren 27/9/2011 tarihli bilirkişi raporu aldırmıştır. Söz konusu raporda; çocuğun babaanne, dede ve hala ile görüşmeyi reddettiği, taraflar arasındaki çekişmeden olumsuz olarak etkilenmiş olduğunun anlaşıldığı, ancak bu etkilenmenin çocuğun ruh sağlığını ve günlük yaşamını bozacak derecede olmadığı belirtilmiştir. Çocuğun anne ile bağımlı ilişkisi ve ayrılık kaygısı olduğunun gözlendiği, olumsuz tepkinin anneye olan düşkünlükten kaynaklanmış olabileceği ifade edilmiştir. Çocuğun yabancılarla güven ilişkisi kurmakta zorlandığı için yatılı/yatılı olmaksızın davacılarla şahsi ilişki kurulmasının çocuğun huzurunu tehlikeye düşüreceği, bu nedenle ancak annesi refakatinde, ayda bir kez en az bir saat olmak kaydıyla babaanne ve dedeyle ev dışı bir ortamda (oyun parkı vb. alanda) görüşmesinin çocuğun tepkisini azaltabileceği kanaati bildirilmiştir. Mahkeme, 13/12/2011 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde, taraflar arasındaki çekişme ve husumet ortamı ve çocuğun davacılar ile görüşmeyi reddetmesi dikkate alındığında kişisel ilişki kurulmasının çocuğun huzurunu tehlikeye düşüreceği sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Kararda ayrıca her ne kadar bilirkişi raporlarında anne refakatinde çocuğun davacılarla şahsi ilişki kurması görüşü belirtilmişse de emsal Yargıtay kararları da dikkate alınarak şahsi ilişkinin çocuğun annesinin gözetiminde tesisinin beklenen amaca uygun olmadığı ifade edilmiştir. Bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 23/1/2013 tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde, davacıların torunlarını görmek ve onunla uygun kişisel ilişki kurmak, torun sevgisini tatmak ve çocuğa da bu sevgiyi vermek haklarının bulunduğu, bu haklarını amaca aykırı kullanacaklarına dair dosyada bir delil ve olgunun bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 1/7/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bozma ilamına uyan yerel mahkeme, 12/11/2013 tarihli kararı ile davayı kabul ederek çocukla davacılar arasında her ayın ve Cumartesi günleri saat 00 ile 00 arasında, dini bayramların günleri aynı saatlerde ve her yılın 1 ila 7 Temmuz günleri arasında kişisel ilişki kurulmasına hükmetmiştir. Bu karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/5/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır. Bu karar başvurucuya 24/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 23/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. Kredi Kartının İzinsiz Kullanılması Suretiyle Yarar Sağlama Suçu Nedeniyle Açılan Ceza Davasına İlişkin Süreç Başvurucu ile müteveffa eşinin ailesi arasında eşinin ölümünden sonra bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştır. Bu kapsamda başvurucu, müteveffa eşine ait kredi kartlarının ölümünden sonra şirket harcamalarında kullanılarak kendisinin borçlu hâle getirildiğini belirterek suç duyurusunda bulunmuştur. Aile şirketinin ortakları ve başvurucunun eşinin kardeşleri olan iki sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Aydın Asliye Ceza Mahkemesinin 1/4/2013 tarihli kararıyla eylemin sabit olduğu gerekçesiyle sanıkların hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir. Anılan karara yapılan itiraz Aydın Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2013 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. A. Ulusal Hukuk 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun maddesi şöyledir: "Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir.Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı, hâlihazırda mevcut olan ve hakiki aile yaşamı oluşturan fiilî, yakın ve şahsi bağların kurulduğu aile ilişkilerini korumaktadır. Bu hüküm kapsamında aile kavramı, evliliğe dayalı ilişkilerle sınırlı değildir ve tarafların evlilik olmadan bir arada oturduğu fiilî "aile" bağlarını da kapsayabilir. Sözleşme'nin maddesinin amaçları bakımından "aile hayatı"nın varlığı ya da yokluğu her somut olayda yakın kişisel bağların mevcut olup olmadığına bağlı olan olgusal bir sorundur (K. ve T./Finlandiya [BD], B. No: 25702/94, 12/7/2001, § 150; Marckx/Belçika, B. No: 6833/74, 13/6/1979, § 31). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), aile hayatının sadece ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişkilerle sınırlı olmadığını, örneğin büyükanne ve büyükbaba ile torun ilişkisinde olduğu gibi yakın akrabalar arasındaki ilişkilerin de aile hayatına dâhil olabileceğini kabul etmektedir (Marckx/Belçika, § 45). AİHM, devletlerin bu şekildeki yakın akrabalar arasındaki aile ilişkilerinin normal bir şekilde sürdürülmesine izin verecek şekilde davranma yükümlülüğü olduğunu belirtmektedir (Marckx/Belçika, § 45; Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/6/1998, § 51). AİHM'e göre çocuğun üstün menfaatlerine aykırı olmadıkça ailesi ile bağlarını sürdürmesi çocuğun hakkıdır. Aile bağları ancak istisnai durumlarda koparılabilir ve aile bağlarının koptuğu durumlarda, kişisel ilişkinin sürdürülmesi ve koşullar uygun olduğunda ailenin yeniden bir araya gelmesi için gerekli tüm tedbirler alınmalıdır (Gnahore/Fransa, B. No: 40031/98,19/9/2000, § 59). AİHM kararlarında aile bağlarının sürdürülmesi konusunda kamu makamlarına düşen yükümlülüğün mutlak olmadığı, her olayın özel koşullarına bağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamının farklılaşabileceği belirtilmiştir. AİHM'e göre kamu makamlarınca konuyla ilgili tüm tarafların hukuki menfaatlerinin gözetilmesi, özellikle çocuğun üstün menfaati dikkate alınarak tarafların menfaatleri arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir (P. ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 22457/08, 15/11/2011, § 128). Diğer Uluslararası Belgeler 9/11/2010 tarihli ve 6066 sayılı Kanun'la onaylanması uygun bulunan ve 17/11/2011 tarihli ve 28115 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nin "Çocukla ana ve babası dışındaki şahıslar arasında kişisel ilişki" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"1) Çocuğun yüksek yararına bağlı olarak, çocukla, ana ve babası dışındaki aile bağları bulunan şahıslar arasında kişisel ilişki kurulabilir. 2) Taraf Devletler, bu hükmün kapsamını, fıkrada sözü edilen kimselerden başkalarına da genişletmekte serbesttirler ve böyle bir genişletme durumunda, devletler, maddenin (a) bendinde tanımlanan kişisel ilişki türlerinden hangisinin uygulanacağı hususunda serbestçe karar verebilirler."