İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : DAVA DİLEKÇESİ: Davacı/ karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı şirket ile yaptığı anlaşma gereği, Pharmeticcare ürününün ambalajlama işlemi davalı şirket tarafından üstlenilmiş, sipariş gereği 200 ML lamine tüp kutular halinde davalı şirket tarafından laminasy…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 44. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I DOSYA NO: 2023/1132 Esas KARAR NO : 2025/1642 İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 24/02/2023 NUMARASI : 2021/281 E. - 2023/125 K. ASIL DAVA : Maddi ve Manevi Tazminat KARŞI DAVA : Alacak İSTİNAF KARAR TARİHİ: 27/11/2025 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü : DAVA DİLEKÇESİ: Davacı/ karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin davalı şirket ile yaptığı anlaşma gereği, Pharmeticcare ürününün ambalajlama işlemi davalı şirket tarafından üstlenilmiş, sipariş gereği 200 ML lamine tüp kutular halinde davalı şirket tarafından laminasyon ve dolum işlemlerinin yapılması konusunda tarafların anlaştığını, ürünlerin davalı şirket tarafından laminasyon ve dolumunu takiben ülkenin en seçkin eczanelerinde satılmak üzere davacı şirket tarafından satışa sunulduğunu, ürün tüpleri raflarda beklerken bir süre sonra kendiliğinde omuz kısımları kırılmaya-çatlamaya başladığını, ürün zayi olduğu gibi ürünün akıtması sebebiyle ürünün satışa sunulduğu raflardaki diğer ürünler ve rafların da zarar gördüğünü, bu durumun müvekkili şirket tarafından derhal davalı şirkete telefon ve mail yoluyla iletildiğini, davalı şirket mail yazışmaları ile kusurunu kabul ettiğini, ayıplı ürünler şirket adresinde boş bir depoya konulmakla halen bekletildiğini, davacı şirketin davaya konu ayıplı mal sebebi ile kaynaklı uğradığı zararların şu şekilde olduğunu, iade ürünlerden doğan maddi zarar, ürünün rafa akması sebebiyle zarar gören diğer ürün veya ürünlerde oluşan zararlar, tüm ürünlerin nakliyesi nedeniyle oluşan kargo giderleri, müvekkilinin projeye devam ettirememe riskinden doğan zarar ürünlerin stok maliyeti, marka ve firma imajının zedelenmesi ile ürünün piyasadan çekilmek zorunda kalınmasıyla oluşan zarar olmak üzere fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL maddi, şirketin uğramış olduğu itibar ve ticari kaybı düşünüldüğünde 200.000,00 TL manevi tazminatın ihbar tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava konusu ürünler ile ilgili ilk şikayetini ürünlerin kendilerine teslim edilen tarihten yaklaşık 7 ay sonra müvekkiline bildirdiğini, dava konusu ürünlerin ayıplı olmadığı gibi süresi içerisinde ayıp ihbarında da bulunulmadığından davacının talep edilebilir herhangi bir hak ve alacağının bulunmadığını, uyuşmazlığın ortaya çıktığı ilk andan itibaren müvekkili şirketin iyi niyetini ortaya koyarak sorunun çözümü için birçok alternatif sunduğunu, ancak davacı tarafın amacının sorun çözmek değil piyasada tutulmayan bir ürün için yapılan yatırımın maliyetini müvekkili şirkete ödetmek olduğunu, davacı tarafın tüplerin tekrar doldurulmasını talep ettiğini, bu talebin müvekkili şirketçe olumlu bir şekilde karşılandığını ancak davacı tarafın fikir değiştirerek bu şekilde dolum yapılmasının hijyenik olmayacağını belirttiğini, müvekkili şirketçe yapılan firma ziyaretinde koli içerisinde 18.000 adet ürün tespit edildiğini, 7 ayda en fazla 1.600 adet ürünün eczanelere gönderildiğini, davacının söz konusu ürünlerin ayıplı olduğunu iddia etmesinin nedeni bu ürünlerin satılamaması olduğunu, davacı taraf ile yapılan görüşmelerde 20 adet tüpten 2-3 adetinin yani yaklaşık %10 kadarının ayıplı ürün olduğunu, eczanelere gönderilen ürün sayısının 1600 olduğuna göre davacının iddiasına göre ayıplı ürün sayısının 160 civarında olduğunu, müvekkili iyi niyet göstergesi olarak sorunlu ürünlerin sorunsuz ürünlerle değiştirme teklifinde de bulunulduğunu, ancak davacının sorunsuz ürünlerinde iadesini talep ettiğini, davacı tarafın maddi zarar olarak belirttiği kalemlerin tamamının mücerret iddiadan ibaret olduğunu, bu ticari ilişkiden zararlı çıkan ve alacaklı olan müvekkili şirket olduğunu, davacı ile müvekkil şirket arasındaki ticari ilişkiden doğan 5.655,80 TL cari hesap alacağının fazlaya ilişkin talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere avans faizi ile davacı/karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesinin 2014/1257 esas, 2017/155 karar sayılı kararı ile; ''Asıl davanın KISMEN KABULÜNE, 25.173,91 TL'nin 26/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının maddi zarar yönünden fazla istemin ve manevi tazminat isteminin reddine, Karşı davanın KABULÜ ile; 5.655,80 TL'nin 22/09/2014 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki avans faiziyle birlikte davacı - karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine'' karar verdiği görülmüştür. Dairemizin 2020/212 esas, 2021/338 karar sayılı kararı ile; "Davacı-karşı davalı vekilinin istinaf talebi yönünden; davacı vekili; davalı şirket ticari ilişkiyi ve tüplerin ayıplı olduğunu kabul ettiğinden, müvekkili şirketin hizmet alımı yaptığı davalı-karşı davacı yana ticari defter kayıtlarında borçlu olduğu tespit edilmiş olsa dahi, müvekkilinin dava konusu ürünlerin ayıplı olması sebebiyle Yerel Mahkemece kısmende olsa zararı tespit edilerek, davalı-karşı davacıdan alacaklı olduğu anlaşıldığından, davacıya ticari defterlerden kaynaklı olarak ödeme yapmasının beklenemeyeceğini ileri sürmüş ise de; taraflarca takas mahsup talebinde bulunulmadan mahkemece re'sen takas mahsup yapılamayacağından, dosyada tarafların takas mahsup iddiası bulunmadığından, karşı davada HMK 135.maddesi uyarınca aykırı düşmediği sürece davaya ilişkin hükümler uygulanacağından, HMK 294 maddesindeki yargılama sonunda mahkemece uyuşmazlığın esası hakkında karar verileceğine dair düzenleme kapsamında karşı dava yönünden karar verilmesinde isabetsizlik olmadığından, davacı-karşı davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf talebinin 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesine göre esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Mahkemece, davacının defterleri ve dava konusu tüplerin incelenmesi sonucu düzenlenen 29/09/2015 tarihli rapor ile davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişilerce düzenlenen 03/05/2016 tarihli rapor ve 12/10/2016 tarihli ek rapor alınmıştır. 29/09/2015 tarihli tüpler incelenerek verilen raporda; şampuan tüplerinin omzunun boyunla birleştiği noktada yırtılma meydana geldiği, bu bölgede malzeme et kalınlığının 605 - 690 mikron olduğu, omuz bölgesinde ise et kalınlığının 1230 -1150 mikron aralığında ölçüldüğü, tüp iç basıncının en zayıf noktalarında, tüm cidarında yırtılmalar meydana geldiği,1-Ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonunda düzenlenen 03/05/2016 tarihli raporda; tüp kısmı ile tüp omzunun bağımsız yapılarda olduğu göz önüne alındığında, hatanın tüp omzunun ve tüpün et kalınlığının olamayacağı, ayıbın tüp gövdesi ile omuzun birleşme çeperindeki yapışmayla ilgili olabileceği, ayrıca tüm sorunların ortaya çıkmasında depolamanın, sıcaklık farklarının, basınç etkilerinin de rol oynayabileceği belirtildiğinden, ikinci raporda davacı-karşı davalıya da ayıbın ortaya çıkmasında kusur yüklenmiştir. Davacı - karşı davalıya da ayıbın ortaya çıkmasında kusur yüklenmesi sebebiyle, kusur oranının tazminat ve miktarını etkileyeceği nazara alındığında, raporlar arasındaki aykırılığın giderilmemesi hatalı olduğundan davacı tarafın aykırılığın giderilmesi için rapor alınmadığı yönündeki istinaf talebinin yerinde olduğu tespit edilmiştir.2-Dosyada mevcut 29/09/2015 tarihli raporda; ürünlerin dolum sonrası geçen süre, hava teması, konulan kaptaki kimyasal tepkimeler değerlendirildiğinde yeni bir kaba aktarılmasının sağlık açısından uygun olmadığı, bu haliyle imha edilmesinin gerektiği bildirilmesine rağmen, 03/05/2016 tarihli tüp içindeki şampuan üzerinde inceleme yapılmaksızın verilen raporda; tüpün içindeki malzemenin vakum altında olması gereken bir malzeme olmadığı, havayla teması halinde problem çıkmayacağı, tamamının açık havada birkaç gün bırakılmasıyla bozulmasının mümkün olduğu, tüp içindeki şampuanların boşaltılıp derhal başka bir ambalaja aktarılması sırasında, havayla teması çok fazla olmadığından bozulmayacağı, hammadde olarak boşaltım, sıvışma vb % 5 lik bir kayıp oluşturma ihtimali bulunduğu, hammaddenin aktarım anında hijyenik bozulmasının söz konusu olamayacağı, yönünde birbirine aykırı raporlara karşı davacı tarafça itiraz edildiği tespit edilmiştir. Her ne kadar 29/09/2015 tarihli raporda heyette kimya mühendisi mevcut değil ve mahkemece heyette kimya mühendisi olmadığından itibar edilmediği belirtilmiş ve 03/05/2016 tarihli rapor heyete kimya mühendisi dahil edilerek alınmış ise de; kimya mühendisi tarafından ürün görülmeden rapor verildiğine ilişkin itiraz değerlendirilmeden karar verilmesi dosya kapsamına uygun düşmediğinden, davacı-karşı davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf talebinin de yerinde olması sebebiyle kabulü gerekmiştir.3-Reklamasyon faturasının, satılan bir malın kalitesindeki bozukluktan dolayı karşı firmanın malı iade etmeyerek, telafi edici bir fatura kesmesi olduğundan, terimsel anlamda reklam ve tanıtım yapmak ile ilintili bir fatura olduğu düşünülerek, tanıtım ya da reklama ilişkin bilgi belge olmadığından kabul edilemeyeceği yönünde hüküm kurulması, hatalı olduğundan davacı-karşı davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiştir.4- Davaya konu ürünün dosyada mevcut bilgi ve belgelerden şikayet sebebiyle toplandığı açık olduğundan, ürünün raflarda ve tüketicilerin evinde kullandığı esnada, ayıp sebebiyle ambalajlarının çatlaması buna bağlı olarak da ürünün akmasından dolayı davacı markasının kalitesiz olduğunu düşündüreceği ve davacının ticari itibarını tüketici ve ürünü satan gözünde zedeleyeceği, prestij ve güven kaybına uğratacağı düşünülmeden, mahkemece delil ibraz edilmedi şeklinde değerlendirilmesi, yerinde olmadığından davacı vekilinin istinaf talebinin belirtilen yönlere ilişkin olarak kabulüne karar verilmiştir.Davalı-karşı davacı vekilinin istinaf talebi yönünden; şikayet üzerine müvekkili şirket yetkilileri tarafından yapılan firma ziyaretinde koli içerisinde 18.000 adet ürün tespit edildiği, üretilen ürünün 19.600 adet olup, 1.600 ürünün eczanelere gönderildiği, davacı/karşı davalının söz konusu ürünlerin ayıplı olduğunu iddia etmesinin sebebi ürünlerin satılmaması olduğu, davacı şirket ile yapılan görüşmelerde 20 adet tüpten 2-3 adetin yani yaklaşık %10’ unun ayıplı olduğunun belirtildiği, müvekkilinin ayıplı ürünleri iyiniyet göstergesi olarak sorunsuz ürünler ile değiştirilebileceği yönünde teklifte bulunduğu, davacı/karşı davalının kötüniyetli şekilde sorunsuz ürünlerinde iadesini talep ettiği, haksız çıkar sağlama gayesiyle hareket ettiği, yönündeki davalı iddiasını kanıtlayıcı hiçbir delil sunulmadığından, bir iddiadan yarar sağlayan tarafın iddiasını kanıtlamakla yükümlü olduğu prensibi uyarınca yerinde olmadığından, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesine göre esastan reddine,Mahkemece; Davacı tarafından ürünlerin ayıplı olduğunun davalıya e-mail ile yoluyla bildirildiği ve davalı tarafından da kabul edilerek tüplerin yenileriyle değiştirilip yeniden dolum işleminin yapılmasının teklif edildiği, dosyaya ibraz edilen e-mail yazışmalarından ve davalının cevap dilekçesindeki beyanlarından anlaşıldığından, ayıbın davalı tarafından kabul edilmesi karşısında ayıp ihbarının süresinden sonra yapıldığı şeklindeki savunmanın yerinde olmadığı kabul edilmiştir.1-6098 Sayılı TBK'nın 474. maddesi gereğince eserin ayıplı olması halinde iş sahibi eserin tesliminden itibaren işlerin akışına göre eseri gözden geçirip, ayıpları varsa " uygun bir süre içinde yükleniciye bildirmekle yükümlüdür,'' Yargıtay 15. H.D.'nin yerleşmiş içtihatlarına göre ihbarın yapıldığı tanık dahil her türlü kanıtlanabilir, ayıp ihbarının yapıldığını kanıtlamak davacı tarafa aittir. Davalı vekili ayıp ihbarının varlığını kabul etmekle birlikte, ürün teslim edildikten 7 ay sonra ihbar edildiğini ileri sürdüğünden, bu hali ile ihbarın süresinde yapıldığını ispat külfeti yer değiştirmemiş olup, kanıtlamak halen davacı taraftadır. Davalı tarafça gönderilen, Bakırköy 27. Noterliği'nin 26/08/2014 tarih ve 15768 yevmiyeli ihtarında ilk ürün tesliminin 14/11/2013 tarihinde, ikinci teslimin 20/11/2013 tarihinde, ayıp ihbarının 16/06/2014 tarihinde yapıldığı iddia edilmektedir. Davacı tarafın teslim tarihine itirazı yoktur. Davacı tarafın dosyaya sunduğu e-mail yazışmalarının en eskisinin 16/07/2014 tarihli olduğu tespit edildiğinden, davalı tarafın beyan ettiği tarih daha önceki bir tarih olmakla, ihbarın 16/06/2014 tarihinde olduğu kabul edilerek, davacı tarafça ayıbın ilk tespit edildiği tarih belirlenmesi ve yasa kapsamında süresi içinde yapılmış ayıp ihbarının varlığı şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edilmesi gerekirken, ayıbın davacı tarafça ilk tespit edildiği tarih belirlenmeden, karar verilmesi yerinde olmadığından, davalı vekilinin ihbarın süresinde yapılmadığına ilişkin istinaf talebinin kabulüne, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a/6. maddesi gereğince kararın kaldırılmasına, karar verilmesine karar verilmiştir." gerekçeleri ile kaldırılmasına karar verilmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesi 2021/281 esas, 2023/125 karar sayılı, 24/02/2023 tarihli kararı ile; "Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre her ne kadar bilirkişi raporunda davalı karşı davacı tarafından davalıya teslim edilen tüplerde gizli ayıp olduğu bildirilmiş ise de, aynı raporda mevcut ayıbın el ile yapılabilecek basit bir basınç uygulaması ile görülebileceği bildirildiğinden ürünlerdeki ayıbın gizli ayıp olmadığı, açık ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafından muayene yükümlülüğünün yerine getirilmediği, davacı tarafından, ayıbın tarihe ilişkin açık ve kesin olarak öğrenildiği tarihe ilişkin dosyaya delil sunulmadığı, bu haliyle davaya konu ürünleri ayıplı hali ile kabul etmiş sayılacağı, bu nedenle davacı tarafın süresi içinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispatlayamaması sebebiyle ASIL DAVADA; davacı karşı davalının davasının REDDİNE, KARŞI DAVADA; davalı karşı davacısının davasının KABULÜNE, 5.655,80 TL'nin temerrüt tarihi olan 29/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davacı karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine" karar vermiştir. İSTİNAF: Davacı/ karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin ayıbın basit muayene ile anlaşılacağına dair bilimsel dayanaktan uzak bilirkişi raporuna itibar ederek ve önceki raporlarda ayıbın imalat hatası ve gizli ayıp olduğunun belirtilmesine rağmen, tüplerin 10 yıllık sürede kimyasalın etkisiyle çürüyebileceği hususunu göz ardı ettiğini, ayıbın yalnızca yaklaşık %10'luk bir oranda ortaya çıkması sebebiyle gizli ayıp olduğunu ve davalının ağır kusurlu kabul edilmesi gerektiğini, davalının e-posta yazışmaları ve teklifleri ile ayıbı kabul etmesi karşısında ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı savunmasının hakkın kötüye kullanılması olduğunu, mahkemenin %10 kusur atfedilen müvekkilinin davasını külliyen reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, ayıplı ifa sonucu oluşan maddi zararların (satılamayan ürün maliyeti, depolama, kargo) yanı sıra müvekkili şirketin itibar kaybı ve ürünleri piyasadan çekmek zorunda kalması nedeniyle oluşan manevi zararın da mahkemece değerlendirilmemesinin hatalı olduğunu, son olarak, müvekkilinin ayıplı ürünler nedeniyle daha büyük zarara uğradığı açıkça ortadayken karşı davanın kabulüne karar verilmesinin de hukuka aykırılık teşkil ettiğini belirterek, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP: Davalı/ karşı davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davacının ayıbı süresinde ihbar etmediği için asıl davayı reddetme kararının, ürünlerdeki ayıbın basit kontrolle anlaşılabilecek açık ayıp niteliğinde olması nedeniyle hukuka uygun olduğunu, karşı davada ise müvekkilinin alacağının ticari defterlere göre sabit olduğu için kabul kararında isabetsizlik olmadığını, davacı-karşı davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Asıl dava; ayıplı ifa iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat, karşı dava ise taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesi tarafından asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüne karar verildiği, davacı/ karşı davalı tarafından yukarıda yazılı sebeplerle istinaf kanun yoluna başvurulduğu görülmüştür. osyanın tetkikinde; Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda Denizli Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesi aracılığı ile mali müşavir bilirkişi ve kimya mühendisi bilirkişiden oluşan heyetten rapor alındığı, dosyaya sunulan bilirkişi raporunda mali müşavir bilirkişi tarafından, davacı karşı davalının ticari defterlerinde davalı karşı davacının alacağında kayıtlı olan faturaların toplam tutarının 137.870,65 TL olup, 2012 yılından devreden 44.971,14 TL bakiye borç ve 87.243,83 TL ödeme bedelleri ile borcunda kayıtlı olan toplam tutarın 132.214,97 TL olduğunu, ticari defterlerindeki davalının cari hesap bakiye alacağının (137.870,65 – 132.214,97) = 5.655,68 TL olduğunu tespit ettiği görülmüştür. Kimya mühendisi bilirkişisinin ise davaya konu şampuan tüplerinin üst tarafı açık, ama alta gelen kapağı çakılmış, yani kapağı kapatılmış şekilde doluma girdiğini, dolum yapıldıktan sonra, üst tarafı yapıştırıldığını dolum işleminin böylece tamamlandığını bu ambalaj modelinde kapakların çakılmış vaziyette doluma geldiğini, kapakların sonradan vidalı bir şekilde açılıp kapanmadığını ve kullanım sırasında kapağın sadece bir klipsle açılıp kapandığını, rapora eklenen fotoğraflarda da görüleceği üzere tüplerin sızıntı yaptığını, kırığın yerin görülebildiğini, tüplerin boyun kısmında görülen bu çatlaklığın ancak kapak çakımı sırasında olabileceğini, boş tüplerin imalatı sırasında bu boyun kısmında çatlaklık oluştuğunu, çatlaklığın plastik imalatı sırasında olup, bu çatlamaya dikkat edilmeden dolum yapıldığını, davalı karşı davacı Şedele Matbaacılık Ltd Şti'nin davaya konu boynu kırık tüplerini başka bir plastik tüp imalatçısından almış veya kendisi imal etmiş olma ihtimali olmakla birlikte dikkatsiz bir şekilde dolumunu yaptığını, ürünün ambalajlanmasına ilişkin imalat sırasında istenmeyen veya öngörülemeyen hatalar her zaman olabildiğini, imalat sırasında zaman zaman, belirli periyotlarla çıkan ürünlerin kalitesi kontrol edildiğini, davalı karşı davacı açısından ilk üretim aşamalarında ve malın imalatı aşamasında bu kontrollerin yapılması gerektiğini, davacı karşı davalı açısından ise bir malı piyasaya sürmeden gerekli sağlamlık kontrollerini elle ve göz ile basınç uygulayarak yapılması gerektiğini, böylece sızıntının görülebileceğini, eğer bu kalite kontrolleri zamanında yapılsa idi, hiçbir firmanın zarar etmeyecek olduğunu, bu nedenlerle, davalı karşı davacının %90, davacı karşı davalının %10 oranında kusurlu olduğunu, davacı karşı davalının depolama, saklama veya kullanma açısından bir kusurunun görülmediğini, sadece malı teslim alırken ve gerekli kalite kontrollerini yapmadan piyasaya sürme konusunda kusurunun olduğunu, davaya konu ambalajda gizli ayıp söz konusu olduğunu, bu durumda bu malların satışının yapılamayacağını, satılan malların geri toplanıp, satılmayıp elde duran kısmı ile birlikte iade edilmesinin normal olduğu, şampuanların genellikle kapağı açıldıktan 2-3 yıl gibi kullanım sürelerinin olduğunu, tüp içindeki şampuanların hacmini küçük olması nedeniyle tekrar başka bir ambalaja doldurulmasının ekonomik olmadığını zamanında %5 kayıpla başka ambalaja doldurulabileceğini bildirdiği görülmüştür. İlk derece mahkemesi tarafından; bilirkişi raporunda davalı/ karşı davacı tarafından davacıya teslim edilen tüplerde gizli ayıp olduğu bildirilmiş ise de mevcut ayıbın el ile yapılabilecek basit bir basınç uygulaması ile görülebileceği tespiti ile ürünlerdeki ayıbın gizli ayıp olmadığı, açık ayıp niteliğinde olduğu, davacı tarafından muayene yükümlülüğünün yerine getirilmediği, davacı tarafından, ayıbın tarihe ilişkin açık ve kesin olarak öğrenildiği tarihe ilişkin dosyaya delil sunulmadığı, bu haliyle davaya konu ürünleri ayıplı hali ile kabul etmiş sayılacağı, bu nedenle davacı tarafın süresi içinde muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispatlayamaması sebebiyle asıl davanın reddine karar verilmiş ise de Dairemizin kaldırma kararında belirtilen hususların yerine getirilmediği anlaşılmıştır. Nitekim Dairemizin kaldırma kararında davacı / karşı davalıya da ayıbın ortaya çıkmasında kusur yüklenmesi sebebiyle, kusur oranının tazminat ve miktarını etkileyeceği nazara alındığında, raporlar arasındaki aykırılığın giderilmesi gerektiği belirtilmiş ise de alınan raporda ayıpların gizli ayıp olduğu, davacının malı piyasaya sürmeden gerekli sağlamlık kontrollerini elle ve göz ile basınç uygulayarak yapması gerektiği, böylece sızıntının görülebileceği, eğer bu kalite kontrolleri zamanında yapılsa idi, hiçbir firma zarar etmeyeceğinden %90 Şedele Matbaacılık (davalı), %10 ... Ltd Şti. (davacı) kusurlu olduğu belirtilmekle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından çözümü hukuk dışında, özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir konuda aksi yönde değerlendirme yapılarak ayıbın açık ayıp olduğu kanaatine varılması ve prestij ile güven kaybına dayalı tazminat istemi yönünden değerlendirme yapılmaması isabetsiz bulunmuştur. Bu kapsamda yapılan inceleme neticesinde; eczanelerin ürünlerin akıttığına dair bildirimlerinin 2014 Ağustos- Eylül aylarına ait olduğu, davacı tarafça 16 Temmuz 2014 tarihli maili ile davalıya bildirildiği, bir hafta önce görüşüldüğünün de mail içeriğinde yazılı olduğu, davalı çalışanının 7 Ağustos 2014 tarihli cevabi mailde ve davalı tarafın 12 Ağustos 2014 tarihli mail içeriklerinde ürün ambalajlarındaki çatlamanın davacı tarafından bildirildiğinin anlaşıldığı, eczane bildirimleri, eczane satış faturaları ile dosya kapsamındaki raporlardan ürünlerin eczanelere Aralık 2103 ve Ocak 2014 tarihlerinde dağıtımının yapıldığı, ürün ambalajlarındaki çatlama ve akıtma sorununun sonradan ortaya çıktığı, ürünlerin Ağustos- Eylül aylarında iade edildiği ve eczane iade faturalarının düzenlendiği, ürünlerdeki ayıbın gizli olduğu, davalı tarafa gizli ayıpların ortaya çıkması ile bildirildiği, bu nedenle davacının sözleşmeden dönme ve zararın tazminini talep etme hakkının bulunduğu, ıslah tarihi itibari ile 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında dairemiz kaldırma kararından sonra alınan hüküm kurmaya elverişli hesaplamaya dayalı bilirkişi raporuna göre, asıl davanın kısmen kabulüne, 50.000TL maddi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren, 53.366,94TL maddi tazminatın 21/10/2022 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 50.000TL manevi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, karar verilmesi gerekirken asıl davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Bu nedenlerle asıl dava yönünden davacı/ karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 353/1-b/2 maddesi gereğince kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, '' Asıl davanın kısmen kabulüne, 50.000TL maddi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren, 53.366,94TL maddi tazminatın 21/10/2022 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 50.000TL manevi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine'' karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Karşı dava yönünden ise Resmi Gazete'de yayınlanarak 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile HMK'nın 341. maddesinin 2. fıkrası değiştirilerek; "Miktar ve değeri 3.000-TL'yi geçmeyen mal varlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." hükmü ihdas edilmiş ve aynı Kanun'un 44. maddesi ile HMK'ya eklenen EK MADDE-1'in birinci fıkrası ile parasal sınırların her yıl tespit edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanacağı, ikinci fıkrası ile de parasal sınırların uygulanmasında hüküm tarihinin esas alınacağı düzenlemesi yapılmıştır. Yeniden değerleme sonucunda ilk derece mahkemesinin hüküm tarihi olan 2023 yılı için kesinlik sınırı 17.830-TL olmuştur. Anılı yasal düzenlemelere göre karşı dava yönünden istinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen miktar, hüküm tarihi itibariyle kesin niteliktedir. Dolayısıyla istinafı kâbil bir karar değildir. Tüm bu nedenlerle karşı dava yönünden davacı/ karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 341/2, 352/1-b maddeleri uyarınca usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Asıl dava yönünden davacı/karşı davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜNE, karşı dava yönünden davacı/karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun USULDEN REDDİNE,2- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24/02/2023 tarih, 2021/281 E., 2023/125 K. sayılı kararının HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Asıl davanın KISMEN KABULÜNE, 50.000TL maddi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren, 53.366,94TL maddi tazminatın 21/10/2022 ıslah tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 50.000TL manevi tazminatın 22/09/2014 dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi (reeskont) ile davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya dair istemin reddine, Karşı davanın kabulüne, 5.655,80 TL'nin temerrüt tarihi olan 29/08/2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davacı karşı davalıdan alınarak davalı karşı davacıya verilmesine,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;Asıl dava yönünden;4/a- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 10.476,50 TL karar harcından peşin alınan 4.269,40 TL'nin mahsubu ile 6.207,10 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 25,20 TL başvurma harcı, 4.269,40 peşin harç, 3,80 TL vekalet harcı, 4.450,00 TL bilirkişi ücreti, 604,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 9.352,40 TL'nin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle 5.845,25 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/c-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen maddi tazminat davası yönünden 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre kabul edilen manevi tazminat davası yönünden 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre reddedilen manevi tazminat davası yönünden 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, Karşı dava yönünden;4/e- Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 386,35 TL'nin mahsubu ile 229,05 TL harcın karşı davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/f-Davalı karşı davacı tarafça yapılan toplam 2.978,90 TL yargılama gideri, 386,35 TL karşı dava harcı olmak üzere toplam 3.365,25 TL yargılama giderinin davacı karşı davalıdan tahsili ile davalı karşı davacıya verilmesine, 4/g-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 5.655,80 TL vekalet ücretinin karşı davalıdan tahsiliyle karşı davacıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-Asıl dava yönünden istinaf talebi kabul edildiğinden, karşı dava yönünden istinaf talebinin esası incelenmediğinden davacı/karşı davalı tarafça yatırılan istinaf harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davacı/karşı davalı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcının davalı/karşı davacıdan tahsiliyle davacı/karşı davalıya verilmesine,5/c-Karşı dava yönünden istinaf yargılaması için davacı/karşı davalı tarafından yapılan 492,00 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacı/karşı davalının üzerinde bırakılmasına,5/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- HMK'nın 333. maddesi gereğince bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/11/2025