10. Hukuk Dairesi 2023/2919 E. , 2024/8518 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3352 E., 2022/2595 K. KARAR : Davalı yönünden esastan ret, davacı yönünden kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 23. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/636 E., 2021/669 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın
**10. Hukuk Dairesi 2023/2919 E. , 2024/8518 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3352 E., 2022/2595 K. KARAR : Davalı yönünden esastan ret, davacı yönünden kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 23. İş Mahkemesi SAYISI : 2019/636 E., 2021/669 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf talebinin esastan reddi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne İlk Derece Mahkeme hükmünün kaldırılarak esas hakkında yeniden davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin "makina bakım ustası" olarak çalıştığını, 31.03.2017 tarihinde meydana gelen iş kazasında ağır kalıcı malûliyete uğradığını, olayın davalının ihmali ve kusurlu eylemleri nedeniyle olduğunu, davacının gerçek ücretinin bordrolara yansıtılmadığını belirterek 1.051.537,98 TL maddi tazminat ve 500.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin işe giriş tarihinden itibaren davacıya sürekli olarak iş güvenliği eğitimleri verdiğini, davacı ...'ün 01.04.2008 tarihinden itibaren yaklaşık 11 senedir müvekkili şirketin Çanakkale ili, Çan İlçesindeki seramik fabrikalarında değişik alt işverenlerde ''Makina Bakım Onarım Ustası'' olarak çalıştığını, davacının müvekkili şirkette çalışmaya başlamasından itibaren sürekli iş güvenliği eğitimleri verildiğini, verilen eğitimler sonrası davacıya Çalışma Düzeni İş Sağlığı ve Güvenliği İç Yönetmeliği Teslim Tutanağı ile iş sağlığı ve güvenliği konulu bir eğitim kitapçığı verildiğini, davacıya çalışmasında kullanılması için kulak koruyucu, naylon çizme, plastik eldiven, toz maskesi, baret, saydam gözlük, koruyucu ayakkabı gibi kişisel koruma ürünleri teslim edildiğini, müvekkili şirketin basiretli bir işveren gibi davrandığını ve çalışanlarının iş güvenliği için birçok eğitimi davacının da içinde bulunduğu tüm çalışanlara verdiğini ve iş güvenliğini arttırmak ve iş kazalarını azaltmak için elinden gelen tüm çabayı sarf ettiğini, bu hususları teşvik eden evrakları dosyaya sunduklarını, davacının kendi kusuru ve hareket eden banda müdahale etmesi sebebi ile kendi ağır kusuru ile iş kazası geçirdiğini, Makina bakım onarım ustası olması sebebi ile banta kayması problemi sebebi ile çağırıldığını, davacını arızalı banta müdahale ederken Bant Şasisi üzerinde bulunan merkezleme ayar gergi civatalarından ayarlama yapmadan önce koordineli olarak çalıştığı personele haber vermeden hareket eden banta kolunu sokarak müdahalede bulunduğunu, kaza sonrasında Çanakkale'den ambulans helikopter çağrıldığını, ambulans helikopterin gece uçamaması sebebi ile askeri ambulans helikopter ile davacının İzmir'e sevk edildiğini, bu süreçte zamanla yarışıldığını ve davacının hayatta kalması sağlandığını, maddi tazminat taleplerini kabul etmediklerini, davacı için tedavi sürecinde yapılan toplam 4.032,50 TL belgeli giderin, davacıya yapılan 16.861,90 TL avans ödemesi ve müvekkil şirketçe yaptırılan sigorta sebebi ile ... Sigorta Şirketi tarafından ödenen 60.000,00 TL'nin takdir edilecek maddi tazminattan mahsup edilmesini talep ettiklerini, davacı vekilince açılan davada müvekkili şirketten 500.000,00 TL manevi tazminat talep ettiğini, manevi tazminatın amacının çekilen acıyı dindirmek, yaşama arzusunu tazelemek ve manevi dengeyi yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle manevi tazminatın amacının özendirme ve zenginleştirme olmadığını, davacının tazminat talebinin fahiş miktarda olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davalı üst işverenin %80, davacının %10, dava dışı alt işveren ...'ın %10 oranında kusurlu olduğu , davacının davaya konu iş kazası nedeniyle %90 oranında sürekli iş göremezliğe maruz kaldığı kabulünden hareketle; "1-Açılan davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 2-874.564,14 TL net maddi tazminatın, kaza tarihi olan 31.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3- 140.000,00 TL net manevi tazminatın kaza tarihi olan 31.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4- Fazlaya ilişkin istemlerin reddine, " şeklinde karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maddi tazminat hesabının hatalı olduğunu, hayat sigortası ödemesinin zarardan mahsup edilmesinin hatalı olduğunu, avans adı altında yapılan ücret ödemelerinin maddi tazminat ifasına yönelik olmadığından zarardan mahsup edilmesinin hatalı olduğunu, davalının %90 kusurlu olduğunu, bu nedenle manevi tazminat miktarının çok düşük olduğunu, davacının sol kolunu kaybettiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece hükme esas alınan kusur raporunda belirtilen oranların hatalı olduğunu, davacıya %10 kusur oranı verilemesinin eylemi ile uyumlu olmadığını, ücret yatırılmadan bilirkişi raporunun düzenlendiğini, baz alınan davacı ücretinin yanlış olduğunu, iki raporda yanlış olarak belirtildiğini, TRH-2010 tablosuna göre bilirkişi hesabının ve buna dayanarak verilen mahkeme hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğunu, zira PMF-1931 tablosuna göre yapılan hesaplamada zararın daha az olduğunu, davacının emekli olduğu hususunun bilirkişice hatalı olarak değerlendirildiğini, aktif ve pasif dönemlerin hatalı olarak hesaplandığını, davacının kaza tarihinde emekli olduğunu ve halen müvekkil şirkette çalıştığını, müvekkil şirketçe ödenen masrafların zarardan düşülmesi gerektiğini, 140,000,00 TL manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "....31.03.2017 tarihli iş kazasında davacının sol kolunun koptuğu, davacının meslekte kazanma gücü kaybının %90 olduğu, kusur bilirkişi raporunda davalı işverenin %80, davacının %10, dava dışı alt işverenin %10 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Kusura ilişkin raporlarda iş hukuku ilkelerine göre değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece hükme esas alınan kusur ve hesap bilirkişi raporu gerekli hukuki ve teknik verileri içermekte olup dosya kapsamı ve oluşa uygun, denetime elverişlidir. Hükme esas alınan kusur ve TRH-2010 tablosuna göre hesap bilirkişi raporlarının gerekli hukuki ve teknik verileri içermektedir. Buna göre; tarafların karşılıklı iddia ve savunmaları, dayandıkları belgeler, dosya kapsamı, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesi, dava şartları, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçeler dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Gerek mülga Borçlar K’nın 47 nci ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nın 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır ( HGK 23.6.2004, 13/291-370). Yukarıda belirtilen ilkelere göre değerlendirildiğinde davacı yararına hükmedilen 140.000,00 TL manevi tazminatın az olduğu anlaşılmaktadır. Olay nedeniyle davacının işgöremezlik derecesinin yüksekliği, davalının kusurunun ağırlığı, olay tarihi, davacının olay tarihindeki yaşı, manevi tazminat tutarının belirlenmesine ilişkin bu ilkelere göre ele alındığında 400.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır...." gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine davacı vekilinin istinaf başvurusunun ise kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak; "Davanın kısmen kabulüne; a-874.564,14 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 31.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b-400.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 31.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine," şeklinde karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Taraf vekilleri sunmuş olduğu temyiz dilekçeleri ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20 ve 21 inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi 3. Değerlendirme A) Davacı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Dosya içeriğine göre davacı vekilince dava dilekçesinde 500.000,00 TL manevi tazminat istemi talebinde bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesi kararında davacı lehine 140.000,00 TL manevi tazminata hükmolunduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda anılan kararı ile davacı vekilinin istinaf isteminin bu yönden kabulüne karar verilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davacı lehine bu kez 400.000,00 TL manevi tazminata karar verildiği gözetildiğinde, reddine karar verilen tazminat miktarı 100.000,00 TL'nin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davacı vekilinin temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir. B) Davalı vekilinin manevi tazminat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde 1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2.Temyizen incelenen maddi tazminat istemine ilişkin kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin temyiz itirazlarının kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemesi nedeniyle manevi tazminata ilişkin hükmün onanmasına karar verilmiştir. C) Taraf vekillerinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazları incelenmesi yönünden; Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamından; Mahkemece hesaba dair davacının bakiye ömür tespitinde PMF-1931 tablosu ile pasif dönem başlangıcının davacının 60 yaşını ikmal ettiği tarih olarak esas alınması suretiyle düzenlenen 25.01.2021 tarihli 1. kök bilirkişi raporu aldırıldığı, anılan rapora taraf vekillerince itiraz edildiği, davacı vekilinin itirazının davacının iş yerinde çalışmaya devam ettiği ve 2020 ile 2021 yılına ilişkin ücret bordrolarının sunulduğu bilinen varken varsayıma gidilemeyeceği, ücret bordrolarının bilinen dönem kazacının tespitinde esas alınması gerektiği, hayat sigortası kapsamında ödenen bedel ile işverence yapılan avans ödemelerinin hesaplanan tazminattan indirilmesinin hatalı olduğu gerekçesine dayandığı, davalının iş bu rapora itirazının ise davacının 27.05.2018 tarihinde emekli olduğu ve pasif dönemin bu tarih itibariyle başlatılması gerektiği gerekçesine dayandığı ,anılan raporda maddi zararın 728.216,62 TL olarak hesaplandığı ve Mahkemece taraf itirazlarının değerlendirilmesi amacıyla dosyanın farklı bir bilirkişiye tevdi edildiği, 01.06.2021 tarihli 2. kök raporun sunulduğu anılan raporda davacının bakiye ömür tespitinde bu kez TRH-2010 tablosu ile pasif dönem başlangıcına ilişkin önceki rapor gibi 60 yaşın ikmal edildiği tarihin esas alındığı, davacının maddi zararının 1.051.537,98 TL olarak hesaplandığı, davalı işveren tarafından yapılan avans ödemeleri ile dava dışı sigorta şirketince yapılan ödemenin düşülmesi halinde ise zararın 874.564,14 TL olarak tespit edilmesi gerektiğinin belirtildiği, Mahkemece 01.06.2021 tarihli 2. kök rapora itibar etmek suretiyle avans ve sigorta şirketi ödemesinin mahsubu gerektiği gerekçesiyle 874.564,14 TL maddi tazminata hükmolunduğu anlaşılmıştır. Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK). Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Somut olayda, yukarıda yapılan açıklamalar gereğince davacı vekilince PMF-1931 tablosunun esas alınması suretiyle düzenlenen 25.01.2021 tarihli 1.kök bilirkişi raporuna bakiye ömür süresi tespiti ile bilinen dönem içerisinde yer alan 31.03.2017- 31.12.2019 tarihleri arasında esas alınan kazanç miktarlarına itiraz etmediği, Mahkemece taraf itirazlarının değerlendirilmesi amacıyla aldırılan ve hükme esas alınan 01.06.2021 tarihli 2. kök raporda ise davacı kazalının bakiye ömür tespitinde TRH -2010 tablosunun esas alınması suretiyle bakiye ömür süresinin artması ile 31.03.2017-31.12.2019 tarihleri arasındaki kazanç miktarlarının 1. kök rapora göre daha fazla belirlenmesi suretiyle davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hakkın ihlal edilmesi sonucu daha fazla miktara hükmedilmesi hususu hatalı olmuştur. Öte yandan, iş kazasına maruz kalan sigortalının maddi tazminat miktarı, işçinin olay tarihindeki bakiye ömrü esas alınarak aktif ve pasif dönemde elde edeceği kazançlar toplamından oluşur. Pasif dönem, sigortalının aktif çalışma döneminin sona ereceği, bir başka anlatımla emeklilik döneminin başlayacağının varsayıldığı tarihten itibaren, muhtemel bakiye ömrü sonuna kadar devam edecek olan dönemi ifade eder. Gerçekte bu tür tazminat davalarında zarar hesabında varsayımlara göre sonuca gidilmesi bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır. Ancak dava sırasında sigortalının fiilen pasif döneme girdiği tarih anlaşılabiliyor ise artık varsayıma gidilerek 60 yaşına kadar aktif çalıştığı varsayımına göre hesap yapılmaz, aktif dönem zararının artık belli olan bu emeklilik tarihine kadar hesaplanması gerekir. Zira bilinen varken ihtimale göre hesap yapılması doğru değildir. Ancak sigortalı yaşlılık aylığı almakta iken çalıştığı sırada iş kazası geçirerek sürekli iş göremezliğe uğrarsa bu durumda sigortalı pasif dönem içindeyken çalıştığı bu işinde muhtemel bakiye ömrü sonuna kadar çalışamayacağından ötürü ancak belirli bir süre daha bu işte çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılması gerekir. Bu sebeple davacının kaza tarihinden sonra 01.06.2018 tarihinde dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre yaşlılık aylığı almaya başladığı sabit iken davacı kazalının 60 yaşını ikmal ettiği tarihin pasif dönem başlangıcı olarak esas alınması hususu yine hatalı olmuştur. Ayrıca, hayat sigortası bir can sigortası türü olduğundan, ölüm veya yaralanma nedeniyle sigorta bedelini ödeyen sigortacının, zarardan sorumlu olanlara halefiyet yoluyla dönme (rücu) hakkı yoktur. Şu kadar ki, ölüm ve yaralanma bir can sigortası olmasına karşılık, yalnızca tedavi giderleri mal (tazminat) sigortası kapsamında olduğundan, tedavi giderlerini ödeyen sigortacının kazaya karışan üçüncü kişilere rücu hakkı vardır. Yukarıda açıklandığı üzere 38362708 poliçe numarası ile dava dışı ... Emeklilik ve Hayat A.Ş. imzalanan hayat sigortası kapsamında ödenen 60.000,00 TL'lik miktarın işverene rücu edilemeyeceği açık olduğundan iş bu ödeme ile davalı işverence kazadan sonra iş yerinde çalışmaya devam eden davacıya yapılan ve iş kazası nedeniyle uğranılan maddi zararın ifasına ilişkin olduğu anlaşılamayan avans adı altında yapılan ödemelerin hesaplanan tazminattan indirilmesi hususu da hatalıdır. Mahkemece yapılacak iş; yeniden hesap raporu aldırmak , alınacak iş bu raporda davacının bakiye ömür süresinin tespitinde itiraza uğramayan PMF-1931 tablosu ile 1. kök raporda 31.03.2017 - 31.12.2019 tarihleri arasındaki kazanç miktarlarının aynen esas alınmasının gözetilmesi hususu ile hayat sigortası kapsamında ödenen miktar ile avans adı altında işverence yapılan ödemelerin hesaplanacak tazminattan indirilmemesi, davacının pasif dönem başlangıç tarihinin tespitinde ise her ne kadar 01.06.2018 tarihinde yaşlılık aylığı almaya başlaması ve bu tarih itibariyle pasif dönemin başlatılması gerekmekte ise de bilinen varken varsayıma gidilmeyeceğine ilişkin prensip gereği dosya kapsamından ve Kurum kayıtlarından anlaşılacağı üzere davacının davalıya ait iş yerinde 26.12.2022 tarihine kadar çalışmaya devam etmesi nedeniyle bu tarihin pasif dönem başlangıcında esas alınması hususlarını gözetmek ve oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1.Davacı vekilinin manevi tazminat alacağına yönelik temyiz talebinin miktardan REDDİNE, 2.Davalı vekilinin manevi tazminat alacağın yönelik usul ve usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA, 3.Taraf vekillerinin maddi tazminat alacağına yönelik temyiz talebi yönünden; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine, Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.