Başvuru, uzun süren haksız elkoyma nedeniyle talep edilen kazanç kaybı isteminin reddedilmesi, tespit edilen zarar miktarının düşüklüğü ile zarar miktarı üzerinden ayrıca indirim yapılması ve tazminat miktarından yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru; uzun süren haksız elkoyma nedeniyle talep edilen kazanç kaybı isteminin reddedilmesi, tespit edilen zarar miktarının düşüklüğü ile zarar miktarı üzerinden ayrıca indirim yapılması ve tazminat miktarından yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 27/7/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:A. Ceza Soruşturması ve Kovuşturması Süreci Başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan başlatılan soruşturma kapsamında 23/11/2004 tarihinde başvurucuya ait 47 DP . plaka Dacia marka, 1993 model otomobile el konulmuştur. Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından düzenlenen 13/7/2005 tarihli ekspertiz raporunda, başvuruya konu araçta ele geçirilen net ağırlığı 991 gram gelen yeşil renkli toz maddenin toplam net ağırlığının 755,86 gram saf esrar olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu 23/11/2004 -11/10/2005 tarihleri arasında tutuklu kalmıştır. Başvurucu hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçuyla ilgili Mardin Ağır Ceza Mahkemesince verilen yetkisizlik kararı sonrasında 5/2/2008 tarihinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesince başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiştir. Bununla birlikte aracın müsaderesine yer olmadığına ve hüküm kesinleştiğinde yedieminde bulunan aracın başvurucuya iadesine karar verilmiştir. Kararda, araç suçta kullanılmış ise de suça konu uyuşturucu maddenin miktarı dikkate alınarak müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı açıklanarak müsaderenin hakkaniyete aykırı olacağı belirtilmiştir. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar 13/4/2015 tarihinde Yargıtay Ceza Dairesince onanmıştır. Başvuru konusu araç 9/6/2015 tarihinde teslim edilmiştir.B. Başvuru Konusu Tazminat Davası Süreci Başvurucu 24/6/2015 tarihinde Mardin Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) haksız elkoyma nedeniyle Maliye Hazinesi aleyhine tazminat davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; koşulları oluşmadığı hâlde aracına el konulduğunu, aracın korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığını ve aracın zamanında geri verilmediğini beyan etmiştir. Başvurucu, on bir yıl süren elkoyma tedbiri nedeniyle aracın hurda hâline geldiğini izah ederek araçta aşınma ve çürüme nedeniyle meydana gelen değer kaybına karşılık 000 TL; on bir yıl boyunca aracın kullanılamaması nedeniyle de 000 TL olmak üzere toplam 000 TL tazminatın elkoyma tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. Mahkemece, önceki bilirkişi raporuna itirazların giderilmesi amacıyla Karayolları Genel Müdürlüğü fen heyetinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor aldırılmıştır. Raporda, aracın el konulduğu 23/11/2004 tarihindeki ikinci el piyasa değerinin 000 TL olduğu, aracın teslim edildiği 9/6/2015 tarihindeki ikinci el piyasa değerinin 500 TL civarında olduğu, aracın teslim tarihindeki hurda bedelinin 500 TL olduğu kabul edilerek başvurucunun zararın 000 TL olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan aracın hususi otomobil olduğu, ticari olarak kullanılmadığı, aracın elkoyma tarihinde on bir yaşında olması nedeniyle ekonomik ömrünü tamamlamak üzere bulunduğu, aracın yaşı, marka ve modeli piyasa rayiçleri değerlendirildiğinde araçta elde edilen net faydanın başvurucunun tutuklu hâlinin sona erdiği günün ertesi günü 12/10/2005 tarihinde başlayacağı ve her yıl %10 oranında azalacağı, aracın on beş yaşından sonra kullanımının ekonomik olarak mümkün bulunmaması nedeniyle kazanç kaybının da olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre ortalama kazanç kaybının 627,29 TL olacağı, çekme ücreti olan 80 TL'nin makul olduğu, aracın pert işlemine tabi tutulması gerektiği, yenisinin ikamesi için on beş günlük sürenin yeterli olduğu, bu süre zarfındaki yolculuk giderinin 450 TL olacağı ifade edilerek toplam zararın 797,29 TL olduğu rapor edilmiştir. Mahkemece yukarıda özetlenen bilirkişi raporu esas alınarak 30/11/2017 tarihinde davanın kısmen kabulüyle 797,29 TL maddi tazminatın elkoyma tarihi olan 23/11/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar verilmiştir. Kararda ayrıca başvurucu lehine 980 TL maktu vekâlet ücretine hükmedilirken başvurucu aleyhine davalı lehine 442,30 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Tarafların kararı istinaf etmeleri üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi (Daire) 28/5/2018 tarihinde Mahkeme kararını kaldırıp davanın kısmen kabulüyle 540 TL maddi tazminatın 23/11/2004 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle ödenmesine karar vermiştir. Kararda ayrıca başvurucu lehine 180 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilirken başvurucu aleyhine davalı lehine 790,60 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Daire kararının gerekçesinde, başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan hapis cezası ile cezalandırıldığı, uyuşturucu madde taşımada kullanılan aracın uyuşturucu maddenin miktarı dikkate alınarak müsadere edilmediği, dolayısıyla elkoymanın haksız olmadığı vurgulanmıştır. Öte yandan emsal Yargıtay kararlarına göre başvurucunun sadece aracın bedelini talep edebileceği ancak kazanç kaybı ve sair taleplerinin zararın doğmasına başvurucunun kendi kusuru ile sebep olduğundan bu talebin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre araç bedelinin 000 TL olduğu, 80 TL'de çekici ücreti olmak üzere 080 TL talep edebileceği, ancak emsal Yargıtay içtihatlarına göre zararın oluşumunda başvurucunun da müterafik/bölüşük kusuru bulunduğundan 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun maddesi gereğince zarardan %50 indirim yapılarak 540 TL'ye kesin olarak hükmedildiği ifade edilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 9/7/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/7/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk İlgili Mevzuat 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Tahkikat için sübut vasıtalarından olmak üzere faydalı görülen yahut musadereye tabi olan eşya muhafaza veya başka bir suretle emniyet altına alınır." 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;...j) Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine, koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri verilmeyen,...Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.” 5271 sayılı Kanun'un maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Elkonulan eşya, zarara uğraması veya değerinde esaslı ölçüde kayıp meydana gelme tehlikesinin varlığı halinde, hükmün kesinleşmesinden önce elden çıkarılabilir.... (4) Elkonulan eşyanın değerinin muhafazası ve zarar görmemesi için gerekli tedbirler alınır. (5) Elkonulan eşya, soruşturma evresinde Cumhuriyet Başsavcılığı, kovuşturma evresinde mahkeme tarafından, bakım ve gözetimiyle ilgili tedbirleri almak ve istendiğinde derhâl iade edilmek koşuluyla, muhafaza edilmek üzere, şüpheliye, sanığa veya diğer bir kişiye teslim edilebilir. Bu bırakma, teminat gösterilmesi koşuluna da bağlanabilir. (6) Elkonulan eşya, delil olarak saklanmasına gerek kalmaması halinde, rayiç değerinin derhâl ödenmesi karşılığında, ilgiliye teslim edilebilir. Bu durumda müsadere kararının konusunu, ödenen rayiç değer oluşturur. ” 6098 sayılı Kanun’un “Zararın ve kusurun ispatı” kenar başlıklı maddesi şöyledir: "Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." 6098 sayılı Kanun’un haksız fiilden doğan borç ilişkilerinde tazminatın indirilmesinin düzenlendiği maddesinin birinci fıkrası şöyledir: "Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler." 6098 sayılı Kanun’un haksız fiilden doğan borç ilişkilerinde tazminatın indirilmesinin düzenlendiği maddesi şöyledir: "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir." 6098 sayılı Kanun'un haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin ceza hukuku ile ilişkisinin düzenlendiği maddesi ise şöyledir: "Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz." 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “(1) Yargılama giderleri şunlardır:...ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler. ” 6100 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir: “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” 6100 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: “Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir.” 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir: “Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.” Yargıtay İçtihadı Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/6/2014 tarihli ve E.2013/16129, K.2014/9778 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "...Dava, haksız elkoyma nedeni ile uğranılan maddi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar davalı tarafından temyiz edilmiştir....Dosya arasındaki bilgi ve belgelerden, davacının aracında faturasız olarak akaryakıt taşınması nedeni ile akaryakıta ve araca el konulduğu, araç maliki olan davacının da içinde bulunduğu bir kısım sanıklar hakkında kaçakçılık suçundan açılan ceza davasında zamanaşımı süresinin dolması nedeni ile davanın ortadan kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. El konulan araç ceza yargılaması sırasında satılarak bedeli depo edilmiş, aracın davacıya iadesi kararının kesinleşmesinden sonra işlemiş faizi ile birlikte davacıya eldeki davanın açılmasından sonra iade edildiği anlaşılmıştır.Şu durumda davacı ceza davasında beraat etmediği gibi aracında taşınan akaryakıtın kaçak olmadığını da ispat edememiştir. Türk Medeni Kanunu maddesinde; Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz biçimindeki genel ilke ve Türk Borçlar Kanunu 52/ (818 sayılı BK ) maddesindeki 'Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir' hükmü uyarınca araç bedeli faizi ile birlikte davacıya iade edildiğine göre bu bölüm istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kazanç kaybı ve sair talepleri yönünden ise zararın doğmasına davacı kendi kusuru ile neden olduğundan tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekirken kısmen kabulü doğru olmamış kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 20/3/2017 tarihli ve E.2015/14420, K.2017/1789 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Dava, haksız elkoymadan kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece, istemin kısmen kabulüne karar verilmiş; karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.Mahkemece, araçlar fiilen bulunamadığından araç bedelinin ve yoksun kalınan karın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.a)Dosyadaki bilgi ve belgeler ile Erciş Ağır Ceza Mahkemesi 2008/202-2009/201 sayılı dosyası kapsamından; davacıya ait aracın seyri sırasında kolluk güçlerince yapılan kontrolde araçtaki gizli bölmelerde 52 tane yabancı uyruklu şahsın bulunduğu ve araçlara göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı gerekçesiyle 19/09/2002 tarihinde el konulduğu anlaşılmaktadır. Araçta bulunan şahısların ifadelerinde, yurt dışına geçiş için davacıya ait araca bindirildiklerini beyan ettikleri, araç sürücüsü sanık [Ö.G.nin], olaydan haberdar olmadığını, göçmenleri araca abisi ve davacının da eşi olan [H.G.nin] gizlice bindirdiği yönünde savunmada bulunduğu, hatta davacının kendisini telefonla arayarak '...abisi [H.G.nin] kalp hastası olduğu, cezaevine girerse ölebileceğinden, suçu üstlenmesi gerektiğini...' söylediğine dair savunmada bulunduğu anlaşılmaktadır. Dosya kapsamına göre de aracın göçmen kaçakçılığı suçunda kullanıldığı sabit olup, davacının araç maliki olarak bu eylemden haberdar olmadığı düşünülemez, aksinin kabulü hayatın olağan akışına da aykırıdır. Aracının göçmen kaçakçılığı suçunda kullanılmasına izin veren davacının el konulan dönemde aracı kullanamamadan kaynaklanan zararı olduğu iddiasıyla talep ettiği yoksun kalınan kara yönelik tazminat isteminin kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir....c) Davacının ıslah dilekçesindeki talebinde kendince bir indirim yapması mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olmadığı gibi, oluşan zararda davacının yukarıda açıklandığı şekildeki müterafik (bölüşük) kusuru bulunduğu açıktır. Bu durumda, hükmedilecek tazminat miktarından BK. 42, 43 ve 44 (TBK.52) maddeleri gereğince uygun miktarda indirim yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken bu durumun gözardı edilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir...." Yargıtay Hukuk Dairesinin 12/5/2016 tarihli ve E.2016/4703, K.2016/6597 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Davacı vekili, Bitlis Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/169 esas sayılı dosyası ile müvekkiline ait araca 19/11/2002 tarihinde el konulduğunu, 06/07/2005 tarihinde aracın iadesine karar verildiğini, müvekkiline 15/05/2013 tarihinde kesinleşmiş ilamın tebliğ edildiğini, aracın kullanılamaz hale geldiğini belirterek uğradığı maddi ve manevi zararın tazminini talep etmiştir....Mahkemece, davanın idari işlem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olduğu, idari yargı yerinde açılması gerektiği belirtilerek görevsizlik kararı verilmiştir.Dava, BK’nın ve devamı maddelerinde düzenlenen, haksız eyleme dayalı tazminat davasıdır. Genel hükümler uyarınca davacı, uğradığı zararın tazminini talep edebilir, bu hususta Hazinenin sorumluluğuna ilişkin açık bir düzenlemenin varlığına gerek bulunmamaktadır. BK’nın vd. maddelerinde; zararın ve tazminat miktarının tayini ile belirlenecek tazminatın tenkisi halleri de hüküm altına alınmıştır. Anılan maddeler gereğince dava konusu uyuşmazlık değerlendirilmeli; somut olayın oluşu, hal ve mevkiin icabı, hatanın ağırlığı, bölüşük kusur halinin bulunup bulunmadığı hususları tartışılarak, gerekirse hakkaniyet indirimi de yapılmak sureti ile tazminatın miktarı belirlenmelidir. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca; işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği gözetilmeden görevsizlik kararı verilmesi doğru görülmemiş; hükmün, bu nedenle bozulması gerekmiştir..." Yargıtay Hukuk Dairesinin 2/12/2019 tarihli ve E.2019/823, K.2019/5729 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Ceza dosyası kapsamından; 4926 sayılı kanuna muhalefet nedeniyle açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkeme, aynı hükümde kaçak oldukları bilirkişi raporu ile sabit olan elektronik eşyaların da müsaderesine karar vermiş olup bu durum davacının ağır kusurunu oluşturmaktadır. Şu halde; davacının müterafik (bölüşük) kusuru gözetilerek hesaplanacak tazminattan BK.43 (TBK.51) maddesi gereğince uygun miktarda indirim yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken mahkemece bilirkişi raporundaki tespite göre %10 gibi çok düşük oranda yapılan indirim üzerinden karar verilmesi de hakkaniyete uygun olmamıştır..." Yargıtay Ceza Dairesinin 19/11/2018 tarihli ve E.2018/4959, K.2018/10881 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "... Somut olayda, 5607 sayılı Kanuna aykırılık suçu kapsamında el konulan kamyon iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki davacı şirkete ait olduğu anlaşıldıktan sonra da elkoyma tedbirinin fiili olarak uygulanmasına devam edilmiştir. El konulan aracın fiilen alıkonulması yerine trafik siciline şerh konulmasının niçin yetersiz kaldığı, 5271 sayılı CMK'nun maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen elkoyma kararlarının sicile şerh verilmek suretiyle icra olunacağı düzenlendiği halde, hangi gerekçe ile araca fiilen el konulduğu, mahkeme kararından anlaşılamamaktadır. Mahkeme davacı şirketi somut olay bakımından iyi niyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu kabul ederek aracın kendisine iadesine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin 20/9/2017 tarih ve 2014/14195 başvuru numaralı kararında da belirtiği üzere suçta kullanılan veya suça konu eşyalara el konulması; bu eşyaların yeniden suçta kullanılmalarının önüne geçilmesi, caydırıcılığın sağlanması ve muhtemel bir müsaderenin sonuçsuz kalmasını önlemek gibi amaçlar taşımaktadır. Bununla birlikte kamu makamlarının söz konusu tedbirleri alırken kişilerin mülkiyet haklarının korunmasını da gözetmeleri gerekmektedir. Fiilen elkoyma tedbirinin uygulanması, kişilerin geçici süreyle de olsa mülkünden yoksun bırakılması gibi ağır bir sonuca yol açmaktadır. El konulan aracın müsadere edilemeyeceğinin anlaşılmasına ve davacı şirketin aracının sicil kaydına şerh konulmak suretiyle daha az zarara yol açabilecek bir yolun da varlığına rağmen yargılama sonuna kadar kamyona fiilen el konulması şeklindeki müdahalenin 5271 sayılı CMK'nun maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olduğu gibi ölçülülük ilkesi ile de bağdaşmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu açıklamalar ışığında, davacının tazminat talebi doğrultusunda zararını karşılayacak uygun bir maddi tazminata karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi [kanuna aykırıdır.]..."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk için bkz. Hikmet Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., B. No: 2016/4557, 4/7/2019, §§ 36-