7. Hukuk Dairesi 2024/2943 E. , 2025/1378 K. MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/247 E., 2024/623 K. İLK DERECE MAHKEMESİ :... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/273 E., 2020/448 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan r…
**7. Hukuk Dairesi 2024/2943 E. , 2025/1378 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/247 E., 2024/623 K. İLK DERECE MAHKEMESİ :... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/273 E., 2020/448 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu..., 1555 parsel sayılı taşınmazın, muris annelerinden intikal ettiğini, ancak halen muris adına kayıtlı olduğunu, annesinin ölümünden beri davalı tarafın taşınmazı tek başına kullandığını ve semerelerinden faydalandığını, davalının taşınmazı kullanmalarına izin vermediğini, 18.06.2016 tarihli ihtarname ile haklarının ödenmesini talep ettiğini, ancak davalının cevap vermediğini beyanla, dava konusu taşınmaza payı oranında davalının el atmanın önlenmesini ve dava tarihinden geriye dönük 5 yıllık ecrimisil ödenmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı ile muris annesi arasında 15 ocak 2007 tarihinde yapılan ortakçılık sözleşmesi bulunduğunu, sözleşmenin 20 yıl süre ile geçerli olduğunu ve taraflarca feshedilmediğini, davalının sözleşmeye dayalı olarak taşınmazı kullandığını, bu nedenle haksız işgalci olmadığını, taşınmazdaki ağaçların davalı tarafından dikildiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, murisin ölüm tarihi olan 15.06.2011 tarihinde sözleşme sona ermiş olsa dahi müvekkilinin söz konusu taşınmaza yapmış olduğu masraf ve emeği dikkate alındığında talep edilen ecrimisil bedelinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; tarafların murisi ...ın 15.06.2011 tarihinde öldüğü, davalı ile muris annesi arasında... 1. Noterliğinde 787 yevmiye numaralı 15.01.2007 tarihli Ortakçılık Sözleşmesi akdedildiği sözleşmenin 20 yıl süre ile geçerli olduğu, sözleşme sırasında ecrimisil konusu ağaçların olmadığı, taşınmazın eskiden şeftali bahçesi ve geriye kalan kısmın bağ olduğu, davalının daha sonra kiraz ağaçlarını diktiğinin anlaşıldığı, davacının sözleşmeye itiraz etmediği, muris vefat ettikten 5 yıl sonra ecrimisil talebinde bulunmasının davacının iyiniyetli olmadığını gösterdiği, davacının hukuki bir ilişkiye dayanarak dava konusu taşınmazı kullandığı bu nedenle haksız işgalin söz konusu olmadığı, tanık beyanlarına göre sözleşmenin akrabalar tarafından bilindiği, kardeş olan davacı tarafından bilinmiyor olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacı paydaşın taşınmazı kullanım isteğini karşı tarafa bildirdiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle; ecrimisil ve el atmanın önlenmesi taleplerinin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; Yasada ve sözleşmede öngörüldüğü şekilde kira akdinin feshedildiğinin iddia ve ispat edilmediği, buna göre, davalının taşınmazda fuzuli şagil olduğunu (haksız işgalci) söyleyebilmenin olanaksız olduğu, davada "Ortakçılıktan-İştirakli Kiradan" kaynaklanan bir alacak isteğinin de yer almadığı, yasada ve sözleşmede öngörülen feshi ihbar süreleri gözetilerek, aktin feshine dair bir hukuki durum yaratılmadığına ve var olmadığına göre aktin son bulduğunun ve davalının da fuzuli şagil olduğunun kabulüne olanak bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; a. Davacının ihtarname ile davalıyı intifadan men ettiği ve ecrimisil talebinde bulunduğunun sabit olduğunu, bu nedenle intifadan men koşulunun gerçekleştiğini, b. Sözleşme tapuya şerh edilmediği için, davacının, muris anne ile davalı arasındaki ortakçılık sözleşmesinden dava aşamasında haberdar olduğunu, bu nedenle 6 aylık fesih hakkını kullanmasının imkansız olduğunu, kaldı ki fesih şartının davacıyı bağlamadığını, c. Sözleşmenin 20 yıllık olduğunu, bu sürenin Borçlar Hukuku genel ilkelerine aykırı olduğunu, d. Davalının, diğer mirasçıların taşınmazı kullanmalarına engel olduğunu, bunun Miras Hukukunun genel ilkelerine aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; el birliği mülkiyetine tabi taşınmaza el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.03.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Dava, paydaşlar arası el atmanın önlenmesi ve ecrimisile ilişkindir. Davacı mülkiyet hakkına dayanmış, davalı ise 15.01.2007 tarihli ortakçılık sözleşmesine dayanmıştır. Mahkemelerce ortakçılık sözleşmesinin davalıya tanıdığı kullanma ve yararlanma hakkına üstünlük tanınarak mülkiyet hakkı sahibi davacının davasının reddine ilişkin verilen karar Dairemiz çoğunluğu tarafından onanmıştır. Çoğunluk ile görüş farklılığımız, muris ile davalı arasında yapılan ve 20 yıl süreli sözleşmenin davacıları da taraf kılıp kılamadığı ve davalı kullanımının haklılığına ilişkindir. Muris, 15.06.2001 tarihinde vefat etmiş; ölüm halinde 6 aylık fesih içeren sözleşmeden davacı yan eldeki dava açıldığında cevap dilekçesi ile haberdar olmuştur. 6098 sayılı Borçlar Kanun'u uyarınca sözleşme özgürlüğü mevcut olup hükümlerin belli şartları taşıması gerektiği de açıktır. Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte hükümler konulamaz. Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler. Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinin 1. fıkrası ile sözleşme yapma özgürlüğü ilke olarak benimsenmiş, ancak bu özgürlüğe her özgürlükte olduğu gibi sınırlama getirilmiştir. Sözleşme özgürlüğünün hukuka aykırı olarak kullanılmasının yaptırımı sözleşmenin hükümsüz olmasıdır. Sözleşme özgürlüğü ise öğreti ve uygulamada "bireylerin özel borç ilişkilerini hukuk düzeninin sınırları içinde özgürce kurabilme ve düzenleyebilme yetkisi" olarak tanımlanır. Murisin, 20 yıl süreli bir sözleşme ile mirasçısı olan davalıya yaptığı tasarrufun dürüstlük kuralına aykırılığı nedeniyle davacıları bağlamayacağı değerlendirilmelidir. Davacı yanın mülkiyet hakkına davacıların sonradan haberdar olduğu ve sözleşme hükümlerinden lehine sonuç doğurma fırsatı dahi verilmeyen adı geçen sözleşme gerekçe gösterilerek davanın reddine ilişkin kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan çoğunluğun kararına katılamıyorum.