10. Hukuk Dairesi 2024/1450 E. , 2025/1748 K. MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1463 E., 2023/1566 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/514 E., 2023/207 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölg…
**10. Hukuk Dairesi 2024/1450 E. , 2025/1748 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/1463 E., 2023/1566 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2022/514 E., 2023/207 K. Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanı kısmen kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava ve ek dava dilekçesinde özetle, davacının 24.04.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı işçinin kolunda/bileğinde var olduğunu iddia ettiği rahatsızlığın görevi olan rutin yolluk kırma işlemiyle ilgi ve illiyeti bulunmamakta olup, davacının daha başka sebeplerden dolayı bu şikayetlere maruz kalmış olma ihtimali kuvvetle muhtemel olduğunu, açıklanan sebeplerle davanın reddine, yargılama masrafı ile avukatlık ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile A-Ana dava yönünden; 1-Maddi tazminat yönünden açılan davanın kabulü ile 191.422,12 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 2-Manevi tazminat yönünden açılan davanın kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, B-Usulüne uygun olarak açılan ek dava bulunmadığından, ek dava konulu talep dilekçesi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile olayın iş kazası olduğu yönünde Kurum tespitinin bulunduğu, davacının, davalılara ait iş yerinde işçi olarak çalışmakta iken 24.04.2015 tarihinde iş kazası geçirdiği, davacının İstanbul SSGM'nin raporu ile maluliyet oranının %5,3 olarak tespit edildiği, Yüksek Sağlık Kurulu tarafından ise maluliyetinin bulunmadığının tespit edildiği, itiraz üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinden aldırılan 11.09.2019 tarihli raporda ise maluliyet oranının %15 olarak tespit edildiği, tespit edilen bu maluliyet oranına itiraz üzerine ise Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurulunun 09.07.2020 tarihli raporunda maluliyet durumunun %12,1 olarak tespit edildiği, kazanın oluşumundaki kusur oranının belirlenmesi açısından iş güvenliği uzmanı bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan 27.07.2018 tarihli bilirkişi heyeti raporunda davalının kusur oranının %100 olduğunun tespit edildiği, davacı ile davalı işverenlerin kusur durumlarının tespiti için alınan bilirkişi raporunun ehil ve konusunda uzman bilirkişi heyeti tarafından tanzim edildiği, bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen kusur durumunun tespitine ilişkin raporların kapsamlı, gerekçeli ve denetime elverişli olduğu gibi dosya kapsamına, delil durumuna ve somut olayın meydana geliş şekline de uygun olduğu, taraflara izafe edilen kusur oranlarının tarafların somut olaydaki yükümlülükleri ile de örtüştüğü ve kusur oranlarının hakkaniyete uygun olarak tasnif edildiği, bilirkişi raporunun tarafların görev ve sorumlulukları ile kusur oranlarının belirlenmesi açısından dosya kapsamı ile örtüştüğü, 5510 sayılı Kanun'un 95. maddesi, ilgili yönetmelik kapsamı ve konuya ilişkin Yargı içtihatları gözetildiğinde; maluliyetin tespiti bakımından İstanbul SSGM ve Yüksek Sağlık Kurulu tarafından tespit edilen maluliyet durumuna ilişkin itirazların karşılanması açısından dosyanın Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu ve Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kurula gönderilerek rapor aldırıldığı, bu şekilde tüm silsilenin tamamlandığı ve son olarak maluliyet durumunun tespit edildiği, tespitlerin dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığı, davacının 60 yaş sonrası pasif dönem hesabı yapılmasının dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığı, dairece davacının %12,1'lik maluliyetine denk gelen peşin sermaye değeri davalının %100 kusurlu olduğu da değerlendirilerek kaldırma kararı öncesindeki tespit edilen ve hüküm altına alınan maddi tazminat miktarından mahsup edilerek davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarı 160.076,11 TL olarak hesaplandığı ve hüküm altına alındığı ( 191.422,12 TL ( kaldırma kararı öncesindeki hesaplanan maddi tazminat miktarı) -31.346,01 TL (%12,1 maluliyete karşılık gelen peşin sermaye değeri) =160.076,11 TL (Davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarı), davacı vekilinin her ne kadar açtığı ek dava ile Dairenin kaldırma kararından sonra aldırılan bilirkişi raporu doğrultusunda talep ettiği alacak talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek istinaf itirazında bulunmuş ise de kaldırma kararından önce davacının kararı ıslah etmediği ve bu nedenle alacak miktarı bakımından davalı lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan bu durumda karara en yakın asgari ücret dikkate alınarak yapılan hesaplamaya göre açılan davanın kabulüne karar verilmemesinin dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşıldığı, diğer yandan davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesince verilen ek davaya yönelik kararına ilişkin açık bir istinafı bulunmadığından Hukuk Muhakemeleri Kanun'u 355. madde gereğince istinaf sebepleri ile sınırlı inceleme yapılması gerektiği kuralı dikkate alınarak İlk Derece Mahkemesinin ek dava talebine yönelik verdiği karara ilişkin başkaca bir değerlendirme yapılmadığı, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın oluş şekli, maluliyet oranı ve olay tarihi dikkate alındığında davacı için takdir edilen manevi tazminatın dosya kapsamına uygun olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle; I-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine, II-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, III-Davanın kısmen kabulü-kısmen reddi ile 1-Asıl dava yönünden; 2-160.076,11 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 3-10.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile birlikte, davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Usulüne uygun olarak açılan ek dava bulunmadığından, ek dava konulu talep dilekçesi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; a. Ek dava niteliğinde taraflarınca ana dosyaya talep dilekçesi ile kaldırma kararı sonrası asgari ücret artışından kaynaklı olarak bakiye maddi tazminat talep edildiğini, devam eden davada HMK 30. maddesi gereğince usul ekonomisi dikkate alınarak ek dava açılabileceğinin belirtildiğini, ek davanın ayrıca açılıp tevzi edilmesi ve tekrar Mahkemece birleştirilmesi harçların ödenerek Mahkemeden talep edilmesinin hakkın özü ile ilgili olmayıp usul ile ilgili işlemler olduğunu, bu sebeple ek dava dilekçesinin kabulü gerekirken usule aykırı olarak karar verilmesine yer olmadığına dair verilen kararın kaldırılması gerektiğini, b.Asgari ücretteki değişim gözetilmeksizin karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğunu, asgari ücret artışının yargılamanın her aşamasında dikkate alınmasının zorunlu olduğunu, asgari ücret artışının bozmadan sonra olsa dahi davalı yönünden kazanılmış hak olarak kabul edilmediğini, c.İş kazasına uğrayan işçinin gerçek zararlarının hesaplanmasında hükme en yakın tarihte geçerli olan asgari ücretin esas alınması gerekeceğinden mahkemenin direnme kararının maddi tazminata dair kısmının bu ilave gerekçeler ile onanması gerektiğini belirterek kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen kararın, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Temyiz yoluna başvurma harcı ve aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'ün oyları ve oyçokluğuyla, 11.02.2025 tarihinde karar verildi. KARŞI OY I. Temel Uyuşmazlık: 1. Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık “ilk derece mahkemesinin hüküm altına aldığı maddi tazminata esas unsuları davacının istinaf etmemesi nedeni ile davalının istinafı nedeni ile Bölge Adliye Mahkemesince geri gönderilmesinden sonra maddi tazminata esas ücretin asgari ücret oranlarındaki artış dikkate alınarak ilk derece mahkemesinin değiştirmesinin davalı yararına lehine usulü kazanılmış hak olup olmayacağı, buna göre yeniden değerlemenin son karar tarihine yakın tazminata esas değerlere taşınıp taşınmayacağı” noktasında toplanmaktadır. II. Karşı oy gerekçesi: 2. Belirtmek gerekir ki Sayın ...’inde değindiği gibi “Yargıtay tarafından neredeyse mutlak olarak, doktrinde de ağırlıklı olarak kabul edilen usuli müktesep hak kavramının kanuni bir kurum olmadığını, yargı kararları ile kabul edildiğini ortaya koymak gerekir. Usuli müktesep hak, bugün neredeyse usuli her sorunda, her derde deva bir kurum olarak gündeme gelmekte, sadece kanun yolunda değil, yargılamanın farklı kesitlerinde kullanılmaktadır. Bu kurumun kabul edilebilirliğinin tartışması bir yana, bu kadar geniş bir uygulama alanı bulması doğru değildir. Ayrıca usuli müktesep hak, usuli sorunları çözmeye gerçek anlamda da elverişli değildir. Nitekim, önceleri çok sınırlı kabul edilen usuli müktesep hakkında kapsamı genişlemiş, ancak bu genişlemenin sakıncaları ortaya çıktıkça Yargıtay, usuli müktesep hakka her geçen gün … birçok istisna da kabul etmiştir. En ilginç ve kendi içinde çelişkili durum ise kamu düzeninden kabul edilen usuli müktesep hakka, kamu düzenine ilişkin durumların istisna kabul edilmesidir. Bir şeyin kendisinin, kendisinin zıddı olması gibi garip, biraz da mantığı zorlayan bir durum ortaya çıkmaktadır(, .../ , .../, ..., Medeni Usul Hukuku, Ankara 2013. s: 2190).” 3. Öncelikle usulü müktesep hak, yasal bir kurum olmadığı gibi mahkemesince tarafların iddia ve savunmaları ile istisnalarına göre değerlendirilmesi gereken bir kavram olup, Yargıtay tarafından bozma kapsamında göre açıklayıcı ve yol gösterici şekilde kararda yer verilmesi beraberinde sakıncalara da yer verecektir. Zira mahkemenin eksik inceleme nedeni ile bozmaya uyması halinde usulü müktesep hakkı gözetme yönündeki bozmaya da uyduğu gibi bir sonuç çıkacaktır ki bu da mahkemenin bu yönde yapacağı değerlendirme ve tartışmanın önceden sınırlandırılması anlamına gelecektir. 4. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine usulü müktesep hakkın yeniden kavram olarak değerlendirilmesi gerekir. Zira kanunun kısmi dava başlığı taşıyan 109. Maddesinin son fıkrasında açıkça “Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Görüldüğü gibi kısmi miktar talep eden davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve açıkça da bakiye kısmından feragat etmedikçe geri kalan kısmını ek dava(veya ıslah) yolu ile edebilmektedir. O halde yargılama sırasında davacı tarafın kusur oranına, iş göremezlik oranına itiraz etmemesi, açıkça da feragat etmediği sürece kusur veya maluliyet oranının daha sonra lehine değişmesi halinde bakiyesini talep etme hakkı doğduğundan, usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. 5. Diğer taraftan Dairemizin 2021/6262 Esas, 2022/6811 Karar sayılı ilamında yazılı karşı oy gerekçelerinde açıklandığı üzere özellikle maddi tazminatın karar tarihine yakın verilerle hesaplanması gerektiğinden ve bu durum usulü kazanılmış hakkın istisnası olması nedeni ile çoğunluğun usulü kazanılmış hak teşkil ettiği” görüşüne katılınmamıştır. Zira; 6. Maddi tazminat hesapları yapılırken, işlemiş devrenin en son bilinen ücret unsurlarının hesaplamada gözetilmesi gerektiğinden, hüküm gününe en yakın güne kadar yürürlüğe giren tüm asgari ücretlerin uygulanması gerekir. Daha önce bir veya birkaç hesap raporu verilmiş olsa bile, dava bitinceye kadar yürürlüğe giren asgari ücretlerden dolayı yeniden değişen değerler nedeni ile ek rapor alınması zorunludur. 7. Maluliyet oranı gibi zararın hesaplanmasına ilişkin diğer bir unsur da ücrettir. Asgari ücretin artması halinde, karar tarihine yakın ücrette değişeceğinden, bu ücrete göre zararın hesaplanması gerekmektedir. Zira asgari ücret, kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davanın her aşamasında uygulanması zorunludur. Bozmadan sonra dahi asgari ücretlerde artış olmuşsa, yeniden tazminat hesabı yapılması gerekir. Yargıç, bir istek olmasa dahi, yargılamanın her aşamasında asgari ücret artışlarını doğrudan dikkate almakla yükümlüdür. Davacı, bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olsa dahi, sonradan yürürlüğe giren asgari ücretlerin uygulanması kamu düzeni gereği ve zorunlu olduğundan, davalı yararına usulü kazanılmış hak oluşmaz. 8. Belirtmek gerekir ki Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararından sonra karar tarihine yakın veriler alındığında, hesabın unsurları değişeceğinden, tazminat miktarı da elbette değişecektir. Davacı taraf istinaftan önceki ilk kararda bilinen ücret üzerinden hesaplanan tazminata itiraz etmemiştir. Ancak bu bilinen ücret bozmadan sonra değişecektir. Bir tarafın ilerde değişecek diye kararıisitnaf etmesi hayatın olağan akışına uygun olmayacaktır. Zira karar istinaf nedenleri reddedilerek kesinleşmiş olsa idi hesaplama bilinen ücrete göre hesaplandığından sorun olmayacaktır. Ancak bozmadan sonra değişen durum nedeni ile daha önce doğmayan hesaba esas unsur olan ücrete itiraz etmeme usulü kazanılmış hak oluşturmayacaktır. Kaldı ki gerçek belli iken varsayıma gidilmez ilkesinin gözetilmesi gerekir. Ayrıca Bölge Adliye Mahkemesinin gönderme kararı ile ilk karar tamamen ortadan kalkmıştır. Yeniden yargılama yapılmıştır. 9. Diğer taraftan tazminatın hesaplanmasında yaşam tablosuna göre hesaplama farazi verilere dayanmaktadır. Başka bir anlatımla gerçek zarar hesabı özü itibariyle varsayımlara dayalı bir hesap olup, gerçeğe en yakın verilerin kullanılması esastır. Dolayısı ile bu yönde itiraz edilmemesi de usulü kazanılmış hak teşkil etmeyecektir. III. Sonuç: 10. Tazminatın asgari ücrete ilişkin işlemiş devrenin de ileri çekilmemesi yönündeki gerekçeye atılınmamıştır. Zira Bölge Adliye gönderme kararı sonrası kamu düzeninden olan asgari ücrete ilişkin değişiklikler nedeni ile tazminatın (gerçek zararın) karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerekir. Bu hususlar usulü kazanılmış hak oluşturmadığından ortadan kaldırılan kararı davacının istinaf etmediği gerekçesi ile davalı yararına usulü müktesep hakkın gözetilmesi ve işlemiş devrenin ileri çekilmemesi gerekçesi varsayıma dayalı olup, tazminatın karar tarihine en yakın verilerle hesaplanması gerektiği yönündeki içtihadına aykırıdır. Bu nedenle davacı tarafın ek davasının reddi kararı yerinde değildir. Bozulması gerekir. Çoğunluğun onama görüşüne katılınmamıştır. ...