11. Hukuk Dairesi 2008/12961 E. , 2010/2603 K. MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.07.2008 tarih ve 2007/276-2008/216 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak asıl ve birleşen davada davacılardan ... ve ...vekili ile asıl davada davalı Şirket vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.03.2010 gününde davacılar avukatı ... geldi, davetiye tebliğine rağmen davalılar vek…
**11. Hukuk Dairesi 2008/12961 E. , 2010/2603 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09.07.2008 tarih ve 2007/276-2008/216 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak asıl ve birleşen davada davacılardan ... ve ...vekili ile asıl davada davalı Şirket vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 09.03.2010 gününde davacılar avukatı ... geldi, davetiye tebliğine rağmen davalılar vekili avukatı ve davalı asıl ... gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü: Davacılar vekili, davalı şirketin yönetim kurulunca alınan 10.08.2005 tarihli ıskat kararı ile müvekkillerinin pay oranlarının değiştirildiğini, bu kararın ıskat prosedürü doğru uygulanmadan alındığını, 2005-2006 yılı genel kurul toplantılarının yönetim kurulu başkanı gelmemesi ve denetçinin istifası gibi nedenlerle ertelendiğini, daha sonra gerekli tebligatlar yapılmadan 2004 yılı için toplanan 27.03.2006 tarihli genel kurula aynı aileden 3 ortağın katıldığını ve bunların yönetim kuruluna seçildiğini, bu durumda hukuka uygun seçilmiş bir yönetimin bulunmadığını, tek denetçinin istifası nedeniyle de zorunlu organlardan denetim organının da bulunmadığını, üyeler arası ilişkilerin bozulduğunu halen 2005-2006 yılları için genel kurul toplantısı yapılamadığını, TTK’nun 435 nci madde koşullarının oluştuğunu ileri sürerek, yönetim kurulunun 10.08.2005 tarihli kararının iptaline, yönetim kurulunun el çektirilerek kayyum tayinine, davalı şirketin tasfiyesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacılar vekili, birleşen davada yönetim kurulu başkanı ...’i davalı göstererek, müvekkilinin ıskat edilen paylarına ilişkin sermaye borcunu ödeyen davalının 295 hisseye ulaşarak hakim duruma geldiğini, düşük miktarlı bu meblağı ödeyerek ve temerrüde düşürülmeyen davacıların hakları çiğnenerek, kötüniyetle yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunu ileri sürerek, yönetim kurulu ıskat ile yeni payları belirleme kararının iptali ile davalının paylarının davacılara ait olduğunun tespitine, payların eski hale getirilmesine, pay defterlerine ve sicile tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ..., ıskat kararında davacılardan ikisinin imzası bulunduğunu savunarak birleşen davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı şirket vekili, ıskat prosedürünün doğru uygulandığını, yönetimin seçildiği genel kurul kararının iptali için dava açılmadığını, organ boşluğunun bulunmadığını, yönetim kurulu kararına karşı doğrudan dava açılamayacağını, ıskat kararında davacılardan ikisinin imzası bulunduğunu, 2 yıl sonra dava açılmasının MK’nun 2 nci maddesine aykırı olduğunu savunarak, asıl davanın reddini istemiştir. Mahkemece, dosya kapsamına, toplanan kanıtlara ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, toplantı yapılmasının ve organ eksikliklerinin giderilmesinin pay dağılımına göre mümkün olduğu, şirketin faal olduğu davacıların ortaklar arası uyuşmazlıkları ve genel kurul toplantısının yapılamamasını fesih nedeni olarak gösterdikleri, TTK’nun 434 ncü maddede sayılan fesih nedenlerine dayanılmadığı, ortaklararası uyuşmazlıkların fesih nedeni olmadığı, nama yazılı pay sahipleri olan davacıların iadeli mektupla bir ay içinde ödemeye davet edilmediği, ıskat ihtarnamesi gönderilmesinin yetmeyeceği, ıskat kararının ve buna dayalı yapılan sadece 17 payın birleşen davanın davalısına yapılan devir işleminin batıl olduğu, baştan beri geçersiz olduğu, emredici hükümlere aykırı düştüğü, davacı ...'nin 17 pay bedelinin depo edilmesi talebine ilişkin bir işlem yapılması gerekmediği, her iki davanın bu davacı bakımından kabulü gerektiği, diğer davacılar ... ve ...’in yönetim kurulu kararında imzaları bulunması nedeniyle kendi aleyhlerine işlem tesis etmeleri ve ıskatın sonuçlarını bilme durumunda olmaları ve uzun süre bekleyip, kararın şekil bakımından iptalini istemelerinin iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağı, yoklukla malul olan kararların da iyiniyet çerçevesinde dava edilmeleri gerektiği, 1987/2 E, 1988/2 K sayılı YİBK’nın bu yönde olduğu, bu durumda ... ve ...bakımından kararın geçerli olduğu gerekçesiyle, davacılardan Vasfiye'nin asıl ve birleşen davasının ıskat kararının iptali bakımından kabulüne, diğer istemlerin ve davacılardan ... ve ...’in her iki davadaki tüm istemlerinin reddine karar verilmiştir. Kararı, asıl ve birleşen davada davacılardan ... ve ...vekili ile asıl davada davalı şirket vekili temyiz etmiştir. 1- Asıl dava, yönetim kurulunun kararının iptaline ilişkin olup, yönetim kurulunun payları ıskatına ve ıskat edilen payların sermaye borcunu ödeyen ... adına pay defterine işlenmesine dair kararının iptali isteminin davacılardan Vasfiye bakımından kabulüne, diğer davacılar bakımından reddine ilişkin karar dosya kapsamına uygundur. Diğer yandan, birleşen dava, mahkemece davacılardan sadece Vasfiye bakımından kabul edilmiş olup, yönetim kurulu kararının iptaline, ...’e ait 17 adet payın iptaline ve bu 17 adet payın ...’e ait olduğunun, böylece adı geçen davacının davalı şirkette toplam 35 paya sahip olduğunun tespitine karar verilmiştir. Oysa, mahkemece yönetim kurulu kararının iptaline karar verilmekle yetinilmesi gerekirken, henüz davacı ...’nin sermaye borcunu ödemediği payların bu aşamada sahibi olduğunun tespitine karar verilmesi doğru değildir. Birleşen davada sadece davalı olarak ... gösterilmiş olup, ... kararı temyiz etmemiş, şirket ise sadece davalı olduğu asıl davanın kabulünü temyize getirmiştir. Birleşen davanın diğer davacıları birleşen davanın reddi nedeniyle temyize gelmişlerdir. Birleşen davada davalı ... aleyhine, davacılardan Vasfiye lehine verilen karar bu hali ile kesinleşmiş ise de, kararın bu hali ile infaz edilmesi mümkün olmayacaktır. Zira, zaten şirket yeni bir ıskat prosedürü başlatacak ve ıskat prosedürü sırasında anılan 17 payın sermaye borcunu kim öderse payların sahibi o kişi olacaktır. Davacı ... bu kararın kesinleştiğinden bahisle 17 payın kendisine ait olduğunu şirkete ileri sürmeyecektir. Bu nedenle kararın hükmedildiği şekilde tespite ilişkin bir sonuç doğurmayacağı muhakkak olup, bu hususun açıklanmasında yarar görülmüş, bu noktada mahkeme kararının eleştirisinin yapılması gerekmiş, aleyhe temyiz eden olmadığı için bozma yapılmamıştır. Öte yandan, birleşen davada hakkında red kararı verilen davacılar dava sırasında 05.11.2007 tarihli cevaba cevap dilekçesinde, aleyhlerindeki dava konusu yönetim kurulu kararında yer alan imzaları kendi iradeleri ile atmalarının mümkün olmadığını, böyle bir durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ileri sürmüş olup, bu iddianın ileri sürülüş biçimi karşısında, davacıların imza inkarında bulunduklarının ya da sahteciliğe dayandıklarının kabulü mümkün değildir. Öte yandan dava dilekçesine eklenmiş olan (Ek:5) ve konusu genel kurula çağrı izni davası olan aynı mahkemenin 2006/115 Esas nolu derdest davasında alınan bilirkişi raporunun 5 nci sayfasında Adli Tıp raporundan ıskata ilişkin kararda yer alan ... imzasının ona ait olduğunun belirlendiğinin anlaşıldığı açıklamasına yer verilmiştir. Dava dilekçesinde bu rapora başka bir yönden dayanılmış olup, imzanın bu davacıya ait olduğuna ilişkin Adli Tıp kurumu saptamasının yanlış olduğuna yönelik bir iddiada bulunulmamıştır. Bu durumda, mahkemece imza incelemesine gidilmemesinde bir usulsüzlük görülememiştir. Temyiz dilekçesinde fotokopi üzerinden sonuca giden bir özel teknik rapora ilk kez dayanılmış olup, belge aslı üzerinden Adli Tıp’ın inceleme yapması halinde daha doğru verilere ulaşılacağı raporda belirtilmiştir. Bu raporun temyiz aşamasında alındığı temyiz dilekçesinde yazılı olup, mahkeme kararının bu yönden bozulması gerektiğine ilişkin temyiz itirazları isabetsizdir. Bu açıklamalara ve dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, asıl davada davalı şirket vekili ile birleşen davada davacılardan ... ve ...vekilinin tüm, asıl davada davacılardan ... ve ...vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Asıl davadaki istemlerden biri olarak yönetim kurulunun seçimine ilişkin 27.03.2006 tarihinde yapılan genel kurulda alınan kararın iptali için dava açıldığına ve devam ettiğine, seçilen ...’in devir aldığı payları pay defterine seçimden önce işlenmemesi nedeniyle ortak sayılamayacağına, diğer iki kişi ile yönetim kurulunun toplanması ile toplantı ve karar nisabının oluşmayacağına, dolayısıyla TTK’nun 435 nci madde koşullarının oluştuğuna yönelik iddia üzerinde mahkemece durulmamış ve gerekçede açıklama yapılmamıştır. Bilirkişi raporunda bu noktaya ilişkin takdir mahkemeye bırakılmıştır. Davacılar vekili 05.11.2007 tarihli cevaba cevap dilekçesinde, ana sözleşmenin 8 nci maddesinde devrin yönetim kurulunun muvafakatine bağlı olduğunu, 2006/115 esas sayılı anılan diğer dava dosyasındaki pay defterinde Nezehat’ın devir aldığı payın yer almadığını, işlenmediğini yönetim kurulunun 2 kişiye düştüğünü, 2006 tarihli anılan genel kurulan iptali davası açıldığını ileri sürdüğü halde bu iddia mahkemece ele alınmamıştır. Ortak sıfatını kazanmayan biri yönetim kuruluna seçilebilir ise de yönetici olarak göreve başlayabilmesi ortaklık sıfatını kazanmasına bağlıdır. TTK’nun 312/2 nci maddesinin bu yöndeki düzenlemesi karşısında anılan iddia değerlendirilmeli, 435 nci maddede aranan organ boşluğu koşulu gerçekleşmiş ise davalı şirkete süre verilmeli, tedbiren kayyım atanmalıdır. Dava tarihinden sonra yapılan 25.10.2007 tarihli genel kurulda Nezehat yine yönetici olarak seçilmiş ise de, yönetim kurulu yine 3 kişiden oluşmuştur. 27.03.2006 tarihli genel kurul kararının iptaline ilişkin (2006/211 E) davanın sonucu da izlenmeli ve beklenilmelidir. Bu durumda, asıl davanın bu istek kalemi yönünden, eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesisi nedeniyle, hükmün bu bölümünün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davalı şirket vekili ile birleşen davada davacılardan ... ve ...vekilinin tüm, asıl davada davacılardan ... ve ...vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, asıl davada davacılardan ... ve ...vekilinin diğer temyiz itirazlarının kabulü ile asıl davada verilen hükmün anılan bölümünün bu davacılar yararına BOZULMASINA, takdir edilen 750.00 TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 03,15 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı şirketten alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacılara iadesine, 09.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.