11. Hukuk Dairesi 2023/6093 E. , 2024/7835 K. MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1534 E., 2023/1218 K. HÜKÜM : Asıl ve karşı davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/692 E., 2021/197 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar v…
**11. Hukuk Dairesi 2023/6093 E. , 2024/7835 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1534 E., 2023/1218 K. HÜKÜM : Asıl ve karşı davanın reddi İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/692 E., 2021/197 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı-karşı davalı dava dilekçesinde; müvekkilinin “mevsımlstanbul” markasını Türk Patent ve Marka Kurumu'na (TÜRKPATENT) 08.08.2016 tarihinde 2016/64021 ve 2016/62676 numaraları ile tescil ettirdiğini, davalının ise Sancaktepe'de bulunan inşaat projesinde “..." ibaresini kullandığını, mevsim ibaresinin kendi markalarının ana unsuru olduğunu, davalının markasının kendi markaları olan "mevsimİstanbul“ markasına çok benzediğini, markalarının esas unsurunun mevsim kelimesi ve ... logosu olduğunu, davalının projenin tanıtımı için ... adresli bir internet sitesi açmış olduğunu bu internet sitesinde de aynı amblemi kullandığını, davalının "...” markasını kartvizit, tanıtım kataloğu, reklam panoları, tabelalar üzerinde kullandığını, davalının mevsim kelimesi ve ... amblemini markasının esas unsuru olarak kullandığını, bunun markaları benzer kıldığını aynı sektörde yer almalarının tüketici nezdinde karıştırmaya sebep olabileceğini, davalının kullanmış olduğu markanın kendi markalarına iltibas yaratacak derecede benzer olduğunu bu durumun davacının marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, bu nedenlerle tecavüze sebep olan eylemlerinin tespit edilmesini ve önlenmesini, "..." ibaresi bulunan reklam içeren ürünlere tedbiren el konulmasını, davalı tarafın internet adresi olan ... adresine erişimin tedbiren engellenmesini, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaygıyla elde ettiği kazanca göre maddi tazminata hükmedilmesine ve ayrıca 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir. II. CEVAP Davalı- karşı dava davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu olan "...+şekil+mevsim" markasının müvekkili şirketlerinin değil, aynı sermaye grubunda bulundukları ... OTOMOTİV SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.'nin kullandığını ve markanın bu şirket adına tescil edildiğini, davanın husumet yönünden reddinin gerektiğini, "... mevsim" markasının ilk defa müvekkilleri tarafından kullanıldığını reklam faaliyetleri kapsamında 1.500.000,00 TL'nin üzerinde masraf yapıldığını, markanın kullanımının davacıdan çok daha önce başladığını, müvekkillerinin internet sitelerinde 16.03.2016 tarihinden itibaren kullanım ve tanıtım faaliyetlerinin devam ettiğini, bu internet sitesini davacının marka başvurusundan 5 ay öncesinden itibaren kullandıklarını, tanıtım ajansının tescil konusunda ihmalkar davranışı sebebiyle davacının markasının daha önce tescil edilmiş olmasının davacıya hak kazandırmayacağını, “...+şekil+mevsim"," ...+şekil+mevsim Sancaktepe" ve " hayat mevsiminde güzeldir" markaları için müvekkillerinin TÜRKPATENT nezdinde 14.06.2017 tarihinde başvuru yaptığını, sadece internet sitelerinde "...+şekil+mevsim" ibaresini kullandıklarını, dosyaya sunulan belgelere göre ulusal kanallarda, radyolarda, yerel kapsamda, broşür ve tanıtım materyalleriyle markalarının tanıtımım yaptıklarını, davacının markasında bulunan mevsim kelimesinin koruma kapsamında olmadığını, İstanbul kelimesinin ise marka olmasının yasak olduğunu, müvekkillerinin markasının esaslı unsurunun ... ifadesi olduğunu, mevsim kelimesinin esaslı unsur olmadığını, mevsim kelimesinin tek kişiye ait olamayacağını, müvekkillerinin markasında bulunan ... tasarımında her mevsimin ayrı renk ile ifade edildiğini, özel bir tasarım olduğunu ancak davacının markasında bulunan ... tasarımının özel bir çalışma olmadığını doğal nitelikli bir ... olduğunu, markaların karıştırılma ihtimalinin sektör bilirkişisi ve tüketici nezdinde yapılması gerektiğini, markalarda kullanılan renklerin yazım karakterleri ve dizilimin bariz farklı olduğunu ve konut alıcısı bilinçli tüketici bakımından iltibas yaratmadığını, müvekkillerinin markalarını davacının tescilinden önce kullandıklarının bilirkişi raporuna göre sabit olduğunu, davacı- karşı davalıya ait olan 62676, 64021, 83511 tescil numaralı markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesince, her iki markada da MEVSİM ibaresinin jenerik ad olduğu, zayıf marka niteliğinde bulunduğu, her iki markada ... figürü şekil unsuru olarak yer almaktaysa da; figürlerin farklı ... şeklinde ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu, davalı markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu ve bu hususun markaların farklı olmasını ve algılanmasını sağlamaya yeterli olduğu, her iki markada da jenerik isim olan “mevsim” ibaresinin ortak olmasının ve her iki markanın da iki kelime arasında konumlanmış ... şeklinden oluşuyor olmasının markaları benzer kılmayacağı, zira baskın unsurlar çerçevesinde markalara bütünsel bakılması gerektiği, kaldı ki taraf markalarında yer alan şekil unsurunun da farklı yapraklar olduğu, kullanılan renklerin farklılık arz ettiği, bu kapsamda davacı markasında bir çınar yaprağı formunda bir ... şekli mevcut iken, davalı markasının şekil unsurunda yer alan şans çağrışımı yapan dört yapraklı yonca şekil unsurunun ... esas unsurunun hemen ardından konumlandırıldığı ve dört yaprağında yeşil, mavi, turuncu ve sarı renk ile oluşturulduğu, bu renklerin davacının şekil ibareli çınar yaprağında olmadığı, bu bakımdan markalarda yer alan şekil ve yazı unsurlarının yani farklılıkların çok daha fazla ve belirgin olduğu, markalarının işaretsel yönden benzer olmadığı, alınan üç heyet raporunda da markaların karıştırılma ihtimaline sebebiyet vermeyeceğinin de sektör bilirkişilerinin de içinde bulunduğu heyetler ile tespit edilmiş olduğu, dolayısıyla benzer olmayan ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimaline sebep olmayan markaların arasında ise hem marka hakkına tecavüz fiilinin hem haksız rekabetin bulunmadığı, markalardan birinin hükümsüz kılınmasını gerektirecek iltibasın söz konusu olamayacağı hususu sabit görüldüğünden asıl ve karşı davanın reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince istinaf edilmiştir. IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesince, her iki taraf markasında MEVSİM ibaresinin jenerik ad olduğu, zayıf marka niteliğinde bulunduğu, her iki markada ... figürü şekil unsuru olarak yer almaktaysa da; figürlerin farklı ... şeklinde ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu, davalı markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu, bu hususun markaların farklı olmasını ve algılanmasını sağladığı, markaların logo, yazım biçimleri ve kullanım şekilleri de dikkate alındığında markalar arasında iltibas ve karışıklığın bulunmadığı, bu durumun mahkemece aldırılan üç ayrı bilirkişi kurulu raporunda da tespit edildiği anlaşıldığından; mahkemece asıl davanın ve markaların hükümsüz kılınmasını gerektirecek iltibasın bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. V. TEMYİZ İNCELEMESİ 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, asıl davada, davalının fiili kullanımları ise sonra tescilli markalarının davacının markalarına tecavüz oluşturup oluşturmadığı, karşı davada ise, karşı dava davacısının işaretler üzerinde öncelik (üstün) hakkına sahibi olup olmadığı, buradan da varılacak sonuca göre de davacı markalarının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği hususlarında toplanmaktadır. 2. İlgili Hukuk 1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 2.6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı, 7 inci, 8 inci ve 29 uncu maddeleri. 3. Değerlendirme Asıl dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, men ve ref-i ile tazminat istemlerine, karşı dava ise, öncelik hakkı hukuki sebebine dayalı asıl davanın davacısı adına tescilli markaların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe ile hem asıl hem de karşı davanın reddine, bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince ise yukarıda belirtilen gerekçelerle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş olup karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. Markaya tecavüz fiilleri 6769 sayılı Kanunu'nun 29 uncu maddesi ile düzenlenmiş olup; bu hüküm uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7 nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak ve yine lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek marka hakkına tecavüz oluşturmaktadır. Kanunun 7 inci maddesinde ise, izinsiz olarak tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması fiilleri ile ticaret alanında kullanılması şartıyla işaretin tanıtım vasıtaları, iş evrakları ve internet ortamında alan adı, yönlendirici kod, anahtar sözcük olarak kullanılmasına ilişkin filler marka sahibi tarafından yasaklanması istenebilecek fiiller arasında sayılmıştır. Markanın kullanılmasını düzenleyen Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca, asıl olan markanın tescil edildiği şekilde mal ve/veya hizmetlerde kullanılmasıdır. Bununla birlikte, markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması da markanın kullanılması sayılır (m. 9'un gerekçesi). Ancak markanın farklı unsurlarla kullanılması halinde ayırt edici karekteri değiştirilmemelidir. Yani başkalarının markalarıyla karıştırılma ihtimali olmamalıdır. Zira, markanın tescil şeklinden farklı kullanılması başkasına ait marka hakkını ihlal edebilir. Önceki tarihli hakların etkisini düzenleyen SMK'nın 155 inci maddesi ile marka, patent veya tasarım hakkı sahibi, kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında, sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremeyeceği öngörülmüştür. Somut olay bakımından sağlıklı çözüme ulaşılabilmek için "zayıf marka", "markanın jenerik" olması kavramları ile "karıştırma ihtimali" kavramının açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere, jenerik kavramı, markanın tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin jenerik adı haline dönüşmesidir (m. 8'in gerekçesi; ayrıca). Diğer bir ifade ile marka tescil kapsamındaki mal ve/veya hizmetlerin jenerik adı ise veya zamanla kapsamındaki mal ve/veya hizmetlerin yaygın bir adı, cinsi haline gelmişse markanın jenerik olduğu kabul edilir (bkz. YASAMAN, SMK Şerhi, Cilt: 2, Seçkin, Ankara 2021, s. 1999 vd.; ..., Türk Marka Hukuku, 5. Baskı, Onikilevha, İstanbul 2023, s. 1284 vd.). Zayıf marka ise, bir markanın tescilli olduğu mal ve/veya hizmetlerin anlamına yakın olması veya yaklaşmasıdır. Yani markanın tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin cinsini, çeşidini, vasfını, kalitesini vs bildirmesi halinde zayıf markadan söz edilebilir. Bununla birlikte zayıf markalarda kullanma sonucu zamanla kuvvetli marka olabilirler. Bu durumda, bir işaret anlamına yaklaştığında zayıf marka, anlamından uzaklaştıkça kuvvetli marka olmaktadır. Diğer bir ifade ile zayıf marka, markanın tescilli olduğu mal ve hizmetlerin anlamına yakın olması hali iken; kuvvetli marka, markanın tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin anlamından uzak olması halidir (bkz. ..., Fikri Mülkiyet Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s. 367, Par. 25a vd; YASAMAN/YASAMAN, SMK Şerhi, C. 2, Seçkin, İstanbul 2021, s. 951 ve 1618). Karıştırma ihtimali ise, tescilsiz bir işaret veya tescil edilmiş bir markanın, daha önce tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple ya aynı ya da benzer olduğu için hedef kitlede önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesidir. Karıştırma tehlikesinin belirlenmesinde kullanılan ölçüler, iki işaret arasındaki şekil, ses, ve anlam benzerliğinden veya genel görünümden (toplu intibadan) veya seri içine girmekten veya çağrışımdan ya da önceki markaya yanaşmadan doğabilir (bkz. ..., Fikri Mülkiyet Hukuku, 5. Bası, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2012, s. 436, Par. 18 ve s. 443, Par. 33 ilâ 36). Bu açıklamadan sonca somut olaya gelindiğinde, asıl davada davacı - karşı davada davalının markaları "MEVSİMİST", "MEVSİM+... ŞEKLİ+İSTANBUL" ibarelerinden, karşı davada davacı asıl davada dalının markaları ise "...", "...+ŞEKİL+MEVSİM", "...+ŞEKİL+MEVSİM+SANCAKTEPE" ibarelerinden oluşturulmuş olup davalı markaları sonradan tescil edilmiştir. Taraf markalarında ve fiili kullanımlarında kullanılan renkler ise birbirine benzerdir. Davalının tescilli markaları belirtilen şekilde olmakla birlikte tek başına "MEVSİM" ibaresini markasal kullandığına ilişkin tanıtım belgeleri de dosyada mevcuttur. Asıl davada davacı, sonradan tescil edilen davalı markaları ile kullanma şeklinin kendi markalarına tecavüz oluşturduğunu ileri sürmüştür. Karşı davanın davacısı ise, tescilsiz kullanımlarının davacının tescilinden önce olduğunu, yani markalar üzerinde öncelik (üstün) hak sahibi olduğunu ileri sürerek davacının asıl davada dayandığı markaların hükümsüzlüğünü istemiştir. Asıl davada davacının markalarının ayırt edici unsuru "MEVSİM" ve "... ŞEKLİ +MEVSİM" ibareleri olup bu ibareler davacının markalarında aynen yer almış ve sadece ayırt edici olduğu ileri sürülen "..." ibaresi eklenmiştir. Dolayısıyla davalı markalarının ayırt edici unsuru ise "...+... ŞEKLİ+MEVSİM" ibaresidir. Davacı markalarında yer alan "İST" ve "İSTANBUL" ibareleri ile davalı markalarında yer alan "SANCAKTEPE" ibaresi yer adı olup ayırt edici fonksiyonları bulunmamaktadır. Taraf markalarında ve fiili kullanımlarda kullanılan renklerde de birbirlerine yakın ve benzerdir. Bu durumda taraf markaları arasında ilgili halk kesimi nezdinde ilişkilendirme ihtimalide dahil karıştırma ihtimaline sebep olabilecek derecede görsel, sessel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğu gibi, ilgili halk kesimi tarafından sonradan tescil edilen davalı markalarının davacı markalarının serisi olarak algılanabileceği ihtimalide bulunmaktadır. Yani seri içine girme durumu da mevcuttur. Ayrıca taraf markalarındaki renklerde birbirini çağrıştırmaktadır. Diğer taraftan asıl davada davalının markalarının tescil edilmiş olduğu şekilden farklı olarak ve sadece "MEVSİM" ibaresinin markasal olarak kullanımı da mevcut olup bu ibare asıl davada davacı markalarının asıl unsurudur. Zaten, markaların benzer olduğu hususu taraflarında kabulünde olduğu iddia ve savunmalardan anlaşılmaktadır. Zira, davacı benzer olduğunu ileri sürmüş, asıl dava davalısı-karşı dava davacısı da öncelik hakkının kendisine ait olup benzerlik nedeniyle davacı markalarının hükümsüzlüğünü istemiştir. Mahkemece "MEVSİM" ibaresinin jenerik, markalarında zayıf olduğu saptamasında bulunulmuşsa da, bu saptama doğru olmamıştır. Zira "MEVSİM" ibaresi markaların tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin jenerik adı, cinsi vs olmadığı gibi, markaların anlamı tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin tamamının anlamına da yaklaşmamaktadır. O nedenle tescil kapsamındaki mal ve hizmetlerin tamamı yönünden zayıf marka olduğunun tespiti de doğru olmamıştır. Ayrıca zayıf markalarında zamanla ayırt edicilik kazanmakla kuvvetli marka haline gelmeleri mümkün olduğundan, tescil edilmiş bir markanın korunması gerekmektedir. Zira, marka koruması tescil yoluyla elde edilir (SMK m. 7/1) ve marka sahibine herkese karşı ileri sürebileceği mutlak ve münhasır tekel hakkı bahşeder. Hal böyle olunca, asıl dava yönünden, davalı tarafın sonradan tescil ettirmiş olduğu markaları ile tescil şeklinden farklı olarak fiili kullandığı işaretlerin 6769 sayılı Kanunu'nun 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ilgili halk kesimi nezdinde karıştırma tehlikesine sebep olabilecek derecede benzer kabul edilip yukarıda belirtilen hükümler uyarınca araştırma yapılıp, öncelik (müktesep) hakkına dayalı olarak asıl davada dayanılan markaların hükümsüzlüğü için açılan karşı davanın sonucuna göre değerlendirme yapılıp bir karar verilmesi gerekirken, anılan hususlar gözetilmeden ve yanılgılı değerlendirme ile asıl davanın reddine karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. Karşı davaya yönelik temyize gelince, karşı davada davacı, asıl davada davacı karşı davada davalının tescillerinden önce kendisinin fiili kullanımı ve dolayısıyla öncelik hakkı olduğunu ileri sürmüştür. 6769 sayılı Kanunu'nun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ile, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için elde edilen öncelik (müktesep) hakkı, marka tescilinde nispi ret sebebi, 26 ncı maddesi ile de anılan husus bir hükümsüzlük sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu durummda, karşı davada davacının tescilden önce kullanımının olup olmadığı, yani öncelik hakkının bulunup bulunmadığı, davacının marka başvurusundan veya varsa rüçhan tarihinden önceki tarihte başlayıp başlamadığı yönünde karşı dava davacısının delilleri sorulup inceleme yapılarak kullanımı varsa, sırf fiili kullanılan mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlük sebebi oluşturabileceğinin gözetilmesi gerekirken, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile karşı davanında da reddine karar verilmesi doğru olmayıp kararın bozulması gerekmiştir. VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Kanun'un 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harçlarının istekleri halinde ilgililere iadesine, 06.11.2024 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Asıl dava, marka hakkına tecavüzün tespiti, men ve ref-i ile tazminat istemlerine, karşı dava ise, öncelik hakkı hukuki sebebine dayalı asıl davanın davacısı adına tescilli markaların hükümsüzlüğü istemine ilişkindir. Asıl davada davacı - karşı davada davalının markaları "MEVSİMİST", "MEVSİM+... ŞEKLİ+İSTANBUL" ibarelerinden, karşı davada davacı -asıl davada dalının markaları ise "...", "...+ŞEKİL+MEVSİM", "...+ŞEKİL+MEVSİM+SANCAKTEPE" ibarelerinden oluşturulmuş olup davalı markaları sonradan tescil edilmiştir. Dosyada alınan dört bilirkişi raporundan üç bilirkişi raporunda belirtildiği üzere MEVSİM ibaresinin zayıf marka niteliğinde bulunduğu, her iki markada ... figürü şekil unsurunun farklı olduğu ve farklı renk unsurları ile oluşturulduğu, davalı- karşı davacının markasının esaslı unsurunun, ticaret unvanı da olan, ayırt edicilik sağlayan “...” ibaresi olduğu, bu hususun markaların farklı olmasını ve algılanmasını sağladığı, markaların logo, yazım biçimleri dikkate alındığında markalar arasında iltibasın bulunmadığının kabulünde bir usulsüzlük bulunmadığı gibi, davacı-karşı davalı zayıf markalarını kullanmakla ayırtedici hale getirdiğini de dosya kapsamından ispat etmiş değildir. Ayrıca, sayın çoğunluk tarafından bozma gerekçesinde “Zaten, markaların benzer olduğu hususu taraflarında kabulünde olduğu iddia ve savunmalardan anlaşılmaktadır. Zira, davacı benzer olduğunu ileri sürmüş, asıl dava davalısı-karşı dava davacısı da öncelik hakkının kendisine ait olup benzerlik nedeniyle davacı markalarının hükümsüzlüğünü istemiştir.” şeklindeki kabulü dosya kapsamına uygun değildir. Zira davalı-karşı davalı baştan itibaren markaların benzer olmadığını savunduğu gibi davacı-karşı davalının markalarının hükümsüz kılınması için dayandığı öncelik hakkını açıklamak için ... ibaresini kullandığını belirtmiştir. Yukarıda açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesince asıl ve karşı davanın reddine, Bölge Adliye mahkemesi tarafından istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından sayın çoğunluğun görüşüne katılmayarak kararın onanması görüşündeyim.