8. Hukuk Dairesi 2016/555 E. , 2016/3624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin Hazine ile ... aralarındaki dava hakkında .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.04.2012 tarih ve 724/216 sayılı hükmün Daire'nin 22.01.2015 gün ve 2014/22782-2015/1453 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı Hazine vekili, davalı adına t
**8. Hukuk Dairesi 2016/555 E. , 2016/3624 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Terkin Hazine ile ... aralarındaki dava hakkında .... Asliye Hukuk Mahkemesi'nden verilen 03.04.2012 tarih ve 724/216 sayılı hükmün Daire'nin 22.01.2015 gün ve 2014/22782-2015/1453 sayılı ilamıyla onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: KARAR Davacı Hazine vekili, davalı adına tapuda kayıtlı bulunan 308 parselin 178,02 m2'lik kısmının 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümleri uyarınca kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını, özel mülkiyete konu edilemeyeceğini açıklayarak dava konusu taşınmazın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan kısmının tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, hak düşürücü sürenin geçtiğini, davalı lehine müktesep hak oluştuğunu açıklayarak davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, uyulan Yargıtay bozma ilamları sonrasında yapılan yargılama neticesi davanın kabulü ile, mülkiyeti davalıya ait Altınoluk 308 parselin teknik bilirkişi raporuna ekli krokide B harfi ile gösterilen 178 m2'lik kısmının tapu kaydının iptaline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine hüküm Daire'nin 22.01.2015 tarih 2014/22782 esas 2015/1453 karar sayılı ilamı ile sair temyiz itirazları reddedilmiş, hüküm fıkrasına "kamunun açık istifadesine açık kıyı olarak terkinine" ibaresi eklenerek düzeltilerek onanmıştır. Davalı vekili süresi içinde karar düzeltme isteğinde bulunmuştur. Somut olayda; ev ve avlu vasfındaki dava konusu 308 parselde kayıtlı taşınmazın kadastro çalışmalarında 29.03.1972 tarih 121 sıra numaralı tapu kaydına istinaden 613 m2 olarak ... adına tespit edilmiş ise de tespit malikinin itirazı üzerine 26.06.1980 tarihli komisyon kararı ile itiraz yerinde görülerek miktarı 728 m2'ye yükseltilmiş, komisyon kararı 05.08.1980 tarihinde kesinleşmiştir. Kadastro tespitine dayanak olan 29.03.1972 tarih 121 sıra nolu tapu kaydının geldisi olan 07.05.1964 tarih 13 sıra nolu tapu kaydının ise Hazine'nin de hasım olduğu ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.02.1964 tarih ve 1963/180 Esas, 1964/25 Karar sayılı tescil ilamı ile oluştuğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Dosya arasına getirtilen tedavüllü tapu kayıtları, dayanak mahkeme ilamı ile tescil ilamının krokisi mevcut olup miktarı 727,16 m2'dir. Mahkemece mahallinde yapılan keşifte taşınmazın 178 m2 kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığı belirlenmiştir. Tescil ilamının HMK'nun 303. maddesinde öngörülen kesin hüküm nedeni ile tescil ilamını alan davacı ve mirasçıları ile bu kişinin halefi durumundaki davalıyı, aynı zamanda kararın tarafı olan Hazine'yi bağlayacağı kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; Mahkemece ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 20.02.1964 tarih ve 1963/180 Esas, 1964/25 Karar sayılı tescil hükmüne esas olan krokinin mahallinde yapılacak keşifte zemine uygulanması, bilirkişilerden gerekçeli denetime açık rapor alınarak dava konusu yerin tamamının veya bir kısmının kroki kapsamında kalıp kalmadığının TMK'nun 719. ve 3402 sayılı Yasa'nın 20. maddesi hükmü uyarınca saptanması, bu saptamada tescil krokisine ait dosyanın da gözönünde bulundurulması, belirlenen durumun krokiye yansıtılması, kayıt kapsamında kalan yerin tamamının veya bir kısmının 28.11.1997 tarih 5/3 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tarifi 3621 Sayılı Yasanın 4.maddesinde yapılan kıyıda kaldığının anlaşılması halinde, kararın tarafı olan Hazine'yi bağlayacağının düşünülmesi, kesin hüküm ile ilgili durum açıklığa kavuşturulduktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, kesin hüküm hususu dikkate alınmadan eksik inceleme ile hüküm kurulması doğru olmamıştır. Davalı vekilinin karar düzeltme itirazı bu bakımdan yerinde olup, temyiz incelemesi sırasında hükmün Daire tarafından bu yönden bozulması gerekirken onanmış olması yanılgıya dayalıdır. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenle Yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken onandığı anlaşılmakla, davalı vekilinin karar düzeltme isteği yerinde olduğundan KABULÜ ile Daire'nin hataya dayalı 22.01.2015 tarih ve 2014/22782 Esas, 2015/1453 Karar sayılı onama kararının kaldırılmasına, Yerel mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'nun 442/1 maddesi gereğince aynı mahkeme ilamı ile ilgili bir defadan fazla karar düzeltme isteğinde bulunulamayacağından ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, 01.03.2016 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY ... tarafından açılan, 3621 sayılı Kıyı Kanunu uygulamasına dayalı tapu iptal/terkin davası mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12.maddesindeki on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiş, temyizi inceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesi "davanın esasına ilişkin olarak verilen, hak düşürücü süre yönünden davanın reddi kararına ilişkin temyiz talebinin reddetmiş; hükmü sadece hükmün fer'ilerine ilişkin yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozmuştur. Böylece hükmün davanın reddine ilişkin bölümü kesinleşmiştir. Hak düşürücü süre nedeniyle verilen davanın reddi kararı; usule ilişkin bir karar olmayıp; maddi hukuka ilişkin bir karardır. Bozma sonrası devam eden yargılama, yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkindir. Davanın esasıyla ilgili olarak usulünce devam eden bir dava bulunmadığı sürece; hükmün kesinleşen bölümü kamu düzeni ilkesine aykırı olsa bile; hükmün esası yeniden ele alınarak yargılama ve inceleme konusu yapılamaz. Hükmün kesinleşen bölümlerinin yeniden yargılama konusu yapılması; "usuli kazanılmış hak ilkesi" ile " hukuki istikrar ve güvenlik ilkesi"ne aykırı olur. Durum böyleyken, mahkemece davanın kesinleşmiş olan bölümleri yönünden yeniden hüküm verilmesi ve bu hükmün temyizi üzerine de Yargıtay ilgili Dairesi'nin hükmün kesinleşmiş bölümü (somut davada davanın esası hakkında) hakkında önceki kararına aykırı nitelikte yeni bir karar vermiş olması; ilk bozma/onama kararıyla diğer taraf yararına oluşmuş olan usuli kazanılmış hak durumunu ortadan kaldırmayacağı gibi, yeni hükme ilişkin olan bozma kararına mahkemece uyulmuş olması da, bu sefer diğer taraf yararına yeni bir usulü kazanılmış hak durumu doğurmaz. Belirtilen hususlar, temyiz incelemesi aşamasında karşı oyumuzda da açıklanmıştır. Bu durumda, karar düzeltme talebinin kabulü ile, davanın esasına ilişkin yerel mahkeme hükümünün davanın reddine karar verilmek üzere bozulması gerektiğini düşünüyorum. Değerli çoğunluğun karar düzeltme talebinin kabulü sonucuna katılmakla birlikte, karar düzeltme gerekçesine katılmıyorum. 01.03.2016