Başvuru, tescil edilmiş taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınması ve tapu siciline güvenilerek satın alınan taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmemesi nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tescil edilmiş taşınmaza ilişkin tapu senetlerinin kadastro çalışmasında uygulanamayan tapu kayıtları listesine alınması ve tapu siciline güvenilerek satın alınan taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle uğranılan zararın tazmin edilmemesi nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru, 4/2/2013 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 4/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından 25/4/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın görüş yazısı, 1/7/2014 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş; başvurucular vekili Bakanlığın cevabına karşı beyanlarını 16/7/2014 tarihinde ibraz etmiştir. A. Olaylar Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Antalya ili merkez Zeytinköy’de (Çamköy) bulunan taşınmaza ait Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle açılan ve Hazinenin taraf olmadığı izaleyi şüyu davasında Antalya Sulh Hukuk Mahkemesi E.1940/1, K.1940/15 sayılı kararıyla taşınmazın büyüklüğünü arttırarak tapu kayıtlarının kapsadığı alanı 202 m² olarak belirlemiş ve taşınmazın, hisseleri oranında sahipleri adına tesciline karar vermiştir. 202 m² taşınmaz, Antalya Satış Memurluğunun 1944/2 sayılı satış dosyası ve açık arttırma suretiyle 13/4/1944 tarihli ve 118 sıra No.lu tapu kaydıyla K.K. ve H.Ü.ye satılmıştır. Bahsedilen taşınmaz 1946 yılında 1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanunu’na göre yapılan orman tahdidinde orman sınırları içinde kalmıştır. Bahsedilen taşınmaz -başvurucuların murislerine ait olduğunu iddia ettikleri taşınmazı da kapsayan bölge- 1964 yılında yapılan orman tapulama (kadastro) sırasında orman tahdidi sınırı içerisinde bulunduğundan tapulama dışı bırakılmıştır. 1975 yılında Orman Kadastro Komisyonunca 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun maddesi uygulamasıyla -2/B olarak adlandırılan uygulama- taşınmazın bulunduğu saha Hazine adına orman dışına çıkarılarak 4 No.lu orman kadastro parseli içinde kalmıştır. Bu uygulama, itiraz edilmemesi sonucu 20/10/1976 tarihinde kesinleşmiştir. K.K. ve H.Ü. 1965 yılında taşınmazı ifraz ettirmiş ve taşınmazı muhtelif kişilere satmışlardır. Taşınmazın 291 m²lik bölümünü alan ve adlarına kaydettiren A.E., B.E., Me.E., Mu.E., S. taşınmazı 17/7/1979 tarih, 182 cilt 93 sayfa sıra No.lu, 1/10/1979 tarih, 183 cilt sayfa sıra No.lu, 182 cilt 92 sayfa sıra No.lu, 182 cilt 94 sayfa sıra No.lu tapu kayıtlarıyla fundalık olarak başvurucuların murisi Osman Ali ATEŞOĞLU’na satmışlardır. 1980 yılında yapılan kadastro çalışmasında başvurucuların murisinin de hissesi bulunduğunu iddia ettiği taşınmaz, makilik niteliğiyle 229 parsel olarak Maliye Hazinesi adına tespit edilmiştir. Tapulama komisyonuna yapılan itirazlar 2/6/1981 tarihli komisyon kararıyla reddedilmiştir. Çamköy 229 No.lu parselde mülkiyet iddiasında bulunan ve itirazları reddedilen başvurucuların murisi de dâhil olmak üzere çok sayıda kişi Antalya Tapulama Hâkimliğine dava açmıştır. Mahkeme 2/3/1984 tarihli ve E.1982/50, K.1984/51 sayılı kararıyla ve 1964 yılında yapılan tapulama dışı bırakma işleminin kesinleştiği, tespit dışı bırakma işleminin de bir tapulama olduğu, daha sonra 6831 sayılı Kanun’un maddesi uygulamasıyla bu parselin bulunduğu sahanın orman rejimi dışına çıkarıldığı, 1980 yılında yapılan kadastro çalışmasında ise ikinci bir tapulama -kadastro çalışması- olduğu ve yasal yönden geçersiz olduğu -bir yerde iki defa tapulama yapılamaz ilkesi- gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 13/7/1988 tarihli ve E.1987/10370, K.1988/12941 sayılı kararıyla hükümden sonra yürürlüğe giren ve elde bulunan davalara da uygulanacağı öngörülen 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu ile yeni bir sisteme geçildiği, Kanun’un öngördüğü sicilleri oluşturabilmek için kadastro yapılması gerektiği ve tapulama dışı bırakılan yerlerde tekrar kadastro yapılmayacağına dair bir hüküm bulunmadığı gerekçesiyle kararı bozmuştur. Bozma sonrası Antalya Kadastro Mahkemesi 23/9/1994 tarihli ve E.1988/302, K.1994/2476 sayılı kararıyla 229 No.lu parselin yüz ölçümünün 601 m² olarak düzeltilmesine, teknik bilirkişilerce hazırlanan krokide A, B, C, D harfleriyle gösterilen toplam 698 m² bölümün Hazine adına, kalan 903 m²lik yerin ise krokide müstakil harflerle gösterilen tapu malikleri adına hisseleri nispetinde tespitine; bir kısım müdahillerin davalarının sübut bulmaması, bir kısmının bazı hissedarlardan kadastrodan sonra satın almaya dayalı taleplerinin görev nedeniyle reddine karar vermiştir. Bahsedilen karar da temyiz edilmiş ve Yargıtay Hukuk Dairesi 28/6/1995 tarihli ve E.1995/6250, K.1995/4620 sayılı kararıyla, İlk Derece Mahkemesinin Hazine adına yapılan tespitinde isabetsizlik bulunmadığından onanmasına, kişiler adına tespitte ise 1964 yılında yapılan orman tahdidi ve 1976 yılında yapılan orman dışına çıkarma işlemi konusunda bir tartışma bulunmadığı, tartışmanın orman dışına çıkarılan alanın zilyetlikle kazanılıp kazanılamayacağına ve bir kısım davacının dayanak olarak aldığı tapu kayıtlarının taşınmazın bu kısmını kapsayıp kapsamadığına ilişkin olduğu, orman dışına çıkarılmadan tespit tarihine kadar 20 yıllık süre geçmediğinden zilyetliğe dayanarak dava açanların temyiz istemlerinin reddine karar verilmesi gerektiği, Hazinenin temyiz itirazları yönünden ise 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesinde “orman sınırları dışına çıkarılacak yer, sınırlaması itirazsız kesinleşmiş tapulu arazi ise mülkiyet tekrar sahiplerine geçer” hükmü gereği orman tahdidinin itirazsız kesinleşip kesinleşmediğinin ve davacıların dayandıkları tapu kayıtlarının revizyon görüp görmediğinin araştırılması gerektiği, tapu kayıtlarının uyması hâlinde miktarı kadar arazinin kayıt maliklerine verilebileceği gerekçesiyle kararın bu kısımlarını bozmuştur. İlk Derece Mahkemesi bozma kararına uyduğunu belirtmiş ancak 10/6/1997 tarihli ve E.1996/27, K.1997/151 sayılı kararıyla 229 sayılı parselin kesinleşmeyen 903 m²lik bölümünün, haritasında bağımsız parseller olarak gösterilmek suretiyle payları oranında tapu malikleri adına tesciline karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 7/7/1998 tarihli ve E.1998/311, K.1998/3125 sayılı kararıyla, bozma kararının uygulamasının yapılmadığı gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararını tekrar bozmuştur. İlk Derece Mahkemesi 2/12/1999 tarihli ve E.1999/285, K.1999/292 sayılı kararıyla bozma kararına direnmiştir. Direnme kararını inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 27/6/2001 tarihli ve E.2001/7-427, K.2001/558 sayılı kararıyla direnme kararında hüküm fıkrası oluşturulmadığı gerekçesiyle direnme kararını bozmuştur. İlk Derece Mahkemesi 11/4/2002 tarihli ve E.2002/6, K.2002/27 sayılı kararıyla tekrar direnme kararı vermiştir. Direnme kararını inceleyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12/11/2003 tarihli ve E.2003/7-563, K.2003/678 sayılı kararıyla Yargıtay Dairenin görüşünü haklı bularak ikinci direnme kararını da bozmuştur. Bu kez bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi 25/4/2005 tarihli ve E.2004/1, K.200/5 sayılı kararıyla davacıların dayandıkları Nisan 1320 ve Nisan 1325 tarihli kayıtların paylı olması nedeniyle Antalya Sulh Hukuk Mahkemesinin 11/1/1940 tarihli ve 15/1 sayılı kararıyla izaleyi şüyu davasında Mahkeme kararında tapu kayıtlarının kapsadığı alanın 202 m² olduğunun belirlendiği, dayanak tapu kayıtlarının miktarının ise çok düşük olduğu ve kök tapu kayıtlarının değişebilir sınırlı bulunduğu, miktarın arttırılması talebi ve miktarın düzeltilerek tapuya tesciline ilişkin karar bulunmadığı belirtilerek 13/4/1944 tarih ve 118 numaralı tescilin yolsuz tescil niteliğinde olduğu, bu nedenle dayanılan tapu kaydının ihdas tarihindeki miktarı olan 000 m²nin esas alınması gerektiği, 1946 yılında yapılan ve kesinleşen orman tahdidi ile dava konusu taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, 1975 yılında 6831 sayılı Kanun’un 2/B maddesi uyarınca taşınmazın Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılarak 4 No.lu orman kadastro parseli içinde kaldığı, tapunun yüz ölçümü 000 m² olduğu hâlde tapu maliklerine 926 m² yer verildiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kesinleşen kısmı için yeniden hüküm kurulmasına gerek olmadığı gerekçesiyle davaya katılan bazı davacıların taleplerinin görev yönünden reddine; davacılara verilen yer ile dayanak tapunun yüz ölçümü arasında fark olması, tapunun revizyon gördüğü parsellerin sınırlarının değişebilir nitelikte olması ve 1975 yılında Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış arazinin zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle taşınmazın yüz ölçümünün düzeltilerek tespiti için Hazine adına tesciline karar vermiştir. Kararın temyizi üzerine incelemeyi yapan Yargıtay Hukuk Dairesi 30/11/2006 tarihli ve E.2006/2115, K.2006/3955 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını onamıştır. Başvurucuların murisinin karar düzeltme talebi, Yargıtay aynı Dairesinin 1/7/2008 tarihli ve E.2007/3956, K.2008/2954 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar bu tarihte kesinleşmiştir. Dava konusu taşınmazın mülkiyeti konusunda davanın kesinleşmesinden sonra başvurucuların murisi tapu siciline güvenerek aldığı taşınmazın Hazine adına kaydı nedeniyle zarara uğradığını ileri sürerek 29/6/2009 tarihinde Antalya Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde tazminat davası açmıştır. Başvurucuların murisi 26/8/2009 tarihinde vefat etmiştir. Mahkeme 29/6/2009 tarihli ve E.2009/244, K.2010/92 sayılı kararıyla ve Kadastro Mahkemesi kararına atıf yaparak başvurucuların murisinin satın aldığı tapu kayıtlarının 229 No.lu parsele ait olduğu iddiasının Kadastro Mahkemesince reddedildiği, dayanılan tapu kayıtlarının miktarından daha fazla yer verildiği ve başvurucuların murisi adına mevcut kayıtların 229 No.lu parsel dışında çok sayıda parselin revizyon gördüğü, dava dilekçesinde belirtilen hususların tapu kaydının yanlış tutulmasından kaynaklanmadığı, başvurucuların murisinin kadastro öncesi satın aldığı tapu kayıtları hangi kadastral parsellere uygulanmış ise yasal süresi içinde o parseller yönünden tespit malikleri aleyhine talepte bulunabileceği, 3402 sayılı Kanun’un 12/4 maddesi gereği kadastrosu tamamlanmış alan içinde kalan eski tapu kayıtlarının işleme tabi kayıt niteliğini kaybedeceği ve bunlara dayanılarak işlem yapılamayacağı gerekçeleriyle davayı reddetmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Dairesi 17/1/2012 tarihli ve E.2011/16678, K.2012/237 sayılı kararıyla başvurucuların murisinin dayandığı tapu kaydının değişebilir sınırlar içerdiği; miktarından çok fazlaya, toplam 926 m²ye çok sayıda parselin revizyon gördüğü, başvurucuların murisinin çekişmeli 229 sayılı parsel için mevcut bir tapu kaydının bulunmadığı, bu nedenle de Kadastro Mahkemesi kararının kesinleşmesiyle zarara uğrandığının söylenemeyeceği gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Başvurucuların karar düzeltme talebi Yargıtay aynı dairesinin 11/12/2012 tarihli ve E.2012/7868, K.2012/14280 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Bu ilam başvuruculara 31/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular 4/2/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.B. İlgili Hukuk 6831 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısımları şöyledir:“Tabii olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır.… J) Funda veya makilerle örtülü orman ve toprak muhafaza karakteri taşımıyan yerler; Orman sayılmaz.” 6831 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:“Orman kadastro komisyonlarınca düzenlenen tutanakların askı suretiyle ilanı, ilgililere şahsen yapılan tebliğ hükmündedir. Tutanak, harita ve kararlara karsı askı tarihinden itibaren altı ay içinde kadastro mahkemelerine, kadastro mahkemesi olmayan yerlerde kadastro davalarına bakmakla görevli mahkemeye müracaatla sınırlamaya ve 2 nci maddeye göre orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine Çevre ve Orman Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü ve hak sahibi gerçek ve tüzel kişiler itiraz edebilir. Bu müddet içinde itiraz olmaz ise komisyon kararları kesinleşir. Bu süre hak düşürücü süredir. Ancak, tapulu gayrimenkullerde tapu sahiplerinin, on yıllık süre içerisinde dava açma hakları mahfuzdur. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’un maddesi şöyledir:“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur. Devlet, zararın dogmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder. Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.” 3402 sayılı Kanun’un maddesi şöyledir:30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir.…Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. ( iptal cümle: Anayasa Mah.2011 Tarih ve 2009/31 E. 2011/77 K. s.k.) **Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapu kayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarak kadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz.Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse, iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihinden itibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ile bunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medeni kanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” 3402 sayılı Kanun’un maddesinin ilgili kısımları şöyledir"Tapu kayıtları ile diğer belgelerin kapsadığı yeri tayinde; A) Kayıt ve belgeler, harita, plan ve krokiye dayanmakta ve bunların yerlerine uygulanması mümkün bulunmakta ise, harita, plan ve krokideki sınırlara itibar olunur.B) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar mahalline uygulanabiliyor ve bu sınırlar içinde kalan yer hak sahibi tarafından kullanılıyor ise, kayıt ve belgelerde gösterilen sınırlar esas alınarak tespit yapılır.C) Harita, plan ve krokiye dayanmayan kayıt ve belgelerde belirtilen sınırlar, değişebilir ve genişletilmeye elverişli nitelikte ise, bunlarda gösterilen miktara itibar olunur. Ancak değişebilir ve genişletilmeye elverişli sınırlardaki taşınmaz malların kayıtları, fizik yapıları ve konumları itibariyle belli bir yeri kapsıyorsa, tespit o sınır esas alınarak yapılır.…”