Başvuru, ölümcül hastalık dolayısıyla yapılan infazın ertelenmesi talebinin ölümden önce sonuçlandırılmaması ve ölüm olayıyla olarak ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, bu olaya ilişkin olarak açılan tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; ölümcül hastalık dolayısıyla yapılan infazın ertelenmesi talebinin ölümden önce sonuçlandırılmaması ve ölüm olayıyla olarak ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, bu olaya ilişkin olarak açılan tam yargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle de mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 14/3/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. 2017/20607 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2016/5862 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2017/20607 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyasının kapatılmasına, incelemenin 2016/5862 başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen belgeler ile Bakanlığın görüş yazısının ekindeki belgelere göre olaylar özetle şöyledir: Anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak suçundan mahkûm olduğu müebbet hapis cezasını Kırıkkale F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz etmekte olan başvurucunun eşi ye rahatsızlığı nedeniyle 3/9/2009 tarihinde götürüldüğü Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından kolon Ca, çekum, diffüz infiltratif (taşlı yüzük hücreli) adenokarsinom tanısı konulmuştur. Bunun üzerine acil sevk yazısı ile Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi (Hastane) Medikal Onkoloji Servisine yatırılmış ve 28/9/2009 tarihine kadar burada yatarak tedavi görmüştür. 28/9/2009 tarihinde taburcu edilmesinin ardından misafir hükümlü olarak Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumuna (İnfaz Kurumu) kabul edilmiştir. tarafından Cumhurbaşkanlığına hitaben yazılan 26/10/2009 tarihli özel af talepli dilekçenin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) iade edilmesi üzerine İnfaz Kurumunun 4/12/2009 tarihli yazısı ile Hastaneye sevk edilmiştir. hakkında yapılan tetkikler neticesinde 8/12/2009 tarihli sağlık kurulu raporu düzenlenmiş olup raporda ye C0 çekumda malign neoplazm tanısı konulduğu ve "Metastatik çekum adeno Ca, folfok alıyor (Şu ana kadar 2 defa kür aldı.), hastalık süreklilik arz etmektedir. Cezasının ceza infaz kurumunda infazı durumunda hayati tehlikesi mevcuttur. Hastanın cezasının 6 ay süre ile tehir edilmesi ve 6 ay sonrasında kontrolü uygundur. Durum bildirir rapordur." şeklinde karar verildiği görülmüştür. nin hastalığının Anayasa'nın maddesinin (b) fıkrası kapsamında olup olmadığının belirlenmesi amacıyla anılan rapor tüm sağlık evrakı ile birlikte mütalaa alınmak üzere Adli Tıp Kurumuna (ATK) gönderilmiştir. İstanbul ATK Başkanlığının 15/1/2010 tarihli yazısında, rapor hazırlanabilmesi için nin tıbbi belgeler ile birlikte ATK'da hazır olması gerektiğini belirtmesi üzerine 8/2/2010 tarihinde ATK'da hazır bulundurularak nin muayene olması sağlanmış ve rapor hazırlama süreci bu şekilde devam etmiştir. karın ağrısı şikâyetiyle 10/3/2010 tarihinde Hastaneye yatmış, 11/3/2010 tarihinde taburcu olmuştur. Hastanenin Medikal Onkoloji Servisi tarafından düzenlenen 11/3/2010 tarihli epikriz raporunda, çekum tanısıyla izlenen hastanın folfox kürün ayağını aldığı belirtilmiştir. 29/3/2010 tarihinde karın şişliği şikâyetiyle yeniden Hastaneye sevk edilen burada 12/4/2010 tarihine kadar yatarak tedavi olmuş, tedavi sonrası düzenlenen 12/4/2010 tarihli raporun üzerine "15 gün sonraya (27/04/2010) yatış randevusu alındı." ibaresi yazılarak taburcu edilmiş, 27/4/2010 tarihinde de Hastaneye yatışı sağlanmıştır. Tedavi süreci devam ederken İnfaz Kurumu aracılığıyla Başsavcılığa, Adli Tıp Kurumuna, Türk Tabipler Birliğine ve Bakanlığa hitaben bazı dilekçeler yazmıştır. UYAP vasıtasıyla tespit edilebilen dilekçeler özetle şu şekildedir:i. Cezaevi Savcılığına hitaben yazdığı 16/4/2010 tarihli dilekçesinde; kanser teşhisi ile yaklaşık yedi aydır kemoterapi gördüğünü, ihtiyaçlarını kendi başına karşılayamadığını belirtiği ve bu nedenle Hastanenin 8/12/2009 tarihli sağlık kurulu raporu da dikkate alınarak cezasının infazının 6 ay süreyle ertelenmesini talep ettiği, ii. Adli Tıp Kurumuna hitaben yazdığı 16/4/2010 tarihli dilekçesinde; Hastanenin 8/12/2009 tarihli sağlık kurulu raporundan sonra 8/2/2010 tarihinde Adli Tıp Kurumuna getirildiğini ancak kendisine raporun akıbeti ile ilgili bir bilgi verilmediğini ifade ederek sağlık durumunun giderek ağırlaşması nedeniyle rapor işleminin ivedilikle sonuçlanmasını istediği, iii. Başsavcılığa hitaben yazdığı 20/4/2010 tarihli dilekçesinde; hastalığı nedeniyle acil olarak sevk edildiği Hastanedeki doktorun kendisine herhangi bir tedavi uygulamadığını vurguladığı, bu nedenle Hastane yönetimi ve doktordan şikâyetçi olduğu,iv. Türk Tabipler Birliğine hitaben yazdığı 20/4/2010 tarihli dilekçesinde, hastalık sürecine rağmen kendisi ile ilgilenmeyen Hastane doktorları hakkında inceleme başlatılmasını istediği,v. Bakanlığa hitaben yazdığı 20/4/2010 tarihli dilekçesinde ise hastalığı nedeniyle acil olarak sevk edildiği Hastanede kendisine gerekli tedavi işlemleri yapılmadığı için sorumlu Hastane yönetimi ve doktordan şikâyetçi olduğunu belirttiği görülmüştür. İstanbul ATK İhtisas Kurulu (Kurul) 28/4/2010 tarihli yazısıyla Başsavcılıktan nin kemoterapiye yanıtını gösterir rapor ve yeni çekilecek toraks (göğüs) bilgisayarlı tomografisinin (BT) Kurula gönderilmesini istemiştir. Kurulun yazısı Başsavcılık tarafından 13/5/2010 tarihli yazıyla İnfaz Kurumuna gönderilmiş, İnfaz Kurumu da 21/5/2010 tarihli yazıyla Hastaneden anılan eksikliklerin giderilmesini istemiştir. Bunun üzerine Hastane Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. U.nun "...Hastaya daha öncesinde metastatik kolon ca teşhisi ile 6 kür kemoterapi uygulandı. Nisan 2010'da yapılan değerlendirmesinde hastada progresyon (ilerleme) görülmesi üzerine hastaya yeni bir kemoterapi (FOLFIRI) başlandı. Halen kemoterapisi devam eden hastanın son tomografisi ektedir. Hastanın şifa şansı bulunmamaktadır..." şeklindeki görüş yazısı ile akciğer grafisi ve tüm abdomen BT raporları İnfaz Kurumuna gönderilmiştir. Başsavcılık 31/5/2010 tarihli yazıyla istenen tüm bilgi ve belgeleri Kurula göndermiştir. Kurulun yaptığı inceleme sonucu düzenlediği 23/6/2010 tarihli raporunun sonuç kısmı şöyledir:"SONUÇ:1- Ş. Oğlu 1969 doğumlu nin metastatik çekum karsiyomu olduğu, yapılan ilk kemoterapiye rağmen hastalığının ilerlediği ve halen yeni bir protokol ile kemoterapisine devam edildiğinin bildirildiği, tedavisi süresince hastanede yatırılarak izlenmesinin uygun olduğu, 2- Yeni protokol ile başlayan tedavisi bitiminde Onkoloji Kliniği tarafından düzenlenecek son durumunu gösteren rapor, yapılan tetkikler ile birlikte kontrol muayenesine gönderilmesi sonrası T. Anayasası 104/b maddesi yönünden görüş düzenleneceği oy birliği ile mütalaa olunur." 27/4/2010 tarihinden itibaren Hastanedeki tedavisine yatarak devam eden 28/6/2010 tarihinde vefat etmiştir. A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç Ölüm olayı üzerine Başsavcılık tarafından derhâl soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma kapsamında nöbetçi Cumhuriyet savcısı Hastane morguna gelerek burada ölü muayene işlemi gerçekleştirmiş olup düzenlenen 28/6/2010 tarihli ve 30 saatli Ölü Muayene Tutanağı'nın ilgili kısmı şöyledir: "...Ölen hakkında Ankara Numune Hastanesi tarafından düzenlenen : 61154153 protokol numaralı hasta dosyasının tetkikinde 11/6/2010 günü kolon malin kanseri nedeniyle yatırıldığı karın ağrısı gaz gaita çıkaramama şikayetlerinin bulunduğu iloos tanısı ile aynı gün ameliyat edildiği operasyonda sigmoid kolon kaynaklı olduğu düşünülen tüm karına yayılmış peritoneal karsinomatöz olarak tanımlanan inoperabıl tümör tespit edildiği pasac cerrahisi için uygub bağırsak ansı bulunamadığı için ameliyata son verildiği postop takiplerinde hastaya nazogastrik sonda takılarak intra venöz mayi desteği ile takip edildiği ara ara hipotansiyon kusma ve taşıkardi gibi bulguları olduğu 28/6/2010 günü kalbin durduğu 45 dakika canlandırmaya rağmen yanıt alınamayıp saat 01:30da öldüğü ölüm sebebinin kolon kanseri peritoneal karsinomatöz tümör malmütrisyon hipovolemi solunum yetmezliği gibi nedenlerle meydana geldiği kayıtlı olup kesin ölüm sebebi her ne kadar belli isede mahkum olması nedeniyle genelge gereği hasta müşade dosyası ile birlikte adli tıp morguna kaldırılarak klasik otopsi yapılmasının uygun olacağı kanaatindeyim dedi.SONUÇ: Bilirkişi beyanı ve genelge gereği ve mevcut delil durumları göz önüne alınarak cesedin kesin ölüm sebebi tespit edilmemiş olmakla ceset üzerinde klasik otopsi yapılmak üzere Ankara Adli Tıp Kurumu Morguna gönderilmesine karar verilerek. Düzenlenen tutanak birlikte imza altına alındı." nin kesin ölüm sebebinin tespit edilmesi için cesedi klasik otopsi yapılmak üzere ATK'ya gönderilmiştir. ATK Ankara Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının 16/12/2010 tarihli otopsi raporunun sonuç kısmı şöyledir:" 2010 tarihinde tedavi gördüğü Ankara Numune Hastanesi'nde ölen ... hükümlü [ye] ait olduğu ölü muayene tutanağından anlaşılan cesede 2010 günü yapılan otopsiden ve otopsi esnasında alınan kan, mesane yıkama suyu, iç organ parçaları ve mide muhteviyatının kimyasal ve histopatolojik tetkikleri ile hasta dosyasının tetkiklerinden elde edilerek yukarıya kaydedilen bilgi ve bulgulara göre;1- Kişinin ölümünün kendisinde mevcut multipl organ (karaciğer, mide, batın duvarı) tutulumu gösteren kolon (kalın bağırsak) kanseri ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar (asit, enfeksiyon) sonucu doğal nedenlerden ileri geldiği, 2- Kişiye ait kanda ve mesane yıkama suyunda uyarıcı - uyuşturucu maddelerin bulunmadığı, iç organ parçaları ve mide muhteviyatında aranan toksik maddelerin bulunmadığı, kanda alkol bulunmadığını bildirir otopsi raporudur." Başsavcılık Hastaneden nin hasta dosyasını incelemek üzere istemiş, yaptığı inceleme sonucunda dosyayı Hastaneye iade etmiştir. Başsavcılık yürüttüğü soruşturma neticesinde 4/1/2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair (takipsizlik) karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:"Sincan F 2 cezaevinde hükümlü olarak bulunan [nin] kanser tedavisi görmek üzere geldiği Ankara Numune Hastanesinde vefat ettiği, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Daire Başkanlığının 16/12/2010 tarih ve 500 sayılı otopsi raporunda belirtildiği üzere ölümün şüpheli ölüm olmadığı, hükümlünün kolan kanseri ve buna bağlı gelişen komplikasyonlar sonucu doğal nedenlerden öldüğü anlaşılmakla kamu adına KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,Ölenin yakınlarına ait adres mevcut olmadığından talep halinde otopsi raporu ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın ölenin yakınlarına tebliğine..." Kararda, dosyada ölenin yakınlarına ait adres bilgilerinin olmadığı gerekçe gösterilerek talep hâlinde otopsi raporu ve takipsizlik kararının yakınlara tebliğ edileceği belirtilmiştir. Başvurucu, anılan kararın ölenin yakınlarına tebliğ edilmediğini ve kararı haricen 1/2/2016 tarihinde öğrendiğini ileri sürmüştür. Başvuru formu ve ekindeki bilgiler ile UYAP'ta yer alan verilerden başvurucunun iddiasının aksine herhangi bir bilgi ve belge tespit edilememiştir. Başvurucu takipsizlik kararına 1/2/2016 tarihinde vekili vasıtasıyla itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde özetle nin infaz kurumunda iken kansere yakalandığını, infaz kurumu koşullarının iyileşmeye olanak vermemesi nedeniyle infazın geri bırakılması ya da durdurulması için hem kendisinin hem de ailesinin defalarca başvuruda bulunduğunu ancak bürokrasinin geç işlemesi nedeniyle koşulların nin hayatını kaybetmesine neden olduğunu, buna rağmen Başsavcılığın idarenin kusurlu olup olmadığını araştırmadan takipsizlik kararı verdiğini ve bu kararın tebliğ edilmediğini belirterek takipsizlik kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İtirazı inceleyen Ankara Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) 16/2/2016 tarihli kararıyla "...Yapılan soruşturma sonucunda toplanan delillere ve dayanılan gerekçelere nazaran, 2010/77853 soruşturma 2011/323 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karar usul ve yasaya uygun olup, yakınıcılar vekilinin itiraz dilekçesinde bildirdiği nedenler yerinde görülmediğinden..." gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir. Bu karar başvurucu vekiline 24/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucu 14/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç Ölenin -başvurucunun da aralarında bulunduğu- yakınları 3/6/2013 tarihinde Bakanlığa başvurarak tazminat talebinde bulunmuştur. Bu talebin reddi üzerine 22/8/2013 tarihinde maddi ve manevi zararların giderilmesi istemiyle Ankara İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, yakınlarının ağır hastalığına geç teşhis konulmasının ve hastalığına uygun bir ortamda tutulmamasının hizmet kusuru teşkil ettiği ileri sürülmüştür. Davacılar, yakınlarının cezasının infazının 6 ay süreyle ertelenmesinin uygun olacağı yolunda düzenlenen sağlık raporuna rağmen bu doğrultuda herhangi bir karar alınmadığından şikâyet etmişlerdir. Yakınlarının ATK tarafından muayene edildiği tarihten ancak dört ay sonra hakkında rapor düzenlenebildiğini ifade eden davacılar, netice itibarıyla tüm bu ihmalkârlıkların yakınlarının ölümüne sebebiyet verdiğini ve bu nedenle idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu iddia etmişlerdir. Mahkeme 11/10/2013 tarihli kararı ile davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun maddesine yer verilmiş, buna göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak tazminat talebinde bulunmaları gerektiği hatırlatılmıştır. Gerekçede; tazminata konu ölüm olayının 28/6/2010 tarihinde başvurucu ve diğer davacılar tarafından öğrenildiği, anılan tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde idareye başvurularak başvurunun reddi üzerine süresi içinde dava açılması gerektiği, 3/6/2013 tarihinde idareye yapılan başvurunun reddi üzerine açılan davanın süresinde olmadığı belirtilmiştir. Başvurucu ve diğer davacılar mahkeme kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla temyiz yoluna başvurmuşlardır. Temyiz dilekçesinde, meydana gelen olayın suç teşkil ettiği, bu sebeple ceza zamanaşımı süresi içinde her zaman idareye müracaat ederek tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu ileri sürülmüş; bu görüşün kanuni dayanağına ve somut olayda ceza zamanaşımının ne zaman dolacağıyla ilgili olarak somut bir açıklama yapılmamıştır. Danıştay Onuncu Dairesi (Daire) 7/3/2016 tarihli kararıyla, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir. Başvurucu ve diğer davacılar, onama kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmuşlardır. Karar düzeltme dilekçesinde temyiz dilekçesinde öne sürülen iddia tekrarlanmıştır. Karar düzeltme talebi Dairenin 6/2/2017tarihli kararı ile reddedilmiştir. Bu karar başvurucu vekiline 24/3/2017 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu 3/4/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"(1) Hapis cezalarının infaz rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:...b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen kurallar uyarınca kısıtlanabilir. c) Cezanın infazında hükümlünün iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır. …f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu tedbirin alınması zorunludur.…" 5275 sayılı Kanun’un "Hapis cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir:"...(2) [Akıl hastalığı dışındaki] Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır. (3) Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı, Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adlî Tıp Kurumunca onaylanan rapor üzerine, infazın yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca verilir. Geri bırakma kararı, mahkûmun tâbi olacağı yükümlülükler belirtilmek suretiyle kendisine ve yasal temsilcisine tebliğ edilir. Mahkûmun geri bırakma süresi içinde bulunacağı yer, kendisi veya yasal temsilcisi tarafından ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilir. Mahkûmun sağlık durumu, geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca veya onun istemi üzerine, bulunduğu veya tedavisinin yapıldığı yer Cumhuriyet Başsavcılığınca, sağlık raporunda belirtilen sürelere, bir süre bulunmadığı takdirde birer yıllık dönemlere göre bu fıkrada yazılı usule uygun olarak incelettirilir. İnceleme sonuçlarına göre geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığınca, geri bırakmanın devam edip etmeyeceğine karar verilir. Geri bırakma kararını veren Cumhuriyet Başsavcılığının istemi üzerine, mahkûmun izlenmesine yönelik tedbirler, bildirimin yapıldığı yerde bulunan kolluk makam ve memurlarınca yerine getirilir. Bu fıkrada yazılı yükümlülüklere aykırı hareket edilmesi hâlinde geri bırakma kararı, kararı veren Cumhuriyet Başsavcılığınca kaldırılır. Bu karara karşı infaz hâkimliğine başvurulabilir....(6)(Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Maruz kaldığı ağır bir hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir." 5275 sayılı Kanun’un "Hükümlünün muayene ve tedavi istekleri" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Hükümlü, beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir." 5275 sayılı Kanun’un "Hükümlünün muayene ve tedavisi" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:"Kurumun sağlık koşullarının düzenlenmesi, hükümlünün acil veya olağan muayene ve tedavisi kurumun hekimi tarafından yapılır. Genel veya hastalık nedeniyle yapılan tüm muayene ve tedavi sonuçları, sağlık izleme kartına işlenir ve dosyasında saklanır." 5275 sayılı Kanun'un "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"(1) Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir.(2) 16 ncı madde gereğince cezasının ertelenmesi isteminin reddi hâlinde de aynı hüküm uygulanır.(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca yapılan başvurular cezanın infazını ertelemez. Ancak, mahkeme olayın özelliğine göre infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir. " 2577 sayılı Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir." Bakanlık Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 1/1/2006 tarihli ve 20 sayılı Genelgesi'nin ilgili kısmı şöyledir:"...Konuya ilişkin taleplerin nitelikleri icabı, sür'atle sonuçlandırılması ve evrakın eksiksiz olarak Cumhurbaşkanlığı Makamına sunulabilmesi için... Hükümlünün tam teşekküllü bir devlet hastanesi sağlık kuruluna sevk edilerek, Sevk yazısında hükümlüdeki rahatsızlığın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 104/2-b maddesinde yazılı sürekli hastalık, sakatlık ve kocama halinie teşkil edip etmediği hususunun verilecek sağlık kurulu raporunda açıkça belirtilmesinin istenilmesi, Hükümlüye tam teşekküllü devlet hastanesinden sağlık kurulu raporu alındıktan sonra; evvelce verilmiş başka bir rapor varsa bununla birlikte onaylı nüfus kayıt örneği, kesinleşme şerhi içeren mahkeme kararı ve müddetnamesi de dilekçesine eklenerek bir yazı ile mütalaa alınmak üzere Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi; evrakın tasdikli bir örneğinin Cumhuriyet başsavcılığındaki dosyasını saklanması, Adli Tıp Kurumuna yazılacak yazıda; hükümlüdeki rahatsızlığın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 104/2-b maddesinde yazılı sürekli hastalık, sakatlık ve kocama halini teşekkül edip etmediği hususunun verilecek raporda açıkça belirtilmesinin istenilmesi, Adli Tıp Kurumundan muayenesi istenmedikçe ve muayene için gün alınmadıkça hükümlünün bulunduğu yer ceza infaz kurumundan Adli Tıp Kurumunun bulunduğu yer ceza infaz kurumuna sevk edilmemesi, Cezasının infazı tehir edilen hükümlünün durumunun sağlık raporunda belirtilen sürelere veya bir süre bulunmadığı takdirde üçer aylık dönemlere göre 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 16'ncı maddesinin 3'üncü fıkrasında yazılı usule uygun olarak incelettirilmesi ve ertelemenin yenilenmesi halinde Bakanlığımız Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bilgi verilmesi, Hükümlünün müddetnamesine ek olarak, infaz edilen ceza müddeti de koşullu salıverilme tarihine kadar kalan sürenin açıkça belirtilmesi,...konularında gereken dikkat ve özenin gösterilmesini rica ederim."B. Uluslararası Hukuk Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur... " Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında Sözleşme'nin maddesinin ilk cümlesinin devletlerin yalnızca kasti ve hukuka aykırı ölüme sebebiyet vermekten kaçınmasını değil aynı zamanda kendi egemenlik yetkileri içinde bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri almalarına dair devletlere pozitif yükümlülük yüklediğini hatırlatmaktadır (B/İngiltere, B. No: 23413/94, 9/6/1998, § 36). AİHM’e göre Sözleşme’nin maddesi, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının bulunduğu durumlarda devlete elindeki tüm imkânları kullanarak yaşama hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak yeterli yargısal veya diğer tedbirleri alma görevi yüklemektedir (Osman/İngiltere [BD], B. No: 23452/94,28/10/1998, § 115; Paul ve Audrey Edwards/İngiltere, B. No: 46477/99, 14/3/2002, § 54). AİHM, bu yükümlülüğün -kamusal olsun veya olmasın- yaşama hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından da geçerli olduğu kanaatindedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/ 2004, § 71). AİHM başvurucunun erkek kardeşinin sağlık durumunun ceza infaz kurumu ortamında kalmasına uygun olmadığına ilişkin sağlık raporuna rağmen tahliye talebinin reddedilmesiyle ilgili Yılmaz/Türkiye (B. No: 1792/12, 5/3/2019, § 40) kararında özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin yaşamlarını ve sağlıklarını koruma konusundaki pozitif yükümlülüğün, bu kişilerin tıbbi tedavilerine özen gösterilmesi ve yaşamları üzerinde oluşabilecek olası tehditleri engellemeyi de içerdiği ve bu nedenle uygun bir tıbbi tedavinin sağlanması konusundaki eksikliklerin yaşam hakkının koruma yükümlülüğüne aykırılık teşkil edebileceğine işaret etmiştir (benzer yöndeki diğer AİHM kararları için bkz. İlhan/Türkiye, B. No: 22277/93, 27/7/2000, § 87; Huylu/Türkiye, B. No: 52955/99, 16/11/2006, §§ 57, 58). Ayrıca AİHM, tedavisi imkânsız bir hastalığa yakalanmış olsa da Sözleşme'nin sağlık nedenleriyle bir tutukluyu serbest bırakma genel yükümlülüğünü üye devletlere yüklemediği kanaatini taşımakla birlikte çok istisnai ve önemli koşullarda, iyi bir ceza adaletinin gerçekleştirilmesi adına insani nitelikli birtakım tedbirlerin alınmasının gerekli olduğu durumların ortaya çıkmasının imkân dâhilinde olduğunu kabul etmektedir (Gülay Çetin/Türkiye, B. No: 44084/10, 5/3/2013, § 102). Ancak AİHM'e göre Sözleşme’nin maddesikapsamında yetkililerin pozitif yükümlülükleri mutlak/koşulsuz değildir. Yaşama yönelik varsayılan her tehdit, yetkilileri riski önlemek için özel önlemler almaya zorlamaz. Özel önlemler alma yönünde bir görev, sadece yetkililerin yaşama yönelik gerçek ve yakın bir riskin bulunduğunu bildikleri ya da bilmeleri gerektiği ve yetkililerin durum üzerinde belirli derecede hâkimiyetlerinin bulunduğu hâllerde ortaya çıkar (Finogenov ve diğerleri/Rusya, B. No: 18299/03, 27311/03, 20/12/2011, § 209). Diğer taraftan söz konusu pozitif yükümlülük; modern toplumların güvenliğini sağlamadaki zorluklar, insan davranışlarının öngörülemezliği ve belirli bir faaliyete ilişkin tercihlerin önceliklere ve kaynaklara göre yapılması gerektiği akılda tutularak yetkililere imkânsız veya aşırı bir sorumluluk yüklemeyecek şekilde yorumlanmalıdır (Finogenov ve diğerleri, § 209; Makaratzis/Yunanistan [BD], B. No: 50385/99, 20/12/2004, § 69). AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).